Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Küçük bir dükkandan doğan dünya markası

Her şey sokak arasında 5 bin dolara kurulan küçük bir dükkanla başladı. İlk yıllar yerinde saymakla geçti, ancak bir gün küçük dükkan onlara yetmez oldu. Toptancılıkla başlayan üretim serüveninden 77’si yurt dışında olmak üzere 256 mağazalık bir zincire ulaşan Koton mrakası doğdu…

Emekli SAS Tim Komutanı Yılmaz Yılmaz, Koton’un başarı hikâyesini anlattı.

Sakin bir ses tonu ve duruşun kendinden son derece emin bir kişilikle birleştiği; daha ilkokul sıralarında hedefe kilitlenerek kafasına koyduğunu gerçekleştirme gayreti olan; takım inancı, eğitime verilen değer ve sürekli gelişme ve geliştirme çabası içerisinde hangi işe girse belli ki ciddi başarılar yakalayacak bir isim.

Bu haftaki konuğumuz, bir dünya markası olma yolunda hızla ilerleyen ve nereye gitmek istediğini çok iyi bilen bir ekibin lideri; Koton Mağazalarının Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz… Eşi Gülden Hanım’la omuz omuza başladıkları bu serüvende; 77’si yurt dışında 256 mağazayla Koton’u bugün dünya markası haline getirme yolunda emin adımla ilerliyorlar. Bu büyümede bir ismi de çok önemsiyorlar, Prof. Dr. Arman Kırım…

Yılmaz Bey’in dediği gibi şans mıdır, Allah’ın kısmet kapılarını açarak görevlendirdiği, binlerce kişiye istihdam sağlayan sağlam bir kapımıdır Koton bilmiyorum ama; arzularınızı doğru insanlarla, doğru niyetlerle ve azimle birleştirdiğinizde yapılamayacak iş yok gibi görünüyor…

– Bildiğim kadarıyla siz deniz subayı, Gülden Hanım da öğretmenken, kendinizi tekstil işinin içinde buldunuz, bu hikâyeyi sizden dinlesek?

– Evet, deniz kuvvetlerinde SAS Tim komutanıydım, Gülden de öğretmenlik yapıyordu. 1988 yılının yazında Gülden ve bir arkadaşı mağaza açmak istediler. Gülden’in ablasının da Adapazarı’nda ihraç fazlası ürünler satan bir mağazası vardı. Oradan gelen bir bilgi kaynağımız vardı. Bu işe Kuzguncuk’ta bir ara sokakta küçük bir dükkanla başladık. Az bir riskle böyle bir iş tutar mı, denemek istedik. 2 bin dolar sermayemiz vardı, 2 bin dolar da ortağımız koydu, bin dolar babama borçlandık ve 5 bin dolarla dükkanı açtık. Hatta mağazanın raflarını da, Kuzguncuk’ta raflarını değiştiren bir dükkan sahibinden aldık, tamir ettik, boyadık kullanılır hale getirdik. Askıları bile Bahariye’de bir dükkandan düşük bir bedelle aldık…

1991’DE ORDUDAN AYRILDI

– Mağazanın ismi neydi?
– SG’ydi. Eşimin ve arkadaşının isimlerin baş harfi. Ancak, Eylül ayı yaklaştığında ilk ortağımız ayrılarak okula dönmek istedi. Aslında iyi bir yaz geçmişti. Gülden öğretmenliği bırakarak bu işe devam etmek istedi. O arada deniz kuvvetleri de beni iki aylığına Londra’ya gönderdi. Bana verilen harcırahı yemeyip içmeyip biriktirip yurda döndüm. Bu arada da yaz boyunca ortağımızın yatırdığı iki bin dolar, Eylül ayında yedi bin olmuştu. Yatırdığımız sermaye üçe katlanmıştı. Ayrılan ortağın payını verdik ve biz devam ettik.

– Koton’un temelleri Kuzguncuk’ta atılmış o halde…
– Evet, Gülden 1991 yılına kadar Kuzguncuk’ta tek başına devam etti. Her sabah 7.30’da Beykoz’dan otobüse biner ve dükkâna gelirdi. Bu süreçte çok özel müşterileri oldu. Suna Kıraç iki kere geldi o mağazaya. Aslında mağaza değil de dükkân demek lâzım, ama taa Bakırköy’den gelenler olurdu. Sonra 1991’de ben de meslekten ayrıldım ve yine ortaklıkla ikinci mağazamızı açtık. O da Gülden ile Cemre isimlerini baş harfi oldu.

33 BİN ÜRÜNÜ DEPOLADIK

– Sizin katılımınız nasıl oldu?
– Ben 1991’de ordudaki görevimden ayrıldım. O sırada 2 mağazamız vardı ve toptana da girmek istiyorduk. Nasıl yaparız, nerede yaparız bilemiyorduk. Biz düşünürken bir gün Merter’de imalatçı bir firmanın sahibi beni aradı. Ben oradan ihracat fazlası ürünler alıyordum. “Benim durumum çok iyi değil, elimde de bir hayli ürün var, gel bak bunları sana satayım” dedi. Gittim baktım. 33 bin ürün var. Düşündüm, “Tamam” dedim. “Ama ürünleri hemen alman lazım, burada tutamazsın belki yarın haciz gelecek” dedi. Ürünleri aldım, civardan bir kamyoncu çağırdım. Ürünleri yükledim. Şoföre “Güneşli’ye gidelim” dedim ve etrafı dolaşmaya çıktım. Depo olacak gibi bir yer arıyorum. 100 metrekare bir yer buldum, malı indirdim. Derken, böylece toptana gidecek ürünleri toplamaya başladım. İhraç fazlalarını buldum. Ocak ayına geldiğimizde elde 110 bin ürün vardı. Parayı bitirdik yani, satacak birilerini bulmak lâzımdı…

SONRA ÜRETİME BAŞLADIK

– Müşteri oluşturmadan bu kadar ürüne yatırım, bir risk olmuş sanki…
– Başta da belirttiğim gibi benim ticari hayatımda şansın payı yüksektir. Laleli piyasasında tanıdığım biri aklıma geldi, ona gittim. “Elimde mal var, müşteri yok, bize müşteri bul, sattığının yüzde onu senin olsun” dedim. “Olur” dedi. Bir Avusturyalı müşterisi varmış… Ürünlerden seçtiklerimizi ütüledik, poşetledik ve Avusturyalı Willy için numuneler hazırladık. Bir hafta sonra geldi. “Ürünler nerede görmek istiyorum” diye… Biz ürünleri poşetliyor, düzenli gönderiyoruz ama ona gösterecek düzgün yerimiz yok, bir depoda titrek ışık ve ürünler dağınık halde, üst üste… Depoyu gösterdik, ona da; “Sen merak etme biz istediğin gibi göndeririz” dedik. Başta almaya cesaret edemedi. Ama anlaştık, sonra da iyi müşterimiz oldu. Willy’den kazandığımız parayla Merter’de mağaza açtık, ardından bir atölye kiraladık ve üretime başladık. Artık, iki mağazası, toptanı ve küçük de olsa üretimi olan bir firmaydık.

ALMANYA’DA ZARARLA BAŞLADI

– Yurt dışına açılmanız nasıl oldu?
– O yıllar bir taraftan da ihracat yapmak istiyoruz ama çok deneyimsiziz. Bunun üzerine ben Almanya’ya giderek bir showroom kiraladım. İhracat yapamıyoruz madem; ürünlerimizin satışını yapalım dedik. Ufak ufak koleksiyon yapmaya başlamıştık. İlk yıl 200 bin mark zarar ettik. 2. yıl dengelendi. 3 yıldan, 96’dan itibaren yavaş yavaş para kazanmaya başladık. 2000’li yıllara geldiğimizde Almanya’da kendi markamızla çok ciddi bir iş yapar olmuştuk. 20 milyon dolar hacme ulaşmıştık. Ardından diğer mağazalar geldi. Bugün bakıldığında yurt dışında 77 mağazamız var.

– Koton ismi ne zaman devreye girdi?
– Koton ismiyle ilk mağazayı 1996 yılında Bakırköy’de, sonra aynı yıl Kadıköy’de bir mağaza açtık.

– Neden Koton?
– Herkese hitap edecek, Türkiye’de kabul görürken, dünyada da anlaşılabilecek bir isim ararken, Gülden’in tavsiyesiyle Koton ismini bulduk. Logomuzu da o dönem Gülden’in kuzeni yaptı, hâlâ onu kullanıyoruz. 2000 yılına geldiğimizde Koton adıyla 10 mağazamız vardı.

Arman Kırım Hoca’dan çok etkilendim
Yılmaz Yılmaz, Koton’un büyümesinde, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Arman Kırım Hoca ile tanışmalarını dönüm noktası olarak gösterdi. Yılmaz Bey, şunları anlattı: “2000 yılında iki önemli olay vardır. En önemlisi Arman Kırım Hoca ile tanışmamdır. O dönem, hocanın ’kâr modelleri’ ile ilgili bir konferansı vardı. İş dünyasının genel gidişatı, şirketlerin kârı hedeflemesi ve riskleri iyi yönetmesini içeren, hâlâ çok faydalandığımı düşündüğüm bir konferanstı. Hocadan çok etkilenmiştim. Hemen gittim, yanına oturdum. Biz o zamanlar Türkiye’de 10 tane mağazası olan küçük bir şirketiz ve beni de tanımıyor. ’Hocam, ben sizinle çalışmak istiyorum’ dedim. Görüşmemizin başından itibaren çok yakın davrandı. Konferanstan yaklaşık bir ay sonra da, Silivri’de bir strateji toplantısı yaptık. Özellikle müşteri, müşterinin ihtiyaçlarını anlamak, müşteriye odaklanmak gibi kavramların önemini bize çok iyi aktardı ve benimsetti. Ve hemen arkasından 20 bin örneklem üzerinden müşteri profili ve beklentileri üzerine bir araştırma yaptık. O zaman bizim ölçeğimiz için çok iddialı bir çalışmaydı bu… Arman Hoca ilk dakikadan itibaren ne yapacaksak, ortaya çıkacak ürünün müşteriden kaynaklanması gerektiğini çok iyi aktardı bize…”

FARKLI OLMALIYDIK

– Arman Hocayla izlediğiniz temel strateji neydi?
– 2000’li yılların başında Türkiye’de birçok yeni marka sektöre girmeye çalışıyordu. Bunlardan bir tanesi de Koton’du. Bütün markalar birbiriyle benzer şeyler yapıyordu. Biz dedik ki, farklılaşmamız lazım, yani bu markalardan herhangi birisi olmak bizim için iyi bir şey değildir. Yaptığımız araştırmalarda üç sonuç çıktı; müşteriler bol çeşit, ferah mağaza ortamı ve uygun fiyat talep ediyorlardı. Biz de o zaman olaya çok basit baktık ve ’müşteri ne istiyorsa ona eğilmeliyiz’ dedik. Bu araştırmadan sonra tasarım departmanına yatırımımızı artırdık, mağazalarımızı daha ferah ve büyük hale getirdik, fiyat politikalarımızı gözden geçirdik. Arman Hoca’nın da desteğiyle dünyadaki gelişmeleri ve eğilimleri hep yakından takip ettik. Ernst&Young tarafından Türkiye’yi dünyada temsil etmeye layık görüldük. Gülden, katılan ülkeler arasındaki tek hanımdı, çok onur verici…

ÖNEMLİ BİR KAYIP
– Siz danışmanınızı, biz de çok önemli bir yazarımızı kaybettik. Çok birlikteydiniz, Arman Hoca için bize bir şeyler söyler misiniz?
– Biz artık işin ötesinde, dosttuk. Onu tanımak şirketimizin, dönüm noktasıdır. Sürekli okuyan, inceleyen, net bir insandı. Vefatından on gün önceydi… Zorla da olsa kendisini doğrultup hâlâ gazete yazısını toparlamak için uğraşıyordu. Güçlüydü. Vefatından bir hafta önceydi, fısıltıyla konuşuyordu artık… ’Gel’ dedi, ’sana çok önemli bir kavramdan bahsedeceğim…’ İngilizce bir kitap okuyordu, tasarım kaynaklı inovasyon… Okuduklarını bana anlattı, benimle paylaştı… Çok kıymetli bir insanı kaybettik. Ülkemiz adına da bir eksikliktir…

YILMAZ BEY’DEN TAVSİYELER:
Şartları oluşturun, hedeften kopmayın
Bugün geldiği noktayı değerlendiren Yılmaz Bey, şunları anlatıyor: “Bu kadarını tahayyül edemezdim. Ticari hayatımızda fırsatların, ilginç tesadüflerin, nasibin önemli bir yeri olduğuna inanıyorum ve Allah’ın kısmetli kullarından biri olduğumu düşünüyorum hep… Ama hedeften kopmayan bir kişiliğim var. Adapazarı’nda, ilkokul 4. sınıftayım… O zaman basketbol ve voleybol pek yaygın değil. Ben voleybola heves ettim ama; saha yok.
Arkadaşlarımı topladım. Okul bahçesine iki direk diktik, çamaşır iplerinden ağ yaptık, sahanın sınırlarını da kireçle çizdik. Bütün yaz o sahada voleybol oynadık, sonra okul takımına seçildim ve Türkiye dördüncüsü olduk. Demek istediğimiz o ki; inandığınız zaman, şartları bir şekilde bir araya getiriyorsunuz, ona göre çalışıyorsunuz ve başarıyorsunuz. Bundan sonra kendimizi görmek istediğimiz yer, dünyanın en önde gelen markalarından birisi olmaktır…” 

Yazar: Betül Altınbaşak
Kaynak: ww.turkiyegazetesi.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND