Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Küçük şirket mi, kurumsal şirket mi?

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de patron şirketleri ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

kurumsal şirketler, küçük şirketler, iş hayatı

Kariyer tercihleri yapılırken en sık yaşanan ikilemlerden biri de küçük bir şirketler ile kurumsal şirketler arasında karar vermektir. Küçük denizde kalıp büyük balık olmak mı, büyük denizde küçük balık olmak mı daha avantajlı? İşte cevabı…

KURUMSAL BİR ŞİRKET Mİ, YOKSA PATRON ŞİRKETİ Mİ?

Büyük ve kurumsal bir şirkette mi çalışmak daha avantajlı yoksa küçük bir patron şirketinde çalışmak mı? Pek çok kişi prestijli büyük şirketleri tercih ediyor pek tabii ama büyük şirkette farkedilmediğini düşünen ve küçük şirketlerde kendini göstermek isteyenlerin sayısı da çok. Büyük şirkette çalışırsanız kariyer, terfi imkanlarınız, yan haklarınız fazla olacak, küçük şirkette çalışırsanız kuralları yıkma, kendinizi gösterme, patronu etkileme şansınız daha fazla olacaktır.

C.A. 5 yıldır 2.000 çalışanı bulunan büyük bir şirketin pazarlama departmanında çalışıyor. Yaptığı işi seviyor ama kendini gösterememekten, sıradan bir çalışan gibi görünmekten, değerinin bilinmemesinden şikayetçi. Pek çok projesi var ama hep şirket bürokrasisine takılıyor. Zaman zaman “Acaba şu bilgi birikimimle küçük bir şirkete geçip, o şirketi havalara uçursam mı” diye düşünüyor ama cesaret edemiyor. Sonuçta şu andaki şirketi oldukça prestijli bir şirket, bırakıp gitmek ne kadar akıllıca olur, bilemiyor. C.A. gibi örnek çok.

Büyük denizde küçük balık olmak mı, yoksa küçük denizde büyük balık olmak mı? Birçoğumuzun hayali büyük plazalarda, takım elbiseli, iyi eğitimli insanların arasına kapağı atmak. Sonra ‘…’de çalışıyorum’ demek de hoşumuza gidiyor. Oysa ki büyük şirketlerin de küçük şirketlerin de kendilerine göre artıları eksileri var. Bir kere büyük şirkette çalışıyorsanız kariyer, eğitim, yan haklar gibi avantajlarınız olacaktır ama diğer yandan topluluk içinde kaybolabilir, kendinizi gösteremeyebilir, gereksiz toplantılar ve bürokrasiden sıkılabilirsiniz. Büyük şirketler kendilerini bir okul olarak kabul ettiklerinden size daha az maaş verme ya da “istemezsen çeker gidersin” yaklaşımında olabilir.

Küçük şirkette çalışıyorsanız kendinizi gösterme şansınız daha fazla, farklı departmanlarda görev edinerek tecrübe kazanabilir, patronu etkileyebilirsiniz, kuralları yıkmak kolaydır ama diğer taraftan kariyer, eğitim imkanları kısıtlıdır.

Her büyük markayı kurumsal sanmayın
Tabii burada büyük şirketten kasıt kurumsal şirketler. Her büyük şirketi kurumsal şirket sanmamak gerek. Dışarıdan size büyük ve prestijli gelen bir şirketin içine girdiğinizde durumun hiç de beklediğiniz gibi olmadığını görebilirsiniz.

Manpower Türkiye Genel Müdürü Ebru Coş, böyle bir durumla karşılaşmamak için şu anda veya geçmişte o şirkette çalışanlarla konuşulmasını, bilgi alınmasını tavsiye ediyor. Coş, bir şirketin ismi ve namı çok iyi olsa dahi o çalışanın hangi yöneticiyle çalıştığının da son derece mühim olduğunun altını çiziyor: “Gerçekten iyi yönetilen ve başarılı olan büyük şirketlerin, bir çalışanın CV’sinde bulunması her zaman olumludur ve mülakatlara çağrılma aşamasında benzer konumdaki şirketler büyük şirketlerde deneyimi olan çalışanları tercih ederler ve şansları daha yüksek olabilir.”

Kim daha çok maaş veriyor?

Büyük şirket mi, küçük şirket mi daha çok maaş verir diye bir genelleme yapmak zor ama genel olarak küçük şirketlerin imkanları haliyle daha kısıtlı. Şirket isminin prestijli ve tercih ediliyor olmasından istifade, işe girecek kişilere benzer pozisyonların piyasa ortalamasının altında ücret teklifleri verenler de oluyor. Oxygen Consultancy Genel Müdürü Dr. Tolga Bilgin, “Bu marka bilinirliği ücret tekliflerinde 1.000 – 2.000 TL arasında aşağı yönde bir farka yol açabiliyor” diyor. Ya da şirket kendini okul gibi görüp, yeni mezunları daha düşük ücrete işe başlatabiliyor.
Diğer taraftan büyük şirketler sağlık paketleri, eğitim imkanları, araba, emeklilik vs gibi yan haklar ile dikkat çekiyor.

Ebru Coş, “Türkiye’de büyük ve tanınmış şirketlerde çalışmak tercih ediliyor. Türk insanının güvenceyi seven bir yapısı var ve nerede çalıştıkları sorulduğunda herkes tarafından bilinen ve gıpta edilen şirketlerin ismini söylemekten hoşlanıyorlar. Bir yandan bu gelenekler devam ederken bir yandan da küçük ama çok yaratıcı olan pek çok şirketin hayata girdiğini gözlemliyoruz ve gençler bu şirketleri de takip ediyorlar. Türkiye’de büyük holdinglerde, firmalarda çalışmak prestijli görülür, şirketler de bunun bilincindedir ve bu nedenle bazı kurumlarda, ‘biz sektörün en büyüğüyüz, beğenmezsen gidersin’ tarzında yaklaşımlar olabiliyor” diyor.

Business Research Lab’ın yaptığı bir araştırmaya göre, 500 ya da daha fazla kişinin çalıştığı şirketlerde çalışan memnuniyet oranı 100 kişilik şirketlerdeki çalışan memnuniyeti oranından daha düşük çıkmış. Araştırmada, bu duruma büyük şirketlerde çalışanların kendilerini yönetime uzak hissetmesinin, daha az iş güvenliği gibi unsurların sebep olabileceğine değinilmiş.
Yıllarca çalıştığı şirkette CEO’sunu bir kez bile görmemiş pek çok çalışan olduğunu duyuyoruz. İnsanlar en tepe yöneticilerini göremeden o şirketten ayrılıyorlar. Çalışanına bu kadar uzak olan bir şirkette çalışanın kendisine değer verilmediğini düşünmesi, kalabalık içinde yok olup gittiği hissine kapılması çok doğal.

Mülakatta büyük küçük farkı

Küçük şirkette
– Muhtemelen şirketin sahibi tarafından mülakata alınacaksınız. Yine muhtemelen bu kişi mülakat yapma konusunda bir eğitime sahip olmayacaktır ve sizinle konuşmak için çok önemli bir işini bırakmış ya da ertelemiş olma ihtimali yüksektir.
– Şirketin kurucusu/sahibi ile mülakat yapmak bir velinin çocuğu ile konuşması gibidir. Kurucular çalışanlarının da şirketin geleceği hakkında onunla aynı tutkuyu paylaşmanızı ister.
– Organizasyondaki pek çok kişi işe alım konusunda karar vermek isteyebilir, bu durumda pek çok kişi ile görüşmeniz muhtemeldir.
– Neredeyse hiç birinde yeni gelenler için bir oryantasyon eğitimi vs yoktur, o nedenle yapacağınız iş hakkında bilgi sahibi olmanız, bir süpervizör olmaksızın o işi yapabileceğinizi göstermeniz gerekecektir.
– Bu işyerinde birçok göreviniz olabilir. Her göreve esneklik ve isteklilik göstermeniz çok önemli.
– Maaşınız için pazarlık yapabilirsiniz.
– Şirketin büyüklüğünden dolayı risklere karşı endişeleriniz olduğunu belli etmeyin ama tabii şirketin sağlamlığını araştırın.

Büyük şirkette
– Muhtemelen bu şirketteki ilk iş görüşmeniz insan kaynakları ve personel müdürlüğünden birisi ile olacaktır.
– İlk görüşmenizde çok standart, açık ve net sorularla karşılacaksınız. İlk görüşmede pozisyon için ödenen ücret ve yan haklara da değinilebilir. Eğer bu teknik bilgi gerektiren bir iş ise bu bilginizi gösterecek bir teste girmeniz beklenebilir.
– Ek olarak bir çok işyerinde uyuşturu testine tabii tutulabilirsiniz. İstatistiklere göre neredeyse Fortune 500’deki şirketlerin yarısı çalışanları için çeşitli uyuşturucu testleri uyguladı.
– Bir başvuru formu doldumanız istenebilir. Bu formu CV’nizde yazdığı şekliyle doldurun. Asla ‘CV’ye bak yazmayın’ bu sizin tembel olduğunuzu gösterir.
Kaynak: www.jobmonkey.com

Küçük şirkette çalışmanın artı ve eksileri

Artıları
– Her işin ucundan tutmanız beklenir
– Başarılarınız çok daha kolay ödüllendirilir
– Fark edilme şansınız yüksektir. Arada kaybolup gitmezsiniz. Yeteneğinizi daha rahat gösterebilirsiniz
– İyi bir performans sergilerseniz yükselme şansınız yüksektir. Dürüst, çalışkan kişilerin değeri küçük şirketlerde çok daha hızlı fark edilir ve ödüllendirilir
– Büyük şirketlerde bırakın yöneticiye ulaşmayı, CEO’yu, patronu, diğer üst düzey yöneticileri bir kez bile görmeyen çalışan çokken sizin patrona ulaşmanız kolaydır
– Şirketin en tepe yöneticisini etkileme şansınız daha yüksektir
– Daha samimi bir ortam, daha az yapmacık insanlar bulursunuz
– Kuralları yıkmak mümkündür
– Daha esnek giyinebilirsiniz

Eksileri
– Kısıtlı eğitim, terfi ve kariyer imkanları
– Daha fazla işyükü: Göreviniz olmayan şeyler sizden istenebilir, bazen kullanıldığınızı hissedersiniz
– Şirket ekonomik dalgalanmalardan kolay etkilenebilir, işinizi kaybetme olasılığınız daha yüksektir
– Kadro az olduğundan izin almak, izinleri planlamak zordur
– Patronun, karısının, çocuğunun, akrabasının işleri de size kalabilir, karışanınız çok olabilir
– Patron ona minnet duymanızı bekler, sanki o size maaşınızı çalıştığınız için değil lütfen veriyormuş gibi
– Network’ün gelişmemesi, kısıtlı bir çevrede kalma riski yüksektir
– Patronun görüşlerine karşı çıkmazsınız
– Patron şirketleri değişimden hoşlanmaz, kendini geliştirme konusunda zorlanabilirsiniz.

Büyük şirkette çalışmanın artıları ve eksileri

Artıları
– Yatay ve dikey terfi olanaklarının fazlalığı
– Çok daha fazla iş seyahati ve resmi eğitim imkanı
– İş ortamının doğasından ötürü daha fazla öğrenme fırsatı mevcut
– Büyük şirkette çalışanlar daha donanımlı orta kademe yöneticilerle çalışma imkanı bulabilirler
– Kurallar, prosedürler zaten belirlenmiştir, o nedenle bir işe başlarken avantajlısınızdır
– Kariyer planları vardır; 1 yıl sonra, 5 yıl sonra kendinizi nerelerde görebileceğinizi iyi kötü bilirsiniz
– Farklı departmanlara transfer olur yeni deneyimler edinebilirsiniz
– İşi tanımı kurgulanmıştır, ne yapacağınız, görev ve sorumluluklarınız açık ve nettir
– Büyük bir firmada çalışmak CV’niz açısından da avantajdır, küçük şirketleri cezbeder
– Büyük projeleri yönetme fırsatınız vardır, hem deneyim edinir hem de kendinizi gösterirsiniz
– Yan haklar daha fazladır
– İnsanlara nerede çalıştığını söylediğinde bilirler, ki bu Türkiye’de önemlidir
– Çok daha fazla insanla çalışır, çevre edinirsiniz, network’ünüz gelişir
– Rahatça farklı bir ülkeye, şehre yerleşme ihtimaliniz vardır
– Daha farklı kültürlerle birlikte çalışma olanağı vardır
– Hiçbir şey yapmadan arada kaynar gidersiniz (bu bir artı mı eksi mi size bırakıyoruz)

Eksileri
– Büyük bir şirkette pek çok çalışandan yalnızca birisiniz
– Çoğu zaman bürokrasi işlerin hızlıca ve etkili bir şekilde yapılmasını engeller
– Sürekli iş arkadaşlarınızla, diğer departmanlarla rekabet halindesinizdir
– Ulaşılması beklenen hedefler, performans sistemleri yakanızı bırakmaz
– Bir sürü gereksiz toplantı yapılır
– Patrona ulaşmak çok zordur
– Etrafınızda hiç bir iş yapmadan yaşayıp gidenler görürsünüz
– Yahut da yağcılık veya ona buna saldırganlık yaparak kendilerine bir kariyer çizmeye çalışanlara rastlarsınız.

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yabancı dil öğrenmenin yaşı olur mu?

yeni bir dil öğrenmek, yabancı dil, Manşet, kaç yaşına kadar dil öğrenilir, ileri yaşta yabancı dil öğrenme

Bilimsel yargılar insan yaşı ilerledikçe öğrenme yetilerinin azaldığını kabul eder. Fakat ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İşte bbc.com yazarlarından Sophie Hardach’ın düşüncelerinizi berraklaştıracak yazısı…

Yabancı dil en iyi hangi yaşta öğrenilir?

Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor.

Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor.

Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir.

Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler.

Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor”.

Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez.

“Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace.

İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi.

Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü.

İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü.

Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı.

Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir.

Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir.

2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı.

Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder.

Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler ‘l’ sesi ile ‘r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır.

Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor.

Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil.

York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”.

Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir.

Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”.

Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü.

“Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.”

Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü (MIT) bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu.

Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü.

“İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic.

Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor.

“Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”

MIT’in testinde Trenkic, anadili İngilizce olan biri olarak nitelendirilmişti.

Yazar:  Sophie Hardach 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND