Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Konsept bir başarı öyküsü

Eğitim sektöründe farklı bir konsept anlayışı ile fark yarattı. “Bu sektörde başarılı olamazsınız” yargılarını yıkarak eğitimde zincirleşme hareketini başlattı. İşte Doğa Koleji’nin kurucusu Fethi Şimşek’in başarı öyküsü…

Bir daha yap deseler yapamam

Fethi Şimşek, Doğa markasını nasıl yarattığını, nasıl bir model oluşturduğunu detaylarıyla anlattı…

Fethi şimşek, son dönemde eğitim sektörünün en dikkat çeken girişimcilerinden biri. Sektörde yarattığı ilklerle dikkat çekiyor. İlk defa yerleşmiş ekollerin dışında bir konsept yaratması, şubeleşmenin önünü açması, farklı pazarlama yöntemleri ve sektörde ilk kez bir anlamda yapısını değiştirmiş bir isim. Fethi Şimşek, Doğa markasını yaratmasını demokratik bakış açısı ve özgür yönetime bağlıyor. Bu çerçeveyi kendisinin belirlemediğini, ilk sistemi oturttuktan sonra işletmenin kendiliğinden geliştiğini söylüyor. Doğa markasının yaratılmasıyla ilgili ise açık yüreklilikle “Bir daha yap deseler yapamam” şeklinde konuşuyor. Türk eğitim sektörünün önde gelen girişimcilerinden Fethi Şimşek, Doğa markasını nasıl yarattığını, nasıl bir model oluşturduğunu detaylarıyla anlattı…

Beykoz her şeyi değiştirdi

“Aslında ben özel okul sektörüne girmeyi hiç düşünmüyordum. Çünkü bu sektörde haksız rekabet vardı. Hala da aynı şekilde düşünüyorum. Devlet, eğitim hizmetini ücretsiz veriyor. Üstelik bu hizmet yükünü üstlenen girişimcilere de bir avantaj sağlamıyor. Ancak Beykoz’daki okul o kadar büyüleyiciydi ki 1 saat içinde benim bütün düşüncem değişti. Beykoz, hiç olmayan bir eğitim modelinin oluşabileceğini gösterdi bana. Ekolojik önceliği olan, ekolojik değerlere önem veren, doğanın içinde yetişmiş insanlara yönelik bir eğitim modeli sunabileceğimizi düşündüm. Bu işte çok önemli bir takım çalışması var. Doğa Koleji, gerçekten demokratik şekilde yönetiliyor. Düşünce üretimine çok açık bir sistem kurduk. Bu açık sistem başladığımız günden bugüne var. Yönetimle ayda bir toplantı yapıyorum. Her toplantıda bakıyorum 1 ay önce bıraktığım Doğa Koleji tamamen değişmiş. Ben bunun oluşması için başından beri çalışıyorum. Herkese işletmenin saat başı güncellenmesi gerektiğini söyledim. Bir işletmenin statik durma lüksü yoktur. Borsadaki pariteler nasıl saat başı değişiyorsa işletme de aynı şekilde değişmelidir.

Özgürlük başarı getirdi

Bir işletmede özgür bir ortam oluşturmak da son derece önemli. Bizde kapalı kapılar yok. Bütün paydaşlarımızdan bilgi topluyoruz. Bu sayede de Doğa Koleji çok ciddi değer üretiyor. Organizasyon içinde de yatay yapılanmayı benimsemiş durumdayız. Herkesin görev ve sorumluluğu bellidir. Bunları çok iyi anlar ve uygularlar. Bu çerçevenin mimarı direkt benim diyemem. Zaten doğru işletmelerde çerçeveyi çizen patron olmamalı. Özgürlük ortamında işletmenin çerçevesi gizli bir el tarafından oluşturulur. Üretimin aidiyeti bile bu ortamlarda şaşabilir. Yanlış anlaşılmasın. Ben bunu kolektiflik anlamında söylemiyorum. Ben bireyselliğe inanıyorum. Sonuçta bireysel olmayan karar etkin değildir. Ben sadece herkesten açık şekilde bilgi gelmesini sağlıyorum. O bilgileri süzüyor ve karar alıyorum. Burada anahtar kural, kimsenin kimseye engel olmamasıdır.

Hedefler belli

Doğa Koleji, satış ve pazarlama etkinlikleriyle de ilklere imza attı. Sponsorluklar, telepazarlama gibi kavramları ilk biz yaptık. Bunun da arkasında satış ve pazarlama departmanını özgür bırakmak var. Sonuçta pazarlama departmanı karar alırken eğitim departmanıyla ortak karar alamaz. Onların önceliği
başkadır, pazarlamanın başka… Bizim yapımızda herkes, kendi sorununu çözmek için kendi yöntemini bulmak için çalışır. Bir de hedefler bellidir. Örneğin
genel müdürümüzün önünde bu yıl 10 bin öğrenci bulacağım hedefi vardır. Nasıl bulacağına kendi karar verir. Eğitim departmanı, bu 10 bin yeni öğrenciyi nasıl eğiteceğiyle ilgilenir. İK departmanı, bu 10 bin öğrenciye eğitim verecek kadroları oluşturur.

Kurum egomuz yüksek

Belli bir aşamadan sonra marka size her şeyi söylüyor. Doğa markası artık kendisine neyin yakışıp yakışmadığını bütün organizasyona anlatır hale geldi. Zaten marka olmanın anlamı da bu… Biz hiçbirimiz burnumuzun dikine gitmedik. “Ölümüne doğrularımız için mücadele ederiz” demedik. Bizim için işletmenin doğruları var. Onlara köle oluruz. Bugün birçok yönetici ve patron kendi doğrusu için mücadele ediyor. Tabii bunun kişilik yapınıza da uygun olması lazım. Yüksek egolu olan bir iş insanından bunu bekleyemezsiniz. Bu, tamamen kendimize ait bir sistemdir, kopya değildir. Doğa Koleji hiçbir zaman rakipleri ne yapıyor diye bakmadı. Onlardan daha iyisini yapalım gibi bir düşüncemiz hiç olmadı. Bugüne dek biz kendi doğrularımızı belirledik ve onu takip ettik. Biz, “Dünyanın en büyüğü olacağız”
diyoruz. Bu nedenle kimseyi örnek almamıza gerek yok. Kişisel egomuz çok düşüktür, ancak kurum egomuz epey yüksek. Doğa Koleji, dünyanın en büyük kolej
zinciridir. Sayısal değerlerimiz şu anda o konuma gelmedi, ancak gelecek. Bizim 120 öğrencimiz varken de en büyüğün Doğa olduğuna inanıyorduk.

Büyümeyi zorlamadık

2004’ten sonra büyümemiz çok  hızlı oldu. Ancak biz büyümeyi hiçbir zaman zorlamadık. O yıl bir ivme yakaladık. O dönemde özel okulların hepsi sıkıntıdaydı. Biz 10’larca okulu bünyemize kattık. Yayılmamız oldukça doğal oldu. Önümüzdeki süreçleri doğru yönettik, fırsatları iyi gördük sadece. Yine de daha iyi görebilirdik diye de düşünüyorum. Kendiliğinden gelişen büyümenin önünü tıkamadık. Bizim en büyük başarımız, ne yaptığımız değil, neye engel olmadığımızdır. Çünkü genellikle engel olunur. İşletme bunu istedi, talep geldi, biz de zincir haline geldik. Türkiye’de eğitim sektöründe bu da bir ilktir. İşletme içindeki ekibiniz çok iyi olursa büyüme kendiliğinden geliyor zaten. Mesela Beykoz hayatta kâr etmez deniyordu. Biz ise 2’nci yılımızda kâra geçtik. Okulculuğun paradigması farklıydı. 3’üncü yılda belki kâr ediliyordu. Biz bu başarının ardından her okulumuza, açıldığı ilk yılda kâr etme hedefi koyduk. Bugüne kadar da bunu uygulamayı başardık. Tüm bunları bir daha yap deseler ben de yapamayabilirim, bilmiyorum açıkçası. Bu yıl okul sayısı olarak yüzde 100 büyüme kaydettik. Önümüzdeki yıl da hedefimiz yüzde 100 büyüme yönünde.”

EĞİTİMDE İLK FİNANSAL HAREKET

Eğitim sektöründe ilk finansal hareketi de Doğa başlattı. Okul işletmeciliğinin ekonomik bir değer ifade edebileceği kimsenin aklına gelmemişti. Benim kafamda ise bu hep vardı. Diğer tüm süreçlerde işletme beni sürükledi, ancak Turkven’le ortaklığın mimarı benim. Benim öngörüme göre bir sektörü seviyorsanız, gelişmesini istiyorsanız, bu sektöre mutlaka bir finansal hareket katmanız lazım. Benim ilk düşündüğüm borsaya açılmaktı. Sonra Doğa Koleji, amatör ortaklıklar denedi. En sonunda da çok doğru bir ortak bulduk ve çok hızlı bir karar süreci geçirerek Turkven’le ortaklık kurduk.

İLK ZİNCİRLEŞEN BİZ OLDUK

2000’li yıllarda sektörde 2’nci şube açılmaz diye bir önyargı vardı. Zaten bunun da örneği yoktu. İlk şubeleşme cesaretini biz gösterdik. Sektörle iletişim halinde olsaydık biz de belki bu etkinin altında kalabilirdik. Ancak bu yönde bir ihtiyaç olduğunu da gördük. Biz bir Türk ekolü olarak çıktık. Eğitimde belirli ekoller vardır. Çerçeve oturmuştur ve tabu halindedir, değiştirilmez. Samimi söylüyorum ekol olarak gördüğümüz birçok okulun sistemi güncel değil. 50 yıllık sistemleri uyguluyorlar. Bunun rekabet etme şansı yok. Değişime direnerek eğitimi ileri götüremeyiz. Biz tabuları yıktık.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND