Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurban

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurbandan oluşan dramatik üçgen iş hayatında da peşimizi bırakmıyor. Üstelik dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Sonuçta; verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışması baltalanıyor…

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurbandan oluşan dramatik üçgen iş hayatında da peşimizi bırakmıyor. Üstelik dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Sonuçta; verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışması baltalanıyor…

İŞ HAYATINDAKİ ŞEYTAN ÜÇGENİ

Psikolojik bir kuram olan Dramatik üçgen iş hayatında yaygın görülüyor. Psikolojik bir oyun olarak da tanımlanan bu kuramda 3 rol var: Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurban. Kurtarıcı rolündeki kişi etrafındakilere sürekli yardım ediyor, kurban rolündeki ‘yapamıyorum, beceremiyorum’ diyerek sorumluluğu başkasının üstüne yıkıyor, suçlayıcı rolündeki kişi ise ‘bu durumdan sen sorumlusun, senin suçun’ diyerek hatayı başkasının üzerine atıyor. Dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışmasını baltalanıyor.

Transaksiyonel analizde yer alan psikolojik bir kuram olan Dramatik üçgen’i (Drama Triangle) ilk olarak Stephan Karpman tanımlamış. Dramatik üçgen, farkında olarak veya olmadan oynadığımız psikolojik bir oyun olarak açıklanabilir. İnsanın olduğu her yerde bu oyun oynanıyor. Organizasyonlar da insanlardan oluştuğu için, sadece 2 kişilik şirketlerde de, yüzlerce çalışanı olan şirketlerde de bu oyun görülebiliyor. Özel hayatta da içine düşülebilecek bu oyun, iş süreçleri içerisinde ‘mobbing’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Dramatik üçgen hem özel hayatta hem kariyer yaşamında ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor, verimliliği düşürebiliyor, işyerindeki uyumlu ortamı ve ekip çalışmasını baltalayabiliyor. Ancak oyunu fark edip içine girmemek de mümkün.

Dramatik üçgeni biraz daha açarsak, bu oyunda işlevsel olmayan davranışlar var. Kişi, çocukluk yıllarında çevresindekileri izleyerek hayatta kalma amacıyla bir takım davranışlar ediniyor. Dramatik üçgendeki roller; burada ve şimdi yerine, geçmişteki durumlara tepki. Her psikolojik oyunda da oyuncular bu rollerden birisini alarak kendilerine değer verilmesini sağlamaya çalışıyor. Bu olumlu gibi görülen davranış şekli aslında kişiyi zayıf bırakıyor. Kurumlara ve bireylere psikolojik gelişim danışmanı olarak hizmet veren Nur Meriç, bu oyunda üç rolün söz konusu olduğunu söylüyor: Kurtarıcı, suçlayıcı, kurban.

* Kurtarıcı rolü, fedakarlık düzeyi yüksek olan, etrafındakilere yardım etmek isteyen kişilerin üstlendiği bir rol. Farkında olarak ya da olmayarak takdir görmek, kendini sevdirerek değerli hissetmek amaçlanıyor olabilir. Ayrıca bir başkasının acıları ile ilgilenmek kendi acılarını hissetmekten daha kolay gelebilir.

* Kurban rolünü seçen kişi, kendini zayıf, güçsüz, aciz, başkalarına muhtaç hissedebilir veya öyle hissettirerek, “Ben yapamıyorum, beceremiyorum” diyerek sorumluluktan kurtulur. İşyerlerinde bunun karşılığını “Bütün işler bana kaldı”, “Bu kadar işi ben nasıl yapacağım”, “Yeterli değilim, işimden olabilirim” gibi cümleler kuran çalışanlarda görülebilir.

* Suçlayıcı rolünde ise suçu, hatayı başkasının üzerine atma durumu var. Çünkü “Sen sorumlusun, sen suçlusun” demek, “Bende bir sorun var” demekten çok daha kolaydır. Kimseye hayır diyemeyip her işi üzerinize aldıktan sonra kişi, kolayca kurban daha sonra da suçlayıcı rolüne geçebilir.
Kurtarıcı, kurban ve suçlayıcı aynı kişi olabilir

Daha anlaşılır olması için Meriç, Dramatik üçgendeki rolleri bir danışanının başına gelenlerle açıklıyor: “Danışanım Tarık çalıştığı şirkette iş arkadaşlarına kendi görev tanımında olmayan bazı konularda yardımcı oluyordu. Bu şekilde onlar tarafından daha fazla sevilip takdir edildiğini düşünüyordu. İlk günlerde yaptığı bu işler ekip arkadaşlarının kafasında, Tarık sanki bundan sonra da sürekli olarak bu işleri yapacakmış hissi yaratmıştı. Bir gün Tarık, asli bir görevini yerine getirdiği sırada bir arkadaşı tarafından istenilen bir işi o an yapamayacağını söyler. Çalışma arkadaşına göre Tarık daha önce yaptığı ve hep yapacağına dair izlenim verdiği yardımlarını arkadaşından esirger. Bunun üzerine, ilişkileri çok iyi olan ve önem verdiği arkadaşı kırılır, kızar ve Tarık’a karşı tavır alır. Tarık arkadaşlarının isteklerine hayır diyemediği zamanlarda zaten hep bundan endişelenmektedir ve sonunda bu gerçekleşir. Bir süre soğuk rüzgarlar eser. Tarık, kurtarıcı rolünden kurbana iner. Bir süre burada oyalandıktan sonra bu rolden sıkılıp suçlayıcıya geçer. İçinden: “Bu zamana kadar yapıyorduk, iyiydi; bir kere yapmadık, kötü olduk! Zaten benim işim değil. Benden, bana ait olmayan işleri yapmamı bekliyorlar. Bunlar onların görevleri, onlar yapmalılar” tarzında söylenip arkadaşını suçlamaya başlar. Bu örnekte aynı insanın kurtarıcı, kurban ve suçlayıcı rollerinde nasıl savrulduğu görülebiliyor.”

Başarısızlığı çalışanın üzerine atabilir

Bu rolleri üstlenenler her kademeden olabilir. Yönetici pozisyonundaki bir kişi suçlayıcı rolünde olabileceği gibi, kurtarıcı ve kurban rolüne de girebilir. Meriç, kurban rolündeki yöneticinin, “Birçok eleman var, yine bütün işleri ben hallediyorum” gibi cümlelerden fark edilebileceğini söylüyor. Suçlayıcı rolündeki yönetici, başarısızlığı çalışanlarının üzerine atma, sorumluluğu kabul etmeme eğilimde olabilir, ‘Ekibim iyi değil bu yüzden başarısız oluyoruz’ gibi açıklamalar getirebilir. Kurtarıcı rolündeki yönetici, hedeflerini tutturamayacağını düşündüğü ekibinin çalıştığı bir projede ‘Son görüşmelerini benim yapmam gerekir’ diyebilir.

Bürünülen bu karakterlerden memnun olanlar veya işine böyle gelenler, rollerini bir hayat biçimi haline de getirebiliyor. Fakat rolünüzü sevmediyseniz, rahatsızlık duyduysanız bu üçgene girmemeniz de mümkün. Meriç, kendi hayatınızdaki çözemediğiniz sorunlardan kaçıp başkaları için kurtarıcı rolüne girdiğinizi fark ederseniz, kendinize karşı dürüst davrandığınızda başkalarına hayır demeyi de öğrenebilirsiniz diyor: “Birine yardım etmek istediğinizde, karşınızdaki kişinin tüm sorumluluklarını üzerinden almamanız gerekir. Başkalarının hayatında kahraman-kurtarıcı rolü oynamak yerine kendi hayatınızda kaçtığınız sorunları çözerek daha önemli bir iş yapmış olursunuz. Kurtarıcı rolü yerine, sizden yardım isteyen kişiye önerilerde bulunabilirsiniz. İşlerinin bir kısmını yapmayı üstlenseniz bile kendi sorumluluklarınızı aksatmadığınız sürece yardımda bulunabileceğinizi belirtebilirsiniz.”

Kurtarıcı değil destekleyici olun
Kurtarıcı rolü oynamayı sevenlerin, müşteriler tarafından sevilip takdir görebileceğini belirten Meriç bunun nedenini fedakarlık yapmak konusunda daha istekli olmalarına bağlıyor. Ancak çalışma arkadaşları arasında kurtarıcı rolündeki kişi kurban ve suçlayıcı haline gelebiliyor. Meriç’in bu rolleri üstlenmek yerine yapılmasını önerdiği şeyler ise şöyle:

* Kurtarıcı yönetici, çalışanlarına görev tanımlarını verip, bunun doğrultusunda gerekli desteği vermesi, onu kurtarıcı yerine destekleyici ve iyi bir yol arkadaşı yapabilir.
* Kurban yönetici, ekibinin bu iş için yeterli olup olmadığını gözden geçirip, eksik yanlarını fark edip çeşitli eğitimlerle ekibi güçlendirerek, yeni personellerle hem kendisini hem ekibinin zayıf yanlarını tamamlayabilir.
* Suçlayıcı yönetici bir sorun karşısında bireysel sorumluluklarını kabul edip, gerekli sınırlarını koyabilir. “Ben bu durumu düzeltmek için başka ne yapabilirdim?”, “Ben nasıl bir davranış değişikliği yaratmalıyım ki; bu sorunu bir daha yaşamayayım?” diyebilir.

Dramatik üçgenden kaçınmak için
Meriç, iş hayatında Dramatik üçgenden korunmak için görev tanımlamalarının iyi yapılmış olması gerektiğini söylüyor. Orta kademedeki yöneticilerin adaletli bir iş dağılımı yapması önemli. Sorunları dinlemeye açık bir liderlik anlayışı, uyumlu pozitif bir kurum kültürü çalışanların problemleri çözmesinde yardımcı oluyor.

Bireysel olarak çözüm ise kişinin kendine karşı dürüst olması, bilinçaltındaki kalıpları fark etmesi ve çözmesiyle sağlanıyor. Kahramanlık yapmanın, her zaman etraftakileri suçlamanın, her konu için “Ben beceremem” tutumunu sergilemenin doğru olmadığını belirten Meriç, her insanın zayıflıkları ve güçlü yanları olduğunu söylüyor.

Yazar: Zeynep Mengi
Kaynak: www.nurmeric.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND