Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Küçük şirket mi, kurumsal şirket mi?

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de patron şirketleri ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de küçük bir şirketler ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

KURUMSAL BİR ŞİRKET Mİ, YOKSA PATRON ŞİRKETİ Mİ?

Büyük ve kurumsal bir şirkette mi çalışmak daha avantajlı yoksa küçük bir patron şirketinde çalışmak mı? Pek çok kişi prestijli büyük şirketleri tercih ediyor pek tabii ama büyük şirkette farkedilmediğini düşünen ve küçük şirketlerde kendini göstermek isteyenlerin sayısı da çok. Büyük şirkette çalışırsanız kariyer, terfi imkanlarınız, yan haklarınız fazla olacak, küçük şirkette çalışırsanız kuralları yıkma, kendinizi gösterme, patronu etkileme şansınız daha fazla olacaktır.

C.A. 5 yıldır 2.000 çalışanı bulunan büyük bir şirketin pazarlama departmanında çalışıyor. Yaptığı işi seviyor ama kendini gösterememekten, sıradan bir çalışan gibi görünmekten, değerinin bilinmemesinden şikayetçi. Pek çok projesi var ama hep şirket bürokrasisine takılıyor. Zaman zaman “Acaba şu bilgi birikimimle küçük bir şirkete geçip, o şirketi havalara uçursam mı” diye düşünüyor ama cesaret edemiyor. Sonuçta şu andaki şirketi oldukça prestijli bir şirket, bırakıp gitmek ne kadar akıllıca olur, bilemiyor. C.A. gibi örnek çok.

Büyük denizde küçük balık olmak mı, yoksa küçük denizde büyük balık olmak mı? Birçoğumuzun hayali büyük plazalarda, takım elbiseli, iyi eğitimli insanların arasına kapağı atmak. Sonra ‘…’de çalışıyorum’ demek de hoşumuza gidiyor. Oysa ki büyük şirketlerin de küçük şirketlerin de kendilerine göre artıları eksileri var. Bir kere büyük şirkette çalışıyorsanız kariyer, eğitim, yan haklar gibi avantajlarınız olacaktır ama diğer yandan topluluk içinde kaybolabilir, kendinizi gösteremeyebilir, gereksiz toplantılar ve bürokrasiden sıkılabilirsiniz. Büyük şirketler kendilerini bir okul olarak kabul ettiklerinden size daha az maaş verme ya da “istemezsen çeker gidersin” yaklaşımında olabilir.

Küçük şirkette çalışıyorsanız kendinizi gösterme şansınız daha fazla, farklı departmanlarda görev edinerek tecrübe kazanabilir, patronu etkileyebilirsiniz, kuralları yıkmak kolaydır ama diğer taraftan kariyer, eğitim imkanları kısıtlıdır.

Her büyük markayı kurumsal sanmayın
Tabii burada büyük şirketten kasıt kurumsal şirketler. Her büyük şirketi kurumsal şirket sanmamak gerek. Dışarıdan size büyük ve prestijli gelen bir şirketin içine girdiğinizde durumun hiç de beklediğiniz gibi olmadığını görebilirsiniz.

Manpower Türkiye Genel Müdürü Ebru Coş, böyle bir durumla karşılaşmamak için şu anda veya geçmişte o şirkette çalışanlarla konuşulmasını, bilgi alınmasını tavsiye ediyor. Coş, bir şirketin ismi ve namı çok iyi olsa dahi o çalışanın hangi yöneticiyle çalıştığının da son derece mühim olduğunun altını çiziyor: “Gerçekten iyi yönetilen ve başarılı olan büyük şirketlerin, bir çalışanın CV’sinde bulunması her zaman olumludur ve mülakatlara çağrılma aşamasında benzer konumdaki şirketler büyük şirketlerde deneyimi olan çalışanları tercih ederler ve şansları daha yüksek olabilir.”

Kim daha çok maaş veriyor?

Büyük şirket mi, küçük şirket mi daha çok maaş verir diye bir genelleme yapmak zor ama genel olarak küçük şirketlerin imkanları haliyle daha kısıtlı. Şirket isminin prestijli ve tercih ediliyor olmasından istifade, işe girecek kişilere benzer pozisyonların piyasa ortalamasının altında ücret teklifleri verenler de oluyor. Oxygen Consultancy Genel Müdürü Dr. Tolga Bilgin, “Bu marka bilinirliği ücret tekliflerinde 1.000 – 2.000 TL arasında aşağı yönde bir farka yol açabiliyor” diyor. Ya da şirket kendini okul gibi görüp, yeni mezunları daha düşük ücrete işe başlatabiliyor.
Diğer taraftan büyük şirketler sağlık paketleri, eğitim imkanları, araba, emeklilik vs gibi yan haklar ile dikkat çekiyor.

Ebru Coş, “Türkiye’de büyük ve tanınmış şirketlerde çalışmak tercih ediliyor. Türk insanının güvenceyi seven bir yapısı var ve nerede çalıştıkları sorulduğunda herkes tarafından bilinen ve gıpta edilen şirketlerin ismini söylemekten hoşlanıyorlar. Bir yandan bu gelenekler devam ederken bir yandan da küçük ama çok yaratıcı olan pek çok şirketin hayata girdiğini gözlemliyoruz ve gençler bu şirketleri de takip ediyorlar. Türkiye’de büyük holdinglerde, firmalarda çalışmak prestijli görülür, şirketler de bunun bilincindedir ve bu nedenle bazı kurumlarda, ‘biz sektörün en büyüğüyüz, beğenmezsen gidersin’ tarzında yaklaşımlar olabiliyor” diyor.

Business Research Lab’ın yaptığı bir araştırmaya göre, 500 ya da daha fazla kişinin çalıştığı şirketlerde çalışan memnuniyet oranı 100 kişilik şirketlerdeki çalışan memnuniyeti oranından daha düşük çıkmış. Araştırmada, bu duruma büyük şirketlerde çalışanların kendilerini yönetime uzak hissetmesinin, daha az iş güvenliği gibi unsurların sebep olabileceğine değinilmiş.
Yıllarca çalıştığı şirkette CEO’sunu bir kez bile görmemiş pek çok çalışan olduğunu duyuyoruz. İnsanlar en tepe yöneticilerini göremeden o şirketten ayrılıyorlar. Çalışanına bu kadar uzak olan bir şirkette çalışanın kendisine değer verilmediğini düşünmesi, kalabalık içinde yok olup gittiği hissine kapılması çok doğal.

Mülakatta büyük küçük farkı

Küçük şirkette
– Muhtemelen şirketin sahibi tarafından mülakata alınacaksınız. Yine muhtemelen bu kişi mülakat yapma konusunda bir eğitime sahip olmayacaktır ve sizinle konuşmak için çok önemli bir işini bırakmış ya da ertelemiş olma ihtimali yüksektir.
– Şirketin kurucusu/sahibi ile mülakat yapmak bir velinin çocuğu ile konuşması gibidir. Kurucular çalışanlarının da şirketin geleceği hakkında onunla aynı tutkuyu paylaşmanızı ister.
– Organizasyondaki pek çok kişi işe alım konusunda karar vermek isteyebilir, bu durumda pek çok kişi ile görüşmeniz muhtemeldir.
– Neredeyse hiç birinde yeni gelenler için bir oryantasyon eğitimi vs yoktur, o nedenle yapacağınız iş hakkında bilgi sahibi olmanız, bir süpervizör olmaksızın o işi yapabileceğinizi göstermeniz gerekecektir.
– Bu işyerinde birçok göreviniz olabilir. Her göreve esneklik ve isteklilik göstermeniz çok önemli.
– Maaşınız için pazarlık yapabilirsiniz.
– Şirketin büyüklüğünden dolayı risklere karşı endişeleriniz olduğunu belli etmeyin ama tabii şirketin sağlamlığını araştırın.

Büyük şirkette
– Muhtemelen bu şirketteki ilk iş görüşmeniz insan kaynakları ve personel müdürlüğünden birisi ile olacaktır.
– İlk görüşmenizde çok standart, açık ve net sorularla karşılacaksınız. İlk görüşmede pozisyon için ödenen ücret ve yan haklara da değinilebilir. Eğer bu teknik bilgi gerektiren bir iş ise bu bilginizi gösterecek bir teste girmeniz beklenebilir.
– Ek olarak bir çok işyerinde uyuşturu testine tabii tutulabilirsiniz. İstatistiklere göre neredeyse Fortune 500’deki şirketlerin yarısı çalışanları için çeşitli uyuşturucu testleri uyguladı.
– Bir başvuru formu doldumanız istenebilir. Bu formu CV’nizde yazdığı şekliyle doldurun. Asla ‘CV’ye bak yazmayın’ bu sizin tembel olduğunuzu gösterir.
Kaynak: www.jobmonkey.com

Küçük şirkette çalışmanın artı ve eksileri

Artıları
– Her işin ucundan tutmanız beklenir
– Başarılarınız çok daha kolay ödüllendirilir
– Fark edilme şansınız yüksektir. Arada kaybolup gitmezsiniz. Yeteneğinizi daha rahat gösterebilirsiniz
– İyi bir performans sergilerseniz yükselme şansınız yüksektir. Dürüst, çalışkan kişilerin değeri küçük şirketlerde çok daha hızlı fark edilir ve ödüllendirilir
– Büyük şirketlerde bırakın yöneticiye ulaşmayı, CEO’yu, patronu, diğer üst düzey yöneticileri bir kez bile görmeyen çalışan çokken sizin patrona ulaşmanız kolaydır
– Şirketin en tepe yöneticisini etkileme şansınız daha yüksektir
– Daha samimi bir ortam, daha az yapmacık insanlar bulursunuz
– Kuralları yıkmak mümkündür
– Daha esnek giyinebilirsiniz

Eksileri
– Kısıtlı eğitim, terfi ve kariyer imkanları
– Daha fazla işyükü: Göreviniz olmayan şeyler sizden istenebilir, bazen kullanıldığınızı hissedersiniz
– Şirket ekonomik dalgalanmalardan kolay etkilenebilir, işinizi kaybetme olasılığınız daha yüksektir
– Kadro az olduğundan izin almak, izinleri planlamak zordur
– Patronun, karısının, çocuğunun, akrabasının işleri de size kalabilir, karışanınız çok olabilir
– Patron ona minnet duymanızı bekler, sanki o size maaşınızı çalıştığınız için değil lütfen veriyormuş gibi
– Network’ün gelişmemesi, kısıtlı bir çevrede kalma riski yüksektir
– Patronun görüşlerine karşı çıkmazsınız
– Patron şirketleri değişimden hoşlanmaz, kendini geliştirme konusunda zorlanabilirsiniz.

Büyük şirkette çalışmanın artıları ve eksileri

Artıları
– Yatay ve dikey terfi olanaklarının fazlalığı
– Çok daha fazla iş seyahati ve resmi eğitim imkanı
– İş ortamının doğasından ötürü daha fazla öğrenme fırsatı mevcut
– Büyük şirkette çalışanlar daha donanımlı orta kademe yöneticilerle çalışma imkanı bulabilirler
– Kurallar, prosedürler zaten belirlenmiştir, o nedenle bir işe başlarken avantajlısınızdır
– Kariyer planları vardır; 1 yıl sonra, 5 yıl sonra kendinizi nerelerde görebileceğinizi iyi kötü bilirsiniz
– Farklı departmanlara transfer olur yeni deneyimler edinebilirsiniz
– İşi tanımı kurgulanmıştır, ne yapacağınız, görev ve sorumluluklarınız açık ve nettir
– Büyük bir firmada çalışmak CV’niz açısından da avantajdır, küçük şirketleri cezbeder
– Büyük projeleri yönetme fırsatınız vardır, hem deneyim edinir hem de kendinizi gösterirsiniz
– Yan haklar daha fazladır
– İnsanlara nerede çalıştığını söylediğinde bilirler, ki bu Türkiye’de önemlidir
– Çok daha fazla insanla çalışır, çevre edinirsiniz, network’ünüz gelişir
– Rahatça farklı bir ülkeye, şehre yerleşme ihtimaliniz vardır
– Daha farklı kültürlerle birlikte çalışma olanağı vardır
– Hiçbir şey yapmadan arada kaynar gidersiniz (bu bir artı mı eksi mi size bırakıyoruz)

Eksileri
– Büyük bir şirkette pek çok çalışandan yalnızca birisiniz
– Çoğu zaman bürokrasi işlerin hızlıca ve etkili bir şekilde yapılmasını engeller
– Sürekli iş arkadaşlarınızla, diğer departmanlarla rekabet halindesinizdir
– Ulaşılması beklenen hedefler, performans sistemleri yakanızı bırakmaz
– Bir sürü gereksiz toplantı yapılır
– Patrona ulaşmak çok zordur
– Etrafınızda hiç bir iş yapmadan yaşayıp gidenler görürsünüz
– Yahut da yağcılık veya ona buna saldırganlık yaparak kendilerine bir kariyer çizmeye çalışanlara rastlarsınız.

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND