Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Koronavirüs ile nasıl başa çıkabiliriz?

Küresel bir tehdit haline gelen koronavirüs birçok kişiyi etkisi altına almaya devam ediyor. Peki, hızla yayılan bu virüse karşı ne gibi önlemler almalıyız? İşte www.evrimagaci.com sitesinin ‘’Koronavirüs Kapımızı Çalmadan Hazırlıklarımızı Tamamlamalıyız!’’ sloganıyla hazırladığı yazısı…

Türkiye’de Olası Bir Koronavirüs Salgınına Birey Olarak Nasıl Hazırlanmalısınız?

Koronavirüs Kapımızı Çalmadan Hazırlıklarımızı Tamamlamalıyız! 

Çin’in Wuhan/Hubei bölgesinden başlayıp tüm Dünya’ya yayılmakta olan koronavirüs salgınının başından beri söylediğimiz gibi, paniğe kapılmanıza gerek yok; ancak bu, önlem almamanız gerektiği anlamına gelmiyor. Türkiye’de felaketlere karşı “önlem alma” konusunda kimi zaman atıl olabiliyoruz ve “önce olsun da sonra bakarız” gibi bir yaklaşıma sahip olabiliyoruz. Bu nedenle, hazırlıklı olmak isteyen okurlarımız için şimdiden bazı tavsiyelerde bulunmanın faydalı olacağını düşünüyoruz.

Detaylıca analiz ettiğimiz gibi, virüsün gidişatı küresel bir salgına dönüşme yolunda ilerliyor ve önümüzdeki 1.5 yıl içinde SARS-CoV-2 isimli virüsün sebep olduğu COVID-19 hastalığına yakalanma ihtimaliniz oldukça yüksek. Hastalığın bulaşıcılığı da göz önüne alınacak olursa, tüm önlemlere rağmen koronavirüsün Avrupa, Asya ve Afrika arasında bir köprü görevi gören Türkiye’ye de yayılması işten bile değil.

Peki ne yapacağız? Bireysel olarak böylesi bir salgına nasıl hazırlanabilirsiniz? Gelin bir bakış atalım.

Koronavirüs Salgınına Nasıl Hazırlanmalı?

Aslında koronavirüs salgınına hazırlanmanın herhangi bir diğer salgına veya doğal felakete hazırlanmaktan çok fazla bir farkı yok. Her şey, kendinizi ve ailenizi konu hakkında bilinçlendirmekten başlıyor. Dolayısıyla ilk tavsiyemiz, güvenilir kaynaklardan SARS-CoV-2 koronavirüsünün ne olduğu hakkında tam bilgi almak. Bizim konu hakkındaki tüm yazılarımızı bu etiket altından okuyabilirsiniz.

Şimdi gelelim bazı daha spesifik tavsiyelere…

Sosyal Mesafelendirme: Dışarı Çıkmaktan Kaçınmalı mısınız?

Salgınlar öncesinde ve sırasında kendinizi sosyal ilişkilerden (en azından gerçek, fiziksel sosyal ilişkilerden) sınırlandırmak, özellikle de SARS-CoV-2 gibi havada asılı kalan sıvı parçacıkları yoluyla bulaşan hastalıklara karşı en önemli ve etkili silahlarımızdan birisi. Amaç, hasta olabilecek insanlarla temas etme ihtimalinizi en aza indirmek.

Bu nedenle, zorunlu olmayan sebeplerle dışarı çıkmaktan kaçınmanızı ve buna göre plan yapmanızı tavsiye ederiz. Örneğin bugünlerde dışarı çıkacaksanız, birkaç gün sonra dışarı çıkmanızı gerektirecek bir diğer iş varsa onu da şimdiden halletmenizi tavsiye ederiz. Buna bireysel kalkanlama denmektedir. Belki komik gelecek ama; tokalaşmak ve öpüşmek yerine bu tarz salgınlar sırasında dirsek tokuşturma yoluyla insanlarla selamlaşabilirsiniz:

Tabii Türkiye’de bu koruma “Hastayım canım hiç öpmeyeyim.” cümlesiyle de sağlanabilir. İnsanlardan, hele ki hastalık belirtisi olan insanlardan genellikle en az 2 metre uzak durmaya çalışabilirsiniz. Hastalığın asemptomatik olarak da (belirti göstermeden de) seyredebildiğini ve dolayısıyla bu süreçte insanlara bulaşabildiğini unutmayın!

Aslında sosyal mesafelendirme, yetkili kurumlar tarafından kitlesel olarak uygulandığında aslen işlevsel olan bir uygulamadır. Dolayısıyla bu tarz önlemlerin alınmasına karşı hazırlıklı olmanızda da fayda var. Bu önlemler arasında şunlar olabilir:

  • okulların kapatılması,
  • iş yerlerinin kapatılması,
  • sağlıksal yalıtım,
  • karantinalar,
  • hijyen kordonları,
  • koruyucu müsadere,
  • kitlesel buluşmaların iptal edilmesi,
  • kitlesel ulaşım araçlarının kapatılması veya sınırlandırılması,
  • eğlence merkezlerinin (yüzme havuzları, gençlik kulüpleri, spor salonları, sinema salonları) kapatılması.

Temel Hijyen Yöntemlerinden Haberdar Olun!

Buradaki yazımızın Önlem Yöntemleri kısmında da belirttiğimiz gibi, en azından aşı ve/veya ilaçlar geliştirilene dek şu faydalı uygulamaları takip edebilirsiniz:

  1. Elinizi sık sık, en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkayın. Eğer bunlara erişiminiz yoksa, alkol-temelli bir dezenfektan kullanın.
  2. Ellerinizi yıkamış olsanız bile ağzınıza, gözünüze, burnunuza dokunmaktan kaçının.
  3. Pişmemiş etten uzak durun.
  4. Hastaysanız, evden çıkmayın.
  5. Ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatarak öksürün veya hapşırın. Sonrasında mendili çöpe atın.
  6. Sıklıkla dokunduğunuz yüzeyleri dezenfekte edin.
  7. Genel olarak hasta kişilerden uzak durun.
  8. Wuhan bölgesini yakın dönemde ziyaret etmiş olabilecek kişilerden uzak durun.
  9. Çin’e seyahat edecekseniz canlı hayvan marketlerinden uzak durmanızı ve salgın semptomlarına karşı uyanık olun.

Burada özellikle 2. maddeyi vurgulamak istiyoruz: Lütfen elinizi ağzınıza, yüzünüze ve gözlerinize götürme miktarınızı azaltın. Bu, sandığınızdan epey zor bir iş olacak; göreceksiniz. Çünkü insanlar olarak sıklıkla elimizi yüz bölgemize götürmekteyiz ama bunu bilinçsiz olarak yapmaktayız. Bir dahaki sefere yüzünüzde bir yer (mesela burnunuz) kaşındığında, gözleriniz yandığında ve benzeri durumlarda bilinçli bir şekilde yüzünüze dokunmaktan kaçınmaya çalışın. Bunun zor olduğunu fark edeceksiniz; bu yüzden pratik yapmanız gerekecek. İşte bu kritik birkaç haftada bu konuda kendinizi eğitebilirseniz, sadece bu salgında değil, diğer birçok hastalığa karşı da davranışsal bir direnç kazanmış olacaksınız.

Ayrıca 1. maddeyi de vurgulamak istiyoruz: Yapılan çalışmalar, sık sık ve düzgün bir şekilde el yıkamanın, virüs bulaştırma oranlarını %30-50 oranında azalttığını göstermektedir. Alkol-bazlı el jelleri veya sabunlu su ile en az 20 saniye boyunca, ellerinizi ovalayarak yıkamanızı tavsiye ederiz. Eğer 20 saniyeyi saymak sıkıcı geliyorsa, “İyi ki doğdun Evrim Ağacı!” şarkısını 1 tam tur söyleyebilirsiniz ve bittiğinde bırakabilirsiniz.

Yiyecek ve İlaç Stoklamalı mısınız?

Bu tarz salgınlar sırasında paniğe kapılmanın en büyük sorunu, panik halinde alışveriş yapmak ve gereksiz yere abartılı miktarda ilaç ve yiyecek depolamaktır. Bunu yapmayın; çünkü Hollywood filmlerinde gördüğümüz gibi hastalığa yakalananların birkaç saatte öldüğü bir virüsten söz etmiyoruz; daha ziyade sezonluk gribe benzer bir virüsten söz ediyoruz. Nasıl ki grip sezonu geldiğinde abartılı alışverişler ve stoklamalar yapmıyorsunuz; bu salgında da bu tarz bir davranışta bulunmanıza gerek yok.

Ancak… Eğer halihazırda bazı ilaçları almanız gerekiyorsa (yani örneğin tansiyon gibi kronik bir hastalığınız varsa), elinizde bunlardan en azından 4 hafta (belki 2-3 ay) yetecek miktarda olduğundan emin olmanızı tavsiye ederiz. Bunun sebebi de stokların tükenmesi endişesi değil; sosyal mesafelendirme davranışının salgınlar açısından büyük öneme sahip olması!

Ayrıca eğer evinizde yeterince ağrı kesici ve ateş düşürücü yoksa, en azından birkaç hafta sizi idare edecek sayıda ilacı bir sonraki dışarı çıkışınızda eczanenizden edinmenizi tavsiye ederiz.

Son olarak, eğer bir kileriniz varsa ve yiyecekleri sağlıklı bir şekilde depolamanız mümkünse, gidip de bütün marketi satın almak yerine, normalde yapacağınız alışverişin %25 veya %50 daha fazlasını yapın. Aldığınız bu ekstra ürünlerin bozulmayacak yiyecekler kategorisinden olmasına özen gösterin; evcil hayvanlarınızın besinlerini unutmayın. Özellikle de grip veya nezle olduğunuzda yemekten hoşlandığınız çorba gibi besinlere öncelik verebilirsiniz; çünkü COVID-19 vakalarının ezici çoğunluğu bu hastalıklara benzer şekilde seyrediyor. Yine, ihtiyacınız olan ek besin miktarı sadece 1-2 haftalık düzeyde olması yeterli.

Bakkal ve manavlara yığılmanın ve sanki zombi baskını varmış gibi abartılı düzeyde alışveriş yapmanın herhangi bir anlamı bulunmuyor; aklınızdan çıkarmayın.

Yüz Maskesi Almalı mı?

Ne yazık ki yüz maskelerinin avantajlı olup olmadığı konusu fazlasıyla tartışmalı bir konu; buradaki yazımızda yüz maskelerinin ne derece etkili olduğunu detaylıca işlemiştik. Bazı uzmanlar bunu tavsiye ederken, bazıları tamamen işlevsiz olduğunu söylüyorlar.

Ancak net olan şu: Eğer hastaysanız, yüz maskesi takmanız faydalı olacaktır. Eğer bir başka hastayla veya savunma sistemi zayıf biriyle yakından ilgilenmeniz gerekiyorsa, yüz maskesi takmanız faydalı olacaktır.

Sorun şu: Maskeyi genel bir önlem olarak takmak pek işlevsel değil gibi gözüküyor. Ancak hastaların bulunduğu ortamda bulunacak veya hastalarla yakın temasa geçilecek durumlarda dikkate değer bir fayda sağlıyor. Bu nedenle sokakta gezerken veya evinizde maske takmak çok büyük ihtimalle sizi pek fazla korumayacak; ancak eğer hastaların bulunduğu bir ortama girecek olursanız maskenin faydası olabilir.

İkinci bir sorun ise şu: Maskeye sahip olmak, sahte bir güven duygusu verebilir. Maske kullanıyor olmanız, diğer hijyen ve salgın önlemlerini bırakabileceğiniz anlamına gelmiyor!

Dolayısıyla maske işini bütçenize bırakıyoruz. 30-100 liralık bir N95 maske bile iş görecektir. Hatta kutu halinde satılan cerrahi maskeler de N95 kadar iş görebilecektir. Fakat ne yaparsanız yapın, krizi fırsata çevirmeye çalışan, fiyatlarını abartılı yükselten fırsatçılara izin vermeyin ve bu şekilde davranan satıcıları şikayet edin.

Okullar İçin Ne Yapmalı?

SARS-CoV-2 virüsü çocuklara pek fazla bulaşmıyor gibi gözüküyor; bu iyi haber. Dolayısıyla çok ekstrem bir önlem almaya gerek yok; sadece yetkililerin okul tatili kararlarını takip etmek gerekiyor. Daha önemlisi, önlem olarak kreşler tatil edilebilir. Bu tarz günlerde eğer işe gitmeniz zorunlu ise, çocuklarınıza kimin bakacağı konusunda hazırlıklı olmanızda fayda var.

Aile Büyükleri İçin Ne Yapmalı?

Bir diğer kritik nokta aile büyükleriniz. Onlar hasta olursa ne yapacaksınız? Eğer ailenizin daha yaşlı bireyleri uzak şehirlerde veya ülkelerde yaşıyorsa, buralardaki komşularınızla irtibata geçip, onlara yardımcı olmalarını isteyebilirsiniz. Yaşlılar en büyük risk grubu oldukları için, onları koruyucu önlemler almak en önemli adım olacaktır. Örneğin ailenizde yaşlı biri eğer hastalanacak olursa, nasıl bir plan izleyeceğinizi önceden belirleyin: Hangi hastanelere yönlendireceksiniz? Kim götürecek? Kim yanlarında kalacak?

İş Yerleri İçin Ne Yapmalı?

Bu noktada bir işveren veya patronsanız, çalışanlarınızın işe gelmek yerine evden çalışmalarını isteyebilirsiniz. Benzer şekilde, toplantılarınızı fiziksel olarak bir odada yapmak yerine, telekonferans yoluyla yapmayı seçebilirsiniz. Bu her firma için uygun olmayabilir; ancak özellikle de bu birkaç hafta boyunca bu önlemleri almak, uzun vadede kârlı çıkmanızı sağlayabilir.

Eğer patronunuz bunu sağlamıyorsa, iş yerinize gittiğinizde daha önceden sözünü ettiğimiz sağlık ve hijyen önlemlerini aldığınızdan emin olun.

Hastalanırsanız Ne Yapacaksınız?

Eğer durup dururken öksürmeye başlarsanız, ateşiniz çıkarsa, kendinizi halsiz hissederseniz veya burada sıraladığımız yaygın semptomları göstermeye başlarsanız, sadece ve sadece hastaneye gitmek için dışarı çıkın. Paniğe kapılmayın ve yanlış kararlar almayın.

Eğer hastaneye gidecekseniz, doğrudan doğruya acilden, insanların yoğun ve birbirine yakın olduğu bir kısımdan hastaneye giriş yapmayın. Mümkünse telefonla hastaneyi arayın ve ne yapmanız gerektiğini sorun. Buradaki yazımızda T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen koronavirüs hastanelerinin listesini bulabilirsiniz.

Sonuç

Yani hepimize bir miktar bireysel hazırlık düşüyor. Ne yazık ki bu koronavirüs birkaç gün içinde yok olacağa benzemiyor. Seneye bile bu sorunla baş etmeyi sürdürüyor olabiliriz; hatta öyle ki, tıpkı grip gibi sezonluk bir hastalık haline gelerek hayatlarımızın sıradan bir parçası olabilir. Bu nedenle hayatlarımızın bu virüsten biraz etkileneceğini kabullenip, buna psikolojik olarak hazırlanmakta fayda var.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND