Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Konsantre olmak ya da ol(a)mamak!

Modern yaşam adeta konsantrasyonumuzu dağıtmak üzere kurulu. Telaş, stres, rekabet, teknoloji, kalabalık, endişe, eğlence… Sonuç dikkat dağınıklığı ve buna bağlı olarak gelen başarısızlık. Peki neden konsantre olamıyoruz? Ya da soruyu başka türlü soralım: Nasıl konsantre olabiliriz? İşte cevabı…

nasıl konsantre olunur, konsantrasyon, iş yerinde konsantrasyon

Dikkat dikkat konsantre olmalıyım

 
Psikologların en çok ilgilendikleri alanlardan biri dikkat ve konsantrasyon. İnsanın dikkati nasıl toplanıyor? Konsantrasyonu ne kadar uzun sürüyor? Konsantrasyon bozukluğundan şikayet eden kişilerin kendilerini geliştirmelerinin yolu nedir? İşyerinde konsantrasyonumuzu nasıl arttırırız?

 

Dikkate verilen önem gitgide artıyor çünkü gün geçtikçe daha fazla bilgiyle karşılaşıyoruz, gerekli-gereksiz, önemli-önemsiz, doğru-yanlış gibi elemeleri zihnimizin hızla yapması gerekiyor. İş yerinde profesyonel bağlantılarımızı güçlendirmek için Linkedin’deyiz, buradan zaman zaman etkinlikleri anons ediyor, ürünlerimizi tanıtıyor, iş ilanlarından haberdar oluyoruz. Yüzyüze görüşemediğimiz arkadaşlarımızla Facebook’tan haberleşiyoruz, sosyalleşiyoruz.  İş çok, zaman limitli. Dolayısıyla, etkin bir şekilde çalışmak ve iyi işler çıkarmak için öncelikleri doğru belirlemek ve önceliklere önem sırasına göre odaklanmak şart.

Kokteyl Parti Etkisi

Her yetenek gibi dikkat ve odaklanma konusunda başarılı olmak kişiden kişiye değişebiliyor. Ancak kişinin eğitimle dikkat düzeyini ve konsantrasyon sürelerini geliştirmesi mümkün. Psikologlar araştırmalarında kişilerin eğitim aldıktan sonra birçok işi bir arada yapmak, birçok insanın içinden bir sesi ayırt etmek gibi konularda etkileyici performanslar gösterebileceğini kanıtlıyor. Kokteyl parti etkisini duymuşsunuzdur. Gürültülü her grubun farklı konulardan konuştuğu kalabalık bir kokteyl partide olduğunuzu düşünün. Bunca kalabalık ve gürültüye rağmen, sadece karşınızdakinin size anlattıklarına odaklanabilirsiniz. Beyniniz dinlemek istediği kişinin sesine odaklanır, diğer tüm sesleri bloke eder. Bir futbol maçında, borsa gibi çok gürültülü bir iş ortamında da durum aynıdır. Bir sese, kişiye veya olaya odaklanır, diğer şeyleri yok farz ederiz. Bu, insanın dikkatte seçicilik yetisinin göstergesidir. Özünde hepimizin doğasında olan hayatta kalma mücadelesinin bir sonucudur birşeye tam anlamıyla konsantre olmak. Aksi takdirde çevresinde olan onca görsel, işitsel olayla hiçbirşey yapamaz hale gelir, kaybolur gider insan.

Sherlock Holmes gibi derin meditasyon yapmalı

New York Times’ın Pazar ekinde bir buçuk ay kadar önce yayınlanan yazıda konsantrasyonun gücü ele alınıyor. Maria Konnikova’nın kaleme aldığı yazıya göre, Batı dünyasında derin meditasyon, odaklanma ve detaylara inerek düşünme denince Uzak Doğu filozofları ve düşünürlerinden çok Sherlock Holmes akla gelir. Dünyanın en meşhur ve başarılı detektifi Holmes ağzında piposu ile evinin karanlık köşesinde oturduğu koltukta gözlerini kapar ve onu suçlulara götüren delilleri bir bir düşünür ve en karmaşık vakaları dahi aklında kurgular ve çözer. Belki diğer dedektiflere göre pasif görünür çünkü onlar gibi olay yerinde saatler geçirmez, tanıklardan uzun uzun ifadeler almaz, herşeyi içselleştirir, zihninde olayları tekrar tekrar yaşar ve suçluyu bulur.

Doğu felsefesinde yüzyıllardır uygulanan meditasyon tekniklerini hatırlatır Holmes’un farkındalığı. Ruhanilikten çok konsantrasyona odaklanır. Zihninizden gelen küçük sesleri tıkar, dikkatinizi ana odaklarsınız, yolunuza çıkan gerek fiziksel gerekse düşünsel tüm dikkat dağıtıcıları görmezden gelirsiniz.

Meditasyon pozitif düşünceleri kuvvetlendirir, odaklanma becerisini geliştirir

1970’lerde psikolog Ellen Langer’ın çalışmaları farkındalığı yüksek düşüncelerin kognitif fonksiyonları geliştirdiğini hatta yaşlılarda yaşamsal fonksiyonları iyileştirdiğini kanıtlamıştır. Bugün araştırmalar her gün küçük dozlarda meditasyonun kendimizi nasıl hissettiğimiz ve ne düşündüğümüzü pozitif yönde etkilediğini gösteriyor: 2011’de Wisconsin Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre, günlük meditasyonun ön beyin faaliyetlerini değiştirdiğini, kişiyi içine kapanmak yerine dünyaya sımsıkı sarılan dışa dönük hale getirdiğini savunuyor.

Birden çok işi birarada yapmak değil, bir işe tam anlamıyla konsantre olmak

Meditasyonla gelen farkındalık sadece duyguları düzenlemeye değil, birçok şeyi birarada yapmak için gerekli konsantrasyon seviyesini yakalamaya da yardımcı oluyor. Çoğumuz birden fazla şeyi birarada en iyi şekilde yapabileceğimize inanırız ancak aslında dikkatimiz bir işten diğerine hızlı bir geçiş yapar o kadar. Sonuçta iki acı durum ortaya çıkar: 1. İşlerin hiçbirine gerekli dikkati gösteremeyiz. 2. Dikkatimizin kalitesinden ödün veririz.  Aslında, yanılgı şurada başlar: Birçok iş ilanında şirketin adaydan beklentisinin birden çok işi birarada yapabilmesi olduğu belirtilir. Oysa, aslında istenen ya da gerçekten yapılması mümkün olan kişinin tüm konsantrasyonunu bir işe vermesi hızla ve doğru bir şekilde tamamlayıp diğer işe geçmesidir.

2012’de Washington Üniversitesi’nden bir ekip tarafından yapılan bir diğer çalışma meditasyon eğitiminin birden çok işi yürütmeye etkisini gerçek dünya ortamında değerlendirir. Araştırmacılar, bir grup insan kaynakları profesyoneline görüşme ayarlama, konferans odası ayırtma, memo yazma gibi birkaç işi birarada verip simultane bir şekilde planlama yapmalarını ister. Her katılımcı bir dizüstü bilgisayar ve telefonla tek başına küçük bir ofise yerleştirilir ve onlara verilen görevleri 20 dakikalık bir sürede gerçekleştirmeleri istenir. Uygulamayı tamamladıktan sonra, katılımcılar üç gruba bölünür: İlk grup 8 haftalık bir meditasyon kursuna gönderilir, 2. grup hiç kursa gitmez, son grup ise, vücut gevşetme dersine gider. Kurslar tamamlanınca, tekrar bir uygulama yapılır. İşlerinde ilerleme kaydeden tek grup meditasyon eğitimi alan gruptur. Eğitimin sonunda sadece daha az negatif duygular içinde olduklarını hissetmekle kalmamışlar, aynı zamanda konsantrasyon yeteneklerinin geliştiğini gözlemlemişlerdir. Daha uzun süre aynı işle uğraşabilmeye ve daha az sıkılıp ya da konsantrasyonlarını yitirip işler arası geçiş yapmaya başlamışlardır. Diğer gruplarla aynı göreve ayırdıkları zaman değişmemekle beraber, yaptıkları işi daha etkin bir şekilde yaptıkları görülmüştür. Bu çalışmalar kişinin dikkatini geliştirebileceğini ve yaptığı işi daha etkin bir şekilde yapabileceğini göstermektedir.

İş Yerinde Konsantrasyonu Arttırmak için Neler Yapmalı?

İşte konsantrasyonu arttırmak kısa ve uzun evreli çözümlerle mümkün olabilir. Uzun evreli çözümler için meditasyon gibi hergün biraz biraz yapılan teknikleri uygulamak gerektirir.  One Cent at a Time blogundan işyerinde konsantrasyonu arttırmak için birkaç öneri:

– İşe başlamadan rahatlayın

Fazla stresin işinizi yapmanıza yardım etmediği kesin.  Herhangi bir işe başlamadan önce sakin bir ruh halinde olmanız olumlu bir başlangıç için gerekli. Kafanızı boşaltmak yeni bir işe konsantrasyonu arttıracaktır. Yoğun bir iş temposunda kendinize ayıracağınız 5 dakika sizi rahatlamaya yetebilir. Şirketin terasında yürüyüş yapın, en sevdiğiniz dondurmayı yiyin veya en yakın arkadaşınıza telefon edin. Kendi rutininizden çıkıp başka bir şeyle ilgilenin. Rahatlamak  size güç verecek tam performans tekrar işe dönmenizi sağlayacaktır.

– Kendinizi şartlayın

Ne kadar işiniz olduğu, nasıl çalışmanız gerektiği, neleri hangi zaman diliminde tamamlamanız gerektiği konusunda kendi kendinizi bilgilendirin ve programınızı ona göre yapın. Şu gün şu saate kadar bu işi bitireceğim, önceliklerim şunlar şunlar olacak, sorunlu işleri şu şekilde halledeceğim, şu işleri ekibimden şu şu isimlere delege edeceğim. Şartları belirleyin ya da varolan şartlara nasıl uyacağınızın planını netleştirin. Böylece, beklentilerinizi belirlerken ayaklarınız yere basar.  Hayalkırıklıklarına uygun bir ortam yaratmazsınız.

– Yapılacaklar listesi yapın

Alışverişe gidip de almanız gereken en önemli şeyi unutup eve geldiğiniz oldu mu hiç? Bu yüzden alışveriş listesi çok önemli… hatta bir kalemle alınanların yanına işaret koymak da!  İşte de benzer yapılacaklar listesi yapmak size büyük kolaylık sağlayacaktır. Listeyi oluşturduktan sonra, yapılması gerekenleri önem sırasına göre dizmek ve önceliklerinizi belirlemek de kolaylaşacaktır. Ayrıca, listeden nelerin yapıldığını nelerin yapılmadığını ve hızla yapılması gerektiğini net bir şekilde görürsünüz. Listeyi göreceğiniz bir yere asın ancak bilgisayarınız üstü gibi sürekli gözünüze giren ve şu an uğraştığınız işten sizi alakoyacak şekilde dikkatinizi çekecek bir yerde olmasın.  

– Çalışma alanınızı organize edin

Dağınıklık içinde daha konsantre çalışan bir azınlığın dışında, çoğumuz temiz ve düzenli bir masada işe daha kolay odaklanırız,etrafımızda ilgimizi çeken bir kağıt yığını olmaz, sadece üstünde çalıştığımız dokümanlar, bilgisayar gibi o an ihtiyaç duyduğumuz şeyler olur. Organize edilmiş bir masa kafanızın da düzenli çalışmasına yardımcı olur.

– Belirlenmiş bir zamanı işe ayırın

Her işte olduğu gibi planlamak ve plana uygun hareket etmek insanın odaklanmasını kolaylaştırır. Yapmanız gerekenler kafanızda organize değilse, belli bir zaman aralığında tamamlamak üzere bir plan yapmadıysanız, bir işe konsantre olmanız zor olacaktır.  Aksine aklınızda ‘bunu da yapmam gerek, eyvah bu işi geçen hafta tamamlamam gerekiyordu’ gibi düşünceler sizi strese sokar, bu düşünce kalabalığında da hiçbir işe odaklanamazsınız. Düşünceleri düzenlemek, düzenli bir planı uygulamak insana bir yön verir. Bu sayede birçok işinizi zamanında bitirebilirsiniz.

– Klasik müzik dinleyin

Klasik müziğin konsantrasyona etkileri araştırmacılar tarafından test edilip onaylanmış. Ders çalışırken, çalışırken, ev temizlerken veya araba kullanırken klasik müzik dinlemek zihninizi sakinleştirir hatta özgür düşünmenize yardımcı olur. Sizi rahatsız eden konulardan uzaklaşmanıza ve yaptığınız işe konsantre olmanıza destek olur.

– Zihninizi, vücudunuzu ve ruhunuzu besleyin

İşiniz detaylara dikkat gerektiriyorsa, hataya hiç yer yoksa, konsantrasyon düzeyinizi arttırmak için kendinize gerekli özeni göstermenizi zorunlu kılar. Doğru yemek yemeli, vitamin almalı, spora gitmeli, meditasyon yapmalı, dua etmeli,kendinizi bedenen, zihnen ve ruhen en iyi kondisyonda tutmalısınız.

– Zaman zaman durmayı bilin

Çok sorunlu bir müşteriyle uğraşıyorsunuz veya hesaplarda bir istikrarsızlık tespit ettiniz, korkunç bir şekilde başınız ağrıyor. Başağrısı size en önemli sinyal; baş edebileceğinizden çok fazla bilgi, stres üstünüze üstünüze geliyor. Buna dur demenin zamanı. DURUN. Birkaç dakika ara verin, kafanızı toplayın, kısacık bir ara bile başınızın ağrısını azaltacak, baskıyı hafifletecek ve işe daha çözüm odaklı yaklaşmanızı sağlayacaktır.  

– Önce bir işi bitirin daha sonra diğer işe konsantre olun

Birçok işi bir arada yapmak için çabalamayın. Önce en önemli ve ivedilikle bitirilmesi gereken işi bitirin, daha sonra ikinci en önemli işi, hemen ardından üçüncü en önemli işi… Birden fazla işi bir arada yapmak ancak işler birbiriyle alakalıysa anlamlıdır yoksa işten işe geçmek zaman kaybı ve karışıklığa sebep olur.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Değişime uyum sağlayanlar kazanır

Manşet, kriz, ekonomi, değişime uyum sağlamak, değişim

Son dönemlerde birçok kişi rutini dışında bir hayat yaşamaya çalışıyor. Peki, yaşanan bu süreç kitleleri nasıl etkiliyor? Bu durgunluk döneminin bir sonu olacak mı? Kısa, uzun ve orta vadede ne tür etkilerle karşılaşacağız? İşte yanıtı…

Krizde Ne Yapmalı?

Daralan ekonomide kitlelerin ruh hali nasıl olur,  tüketiciler nasıl davranır, bu durumda şirketler ne yapmalı? Daha önce yaşadıklarımızdan bazı dersler çıkarmak mümkün.

1.Tüketicinin ruh hali ülkedeki bütün makro değişkenlerin en önemli belirleyicisidir. Bu dönemde tüketiciler kötümser eğilim içine girer ve her aile,  daha temkinli davranır. Bazı harcamalarını kısar, bazılarını ise tamamen keser. Tüketiciler çoğu harcamalarında hem daha az miktarda hem de daha düşük fiyatlı olanı tercih ederek yeni bir denge oluştururlar. Bu, talebin hem daralması hem de daha ucuz ürünlere (down trade) yönelmesi demektir. Önceleri daha pahalı markaları tüketenler, kendi bütçelerini gözden geçirerek daha ucuz markalara yönelirler. Bu dönemde her marka kendi müşterilerinden bir kısmını kaybeder ama buna karşılık kendilerine ilk kez yönelen yeni müşteriler bulurlar.

2. Ekonomik daralma dönemleri genel olarak tüketimin daraldığı ama bazı ürünlere de talebin arttığı dönemlerdir. Bu dönemlerde, tüketici genel olarak daha az harcama yaparken bazı ürünleri de kendine ödül olarak seçer, bunları daha çok tüketir. Mesela otomotiv sektörü daralmadan daha çok etkilenir ama evde eğlence imkânı veren ürünlere talep artar. Çünkü hemen bütün harcamalarını kontrol altına alan insanlar bir yerde kıstıklarını başka bir yerde telefi ederler. Her daralma döneminin “ödül ürünleri ve markaları” vardır.

3. Ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin para harcaması kendilerinde bir suçluluk duygusu yaratır. Tam tersine paralarını faydalı şeylere harcamak ise tüketicilerin suçluluk duygusunu hafifletir. Bu sebeple gerek markaların gerekse perakendecilerin tüketicilerine “iyi nedenler” sunmaları, ekonomik daralma dönemlerinde her zamankinden daha fazla önem kazanır.

4. Kötümser ruh hali, insanların ait olma ihtiyaçlarının arttığı dönemlerdir. Bu dönemlerde aile ve arkadaşlık değerleri yükselir. “Ben” olma ihtiyacı gerilerken dayanışma ve paylaşım üzerine kurulu “biz” olma ihtiyacı yükselir.

5. Ekonomik daralma dönemlerinde, yöneticiler harcamaları kısma kararı alır ve bunun ilk adımı da pazarlama harcamalarıdır. Ama bu yanlışı yapmayan şirketler daralma döneminden sonra en hızlı büyüyen şirketler olurlar. Elbette reklam harcamaları dahil her harcamayı gözden geçirmek ve her harcamadan tasarruf etmek gerekir ama tamamen kesmek son derece yanlıştır. Çünkü markalar için reklam, “olsa da olur, olmasa da olur” değil, “olmazsa olmaz” bir pazarlama faaliyetidir. Üstelik rekabetin daha az reklam yaptığı bir ortamda reklam yapan markanın sesi daha iyi duyulur.

6. Ekonomik daralma dönemleri şirketlerdeki verimsizlikleri azaltmanın zamanıdır. Ama bu dönemler, toplumun moralinin düşük olmasına paralel olarak çalışanların da moralinin düşük olduğu dönemlerdir. Ücretleri yeniden düzenleme, şirket içinde fonksiyonları birleştirme, işten çıkarma gibi uygulamaları yaparken şeffaf ve adil davranmaya çok özen göstermek gerekir. Zor zamanlarda güven yaratan şirketler orta vadede kazanan tarafta olurlar.

7. Ekonomik daralma dönemlerinde tüketiciler, “paralarının karşılığını alma” konusunda çok hassas olurlar. Bu dönemlerde, markaların hangi faydaları vaat ettiklerini ve bu bu faydalara karşılık istedikleri fiyatın makul olduğunu çok iyi anlatmaları, reklamlarında bunu vurgulamaları gerekir. 2020 Salgını Markaları Nasıl Etkileyecek

8. Bu dönemde tüketicilerin veya müşterilerin güven duygusunu zedeleyen şirketler zararlı çıkarlar. Mesela ambalajlı ürünler satan bir şirketin  1 kg yerine 850 gram koyarak fiyat düşürmesi kısa dönemde işe yarar ama tüketici bunun farkına varır ve markadan uzaklaşır. Rekabet ederken bu tür “cin fikirlere” itibar etmeyen ilkeli markalar, bu dönemden faydalanarak çıkarlar. Tüketicinin en akılcı olmak istediği bir dönemde onun zekâsıyla alay etmek, marka için hiç de akılcı olmayan bir davranış olur. Buna karşılık her kategoride daha küçük ve daha düşük fiyatlı seçeneklere ihtiyaç artar. Tüketicinin tasarruf etme ihtiyacını anlayan ve buna uygun seçenekler sunan markalar bu dönemden kazançlı çıkarlar.

9. Bu dönem, şirketlerin kendi bütçelerini sağlıklı yapılabileceği bir dönem değildir çünkü her bütçe bir dizi varsayım üzerine kurulu bir plandır. Olağan dışı dönemlerde bu varsayımlar çok hızlı değişir. Bir yıllık bir dönemi kapsayan bütçeler bu ortamda gerçekçi olmaz. Böyle dönemlerde en uygun bütçe yapma yöntemi, her ay yenilenen bütçeler yapmaktır.10. Bu dönemde şirketin pazar segmentlerine yeni bir gözle bakması gerekir. Her şirketin bugüne kadar hedeflemediği müşteri kesimleri mutlaka vardır. Şirketin bunları değerlendirmesi ve yeni imkânların olup olmadığını araştırması gerekir. Daralma dönemleri, henüz ulaşılmamış tüketicilere gitmek için bir fırsattır. Bu dönemler aynı zamanda her türlü inovasyonu yapmak için en elverişli dönemlerdir. Bu dönemde girişimci bir ruha sahip olanların yapacağı inovasyonlar şirkete paha biçilmez değer katar. Markalara Söylemesi Kolay Tavsiyeler

Her değişim, içinde bir çok fırsatı barındırır. Bu durgunluk döneminin de bir sonu olacak ve ekonomi tekrar büyüme dönemine girecektir.

Değişime en hızlı ve en iyi uyum sağlayan şirketler, bu dönemden en karlı çıkan şirketler olurlar.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Görüntülü görüşmeler yorgunluğa mı sebep oluyor?

röportaj, Marissa Shuffler, Manşet, görüntülü görüşme, Gianpiero Petriglieri

Son dönemlerde neredeyse tüm iletişimimizi görüntülü görüşmeler aracılığı ile sağlıyoruz. Peki, sizce bu iletişim şekli daha mı yorucu? Enerjimizi daha mı çok tüketiyor? Profesör Gianpiero Petriglieri’nın profesör Marissa Shuffler ile gerçekleştirdiği röportaj bu sorulara ve daha fazlasına yanıt oluyor…

Neden Görüntülü Görüşmeler Enerjimizi Tüketiyor?

Ekranınız donuyor. Tuhaf bir yankı var. Bir sürü kafa size bakıyor. Çalışma grupları, birebir toplantılar ve sonra, gün içinde işiniz bittiğinde, arkadaşlarınız ve ailenizle yaptığınız hangout görüşmeleri.

Covid-19 salgını başladığından bu yana, her zamankinden çok daha fazla görüntülü görüşme yapıyoruz ve pek çoğumuz bunu yorucu buluyor.

Ama bizi bu kadar yoran şey tam olarak nedir? Avrupa’nın en ünlü işletme fakültesi Insead’de işyerinde sürdürülebilir öğrenme ve gelişimi üzerine çalışan profesör Gianpiero Petriglieri ve Clemson Üniversitesi’nde işyerinde refah ve ekip çalışması etkinliği üzerine çalışan profesör Marissa Shuffler ile bu konuda bir röportaj gerçekleştirildi.

Görüntülü görüşme daha mı zor? Yüz yüze iletişimle kıyaslandığında ne farkı var?

Petriglieri: “Görüntülü görüşme, yüz yüze sohbetten daha fazla odaklanma gerektiriyor. Görüntülü sohbet demek, yüz ifadeleri, sesin tonu ve perdesi ve vücut dili gibi sözsüz ipuçlarını anlamak için daha fazla emek vermemiz gerekiyor demektir. Tüm bunlara daha fazla dikkat etmek çok fazla enerji tüketir. Bedenlerimiz bir arada olmadığımızı hissetse de zihinlerimiz bir aradadır. İnsanların çelişkili duygulara sahip olmasıyla sonuçlanan bu uyumsuzluk yorucudur. Kendinizi sohbete doğal bir şekilde bırakarak rahatlayamazsınız.”

“Sessizlik ise başka bir zorluk. Sessizlik gerçek hayattaki bir konuşmada doğal bir ritim yaratır. Ancak bu, bir görüntülü konulmada gerçekleştiğinde, teknoloji konusunda endişelenmeye başlarsınız. Ayrıca insanların kendilerini rahatsız hissetmelerine sebep olur. Alman akademisyenler tarafından 2014’te yapılan bir araştıma, telefon veya tele-konferanslardaki gecikmelerin insanlara bakışımızı olumsuz yönde şekillendirdiğini gösterdi: 1.2 saniyelik gecikmeler bile insanların karşıdakini daha az “sıcakkanlı” ve “odaklanmış” olarak algılamasına neden oluyor.”

Shuffler: “Bir diğer faktör de, fiziksel olarak kamerada olduğumuzda, izlendiğimizin fazlasıyla farkında olmamız. Bir video görüşmesindeyken, herkesin size baktığını bilirsiniz; sahnedesinizdir, bu yüzden bir sosyal baskı oluşur ve performans göstermeniz gerektiğini hissedersiniz. Performans göstermek gerektiği hissi sinir bozucu olabilir ve daha streslidir. Ayrıca ekranda kendi yüzlerini görebildiklerinde insanların kendilerine bakmamaları ya da kamera önünde neler yaptıklarının farkında olmamaları da çok zordur.”

Mevcut koşulların bu duruma nasıl bir katkısı var?

Petriglieri: Görüntülü görüşmeler ekstra stres yaratsa da, “Zoom yorgunluğumuz” sadece buna bağlanamaz. Mevcut şartlarımız da – sokağa çıkma yasağı, karantina, evden çalışma ve benzeri şartlar – buna sebep oluyor.

Bu aramalara/toplantılara katılmak zorunda hissetmemizin de buna sebep olabileceğini düşünüyorum. Görüntülü aramalar, geçici olarak kaybettiğimiz insanları hatırlatıyor bize. Örneğin, bir iş arkadaşınızı çevrimiçi olarak her gördüğünüzde, işyerinde beraber olmanız gerektiğini hatırlayarak üzüntü duyarsınız. İster içe dönük ister dışa dönük olalım bence hepimiz bu süreçten yorulduk. Hepimiz bu salgın sürecinde alışık olduğumuz düzenin parçalanmasını deneyimliyoruz.”

“Bir de hayatımızın eskiden ayrı olan öğelerinin – iş, arkadaşlar, aile – artık aynı yerde olduğu gerçeği var. Bireylerin farklı ortamlara özgü sosyal rolleri, ilişkileri, eylemleri ve amaçları vardır ve bu çeşitlilik sağlıklıdır. Bu çeşitlilik azaldığında, olumsuz duygulara karşı daha savunmasız hale geliriz.”

“Bir bara gittiğinizi, aynı barda profesörlerinizle konuştuğunuzu, ebeveynlerinizle buluştuğunuzu ya da biriyle çıktığınızı hayal edin, garip değil mi? Şu anda yaptığımız şey tam da bu. Kaygıyı tetikleyen bir krizin ortasında kendi alanımızda hapsedildik ve tek etkileşim yolumuz bir bilgisayar ekranı.”

“İşimize ve ailemize karşı yükümlülüklerimizi yerine getirdikten sonra kendimize ait boş zamanımızın olmaması da bu yorgunluğun sebeplerinden biri olabilir. Bazılarımız ise ekonomik nedenlerden oluşan endişeler, ücretsiz izinler ve iş kayıpları nedeniyle kendimizi daha fazla baskı altında hissediyoruz. Bir de ‘bu durumda en üst seviyede performans sergilemem gerekiyor’ duygusunun artması da var… Bazılarımız işimizi güvence altına almak için aşırı performans gösteriyor.”

Ama mesela arkadaşlarımla Zoom’dayken bu beni rahatlatmaz m?

Shuffler: Çoğumuz ilk kez büyük grup görüşmeleri yapıyoruz. Yorgunluk hissi kısmen, bu görüşmelere istediğiniz için mi yoksa zorunda hissettiğiniz için mi katılmanızla alakalı. Eğer bunu bir zorunluluk olarak görüyorsanız, bir mola vermek yerine tetikte olduğunuz daha fazla zaman geçiriyorsunuz anlamına gelir. Arkadaşlarınızla yapacağınız gerçek bir sohbet size kendinizi daha sosyal hissettirecek ve kendiniz olma şansını bulduğunuz daha az “Zoom yorgunluğu” oluşturacaktır.

Petriglieri: Özellikle kalabalık grup görüşmeleri daha fazla performans gösterme baskısı yaratabilir. İnsanlar televizyon izlemeyi sever çünkü zihninizin amaçsızca dolaşmasına izin verebilirsiniz. Ancak kalabalık bir görüntülü aramada, “televizyon izliyormuşsunuz ve televizyon da sizi izliyormuş gibi” hissedersiniz.

Peki Zoom yorgunluğunu nasıl hafifletebiliriz?

Petriglieri: Video görüşmelerini sadece gerekli olanlarla sınırlandırın. Kamerayı açmak isteğe bağlı olmalı ve genel olarak toplantı boyunca kameraların her zaman açık olması gerekmediği konusunda daha fazla karşılıklı anlayış olmalı.

Shuffler: Bazı durumlarda, görüntülü görüşmelerin gerçekten en verimli seçenek olup olmadığını sorgulamalıyız. İş söz konusu olduğunda, açıklayıcı notlar içeren paylaşımlı dosyalar, aşırı bilgi yüklemesini önleyen daha iyi bir seçenek olabilir. Ayrıca doğrudan iş konuşmaya dalmadan önce hal hatır sormayı da tavsiye ederim. İnsanların nasıl olduklarını kontrol etmek için biraz zaman ayırın. Bu, dünyayla yeniden bağlantı kurmanın ve güven tazelemenin, yorgunluk ve endişeyi azaltmanın bir yoludur.

Video toplantılar arasına mola zamanları koymak yenilenmemize yardımcı olabilir. Esneme hareketleri yapabilir, bir şeyler içebilir veya biraz egzersiz yapabilirsiniz. Sınırlar ve geçişler önemlidir; iş ile özel hayat arasında gidip gelirken tampon alanlar yaratmamıza imkan sağlar.

Petriglieri: Bazen de biriyle iletişime geçmek istiyorsanız geleneksel yöntemleri kullanın. Zoom’da görüşmek yerine o kişiye yazın.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND