Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Küçük şirket mi, kurumsal şirket mi?

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de patron şirketleri ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

kurumsal şirketler, küçük şirketler, iş hayatı

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de küçük bir şirketler ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

KURUMSAL BİR ŞİRKET Mİ, YOKSA PATRON ŞİRKETİ Mİ?

Büyük ve kurumsal bir şirkette mi çalışmak daha avantajlı yoksa küçük bir patron şirketinde çalışmak mı? Pek çok kişi prestijli büyük şirketleri tercih ediyor pek tabii ama büyük şirkette farkedilmediğini düşünen ve küçük şirketlerde kendini göstermek isteyenlerin sayısı da çok. Büyük şirkette çalışırsanız kariyer, terfi imkanlarınız, yan haklarınız fazla olacak, küçük şirkette çalışırsanız kuralları yıkma, kendinizi gösterme, patronu etkileme şansınız daha fazla olacaktır.

C.A. 5 yıldır 2.000 çalışanı bulunan büyük bir şirketin pazarlama departmanında çalışıyor. Yaptığı işi seviyor ama kendini gösterememekten, sıradan bir çalışan gibi görünmekten, değerinin bilinmemesinden şikayetçi. Pek çok projesi var ama hep şirket bürokrasisine takılıyor. Zaman zaman “Acaba şu bilgi birikimimle küçük bir şirkete geçip, o şirketi havalara uçursam mı” diye düşünüyor ama cesaret edemiyor. Sonuçta şu andaki şirketi oldukça prestijli bir şirket, bırakıp gitmek ne kadar akıllıca olur, bilemiyor. C.A. gibi örnek çok.

Büyük denizde küçük balık olmak mı, yoksa küçük denizde büyük balık olmak mı? Birçoğumuzun hayali büyük plazalarda, takım elbiseli, iyi eğitimli insanların arasına kapağı atmak. Sonra ‘…’de çalışıyorum’ demek de hoşumuza gidiyor. Oysa ki büyük şirketlerin de küçük şirketlerin de kendilerine göre artıları eksileri var. Bir kere büyük şirkette çalışıyorsanız kariyer, eğitim, yan haklar gibi avantajlarınız olacaktır ama diğer yandan topluluk içinde kaybolabilir, kendinizi gösteremeyebilir, gereksiz toplantılar ve bürokrasiden sıkılabilirsiniz. Büyük şirketler kendilerini bir okul olarak kabul ettiklerinden size daha az maaş verme ya da “istemezsen çeker gidersin” yaklaşımında olabilir.

Küçük şirkette çalışıyorsanız kendinizi gösterme şansınız daha fazla, farklı departmanlarda görev edinerek tecrübe kazanabilir, patronu etkileyebilirsiniz, kuralları yıkmak kolaydır ama diğer taraftan kariyer, eğitim imkanları kısıtlıdır.

Her büyük markayı kurumsal sanmayın
Tabii burada büyük şirketten kasıt kurumsal şirketler. Her büyük şirketi kurumsal şirket sanmamak gerek. Dışarıdan size büyük ve prestijli gelen bir şirketin içine girdiğinizde durumun hiç de beklediğiniz gibi olmadığını görebilirsiniz.

Manpower Türkiye Genel Müdürü Ebru Coş, böyle bir durumla karşılaşmamak için şu anda veya geçmişte o şirkette çalışanlarla konuşulmasını, bilgi alınmasını tavsiye ediyor. Coş, bir şirketin ismi ve namı çok iyi olsa dahi o çalışanın hangi yöneticiyle çalıştığının da son derece mühim olduğunun altını çiziyor: “Gerçekten iyi yönetilen ve başarılı olan büyük şirketlerin, bir çalışanın CV’sinde bulunması her zaman olumludur ve mülakatlara çağrılma aşamasında benzer konumdaki şirketler büyük şirketlerde deneyimi olan çalışanları tercih ederler ve şansları daha yüksek olabilir.”

Kim daha çok maaş veriyor?

Büyük şirket mi, küçük şirket mi daha çok maaş verir diye bir genelleme yapmak zor ama genel olarak küçük şirketlerin imkanları haliyle daha kısıtlı. Şirket isminin prestijli ve tercih ediliyor olmasından istifade, işe girecek kişilere benzer pozisyonların piyasa ortalamasının altında ücret teklifleri verenler de oluyor. Oxygen Consultancy Genel Müdürü Dr. Tolga Bilgin, “Bu marka bilinirliği ücret tekliflerinde 1.000 – 2.000 TL arasında aşağı yönde bir farka yol açabiliyor” diyor. Ya da şirket kendini okul gibi görüp, yeni mezunları daha düşük ücrete işe başlatabiliyor.
Diğer taraftan büyük şirketler sağlık paketleri, eğitim imkanları, araba, emeklilik vs gibi yan haklar ile dikkat çekiyor.

Ebru Coş, “Türkiye’de büyük ve tanınmış şirketlerde çalışmak tercih ediliyor. Türk insanının güvenceyi seven bir yapısı var ve nerede çalıştıkları sorulduğunda herkes tarafından bilinen ve gıpta edilen şirketlerin ismini söylemekten hoşlanıyorlar. Bir yandan bu gelenekler devam ederken bir yandan da küçük ama çok yaratıcı olan pek çok şirketin hayata girdiğini gözlemliyoruz ve gençler bu şirketleri de takip ediyorlar. Türkiye’de büyük holdinglerde, firmalarda çalışmak prestijli görülür, şirketler de bunun bilincindedir ve bu nedenle bazı kurumlarda, ‘biz sektörün en büyüğüyüz, beğenmezsen gidersin’ tarzında yaklaşımlar olabiliyor” diyor.

Business Research Lab’ın yaptığı bir araştırmaya göre, 500 ya da daha fazla kişinin çalıştığı şirketlerde çalışan memnuniyet oranı 100 kişilik şirketlerdeki çalışan memnuniyeti oranından daha düşük çıkmış. Araştırmada, bu duruma büyük şirketlerde çalışanların kendilerini yönetime uzak hissetmesinin, daha az iş güvenliği gibi unsurların sebep olabileceğine değinilmiş.
Yıllarca çalıştığı şirkette CEO’sunu bir kez bile görmemiş pek çok çalışan olduğunu duyuyoruz. İnsanlar en tepe yöneticilerini göremeden o şirketten ayrılıyorlar. Çalışanına bu kadar uzak olan bir şirkette çalışanın kendisine değer verilmediğini düşünmesi, kalabalık içinde yok olup gittiği hissine kapılması çok doğal.

Mülakatta büyük küçük farkı

Küçük şirkette
– Muhtemelen şirketin sahibi tarafından mülakata alınacaksınız. Yine muhtemelen bu kişi mülakat yapma konusunda bir eğitime sahip olmayacaktır ve sizinle konuşmak için çok önemli bir işini bırakmış ya da ertelemiş olma ihtimali yüksektir.
– Şirketin kurucusu/sahibi ile mülakat yapmak bir velinin çocuğu ile konuşması gibidir. Kurucular çalışanlarının da şirketin geleceği hakkında onunla aynı tutkuyu paylaşmanızı ister.
– Organizasyondaki pek çok kişi işe alım konusunda karar vermek isteyebilir, bu durumda pek çok kişi ile görüşmeniz muhtemeldir.
– Neredeyse hiç birinde yeni gelenler için bir oryantasyon eğitimi vs yoktur, o nedenle yapacağınız iş hakkında bilgi sahibi olmanız, bir süpervizör olmaksızın o işi yapabileceğinizi göstermeniz gerekecektir.
– Bu işyerinde birçok göreviniz olabilir. Her göreve esneklik ve isteklilik göstermeniz çok önemli.
– Maaşınız için pazarlık yapabilirsiniz.
– Şirketin büyüklüğünden dolayı risklere karşı endişeleriniz olduğunu belli etmeyin ama tabii şirketin sağlamlığını araştırın.

Büyük şirkette
– Muhtemelen bu şirketteki ilk iş görüşmeniz insan kaynakları ve personel müdürlüğünden birisi ile olacaktır.
– İlk görüşmenizde çok standart, açık ve net sorularla karşılacaksınız. İlk görüşmede pozisyon için ödenen ücret ve yan haklara da değinilebilir. Eğer bu teknik bilgi gerektiren bir iş ise bu bilginizi gösterecek bir teste girmeniz beklenebilir.
– Ek olarak bir çok işyerinde uyuşturu testine tabii tutulabilirsiniz. İstatistiklere göre neredeyse Fortune 500’deki şirketlerin yarısı çalışanları için çeşitli uyuşturucu testleri uyguladı.
– Bir başvuru formu doldumanız istenebilir. Bu formu CV’nizde yazdığı şekliyle doldurun. Asla ‘CV’ye bak yazmayın’ bu sizin tembel olduğunuzu gösterir.
Kaynak: www.jobmonkey.com

Küçük şirkette çalışmanın artı ve eksileri

Artıları
– Her işin ucundan tutmanız beklenir
– Başarılarınız çok daha kolay ödüllendirilir
– Fark edilme şansınız yüksektir. Arada kaybolup gitmezsiniz. Yeteneğinizi daha rahat gösterebilirsiniz
– İyi bir performans sergilerseniz yükselme şansınız yüksektir. Dürüst, çalışkan kişilerin değeri küçük şirketlerde çok daha hızlı fark edilir ve ödüllendirilir
– Büyük şirketlerde bırakın yöneticiye ulaşmayı, CEO’yu, patronu, diğer üst düzey yöneticileri bir kez bile görmeyen çalışan çokken sizin patrona ulaşmanız kolaydır
– Şirketin en tepe yöneticisini etkileme şansınız daha yüksektir
– Daha samimi bir ortam, daha az yapmacık insanlar bulursunuz
– Kuralları yıkmak mümkündür
– Daha esnek giyinebilirsiniz

Eksileri
– Kısıtlı eğitim, terfi ve kariyer imkanları
– Daha fazla işyükü: Göreviniz olmayan şeyler sizden istenebilir, bazen kullanıldığınızı hissedersiniz
– Şirket ekonomik dalgalanmalardan kolay etkilenebilir, işinizi kaybetme olasılığınız daha yüksektir
– Kadro az olduğundan izin almak, izinleri planlamak zordur
– Patronun, karısının, çocuğunun, akrabasının işleri de size kalabilir, karışanınız çok olabilir
– Patron ona minnet duymanızı bekler, sanki o size maaşınızı çalıştığınız için değil lütfen veriyormuş gibi
– Network’ün gelişmemesi, kısıtlı bir çevrede kalma riski yüksektir
– Patronun görüşlerine karşı çıkmazsınız
– Patron şirketleri değişimden hoşlanmaz, kendini geliştirme konusunda zorlanabilirsiniz.

Büyük şirkette çalışmanın artıları ve eksileri

Artıları
– Yatay ve dikey terfi olanaklarının fazlalığı
– Çok daha fazla iş seyahati ve resmi eğitim imkanı
– İş ortamının doğasından ötürü daha fazla öğrenme fırsatı mevcut
– Büyük şirkette çalışanlar daha donanımlı orta kademe yöneticilerle çalışma imkanı bulabilirler
– Kurallar, prosedürler zaten belirlenmiştir, o nedenle bir işe başlarken avantajlısınızdır
– Kariyer planları vardır; 1 yıl sonra, 5 yıl sonra kendinizi nerelerde görebileceğinizi iyi kötü bilirsiniz
– Farklı departmanlara transfer olur yeni deneyimler edinebilirsiniz
– İşi tanımı kurgulanmıştır, ne yapacağınız, görev ve sorumluluklarınız açık ve nettir
– Büyük bir firmada çalışmak CV’niz açısından da avantajdır, küçük şirketleri cezbeder
– Büyük projeleri yönetme fırsatınız vardır, hem deneyim edinir hem de kendinizi gösterirsiniz
– Yan haklar daha fazladır
– İnsanlara nerede çalıştığını söylediğinde bilirler, ki bu Türkiye’de önemlidir
– Çok daha fazla insanla çalışır, çevre edinirsiniz, network’ünüz gelişir
– Rahatça farklı bir ülkeye, şehre yerleşme ihtimaliniz vardır
– Daha farklı kültürlerle birlikte çalışma olanağı vardır
– Hiçbir şey yapmadan arada kaynar gidersiniz (bu bir artı mı eksi mi size bırakıyoruz)

Eksileri
– Büyük bir şirkette pek çok çalışandan yalnızca birisiniz
– Çoğu zaman bürokrasi işlerin hızlıca ve etkili bir şekilde yapılmasını engeller
– Sürekli iş arkadaşlarınızla, diğer departmanlarla rekabet halindesinizdir
– Ulaşılması beklenen hedefler, performans sistemleri yakanızı bırakmaz
– Bir sürü gereksiz toplantı yapılır
– Patrona ulaşmak çok zordur
– Etrafınızda hiç bir iş yapmadan yaşayıp gidenler görürsünüz
– Yahut da yağcılık veya ona buna saldırganlık yaparak kendilerine bir kariyer çizmeye çalışanlara rastlarsınız.

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

En sıradışı mülakat sorularını duymaya hazır mısınız?

sıradışı mülakat soruları, mülakat, Manşet, işe alım süreçleri, iş hayatı, iş başvurusu

Mülakatlar başlı başına heyecan ve stres kaynağıdır. En iyi bildiğimiz konular hakkında bile çuvalladığımız anlar olmuştur. Peki, bir de buna sıradışı mülakat soruları eklenirse? İşte iş mülakatında sorulan en ilginç sorular…

İş mülakatında sorulan en ilginç sorular

Herkes hayatında ilginç sorularla karşılaşmıştır. Ama bunlara iş mülakatları sırasında maruz kalırsanız ne olur?

İş mülakatları uygun adayı bulmak için olduğu kadar uygun olmayanları elemek içindir de. İstediğiniz kadar hazırlanın, mülakatta hiç beklemediğiniz, sorularla karşılaşabilirsiniz.

Bunlara iyi örnekler bulmak için tecrübe paylaşım sitesi Quora’ya başvurduk.

Hangi dizi?

Adam Newman’a mülakatta “Bir cesedi nasıl saklarsınız?”, “Görme engelli bir insan için nasıl baharat rafı yaparsınız?” ve “South Park dizisinin en sevdiğiniz bölümü hangisi?” gibi sorular sorulmuş. Hepsi de aynı mülakat sırasında.

Hangi sebze?

Bilgisayar oyunları sektöründe yöneticilik yapan Keith Boesky, yazın çalışmak için bir avukatlık firmasına başvuru yapmış. Mülakatta kendisine sorulan sorular arasında “Dünyaya sebze olarak gelseydiniz hangi sebzeyi seçerdiniz?” sorusu da varmış.

Moda sorunu

Somya Tiwari ise “Moda hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmış. Tiwari, “Tekstil alanındaki bir iş başvurusu için yerinde bir soru; ama benim mesleğim bilgisayar programcılığı ve o alanda bir iş için başvuru yapmıştım” diye anlatıyor şaşkınlığını.

Bekleme odası

Bazıları açısından ise mülakat bekleme odasında başlıyor. İşletme sahibi Fernando Guiterrez, yaptığı bir iş başvurusunun mülakatı için bir saat bekletildikten sonra sekreter yanına yaklaşıp “15 dakika daha bekler misiniz?” diye soruyor.

Guiterrez, uçağa yetişmesi gerektiğini söyleyerek odadan çıkmak üzere harekete geçtiğinde sekreter çok şaşırıyor. “Patronu çabuk kızmasıyla tanınıyormuş ve insanlar bu yüzden ona pek karşı çıkamıyormuş. Sanırım kendisinden korkmayan birini işe alma fikri hoşuna gitti. Beni geri çağırıp işe aldığını söyledi” diye anlatıyor Guiterrez.

Doğum kontrol yöntemi

Uzun zaman önce üniversiteyi yeni bitirip ilk işi için mülakata giden Dianne Felder’a sorulan soru daha da şaşırtıcı olmuş. Hangi doğum kontrol yöntemini kullandığı sorulmuş. Mülakatçı, şirketin hemen hamile kalacak birinin eğitimi için para ve zaman kaybetmek istemediğini söylemiş. “Çok utanmıştım. Böyle bir sorunun bugün sorulabileceğini düşünebiliyor musunuz?” diyor Felder.

Adolf Hitler portresi

Bir zamanlar reklam metni yazarlığı yapan avukat Philip Rosmarin, işe yeni başlayan reklam yazarlarına mülakat yaparken masasının arkasına Adolf Hitler’in portresini asmış. “O resmin orada ne işi olduğunu sorma cesareti gösteren bir kadın vardı sadece, onu işe aldık” diye yazıyor Rosmarin.

İş mi, eş mi?

Bazıları açısından ise mülakatlar tümüyle farklı bir yol izliyor.

“Sizi bu işe almazsam benimle çıkar mısınız?” sorusunu soruyor firma sahibi kadın, bilim adamı Nitin Gupta’ya.

Şirket kuralları gereğince aynı işyerinde çalışan kişiler çıkamıyormuş. Gupta işi değil, kadını seçtiğini söylüyor.

Yazar: Angela Henshall 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND