Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kürk Mantolu Madonna’dan hayat dersleri

Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biri olan “Kürk Mantolu Madonna” sürükleyici ve derinlikli bir hikaye olmanın ötesinde hayata, insanlara ve kendine küsme mekanizmasını da gözler önüne seriyor. İşte Türk edebiyatını kült yapıtlarından “Kürk Mantolu Madonna”nın analizi…

Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından biri olan “Kürk Mantolu Madonna” sürükleyici ve derinlikli bir hikaye olmanın ötesinde hayata, insanlara ve kendine küsme mekanizmasını da gözler önüne seriyor. İşte Türk edebiyatını kült yapıtlarından “Kürk Mantolu Madonna”nın analizi…  

KÜRK MANTOLU MADONNA’YA DAİR

 “Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu farkedince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. ” ( sf:86 )

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı oldukça derinliğe,etkileyiciliğe sahip ve kurgusu iyi bir uzun hikaye. Okurken öğreten ve düşündüren bir uzun hikaye olması itibariyle de oldukça başarılı bir eser. Ben elbette bu eser hakkında ”vah vah” ya da ”vay vay” türünden bir yazı yazmayacağım. ” Ne güzel bulmuşlardı birbirlerini, ah şu ölüm olmayaydı ” veya ” Raif, aşklarının meyveleri olan şirin kızı daha sonradan bulup niye sahiplenmedi ki..” türündenden tartışmalara girmeyeceğim. Öncelikle eserin kurgusundan özetle bahsetmeliyim. 2 kısımdan oluşan eser ilk bölümde sıradan görünümlü hatta sıradan da öte ruhsuz, tepkisiz bir kişilik olarak karşımıza çıkan Raif efendi bir şirkette tercümanlık yapmaktadır. Hikayede anlatıcı yazar ise Rasim; Raif Efendinin iş arkadaşıdır. Rasim oldukça sıradan ama gizemli Raif Efendinin gizemini ortaya çıkaracaktır.

İkinci kısımda ise bir hastalıktan dolayı ölecek olan Raif efendi hayatının en önemli kısmını yazdığı defteri Rasim’in okumasıyla başlar. Raif Efendi 24 yaşında sabun imalatının teknolejisini öğrenmek için Almanya’ya gitmiştir. Fakat Raif’in iş ile hayat ile bağı o yaşlarında da yoktur. İnsanlardan uzak, çevresine yabancı bir kişilik olup o daha çok kitap okumayı ve düşlerde yaşamayı seven bir insandır. Birgün bir sergi salonunda gördüğü portredeki kadına aşık olur. Hergün salona gelir, kapılar kapanana dek portreyi soluksuz seyre dalar. Portrenin sahibi ressam kadının kendi portresini çizdiğini bilen Raif bu ressamı bulur, tanışırlar ve nihayet büyük bir aşk yaşarlar. Fakat Maria Puder’in yani Kürk Mantolu Madonna ölür ve hikaye Raif’in bu ölümü 10 yıl sonra öğrenip hayata, insanlara ve kendine küsmesiyle biter.

Raif Efendi gibi kişilikleri anlamak:

Çevremizde yüzlerce sessiz sakin görünümlü; hissiz, tepkisiz olarak tanımladığımız insanlar vardır. ”Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde,isteseler de istemeseler de işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. ” ( sf: 11 ) 

Öyledir de; çünkü, biz insanlar olarak güvensizlik kokan bu dünyada birbirimize yabancıyızdır. Kendi iç alemlerimizde yaşar, çevremizdeki insanları önyargılarla tanımlamaya çalışırız. Ve çoğunlukla önyargılarla tanımladığımız kişiyi gerçekten tanıdığımızda yanılırız. Raif Efendi de bu tür insanlardandır. Halbuki onun bu kişiliğini oluşturan kimi etmenler vardır. Raif Efendi daha çocukluğundan babası tarafından sevgi saygı görmemiş ve kendini kitaplar dünyasına atmıştır. Okuduğu kitaplardaki temiz ve kahramanca yaşamlar hiç de yaşadığı maddi dünyaya benzememektir. Düşler dünyasında yaşar, arkadaşları tarafından sevilmez, o da bunu pek önemsemez. İnsanlarla olan ilişkileri de zayıftır. Fakat Maria ile Almanya’da karşılaşması hayatının bir dönüm noktası olur ve gerçekten yaşamdan tad almaya başlar. Ama Maria’nın ölümü ve onun bu ölümden habersiz olduğu süreçte Maria’ya kendince olmadık iftiralar atmasından sonra hastalıktan ve doğum yaparken öldüğünü öğrendiğinde kendisinden nefret eder. Çünkü hayatta kendisine en değer verdiği insanı bir yanılgıyla suçlamıştır. Bu yüzden hayatı kendine zindan eder. Raif’in sessiz,sakin,silik kişiliğini ikiye ayırmak gerekirse birincisi Maria öncesidir,ikincisi Maria sonrasıdır. Sabahattin Ali bu hikayesinde bir kişiliği çok iyi çözümlüyor. Biz okurlarına da iyi dersler vermiş oluyor.

Hayatta ruhikizini bulmak:

Raif, Kürk Mantolu Madonna ile tanışmasını şu cümleyle yorumluyordu: ” Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu…” ( sf:87 )

Evet, bir ruhun kendini bulması ve coşması için uygun koşullar gelişmelidir. Raif için bu koşul ruhikizi olan Maria ile tanışmasıyla başlar ve Maria ile gerçekten aklıyla, ruhuyla bir yaşar. Maria Puder’in kişiliği ve kadın erkek ilişkilerine bakış açısı: Maria Puder yahudi kökenli ama kendini herhangi bir dine ait hissetmeyen, ressam, deli-dolu olduğu kadar hüzünlü, insanlara güvensiz, yalnız ve ezilen cins olarak bir kadındır. Maria hiçlikten öte bir anlam taşımayan, öğretilmiş kadınlık görevlerini yerine getiren, ezen-ezilenin olduğu bir ilişki türünü istemektedir. Bu konuda yaralıdır. İlişkilere bakış açısının öneminden dolayı uzun da olsa kitaptan bu alıntıyı yapmak zorundayım:

İnsan, bilhassa kadın ve erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. Ben bunu istemiyorum. Beni yüzde yüz doyurmayan, bana tam manasıyla şeyleri yapmak, beni kendi gözümde küçültüyor…Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?.. Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?.. Niçin sizin yalvarışınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. ”

Bu kitap yanılmıyorsam yky’da 54. baskısını yaptı. Muhakkak ki yeni baskılar yapmaya devam edecek. Yani onbinlerce insan tarafından okunmuş,okunmaya devam ediyor-edecek. Acaba Maria’nın bu sözlerinden sonra kaç okur kendini tarttı? Bu eserden kendine hangi dersleri çıkarttı? Ben kitaptan dersler çıkarmaya devam edeyim…

Sevgi üzerine bir tartışma:

Sevgi nedir? Günümüz sevgilerine bakarsak ancak sevginin ne olmadığını görmüş oluruz. Günümüzde sevgi; erkeğin kadına tahakkümü, kadının nazı, cinsel arzuların tatmini, sevginin nasıl oluyorsa artık nefrete, şiddete dönüşmesi ve sonucunda kısa süren birliktelikler veya hayat boyu tahammüle dayanan bir ilişkidir genellikle.

Belki de bugün Kürk Mantolu Madonna’nın bu kadar çok okunmasının sebebi kitapta yaşanan aşkın günümüzde pek bulunmayışından dolayıdır. Bir aşk hikayesi olan Kürk Mantolu Madonna’da Raif ile Mari arasında sevgi üzerinde şu tartışmayı yaparlar: Raif,

Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz tek bir kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk azaldıkça dağılan birşey değildir.” ( sf:107)

Bunun üzerine Maria, ” Benim beklediğim aşk başka!” dedi. ” O bütün mantıkların dışında , tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen birşey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek! ” (sf:107)

Burada kim haklıydı? Bu tartışma yarım kalan bir tartışma idi. Ama muhakkak Raif’in haklılık payı daha yüksek. Maria bu tartışmada daha ütopiktir. Sevgi almak mıdır vermek midir tartışmasında;vermenin,yani,sevgi vermenin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum… Raif ile Maria arasında yaşanan ilişkide en büyük eksikliğin üretimsizlik olduğunu düşünüyorum. Raif ile Maria birlikte olduğu sürece resim sergilerine, çay bahçelerine, müzelere,lokantalara gittiler; uzun yürüyüşlere çıkıp birbirlerini tanımak ve ruhlarını paylaşmak adına dolu dolu sohbetler ettiler. Bir ilişkide bunlar elbette önemlidir fakat üretim de ilişkiyi güçlendiren, geliştiren bir özelliği vardır ki Maria ile Raif birlikte olduğu sürece hiçbir üretim gerçekleştirmediler. Her ikisi de resim çizmeyi seviyorlardı. Birlikte bir resim üretebilirlerdi, fakat bu akıllarına dahi gelmedi. Belki bunun sebebi birlikteliklerinin 3-4 ay kadar sürmesinden kaynaklıdır.

Kıskançlık üzerine: Kıskanmıyorum öyleyse seviyorum!

Kıskançlık her ne kadar hikayede pek gündemde olmadıysa da Maria’nın Raif’e şaşırtıcı şu sorusu altı çizilecek ve üzerine düşünülecek bir sözdür:

‘Demek beni kıskanmıyorsun ha?” dedi. ”Beni sahiden bu kadar çok mu seviyorsun? ” sf:104

Kıskanmamak ve gerçekten sevmek… Birbirlerini tamamlar mı? Maria kıskançlık hakkında çelişkili düşünceleri vardır, fakat alıntıladığım bu söz doğrudur. Genel olarak kadın erkek ilişkilerinde kıskançlığın temelinde güvensizlik vardır. Bu güvensizlik karşı tarafa olabilir, özgüven eksikliği olabilir, çevredeki insanlara karşı güvensizlik olabilir. Fakat ilişkilerde çoğunlukla kıskançlığın doğal bir durum olduğu kabul edilse bile, kıskançlık ister istemez bir özel mülkiyet ilişkisi yaratır. Yine de kıskanmak, sevmemek anlamına taşımaz. Sevgi vardır, fakat buna pek sağlıklı bir sevgi diyemeyiz.

Günümüz aile yapısına yapılan kuvvetli bir eleştiri:

Raif’in insan ilişkilerini değerlendirmeleri ve aileye bakış açısı oldukça isabetlidir. Raif, Maria’nın ölümünü öğrendikten sonra yaşama,insanlara ve daha önemlisi kendisine küskün ve kızgın olduğunu söylemiştim. Buna rağmen hiç tanımadığı bir kadınla evlenir,çocukları olur. Ama ne eşiyle ilgilidir,ne de çocuklarıyla. O bu durumu isabetli olarak şu cümleleriyle özetler: ” İnsanlar birbirlerinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtılar. Bu olmadıktan sonra, aile olmanın hakiki ismi, ‘birtakım yabancıları beslemek’ti.” ( sf:149 ) Burada elbette Raif’e ” Madem sevmiyordun niye evlendin ? ” diye sorabiliriz. Fakat yaptığı tahlil isabetlidir. Feodal veya kapitalist temelli aileler Raif’in dediği gibi ”birtakım yabancıları beslemek”tir. Ve bu tahlili bu tür aile yapılarına yapılan kuvvetli bir eleştiri olarak da okuyabiliriz. Raif Almanya’dayken de yani henüz bekarken de kendi ailesine yabancıdır. Öyle ki Almanya’dayken babasının ölüm haberi aldığında kendinde herhangi bir acı veya değişiklik hissetmez. Çünkü babasının dölü olmaktan ve kimi maddi ilişkilerinden gayrı herhangi bir paylaşımları olmadığından bir bağları yoktur.

Sonuç olarak Sabahattin Ali’nin bu eseri tıpkı Kuyucaklı Yusuf gibi bir edebiyat klasiği. Şüphesiz daha nice dersler çıkarılacak bir hikaye. Diğer dersleri de siz çıkarıverin!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND