Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘konuşan martı’nın başarı öyküsü

“Bir geleceği seçmenin bir yolu da, onun kaçınılmaz olduğuna inanmaktır.” diyen Richard Bach’ın seçtiği geleceği inşa etmesi kolay olmadı. Yazdığı kitap ’konuşan bir martının öyküsü okunmaz’ gerekçesiyle tam 18 kez reddedildi. 19. yayıncının çekinerek bastığı Martı Jonathan’ın öyküsü kendi kanatlarıyla uçmak isteyenlerin sembolü haline geldi…

Richard Bach’ın Martı’yı yazma hikayesi de Martı kitabının öyküsü kadar ilgi çekici.

Lisedeyken İngiliz edebiyatı dersini almamak için yaratıcı yazı dersini almış. Öğretmenleri öğrencilerine A almalarının tek yolunun yazdıkları makaleyi satmak ve kanıt olarak da aldıkları çeki getirmek olduğunu söylüyor. Bach, yerel astronomi kulübü hakkında bir yazı yazıp onu Long Beach Press Telegram’a satıyor, 25 dolarlık bir çek alıyor ve onu öğretmeninin masasının üstüne koyuyor. Böylece A’yı hak ediyor.

Bach, bu deneyim ile yazı yazarak para kazanabileceğini öğreniyor. Uçakları da çok seviyor, bu yüzden uçak dergileri için yazmaya başlıyor. Editörlerden biri ona havacılık yazarlığı ile geçinemeyeceğini söylüyor ve bir akşam kirayı nasıl ödeyeceğini düşünürken editörünün ne kadar haklı olduğunu anlıyor.

Bach o günleri şöyle anlatıyor.

“Ama sonra çok garip bir deneyim yaşadım. Karanlıkta arkamda birinin konuştuğunu duydum ve bu Jonathan Livingston Seagull’dı.” diye anlatıyor. “O, benim başka bir seviyemdi. Çok garip psişik bir deneyimdi –hikayenin tam renkli halinin gözlerimin önünde gerçekleştiğini gördüm ve yazabildiğim kadar hızlı yazmaya başladım. Bu küçük karakteri ve macerasını çok sevmiştim. Hikayenin üçte ikisi bittiğinde birisi fişi çekti.”

Bach, hikayenin üzerinde çalışmayı bırakıp uçmak üstüne üç ayrı kitap yazıyor. (Stranger to the Ground, Pırpır ve Hiç Bir Şey Rastlantı Değil). Daha sonra 1968’de, martının hikâyesini yeniden görmeye başlıyor ve hikayeyi bitiriyor.

Bach, onu New York’taki bir ajansa gönderiyor. Ajans hikayeyi Manhattan’daki 18 ayrı yayımcıya götürüyor, ancak kimse konuşan bir martının hikayesini istemiyor. Sonrasında temsilci, hikayeyi Bach’ın Ohio’daki evine geri yollar. Paket geldiğinde Bach posta kutusundan iki mektup alır. Birisi temsilcisinden gelen olumsuz yazının olduğu mektup, diğeri Bach’ın tüm uçuş yazılarını okuduğunu söyleyen başka bir editörden gelen mektup. Editör, Bach’a elinde hiç yayımlanmamış yazısının olup olmadığını soruyor. Bach, ona Martı kitabını yolluyor ve Macmillan çekinerek de olsa 1970’te Martı’yı yayınlıyor.

Başlarda satışlar yavaş ve Bach’ın kendi kitabından birkaç yüz adet satın alıp Trade-A-Plane dergisindeki bir reklam aracılığıyla onları satıyor. Kitabın satışları yavaş ama istikrarlı bir şekilde artıyor. Martı, 1971 ve 1972 yıllarının en çok satan kitabı oluyor. Günümüzde, Trade-A-Plane dergisi ile satılan kitapların tanesi eBay’de yaklaşık 300 dolara alıcı buluyor.

Baskısı için çok zorlandığı, 10 bin kelimeden daha az olan Martı en çok satanlar arasına giriyor ve Bach’ı milyoner yapıyor.

Martı 1972 yılında 1 milyon adet satıyor ve 13 Kasım 1972 tarihli Time dergisine kitabıyla birlikte kapak oluyor.

“Bir geleceği seçmenin bir yolu da, onun kaçınılmaz olduğuna inanmaktır.”

Richard Bach 1936 doğumlu. 74 yaşında ve yazmaya devam ediyor, geçen yıl yeni kitabı Hipnozcu yayınlanıp, Türkçeye çevriliyor.

ABD’li yazar 1955′te Long Beach State College’e başlıyor. Amerikan Hava Kuvvetlerine katılmak için üniversiteden ayrılıyor; Hava Kuvvetleri’nde pilot olarak çalışıyor. F-86 ve F-84’leri uçurmayı öğreniyor. Hatta F-100’lerle birkaç saatlik uçuşlar bile yapıyor. Kore Savaşı sonrası Bach, ikmal subaylığına atanıyor. Bu görevinden memnun kalmayıp hava kuvvetlerinden ayrılıyor.

Ardında birçok işe giriyor. “Çok agresiftim” diye anlatıyor. “paspas sapları dağıtmak kendime uygun görebildiğim bir şey değildi, o yüzden 1958’de bir mektup yazdım ve gitmeme izin verdiler.”

Kısa süre sonra hiç bir işte tutunamadığını fark ediyor, en çok çalıştığı süre 1 yıl. “Sonra sıkıntıdan deliye dönüp işi bırakıyordum” diyor.

Sivil uçuşlarda pilotluk yapmaya başlıyor. Bileti 3 dolara olan Travel Air uçağıyla yaptığı gezilerden ve kanadın altındaki yalnız uykularından yeni kitaplar ortaya çıkıyor.

Kurgu ve hayal konusunda birçok eser yazıyor. Kitaplarını çoğunlukla kendi hayatından esinlenerek yazıyor. Kitaplarının hepsinde bir şekilde uçmaktan ve gökyüzünden bahsediyor.

İlk eşi kolejden arkadaşı, 6 çocuğu var. 1977’de Martı kitabının filminin çalışmaları sırasında aktris Leslie Parrish (http://en.wikipedia.org/wiki/Leslie_Parrish) ile evleniyor. Ruh eşim dediği Leslie Parrish Bach’ın Sonuza Uzanan Köprü ve Bir eserlerini etkileyen kişi olmuş, 1999’da boşanmışlar. Birbirlerini özgür bırakmak için ayrılmışlar. Bach Parrish ile evliliğinin bitişini anlattığı bölümde benim için çok şaşırtıcı.

“Ruh eşi olan iki kişi arasında öğretici bir bağ vardır. Leslie ile çok uzun süren bir öğrenme süreci geçirdik, birkaç sene önce Leslie şaşırtıcı bir şeyi farketti. ‘Richard, farklı amaçlarımız var!’ dedi. Ben, küçük maceralar ve kitap yazmak istiyordum. Leslie bütün hayatı boyunca çalıştı, huzur, yavaşlamak, basit ve ağırdan alan bir hayat istiyordu. Bizi ayıran para, aile, başka bir erkek veya kadın değildi. Biz farklı gelecekler istiyorduk. O, kendisi için doğru kişiydi. Ben de kendim için doğru insandım. Sonunda seçim yapma vakti geldi. Ya evliliği kurtaracaktık ve birbirimizi yoracaktık: ‘Olmak istediğin kişi olamazsın.’ Ya da ayrılıp aramızdaki aşkı ve saygıyı kurtaracaktık. Biz, evliliğin önemsiz olduğuna karar verdik. Ve şimdi ayrı hayatlar yaşıyoruz.”

Bach uzun süredir uçuş süresini kaydetmiyor, ama toplam yaklaşık 8,000 saatlik uçuş süresine ulaştığını tahmin ediyor. “Ne kadar artsa da hiçbir zaman çokmuş gibi gelmiyor” diyor. Şimdilerde hala uçuyor, ancak çoğunlukla motorlu planörünü kullanıyor.

“Uçmanın en güzel yanı nereye giderseniz gidin her hangar sizin evinizdir,” diyor.

Richard Bach’ı tanımak için Amazon.com’da yayınlanan röportajından bir bölümü birlikte okuyalım:

Öyle görünüyor ki okuyucularınız kendi deneyimlerinizin hikayelerini duymayı seviyorlar. Amazon.com sitesinde kitabınıza yapılan yorumları okuyordum ve hikayelerinizin birçok insanı çok derinden etkilediğini gördüm. Martı kitabınız ile başlayan takdir ve minnettarlıklar, Sonsuza Uzanan Köprü ve Bir ile devam ediyordu. İnsanların çok ihtiyacı olan bir şeye hitap ettiğiniz kesin. Bunun ne olduğunu belirtebilir misiniz?

Bu, benim çok farklı olmamdan değil herkes gibi olmamdan kaynaklanıyor. Hayatın beni şaşırtan sürprizleri aslında herkesi şaşırtıyor. İnsanlar günlük hayatımıza yansıtabileceğimiz bir mükemmelliğin peşinde, piyon olmadığımıza inanmak istiyorlar. O insanlar içlerinde hemen şimdi etraflarındaki dünyayı değiştirecek güce sahip olduklarını biliyorlar! Bana göre kozmik kurallardan en harikası düşündüğümüz şeylerin deneyimlerimizde gerçeğe dönüşmesidir. Bir şeyi, herhangi bir şeyi aklımızda tuttuğumuz zaman şans bizi kendimizin gitmek istediği yöne yönlendiriyor.

Bana biraz şimdiki günlük hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Kuzeybatı Pasifik’te yaşıyorsunuz. Eski günlere özlem duyan bir hayatınız mı var, yoksa teknolojiyle iç içe güne ayak uyduran mı?

Keşke sadece ayak uyduran olabilse, burada oturmuş iki bilgisayar ekranına bakıyorum. Sanırım uçak pilotu olan çoğu kişinin içinde hem bir son teknoloji makine merakı hem de eskicilik var. Benim iki uçağım var. Birisi Cessna Skymaster, 21. Yüzyıl harikası süper modern bir uçak. Bu uçak herhangi bir yere çok hızlı ve çok rahat gitmenize izin veriyor. Bu, uçmanın bir yolu ve çok harika bir his. Diğer uçak ise 1943 yapımı bir pervaneli uçak, fabrika yapımı olan en basit uçak. Pilot, uçağı sopayı kullanarak uçuruyor ve size yardım eden göstergeler yok. Pilot, etrafına bakarak uçurmak zorunda. Uçmaya ilk başladığımda bunun gibi bir pervaneli ile başlamıştım. Ama içimdeki bir ses “Richard, kariyerin süresince birçok uçak kullanacaksın ve bazıları gerçekten egzotik uçaklar olacak. Ama onlardan öğrenebileceğini öğrendiğin zaman pervaneliye geri dönüp uçmanın ne demek olduğunu öğreneceksin” dedi. Bence öğrenme yerimiz sevdiğimiz şeylerle ilgilidir. Benim için bu uçuş oldu. Bir başkası için bu, tekneler veya mimari veya reklamcılıktır. Neyi gerçekten seviyorsak, öğrendiklerimizi onu yaparak öğrenebiliriz. O yöne doğru yürüdüğümüzde bizi güçlendiren, bize zevk veren, perspektif kazandıran olaylar görürüz. Ve hayatımızın bir metaforunu yaşarız.

Bu da kitaplarınızdaki başka bir tema gibi duruyor – Uçmanın sizin bilinçaltı gezilerinizin metaforunu oluşturması.

Evet. Bir uçağı uçurmaya daha başlamadan önce “Bunun olabileceğine inanıyorum” demeliyiz. Ama dışarı çıkıp bir uçağı kaldırmaya çalışırsak bunu başaramayız. Bin veya on bin veya beşyüz bin kilo ağırlığındadır, hayatta kaldıramayız. Etrafına çok dikkatle bakarız ama ne ipler, ne kablolar, ne de hidrolikleri vardır. Ancak bildiğimiz görünmez büyülü bir güç ile onu yerden bir tüy gibi kaldırabiliriz. Bizim işimize yaraması için nasıl çalıştığını anlamak zorunda değiliz, denememiz yeterli olacaktır. Bu küçük pervaneliyi alıp 64km hızla uçun. Bakın! Küçük tekerleri yerden havalanıyor! Ve havacılığın görünmez prensibine ne kadar hakimsek o kadar özgür oluruz. Bana göre yaşamanın da görünmez bir prensibi vardır. Eğer hayatımızın her adımında bize rehberlik yapıldığına inanırsak, gerçekten yönlendiriliriz. Bunun gerçekleşmesini izlemek çok harika bir deneyimdir.

Martı kitabının yazarı Richard Bach yaşam öyküsü ile de ufkumuzu açmaktadır.

Eğer hala okumadınızsa lütfen hemen kendinize Martı’yı hediye edin ve okumaya başlayın, okumak sadece birkaç saatinizi alacak…

Hayal gücünüze ve yaşamınıza etkisi size bağlı, benim için yıllardır sürüyor…

Kitapları

Martı- Jonathan Livingston, Güvenlikten Kaçış ( Running From The Safety), Sonsuza Uzanan Köprü (The Bridge Across Forever), Hiç Bir Şey Rastlantı Değil (Nothing by Chance), Mavi Tüy – Gönülsüz Bir Mesihin Serüvenleri (Illusions), Gelincik Güncesi Havacı Gelincikler Gökyüzünde, Gelincik Güncesi Kurtarma Gelincikleri Denizde, Bir (One), Pırpır (Biplane), Uzak Diye Bir Yer Yoktur (There’s No Such Place as Far Away), Aklım Nereye Gidiyor? (Out of My Mind), Hipnozcu

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND