Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Konuşun, beyler. Konuşun, hanımlar!

“İçinde anlatılmamış bir hikaye taşımaktan daha büyük bir ıstırap yoktur” diyor Amerikalı yazar Maya Angelou… Kendi ızdırabını paylaşarak aşan, sızlanmak yerine kaderini değiştirmeyi seçen Angelou, pek çok kişiye ilham kaynağı oldu. İşte, Dr. Bahar Eriş’in kaleminden Angelou’nun öyküsü ve ondan alınacak dersler…

kişisel gelişim

İçinde anlatılmamış bir hikaye taşımaktan daha büyük bir ıstırap yoktur” diyor Amerikalı yazar Maya Angelou… Kendi ızdırabını paylaşarak aşan, sızlanmak yerine kaderini değiştirmeyi seçen Angelou, pek çok kişiye ilham kaynağı oldu. İşte, Dr. Bahar Eriş’in kaleminden Angelou’nun öyküsü ve ondan alınacak dersler…

BENİ SÖZLERİNLE VURABİLİRSİN, AMA YİNE DE, HAVA GİBİ YÜKSELECEĞİM!

 “Canavarca bir eylem olan tecavüz … yüzünden bazı erkek ve kadın kurbanlar evlerinin kapılarını açamıyor, büyüdüklerinde sokaklarda dolaşamıyor, kimseye ve hatta kendilerine bile güvenemiyorlar….

 Mini etek giyen kadına tecavüz eden, gerekçe olarak da kendini kontrol edemediğini söyleyenler, o kadının yanında ellerinde sopayla abileri bekliyor olsaydı aynı şeyi yapabilecekler miydi? Yine kendilerini kontrol edemeyecekler miydi?

Gerçeği ört bas eden bu çirkin söylemlerle tecavüzü haklı göstermeyin!”

Bu sözlerin sahibi olan kadın, 7 yaşında küçücük bir kız çocuğuyken annesinin sevgilisi tarafından defalarca tecavüze uğramış… Baba sevgisi nasıl bir şey bilmediği için, “yakınlık gördüğü” bu adamı baba sanmış, taciz edildiğini anlayamamış bile…

            “Bana yavaşça sarıldı ve hiç bırakmasın istedim. Kendimi evimde hissettim. Bana öyle sarılıyordu ki beni      hiç bırakmayacağını ya da bana kötü bir şey olmasına asla izin vermeyeceğini biliyordum. O muhtemelen benim gerçek babamdı ve nihayetinde birbirimizi bulmuştuk…”

Tecavüzcü “olanları anlatırsan ağabeyini öldürürüm” diye tehdit ettiğinde, babam niye böyle söyledi diye üzülen küçücük bir kız çocuğu… Adamın yaptıkları ortaya çıkana kadar, hatta çıktıktan sonra bile uzun süre neler olup bittiğini anlayamayan tertemiz bir kız çocuğu…

Bundan 80 yıl önce, ırkçılığın kol gezdiği bir dönemde ABD’nin güneyinde yaşayan siyahi bir kız çocuğu… Bugün, neredeyse bir asır sonra, bizim ülkemizde yaşasaydı büyük olasılıkla tecavüzcüsü tarafından öldürülecek olan, öldürülmezse tecavüzcüsüyle evlendirilmesi salık verilecek olan, zaten bazılarına göre yaşı evlenmeye uygun olan, bazılarına göre “kesin kuyruk sallamış” olan, bazılarına göre bu “utanç” karşısında “susması” doğru olan 7 yaşında bir kız çocuğu…

Bu kız çocuğu, hayatının ilerleyen döneminde dünyaca üne kavuşan Amerikalı yazar, Maya Angelou. Hayat Bilgesi dizisinin ikinci kitabını hazırlarken, neredeyse tüm kitaplarını ve röportajlarını okuduğum muhteşem Maya Angelou…

İçinde anlatılmamış bir hikaye taşımaktan daha büyük bir ıstırap yoktur” diyor Maya. Yaşadığı travmatik çocukluğu onun gibi sevgiyle ve bilgiyle mayalayıp başkaları için müthiş bir hayat dersine dönüştüren de var dünyada, ana babasından çocukken yediği dayağın acısını nefretle yoğurup bütün bir milletten, dünyadan intikam almaya çalışan da…

“Konuşun, beyler! Konuşun, hanımlar! Bizi sıçanlardan ve gergedanlardan gerçek anlamda ayıran tek şey bu. Ne hissettiğimizi söyleyebilme yetimiz.” diyor Maya.

Tecavüze ve ırkçılığa maruz kalmış bir “kadın olarak sus”mayı değil, konuşmayı seçmiş.

Konuşmayı seçtiği için de hikayesi kim bilir kaç kızın, kaç kadının kaderini değiştirmiş, değiştiriyor ve değiştirecek… Konuşarak kendi kaderini değiştirdiği apaçık…

Ya “konuşamayanın kaderi” ne?

            Kütahya’da ağabeyinin tecavüz ettiği Aysun, tabancayla intihar etti.

            Antalya’lı H.E., zihinsel engelli bir kız çocuğuydu. 6 yıl boyunca öz babasının tecavüzüne uğradı. Doğan iki bebeği de babası tarafından öldürüldü.

            Adıyaman’da yaşayan Fatma, 16 yaşındaydı. İsteği dışında evlendirildi. Önce tarım ilacı içti, ardından av tüfeğiyle intihar etti.

            Elazığ’da bir köyde yaşayan 8 yaşındaki S.A., yedi yıl boyunca yüzlerce erkeğin tecavüzüne uğradı. Annesi bile onu suçladı. Tüm köy sessiz kaldı.

            13 yaşındaki N.C. 28 kişinin tecavüzüne uğradı. Mahkemede “rızası vardı” dediler. 13 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edenler, iyi hal indirimi aldı.

            N.C. artık hayatta değil.

Gazetelerdeki hastalıklı haberler listesi böyle utanmazca uzayıp gidiyor. İnsanın kanı donuyor donmasına, ama asıl büyük darbeyi vuran cinsiyetçi söylemleriyle bunları meşrulaştıran politikacılar değil mi?

Akıl almaz bir şefkat ve empati yoksunluğuyla, kız çocuklarının yaşadığı baskı ve zulmü meşrulaştırmaya çalışan sözde ahlaklı kadınlar değil mi?

Bu cahilliğe, sapkınlığa, sevgisizliğe dini alet eden, olanları çarpık bir namus anlayışı kisvesinde normalleştiren, mevcut güç düzenini sürdürmeye hizmet eden çıkarcı çakallar değil mi insanın daha çok kanını donduran?

Maya 7 yaşındayken ona tecavüz eden adam da “sus”masını salık vermiş. “Konuşursan abin ölür” diye tehdit etmiş onu.

Konuşmanın bir bedeli ölümse, susmanın tek bedeli ölüm: Ya öldürülmek, ya intihar ederek ölmek ya da yaşarken ölmek…

Oysa konuşmakta umut var. “Ses”te hayat, “sessizlik”te ölüm var. Titanik batarken etrafı bürüyen ölüm sessizliğinde, suyun üzerinde bir eliyle önündeki tahta parçasına tutunurken, diğer elindeki düdüğü son bir gayretle üfleyip hayatı kurtulanların düdüğünden çıkan o fısıltıda gizli hayat…

Konuşmak, ölmeyi ve yenilmeyi reddetmek demek…

“Kadın olarak sus” ifadesi neden bu kadar ölümcül anlayabiliyorsunuz değil mi? Çünkü bu cümleye göre “kadın eşittir susmak”. Susmak eşittir boyun eğmek, vazgeçmek, kabullenmek, ölmek…

Bazen bu kötülük zincirinin nereden kırılabileceğini düşünüyorum. Kötülük yapanları, zihnimde küçük birer çocuk olarak hayal etmeye çalışıyorum. Sevgisiz ve ilgisiz bırakılmış küçük çocuklar… Çünkü bazı insanların nasıl bu kadar kötü olabildiklerini, ancak sevgisiz ve eğitimsiz geçen bir çocuklukla açıklayabiliyorum.

Kimileri “tohumu kötü” diye açıklayabilir. Bana göre kötü bir tohum bile sevgiyle sulandığında, eğitimle büyüdüğünde, ortaya bir cani çıkması çok zorlaşır. Tohumun geninde kötülük olduğunu kabul etsek bile, sevginin ve iyi bir eğitimin etkisiyle, o kötülük uykudan uyanmaz, dışarı çıkacak yol bilemez, bulamaz; en azından etkisi büyük boy zarar veremeyecek kadar sınırlanır.

Bir kitapta okuduğum bir Kızılderili hikayesi bu konuda hayata bakışımı çok değiştirmişti. Bir kabilede genç bir çocuk başka bir genç çocuğu öldürür. Öldürülen çocuğun ailesi, katilin idamını ister. Kabile reisi bütün köy meclisini toplayıp sorar:

“Bir çocuk öldü. Bir çocuğu daha kaybetmek mi istiyorsunuz? Acınızda sonuna kadar haklısınız, ama bir çocuk daha mı gitsin? Onun yerine kaybettiğiniz çocuğun yerine bu çocuğu evladınız olarak kabul edemez misiniz? Öfkenizi sevgiye çevirip ona akıtamaz mısınız?”.

Kabile üyeleri çok düşünür, tartışır ve sonunda reisin dediğini yapmaya karar verir. Katili evlatları gibi benimserler. Yiten evlatlarının bütün sevgisini ona verirler. Ve hiç hak etmediği halde kendisine verilen bu sevgi karşısında, katil çocuk, bütün hayatını büyük bir minnet ve sevgi duygusu içinde onlarla aynı ailede, iyi bir insan olarak yaşar.

Maya Angelou da kendisine yapılan kötülüğü affetme yolunu seçmiş. Bunu her şeyden önce kendisi için yapmış:

Hayatta kendine verebileceğin en büyük hediyelerden biri, affetmektir. Herkesi affetmek. Taşıdığın pişmanlık yükünü atacaksın. Gerçekten hafiflediğini hissedeceksin. Ama sevmeden affedemezsin.

Kötülüğe böylesine yüce bir iyilikle cevap vermek zor, kimilerine göre fazla naifçe olabilir… Ama kötülüğe kötülükle cevap vermek belki de zinciri devam ettirmekten başka bir şeye yaramıyor, özellikle de söz konusu bir çocuksa. Zinciri kırmanın en etkili yolu, sevgi ve eğitim. Çocuklara en başından itibaren sevgi vermek, eğitim vermek ve bir ses vermek…

            Ben bir çocuk doğurdum, bir oğlan, ama binlerce kızım var. İçinizde Siyah,Beyaz, Yahudi, Müslüman, Asyalı, İspanyol, Kızılderililer… var. Kiminiz şişman, kiminiz zayıf, kiminiz güzel ya da çirkin, eşcinsel ya da değil, eğitimli ya da değil. Ben hepinize sesleniyorum.”

 Maya, “Kızıma Mektuplar”da gençlere böyle sesleniyor.

Maya’nın bir kızı yok. Benim de bir kızım yok: Bütün çocukları kendi çocuğun gibi sevebilmek ve kabullenebilmek için bir kızın ya da oğlun olmasına gerek yok. “İnsan” olmak yeterli koşul.

Maya’nın seçtiği gibi, sevmeyi seçmek, anahtar bu… “Ben sevgiye yer verilmeyen hiç bir devrime güvenmem” diyor bir yazısında.

Buraya kadar yazılanların çoğunu bir çocuğun okuması uygun olmayabilir. Ama buradan sonrasındaki öğütleri çocuklara, özellikle kız çocuklarına ve içinizdeki çocuğa da okutmanızı çok isterim.

Çünkü hepimizin güçlü, bilge, sevgi dolu bir kadının umut ve güven aşılayan sesine ihtiyacı var…

            Başına gelen bütün olayları kontrol edemeyebilirsin, ancak bunların senden bir şeyler almasına engel olmayı seçebilirsin. Birinin bulutundaki gökkuşağı olmaya çalış. Şikayet etme. Hoşlanmadığın şeyleri değiştirmek için her türlü çabayı göster. Eğer bir değişiklik yapamıyorsan,  düşünce şeklini değiştir. Yeni bir çözüm bulabilirsin.

            Asla sızlanma. Sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğu haberini verir.

            Dürüst olmak insanı özgürleştirir. İnsan bildiği her şeyi söylemek zorunda değildir, ama söylediğimiz şeylerin doğru olduğuna dikkat etmemiz gerekir.

            Ölmeden önce insanlık adına muhteşem bir şey yapmak için elinden geleni yap.

             Aile sevgisi, bir insanı sevmek, insanı iyileştirebilir. Büyük, güçlü bir toplumun açtığı yaraları sarar.

             Hayat gemim, sakin sularda ilerlemeyebilir. Yaşamımdaki mücadele dolu günler, parlak ve umut verici görünmeyebilir. Fırtınalı ya da güneşli günlerde, muhteşem ya da yalnız gecelerde minnettar tutumumu hep            korudum. Karamsar olmakta ısrar etsem bile, her günün bir yarını vardır. Bugün çok şanslıyım.

             Annemden öğrendim ki, bir başkasına sadece gülümseyerek de cömertlik yapabilirsin .İnce bir söz, bir destek oyu da cömert bir hediye olabilir.

             Dua ediyorum, devam ediyorum ve olabildiğince çok gülüyorum. Dengeyi bulmak için, en az ağladığınız kadar gülmelisiniz.

              Enerjini yitirme! Bazen genç kadınlar, “Kahretsin, yıllardır bu işle uğraşıyorum ve hiç bir şey değişmedi” diye düşünüyorlar. Ama gayretle çalışmaya devam edin. Hiçbir şey başarı kadar başarılı değildir.  Biraz başarı kazanın, sonra arkası gelir.

             Hayatta şunu öğrendim: Ne olursa olsun, bugün ne kadar kötü görünürse görünsün, hayat devam ediyor ve yarın daha iyi bir gün olacak.

             Konuşun, beyler. Konuşun, hanımlar! Bizi sıçanlardan ve gergedanlardan gerçek anlamda ayıran tek şey bu. Ne hissettiğimizi  söyleyebilme yetimiz.

“Ben buna inanıyorum”. “Benim ihtiyacım olan bu” deyin.

Konuşmaya başlayın, lütfen.

Kaynaklar:

Hayat Bilgesi 2Dünya Büyüklerinden Hayat Dersleri. Mümin Sekman     (Konsept Danışmanı). Alfa   Yayınları.

Kızıma Mektuplar. Maya Angelou. Profil Yayınları.

www.bahareris.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND