Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurban

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurbandan oluşan dramatik üçgen iş hayatında da peşimizi bırakmıyor. Üstelik dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Sonuçta; verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışması baltalanıyor…

suçlayıcı, nur meriç, kurtarıcı, kurban, iş hayatında dramatik üçgen, başarısız çalışan

Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurbandan oluşan dramatik üçgen iş hayatında da peşimizi bırakmıyor. Üstelik dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Sonuçta; verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışması baltalanıyor…

İŞ HAYATINDAKİ ŞEYTAN ÜÇGENİ

Psikolojik bir kuram olan Dramatik üçgen iş hayatında yaygın görülüyor. Psikolojik bir oyun olarak da tanımlanan bu kuramda 3 rol var: Kurtarıcı, suçlayıcı ve kurban. Kurtarıcı rolündeki kişi etrafındakilere sürekli yardım ediyor, kurban rolündeki ‘yapamıyorum, beceremiyorum’ diyerek sorumluluğu başkasının üstüne yıkıyor, suçlayıcı rolündeki kişi ise ‘bu durumdan sen sorumlusun, senin suçun’ diyerek hatayı başkasının üzerine atıyor. Dramatik üçgen iş hayatındaki ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda verimlilik düşüyor, uyumlu ortam kayboluyor ve ekip çalışmasını baltalanıyor.

Transaksiyonel analizde yer alan psikolojik bir kuram olan Dramatik üçgen’i (Drama Triangle) ilk olarak Stephan Karpman tanımlamış. Dramatik üçgen, farkında olarak veya olmadan oynadığımız psikolojik bir oyun olarak açıklanabilir. İnsanın olduğu her yerde bu oyun oynanıyor. Organizasyonlar da insanlardan oluştuğu için, sadece 2 kişilik şirketlerde de, yüzlerce çalışanı olan şirketlerde de bu oyun görülebiliyor. Özel hayatta da içine düşülebilecek bu oyun, iş süreçleri içerisinde ‘mobbing’ olarak karşımıza çıkabiliyor. Dramatik üçgen hem özel hayatta hem kariyer yaşamında ilişkilerin bozulmasına neden olabiliyor, verimliliği düşürebiliyor, işyerindeki uyumlu ortamı ve ekip çalışmasını baltalayabiliyor. Ancak oyunu fark edip içine girmemek de mümkün.

Dramatik üçgeni biraz daha açarsak, bu oyunda işlevsel olmayan davranışlar var. Kişi, çocukluk yıllarında çevresindekileri izleyerek hayatta kalma amacıyla bir takım davranışlar ediniyor. Dramatik üçgendeki roller; burada ve şimdi yerine, geçmişteki durumlara tepki. Her psikolojik oyunda da oyuncular bu rollerden birisini alarak kendilerine değer verilmesini sağlamaya çalışıyor. Bu olumlu gibi görülen davranış şekli aslında kişiyi zayıf bırakıyor. Kurumlara ve bireylere psikolojik gelişim danışmanı olarak hizmet veren Nur Meriç, bu oyunda üç rolün söz konusu olduğunu söylüyor: Kurtarıcı, suçlayıcı, kurban.

* Kurtarıcı rolü, fedakarlık düzeyi yüksek olan, etrafındakilere yardım etmek isteyen kişilerin üstlendiği bir rol. Farkında olarak ya da olmayarak takdir görmek, kendini sevdirerek değerli hissetmek amaçlanıyor olabilir. Ayrıca bir başkasının acıları ile ilgilenmek kendi acılarını hissetmekten daha kolay gelebilir.

* Kurban rolünü seçen kişi, kendini zayıf, güçsüz, aciz, başkalarına muhtaç hissedebilir veya öyle hissettirerek, “Ben yapamıyorum, beceremiyorum” diyerek sorumluluktan kurtulur. İşyerlerinde bunun karşılığını “Bütün işler bana kaldı”, “Bu kadar işi ben nasıl yapacağım”, “Yeterli değilim, işimden olabilirim” gibi cümleler kuran çalışanlarda görülebilir.

* Suçlayıcı rolünde ise suçu, hatayı başkasının üzerine atma durumu var. Çünkü “Sen sorumlusun, sen suçlusun” demek, “Bende bir sorun var” demekten çok daha kolaydır. Kimseye hayır diyemeyip her işi üzerinize aldıktan sonra kişi, kolayca kurban daha sonra da suçlayıcı rolüne geçebilir.
Kurtarıcı, kurban ve suçlayıcı aynı kişi olabilir

Daha anlaşılır olması için Meriç, Dramatik üçgendeki rolleri bir danışanının başına gelenlerle açıklıyor: “Danışanım Tarık çalıştığı şirkette iş arkadaşlarına kendi görev tanımında olmayan bazı konularda yardımcı oluyordu. Bu şekilde onlar tarafından daha fazla sevilip takdir edildiğini düşünüyordu. İlk günlerde yaptığı bu işler ekip arkadaşlarının kafasında, Tarık sanki bundan sonra da sürekli olarak bu işleri yapacakmış hissi yaratmıştı. Bir gün Tarık, asli bir görevini yerine getirdiği sırada bir arkadaşı tarafından istenilen bir işi o an yapamayacağını söyler. Çalışma arkadaşına göre Tarık daha önce yaptığı ve hep yapacağına dair izlenim verdiği yardımlarını arkadaşından esirger. Bunun üzerine, ilişkileri çok iyi olan ve önem verdiği arkadaşı kırılır, kızar ve Tarık’a karşı tavır alır. Tarık arkadaşlarının isteklerine hayır diyemediği zamanlarda zaten hep bundan endişelenmektedir ve sonunda bu gerçekleşir. Bir süre soğuk rüzgarlar eser. Tarık, kurtarıcı rolünden kurbana iner. Bir süre burada oyalandıktan sonra bu rolden sıkılıp suçlayıcıya geçer. İçinden: “Bu zamana kadar yapıyorduk, iyiydi; bir kere yapmadık, kötü olduk! Zaten benim işim değil. Benden, bana ait olmayan işleri yapmamı bekliyorlar. Bunlar onların görevleri, onlar yapmalılar” tarzında söylenip arkadaşını suçlamaya başlar. Bu örnekte aynı insanın kurtarıcı, kurban ve suçlayıcı rollerinde nasıl savrulduğu görülebiliyor.”

Başarısızlığı çalışanın üzerine atabilir

Bu rolleri üstlenenler her kademeden olabilir. Yönetici pozisyonundaki bir kişi suçlayıcı rolünde olabileceği gibi, kurtarıcı ve kurban rolüne de girebilir. Meriç, kurban rolündeki yöneticinin, “Birçok eleman var, yine bütün işleri ben hallediyorum” gibi cümlelerden fark edilebileceğini söylüyor. Suçlayıcı rolündeki yönetici, başarısızlığı çalışanlarının üzerine atma, sorumluluğu kabul etmeme eğilimde olabilir, ‘Ekibim iyi değil bu yüzden başarısız oluyoruz’ gibi açıklamalar getirebilir. Kurtarıcı rolündeki yönetici, hedeflerini tutturamayacağını düşündüğü ekibinin çalıştığı bir projede ‘Son görüşmelerini benim yapmam gerekir’ diyebilir.

Bürünülen bu karakterlerden memnun olanlar veya işine böyle gelenler, rollerini bir hayat biçimi haline de getirebiliyor. Fakat rolünüzü sevmediyseniz, rahatsızlık duyduysanız bu üçgene girmemeniz de mümkün. Meriç, kendi hayatınızdaki çözemediğiniz sorunlardan kaçıp başkaları için kurtarıcı rolüne girdiğinizi fark ederseniz, kendinize karşı dürüst davrandığınızda başkalarına hayır demeyi de öğrenebilirsiniz diyor: “Birine yardım etmek istediğinizde, karşınızdaki kişinin tüm sorumluluklarını üzerinden almamanız gerekir. Başkalarının hayatında kahraman-kurtarıcı rolü oynamak yerine kendi hayatınızda kaçtığınız sorunları çözerek daha önemli bir iş yapmış olursunuz. Kurtarıcı rolü yerine, sizden yardım isteyen kişiye önerilerde bulunabilirsiniz. İşlerinin bir kısmını yapmayı üstlenseniz bile kendi sorumluluklarınızı aksatmadığınız sürece yardımda bulunabileceğinizi belirtebilirsiniz.”

Kurtarıcı değil destekleyici olun
Kurtarıcı rolü oynamayı sevenlerin, müşteriler tarafından sevilip takdir görebileceğini belirten Meriç bunun nedenini fedakarlık yapmak konusunda daha istekli olmalarına bağlıyor. Ancak çalışma arkadaşları arasında kurtarıcı rolündeki kişi kurban ve suçlayıcı haline gelebiliyor. Meriç’in bu rolleri üstlenmek yerine yapılmasını önerdiği şeyler ise şöyle:

* Kurtarıcı yönetici, çalışanlarına görev tanımlarını verip, bunun doğrultusunda gerekli desteği vermesi, onu kurtarıcı yerine destekleyici ve iyi bir yol arkadaşı yapabilir.
* Kurban yönetici, ekibinin bu iş için yeterli olup olmadığını gözden geçirip, eksik yanlarını fark edip çeşitli eğitimlerle ekibi güçlendirerek, yeni personellerle hem kendisini hem ekibinin zayıf yanlarını tamamlayabilir.
* Suçlayıcı yönetici bir sorun karşısında bireysel sorumluluklarını kabul edip, gerekli sınırlarını koyabilir. “Ben bu durumu düzeltmek için başka ne yapabilirdim?”, “Ben nasıl bir davranış değişikliği yaratmalıyım ki; bu sorunu bir daha yaşamayayım?” diyebilir.

Dramatik üçgenden kaçınmak için
Meriç, iş hayatında Dramatik üçgenden korunmak için görev tanımlamalarının iyi yapılmış olması gerektiğini söylüyor. Orta kademedeki yöneticilerin adaletli bir iş dağılımı yapması önemli. Sorunları dinlemeye açık bir liderlik anlayışı, uyumlu pozitif bir kurum kültürü çalışanların problemleri çözmesinde yardımcı oluyor.

Bireysel olarak çözüm ise kişinin kendine karşı dürüst olması, bilinçaltındaki kalıpları fark etmesi ve çözmesiyle sağlanıyor. Kahramanlık yapmanın, her zaman etraftakileri suçlamanın, her konu için “Ben beceremem” tutumunu sergilemenin doğru olmadığını belirten Meriç, her insanın zayıflıkları ve güçlü yanları olduğunu söylüyor.

Yazar: Zeynep Mengi
Kaynak: www.nurmeric.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND