Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Küçük bir dükkandan doğan dünya markası

Her şey sokak arasında 5 bin dolara kurulan küçük bir dükkanla başladı. İlk yıllar yerinde saymakla geçti, ancak bir gün küçük dükkan onlara yetmez oldu. Toptancılıkla başlayan üretim serüveninden 77’si yurt dışında olmak üzere 256 mağazalık bir zincire ulaşan Koton mrakası doğdu…

Emekli SAS Tim Komutanı Yılmaz Yılmaz, Koton’un başarı hikâyesini anlattı.

Sakin bir ses tonu ve duruşun kendinden son derece emin bir kişilikle birleştiği; daha ilkokul sıralarında hedefe kilitlenerek kafasına koyduğunu gerçekleştirme gayreti olan; takım inancı, eğitime verilen değer ve sürekli gelişme ve geliştirme çabası içerisinde hangi işe girse belli ki ciddi başarılar yakalayacak bir isim.

Bu haftaki konuğumuz, bir dünya markası olma yolunda hızla ilerleyen ve nereye gitmek istediğini çok iyi bilen bir ekibin lideri; Koton Mağazalarının Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz… Eşi Gülden Hanım’la omuz omuza başladıkları bu serüvende; 77’si yurt dışında 256 mağazayla Koton’u bugün dünya markası haline getirme yolunda emin adımla ilerliyorlar. Bu büyümede bir ismi de çok önemsiyorlar, Prof. Dr. Arman Kırım…

Yılmaz Bey’in dediği gibi şans mıdır, Allah’ın kısmet kapılarını açarak görevlendirdiği, binlerce kişiye istihdam sağlayan sağlam bir kapımıdır Koton bilmiyorum ama; arzularınızı doğru insanlarla, doğru niyetlerle ve azimle birleştirdiğinizde yapılamayacak iş yok gibi görünüyor…

– Bildiğim kadarıyla siz deniz subayı, Gülden Hanım da öğretmenken, kendinizi tekstil işinin içinde buldunuz, bu hikâyeyi sizden dinlesek?

– Evet, deniz kuvvetlerinde SAS Tim komutanıydım, Gülden de öğretmenlik yapıyordu. 1988 yılının yazında Gülden ve bir arkadaşı mağaza açmak istediler. Gülden’in ablasının da Adapazarı’nda ihraç fazlası ürünler satan bir mağazası vardı. Oradan gelen bir bilgi kaynağımız vardı. Bu işe Kuzguncuk’ta bir ara sokakta küçük bir dükkanla başladık. Az bir riskle böyle bir iş tutar mı, denemek istedik. 2 bin dolar sermayemiz vardı, 2 bin dolar da ortağımız koydu, bin dolar babama borçlandık ve 5 bin dolarla dükkanı açtık. Hatta mağazanın raflarını da, Kuzguncuk’ta raflarını değiştiren bir dükkan sahibinden aldık, tamir ettik, boyadık kullanılır hale getirdik. Askıları bile Bahariye’de bir dükkandan düşük bir bedelle aldık…

1991’DE ORDUDAN AYRILDI

– Mağazanın ismi neydi?
– SG’ydi. Eşimin ve arkadaşının isimlerin baş harfi. Ancak, Eylül ayı yaklaştığında ilk ortağımız ayrılarak okula dönmek istedi. Aslında iyi bir yaz geçmişti. Gülden öğretmenliği bırakarak bu işe devam etmek istedi. O arada deniz kuvvetleri de beni iki aylığına Londra’ya gönderdi. Bana verilen harcırahı yemeyip içmeyip biriktirip yurda döndüm. Bu arada da yaz boyunca ortağımızın yatırdığı iki bin dolar, Eylül ayında yedi bin olmuştu. Yatırdığımız sermaye üçe katlanmıştı. Ayrılan ortağın payını verdik ve biz devam ettik.

– Koton’un temelleri Kuzguncuk’ta atılmış o halde…
– Evet, Gülden 1991 yılına kadar Kuzguncuk’ta tek başına devam etti. Her sabah 7.30’da Beykoz’dan otobüse biner ve dükkâna gelirdi. Bu süreçte çok özel müşterileri oldu. Suna Kıraç iki kere geldi o mağazaya. Aslında mağaza değil de dükkân demek lâzım, ama taa Bakırköy’den gelenler olurdu. Sonra 1991’de ben de meslekten ayrıldım ve yine ortaklıkla ikinci mağazamızı açtık. O da Gülden ile Cemre isimlerini baş harfi oldu.

33 BİN ÜRÜNÜ DEPOLADIK

– Sizin katılımınız nasıl oldu?
– Ben 1991’de ordudaki görevimden ayrıldım. O sırada 2 mağazamız vardı ve toptana da girmek istiyorduk. Nasıl yaparız, nerede yaparız bilemiyorduk. Biz düşünürken bir gün Merter’de imalatçı bir firmanın sahibi beni aradı. Ben oradan ihracat fazlası ürünler alıyordum. “Benim durumum çok iyi değil, elimde de bir hayli ürün var, gel bak bunları sana satayım” dedi. Gittim baktım. 33 bin ürün var. Düşündüm, “Tamam” dedim. “Ama ürünleri hemen alman lazım, burada tutamazsın belki yarın haciz gelecek” dedi. Ürünleri aldım, civardan bir kamyoncu çağırdım. Ürünleri yükledim. Şoföre “Güneşli’ye gidelim” dedim ve etrafı dolaşmaya çıktım. Depo olacak gibi bir yer arıyorum. 100 metrekare bir yer buldum, malı indirdim. Derken, böylece toptana gidecek ürünleri toplamaya başladım. İhraç fazlalarını buldum. Ocak ayına geldiğimizde elde 110 bin ürün vardı. Parayı bitirdik yani, satacak birilerini bulmak lâzımdı…

SONRA ÜRETİME BAŞLADIK

– Müşteri oluşturmadan bu kadar ürüne yatırım, bir risk olmuş sanki…
– Başta da belirttiğim gibi benim ticari hayatımda şansın payı yüksektir. Laleli piyasasında tanıdığım biri aklıma geldi, ona gittim. “Elimde mal var, müşteri yok, bize müşteri bul, sattığının yüzde onu senin olsun” dedim. “Olur” dedi. Bir Avusturyalı müşterisi varmış… Ürünlerden seçtiklerimizi ütüledik, poşetledik ve Avusturyalı Willy için numuneler hazırladık. Bir hafta sonra geldi. “Ürünler nerede görmek istiyorum” diye… Biz ürünleri poşetliyor, düzenli gönderiyoruz ama ona gösterecek düzgün yerimiz yok, bir depoda titrek ışık ve ürünler dağınık halde, üst üste… Depoyu gösterdik, ona da; “Sen merak etme biz istediğin gibi göndeririz” dedik. Başta almaya cesaret edemedi. Ama anlaştık, sonra da iyi müşterimiz oldu. Willy’den kazandığımız parayla Merter’de mağaza açtık, ardından bir atölye kiraladık ve üretime başladık. Artık, iki mağazası, toptanı ve küçük de olsa üretimi olan bir firmaydık.

ALMANYA’DA ZARARLA BAŞLADI

– Yurt dışına açılmanız nasıl oldu?
– O yıllar bir taraftan da ihracat yapmak istiyoruz ama çok deneyimsiziz. Bunun üzerine ben Almanya’ya giderek bir showroom kiraladım. İhracat yapamıyoruz madem; ürünlerimizin satışını yapalım dedik. Ufak ufak koleksiyon yapmaya başlamıştık. İlk yıl 200 bin mark zarar ettik. 2. yıl dengelendi. 3 yıldan, 96’dan itibaren yavaş yavaş para kazanmaya başladık. 2000’li yıllara geldiğimizde Almanya’da kendi markamızla çok ciddi bir iş yapar olmuştuk. 20 milyon dolar hacme ulaşmıştık. Ardından diğer mağazalar geldi. Bugün bakıldığında yurt dışında 77 mağazamız var.

– Koton ismi ne zaman devreye girdi?
– Koton ismiyle ilk mağazayı 1996 yılında Bakırköy’de, sonra aynı yıl Kadıköy’de bir mağaza açtık.

– Neden Koton?
– Herkese hitap edecek, Türkiye’de kabul görürken, dünyada da anlaşılabilecek bir isim ararken, Gülden’in tavsiyesiyle Koton ismini bulduk. Logomuzu da o dönem Gülden’in kuzeni yaptı, hâlâ onu kullanıyoruz. 2000 yılına geldiğimizde Koton adıyla 10 mağazamız vardı.

Arman Kırım Hoca’dan çok etkilendim
Yılmaz Yılmaz, Koton’un büyümesinde, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Arman Kırım Hoca ile tanışmalarını dönüm noktası olarak gösterdi. Yılmaz Bey, şunları anlattı: “2000 yılında iki önemli olay vardır. En önemlisi Arman Kırım Hoca ile tanışmamdır. O dönem, hocanın ’kâr modelleri’ ile ilgili bir konferansı vardı. İş dünyasının genel gidişatı, şirketlerin kârı hedeflemesi ve riskleri iyi yönetmesini içeren, hâlâ çok faydalandığımı düşündüğüm bir konferanstı. Hocadan çok etkilenmiştim. Hemen gittim, yanına oturdum. Biz o zamanlar Türkiye’de 10 tane mağazası olan küçük bir şirketiz ve beni de tanımıyor. ’Hocam, ben sizinle çalışmak istiyorum’ dedim. Görüşmemizin başından itibaren çok yakın davrandı. Konferanstan yaklaşık bir ay sonra da, Silivri’de bir strateji toplantısı yaptık. Özellikle müşteri, müşterinin ihtiyaçlarını anlamak, müşteriye odaklanmak gibi kavramların önemini bize çok iyi aktardı ve benimsetti. Ve hemen arkasından 20 bin örneklem üzerinden müşteri profili ve beklentileri üzerine bir araştırma yaptık. O zaman bizim ölçeğimiz için çok iddialı bir çalışmaydı bu… Arman Hoca ilk dakikadan itibaren ne yapacaksak, ortaya çıkacak ürünün müşteriden kaynaklanması gerektiğini çok iyi aktardı bize…”

FARKLI OLMALIYDIK

– Arman Hocayla izlediğiniz temel strateji neydi?
– 2000’li yılların başında Türkiye’de birçok yeni marka sektöre girmeye çalışıyordu. Bunlardan bir tanesi de Koton’du. Bütün markalar birbiriyle benzer şeyler yapıyordu. Biz dedik ki, farklılaşmamız lazım, yani bu markalardan herhangi birisi olmak bizim için iyi bir şey değildir. Yaptığımız araştırmalarda üç sonuç çıktı; müşteriler bol çeşit, ferah mağaza ortamı ve uygun fiyat talep ediyorlardı. Biz de o zaman olaya çok basit baktık ve ’müşteri ne istiyorsa ona eğilmeliyiz’ dedik. Bu araştırmadan sonra tasarım departmanına yatırımımızı artırdık, mağazalarımızı daha ferah ve büyük hale getirdik, fiyat politikalarımızı gözden geçirdik. Arman Hoca’nın da desteğiyle dünyadaki gelişmeleri ve eğilimleri hep yakından takip ettik. Ernst&Young tarafından Türkiye’yi dünyada temsil etmeye layık görüldük. Gülden, katılan ülkeler arasındaki tek hanımdı, çok onur verici…

ÖNEMLİ BİR KAYIP
– Siz danışmanınızı, biz de çok önemli bir yazarımızı kaybettik. Çok birlikteydiniz, Arman Hoca için bize bir şeyler söyler misiniz?
– Biz artık işin ötesinde, dosttuk. Onu tanımak şirketimizin, dönüm noktasıdır. Sürekli okuyan, inceleyen, net bir insandı. Vefatından on gün önceydi… Zorla da olsa kendisini doğrultup hâlâ gazete yazısını toparlamak için uğraşıyordu. Güçlüydü. Vefatından bir hafta önceydi, fısıltıyla konuşuyordu artık… ’Gel’ dedi, ’sana çok önemli bir kavramdan bahsedeceğim…’ İngilizce bir kitap okuyordu, tasarım kaynaklı inovasyon… Okuduklarını bana anlattı, benimle paylaştı… Çok kıymetli bir insanı kaybettik. Ülkemiz adına da bir eksikliktir…

YILMAZ BEY’DEN TAVSİYELER:
Şartları oluşturun, hedeften kopmayın
Bugün geldiği noktayı değerlendiren Yılmaz Bey, şunları anlatıyor: “Bu kadarını tahayyül edemezdim. Ticari hayatımızda fırsatların, ilginç tesadüflerin, nasibin önemli bir yeri olduğuna inanıyorum ve Allah’ın kısmetli kullarından biri olduğumu düşünüyorum hep… Ama hedeften kopmayan bir kişiliğim var. Adapazarı’nda, ilkokul 4. sınıftayım… O zaman basketbol ve voleybol pek yaygın değil. Ben voleybola heves ettim ama; saha yok.
Arkadaşlarımı topladım. Okul bahçesine iki direk diktik, çamaşır iplerinden ağ yaptık, sahanın sınırlarını da kireçle çizdik. Bütün yaz o sahada voleybol oynadık, sonra okul takımına seçildim ve Türkiye dördüncüsü olduk. Demek istediğimiz o ki; inandığınız zaman, şartları bir şekilde bir araya getiriyorsunuz, ona göre çalışıyorsunuz ve başarıyorsunuz. Bundan sonra kendimizi görmek istediğimiz yer, dünyanın en önde gelen markalarından birisi olmaktır…” 

Yazar: Betül Altınbaşak
Kaynak: ww.turkiyegazetesi.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İK bütçesi nasıl oluşturulur?

Manşet, insan kaynakları bütçesi, insan kaynakları, bütçe

İK bütçesi nedir? Nasıl hesaplanır? Bütçe oluşturulurken hangi adımları takip etmek gerekir? İşte yanıtı…

Personel maliyet bütçesi hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Dışarıdan bakıldığında insan kaynakları personeli sadece işe alım yapan ya da özel günlerde masanıza hediye bırakan kişiler gibi görülse de aslında çok daha önemli görevleri vardır. O görevlerden biri de personel maliyet bütçesi hazırlamaktır.

Personel maliyet bütçesi adından da anlaşılacağı üzere çalışanların bordro maliyetleri dahil tüm masraf kalemlerinin yer aldığı belgedir. Çalışanlarınızın masraflarını sıralamak kolay bir iş gibi görünebilir. Ancak bulunduğunuz sektör, çalışana önereceğiniz rol, şirketinizin konumu, çalışana ödemek istediğiniz ya da ödemekle yükümlü olduğunuz ek faydalar gibi pek çok değişkeni göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu karmaşık süreci sizin için tamamlayacak bir insan kaynakları departmanınız varsa endişelenmenize gerek yok, ama bu planlamayı yapması gereken sizseniz o zaman bir işletme sahibi olarak üzerinizde zorlu bir görev daha var demektir. Bu noktada personel maliyet bütçesi hakkında dikkat etmeniz gerekenleri birlikte inceleyelim.

Personel Bütçesi Kalemlerinizi Belirleyin

Bordro maliyetleri: Bordro kalemi çalışanların brüt ücretini ve SGK’ya ödediğiniz primleri kapsar. Bütçenizde yer alacak bordro maliyeti bunlar ile sınırlı kalmaz. Maaş dışında çalışanlarınıza ödediğiniz:

• Mesailer,

• Ödenekler,

• Prim, ikramiye, yol ve yemek yardımı, kira ve yakacak yardımı, bayram paketi, erzak yardımı ve benzeri yan haklar,

• Şirket uygulamalarınızda yer alıyorsa çalışanlar için yaptıracağınız özel sigortalar da bordro maliyetinde göz önünde bulundurulması gereken kalemlerdir.

İzin süreleri: Bütçenizde çalışanların hak ettiği yıllık izin, ölüm izni, doğum izni gibi izin sürelerinin de maliyet kalemi olarak yer alması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışanların hak ettiği yıllık izinlerin, bulunduğunuz cari yıl içinde kullanılması ve bir sonraki yıla devredilmemesi gerekir. Ancak uygulamaya geçtiğimizde durum farklılık gösterir. Çalışanların kullanmadığı izinler bir sonraki yıla devredilmekte ya da kullanılmayan izin günlerinin ücreti çalışana ödenmektedir. Siz de bu ücreti çalışanlarınıza ödüyorsanız bu tutara maliyetinizde bütçe kalemi olarak yer vermelisiniz.

Tazminat tutarları: Çalışanların işten ayrılması durumunda ödenecek kıdem ve ihbar tazminatlarının da çalışanların kıdemlerine göre hesaplanması ve bütçeye eklenmesi gerekir.

Eğitimler: Çalışanlarınızı göndereceğiniz seminer ya da eğitim programları varsa bunlar da bütçenizde iki farklı maliyet kalemi oluşturacaktır. İlki kişi ilgili günlerde iş yapamayacağı için doğan iş gücü kaybının bordro maliyetidir. Seminer ya da eğitimin ücretleri, konaklama, yemek ve ulaşım gibi maliyetlerin toplamı da ikinci maliyet kalemidir.

Donanımlar: Çalışanlara tahsis edilen cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da araba gibi haklara da personel maliyet bütçenizde muhakkak yer verin.

Sabit ve değişken maliyetleri göz önünde bulundurun

Bütçenizi hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktalardan biri de bazı maliyetlerinizin sabit, bazılarının ise değişken olmasıdır. Sabit maliyetleriniz, aylık düzenli olarak ödediğiniz ve tutarı değişmeyen kalemlerdir. Her ay ödediğiniz maaş, SGK primleri ve bunlardan doğan vergiler tutarı belli olan sabit maliyetlerdir. Çalışan sayınız değişmediği müddetçe de bu kalem değişiklik göstermez. Aylık cironuza göre satış ekibinize ödeyeceğiniz primler, iş günü sayısına göre ödenen yemek ücretleri de her ay farklılık gösterdiği için bütçenizde değişken maliyetler olarak yer alabilir.

Bütçenizi hazırlarken bu noktaları da ihmal etmeyin

• Geçici personel işe alıyorsanız, bu personelin maliyetini de bütçenize eklemeyi ihmal etmeyin.

• İşe alım ve mülakat sürecinizin de bir maliyeti var ise bunları da bütçenize dahil edin.

• Asgari ücret, AGİ ve vergi yüzdelerinde gerçekleşen olası değişiklikleri de bütçenizi hazırlarken göz önünde bulundurun.

• Şirketiniz için önemli bilgiler yer aldığından personel maliyet bütçenizi şifre ile koruyun ve sadece güvendiğiniz kişilere erişim izni verin.

• Hazırladığınız bütçenin tutarlılığını mutlaka ölçün. Gerçekte harcanan rakamlar ile bütçenizde öngördüğünüz rakamlar arasında dengeyi bulmak şirketinizde bütçeleme konusuna daha fazla önem verilmesini sağlayacak ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.

Personel maliyet bütçesini nasıl hazırlayacaksınız?

Excel üzerinde departmanlara göre personel sayısı, norm kadro planlamanız ve personelinizin maliyetine detaylı olarak yer verip, formüller yardımı ile hesaplamalarınızı yapabilirsiniz. Ancak bu işe ayıracak vaktiniz ya da insan kaynakları bilginiz yoksa süreç sancılı bir hale gelebilir.

Bütçeniz olmadan ilerleseniz de gelecekte yapacağınız harcamaları planlayamazsınız. Bu nedenle personel maliyeti bütçesi hazırlama konusunda bir dış kaynaktan yardım almak sizin için faydalı olacaktır. @WRK İnsan Kaynakları, personel maliyet bütçesi hazırlama konusundaki deneyimleri ile şirketinize en uygun danışmanlık hizmetini sunacaktır.

Yazar: Evren Süer
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et

MAKALE

Doğru adayı doğru işle buluşturmak

seçme ve yerleştirme, mülakat, Manşet, iş hayatı, insan kaynakları

Şirketleri rekabette bir adım önde tutan temel kaynaklardan birisi de yüksek performans sergileme potansiyeli olan insanlarla çalışma fırsatını yakalamaktır. Peki, seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebiliriz? İşte sizler için hazırlanmış 10 öneri…

10 maddede etkili seçme ve yerleştirme süreci

Doğru adayı doğru işle buluşturmak İK uzmanlarının öncelikli görevi. “Seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebilirim?” diye merak ediyorsanız, İK danışmanı ve eğitmen Tuğba Kaplan’ın size önerileri var…

Seçme–yerleştirme süreci sonunda anlaşılan ve işe başlayan her yeni çalışanın (çalıştığı pozisyonun gerektirdiği tüm teknik beceriye sahip olsa dahi) kuruma ve iş işleyişine alışması en az 3 ay sürer. Bu demektir ki anlaşılan ve işe başlayan yeni çalışanların kurumdan ayrılmaları durumunda pozisyon en iyi ihtimalle hemen doldurulsa da yeni adaydan verim almak için en az 3 ay beklemeniz gerekir. Bu nedenle seçme–yerleştirme sürecinin her aşamasında oldukça dikkatli ve titiz olmakta fayda var.

Etkili bir seçme – yerleştirme süreci için dikkat etmemiz gereken konular aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. Adaylara ulaşmak amacıyla ilan açacaksanız, ilan içeriği oldukça önemlidir. Aranan özellikler bölümüne, o işi yapmak için gerekli olan minimum yetkinlikler yazılmalıdır. İlk etapta ne kadar çok adaya ulaşırsanız o kadar iyi olacağından buradaki “minimum” kısmı önemlidir.
  2. Gelen başvurular arasında yetkinlik beklentilerinizi ve ikamet, yaş vb. kriterlerinizi karşılayan tüm adaylarla ön görüşme yapmalısınız. Daha önceki dönemlerde ön görüşmeler sadece yüz yüze yapılırken, teknolojinin etkisiyle günümüzde dijital ortamlarda da yapılabilmektedir.
  3. Yüz yüze görüşeceğiniz adaylara mutlaka görüşme günü, saati, yeri gibi bilgileri önceden iletmelisiniz. Ayrıca görüşmeleri yapacağınız gün için kendi takviminizi de ayarlamalı, adayları bekletmemeli, çok önemli bir sorun olmadığı sürece görüşme saatlerini son anda değiştirmemelisiniz.
  4. Görüşme öncesinde görüşeceğiniz adayın özgeçmişini gözden geçirmeniz önemlidir. Böylece sizin için önemli olabilecek kısımları unutmamış ve atlamamış olursunuz.
  5. Görüşme esnasında adayın beden dilini gözlemlemenizde de fayda var. Fakat bunu “Burnunu kaşıdı, kesin yalan söylüyor” gibi direkt kesin yargılarla sonuçlandırmak sizi yanıltabilir.
  6. Sorularınızı doğru seçmeli ve yapılandırmalısınız. Pozisyonun gerektirdikleri ya da iş işleyişi ile ilgili olmayan sorular sormamalısınız. Ayrıca adayın cevap vermek istemeyebileceği ya da özel yaşamıyla ilgili sorular da sormamalısınız.
  7. Adayların da size sorular sorabileceğini unutmayın. Bu nedenle adaylar tarafından soru sorulduysa aktif bir şekilde dinleyin ve net cevaplar verin. Soru sormayan adaylara da görüşmenin sonlarına doğru soruları olup olmadığını sorabilirsiniz, böylece aklına takılan soruları sormaya çekinen adayların düşüncelerini de netleştirmiş olursunuz.
  8. Seçme – yerleştirme sürecinizdeki aşamaların arasında uzun zaman boşlukları var ise, adaylara ara bilgilendirmeler yapmalısınız. Unutmayın, sizin sürecinizin arayışla devam ettiği gibi, adayların arayış süreçleri de eş zamanlı olarak devam ediyor.
  9. Seçme–yerleştirme sürecinin tüm aşamalarında adaylara nazik davranmalısınız. Örneğin; “Ben stres mülakatı yapıyorum” cümlesine sığınarak adaylara kötü ve kaba davranılmamalıdır. Zaten stres mülakatı dediğimiz kavram da bu değildir.
  10. Sürecin sonucunda mutlaka tüm adaylara olumlu ya da olumsuz dönüş yapmalısınız. Sadece olumlu olan adaya dönüş yapmak etik olmamakla birlikte, diğer adayların netleşmesini de engeller ve imajınızı oldukça olumsuz yönde etkiler.

Son olarak; seçme–yerleştirme sürecinin önemi unutulmamalı, süreç bir bütün olarak sistemli bir şekilde yürütülmelidir.

Yazar: Tuğba Kaplan / İK danışmanı ve eğitmen
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Flört şiddeti: İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Manşet, ilişkide şiddet, ilişki, flört şiddeti, flört

Flört şiddeti, ilişkide bir tarafın diğer taraf uyguladığı kontrolcü, müdahaleci, kısıtlayıcı, zarar verici ve yaralayıcı davranışlardır. Peki, sizce bu davranışın sebepleri nelerdir? Böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmamız gerekir? İşte yanıtı…

Flört şiddeti nedir?

Sevgilin kimlerle görüştüğünü denetliyor mu? Kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi mi gösteriyor? Sosyal medya hesaplarını kontrol ediyor mu?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, flörtün yeni yeni başladığı 13-23 yaş döneminde romantik ilişkilerde yaşanan şiddete dikkat çeken ve flört şiddetine dair ipuçları veren bir rehber yayınladı.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın rehberinde flört şiddetine ilişkin şu bilgiler paylaşılıyor:

Flört şiddeti nedir?

Flört şiddeti, sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir. 

Fiziksel flört şiddeti 

Fiziksel flört şiddeti, sevgilinin senin bedenine kasıtlı olarak zarar vermesidir. Sevgilinin sana vurması, tokat atması, yumruk atması, bir eşya fırlatması, bıçak ya da silah çekmesi, seni itmesi, tekmelemesi, ısırması, saçını çekmesi fiziksel şiddet örnekleridir. 

Cinsel flört şiddeti 

Cinsel flört şiddeti, sevgilinin seni cinsel birliktelik veya yakınlık yaşamak için zorlaması, cinsellik konusunda “hayır”ı kabul etmemesidir. Sevgilinin istemediğin halde seni öpmesi ve sana dokunması, sen alkol veya madde etkisi altındayken ya da bilincin yerinde değilken seninle cinsel birliktelik kurması, cinsel birliktelik sırasında, öncesinde veya sonrasında sana karşı küçümseyici ve kaba bir tutum sergilemesi, doğum kontrol yöntemlerini kullanmaması veya senin kullanmana izin vermemesi cinsel şiddet örnekleridir. 

Psikolojik flört şiddeti 

Psikolojik flört şiddeti, sevgilinin sende korku uyandıracak, senin kendine olan güvenini ve saygını zedeleyecek biçimde konuşması ve davranmasıdır. Sevgilinin sana isim takması, bağırması, iftira, hakaret veya küfür etmesi, ne yapman ve ne giymen gerektiğini söylemesi, seni başkalarının önünde küçük düşürmesi, tehdit etmesi, kötülemesi ve ismini karalaması, suçlaması, yıkıcı bir biçimde eleştirmesi, “koruma altına alma” bahanesiyle yönlendirmesi, sırlarını başkalarına söylemesi psikolojik şiddet örnekleridir. 

Sosyal flört şiddeti 

Sosyal flört şiddeti, sevgilinin senin sosyal ilişkilerini kısıtlaması, kontrol etmesi ve senin sosyal çevrenden soyutlanmana, yalnızlaşmana neden olacak şekilde davranmasıdır. Sevgilinin ailen veya arkadaşlarınla görüşmene izin vermemesi, kimlerle arkadaş olduğunu kontrol etmesi, “namusunu koruduğunu” söyleyerek erkek arkadaşlarınla konuşmanı yasaklaması, kıskançlık yaparak sosyal ilişkilerini kısıtlamaya çalışması ve kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi göstermesi, arkadaşlarına zaman ayırdığında seni suçlaması, eleştirmesi veya sana küsmesi, sürekli başkalarıyla flört edip etmediğini araştırması, toplum, aile veya okul karşısında seni “utandırmak” ya da “rezil etmekle” tehdit etmesi sosyal şiddet örnekleridir.

Dijital flört şiddeti  

Dijital flört şiddeti, sevgilinin teknolojik araçları seni kontrol etmek için kullanması, bu araçlar aracılığıyla seni tehdit etmesidir. Sevgilinin sosyal medya hesaplarının şifrelerini istemesi ve kontrol etmesi, sosyal medyada kimlerle arkadaş olabileceğine karar vermesi, resim ya da video göndermek için seni zorlaması, telefonunu veya bilgisayarını karıştırması, sürekli mesaj atması ve hızlı bir yanıt beklemesi dijital şiddet örnekleridir. 

Israrlı takip (Stalking) 

Israrlı takip, ayrıldığın ya da halen birlikte olduğun sevgilinin seni sürekli izlemesi ve takip etmesidir. Takip davranışı, sende korku uyandırmayı, sana gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedefler. Eski sevgilinin haber vermeden veya davet edilmeden evine  ya da okuluna gelmesi, gittiğin yerlerde karşına çıkması, sürekli hediye veya çiçek alması veya göndermesi, arkadaş çevrenle iletişim kurması ve seninle ilgili bilgi almaya çalışması, senin eşyalarına zarar vermesi ısrarlı takip davranışı örnekleridir. 

İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Sevgilinden farklı fikirlere, isteklere, önceliklere sahip olabilirsin. Her ilişkide farklılıkların ortaya çıkması, anlaşmazlıkların olması doğaldır. Önemli olan bunları nasıl çözdüğünüzdür. Eğer bir farklılık ya da anlaşmazlık karşısında herhangi bir şiddet türüyle karşılaşıyorsan, güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için şunları yapmayı deneyebilirsin: 

  • Şiddeti tanıman ve şiddet için kendini sorumlu görmemen çok önemli. Şiddetin sorumlusu sen değilsin!
  • Şiddeti normal bir davranış olarak kabul etmemen çok önemli. Aklından “bunu hak ettim”, “herkesin sevgilisi böyle davranıyor” gibi düşünceler geçebilir. Kendinden şüphe etme! Unutma, haklı şiddet yoktur!  
  • Sevgilinin, şiddeti bir problem olarak görüp görmediğini araştır. Sevgilin seninle güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için çabalıyor mu? Şiddetsiz bir ilişki kurmak için işbirliği yapıyor mu? 
  • Güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için kurallar koyarak sınırlarını koruyabilirsin. Kuralları koymak, hangi tür davranışları kabul etmeyeceğini söylemek ve bu kurallara uymadığında ondan uzaklaşmak ya da ayrılmak senin güvende olmanı sağlayacak bir adımdır. Bu sayede şiddetsiz, güvenli, eşit ilişkiler kurabilirsin. 
  • Herhangi bir şiddet türüyle karşı karşıya kalıyorsan, şiddet durmadan güvende olamazsın. Sevgilin şiddeti bir problem olarak görmüyorsa ve şiddeti durdurmak için herhangi bir adım atmıyorsa, ilişkiden uzaklaşmalısın. Onu değiştirmeye çalışma. Unutma, şiddeti durdurmak onun sorumluluğu. Eğer o şiddeti durdurmazsa, şiddet artarak devam edecektir. Kendini korumalı ve ilişkiden çıkmalısın.  
  • Sevgilinden ayrılmayı düşündüğünde “Bana çok iyi davrandığı oluyor”, “Her zaman böyle sinirli değil”, “Aslında beni çok seviyor” gibi düşüncelere kapılabilirsin. Yalnız kalmaktan korkuyor olabilirsin. Daha önce ayrılmayı deneyip onu affetmiş olabilirsin. Onun istediği gibi biri olmaya çabalıyor olabilirsin. Onunla ileride çok iyi bir ilişki kurabileceğini umut ediyor olabilirsin. Bu durumda şiddet döngüsüne girmişsin demektir. Şiddet döngüsünü tanımalısın. 
  • Yakın gördüğün, seni yargılamayacağını düşündüğün bir yetişkinden yardım isteyebilirsin. Yaşadıklarını paylaşmak ve konuşmak, seni güçlendirir. 
  • Unutma, şiddet varsa, sevgi yoktur.
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND