Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Konsantre olmak ya da ol(a)mamak!

Modern yaşam adeta konsantrasyonumuzu dağıtmak üzere kurulu. Telaş, stres, rekabet, teknoloji, kalabalık, endişe, eğlence… Sonuç dikkat dağınıklığı ve buna bağlı olarak gelen başarısızlık. Peki neden konsantre olamıyoruz? Ya da soruyu başka türlü soralım: Nasıl konsantre olabiliriz? İşte cevabı…

nasıl konsantre olunur, konsantrasyon, iş yerinde konsantrasyon

Dikkat dikkat konsantre olmalıyım

 
Psikologların en çok ilgilendikleri alanlardan biri dikkat ve konsantrasyon. İnsanın dikkati nasıl toplanıyor? Konsantrasyonu ne kadar uzun sürüyor? Konsantrasyon bozukluğundan şikayet eden kişilerin kendilerini geliştirmelerinin yolu nedir? İşyerinde konsantrasyonumuzu nasıl arttırırız?

 

Dikkate verilen önem gitgide artıyor çünkü gün geçtikçe daha fazla bilgiyle karşılaşıyoruz, gerekli-gereksiz, önemli-önemsiz, doğru-yanlış gibi elemeleri zihnimizin hızla yapması gerekiyor. İş yerinde profesyonel bağlantılarımızı güçlendirmek için Linkedin’deyiz, buradan zaman zaman etkinlikleri anons ediyor, ürünlerimizi tanıtıyor, iş ilanlarından haberdar oluyoruz. Yüzyüze görüşemediğimiz arkadaşlarımızla Facebook’tan haberleşiyoruz, sosyalleşiyoruz.  İş çok, zaman limitli. Dolayısıyla, etkin bir şekilde çalışmak ve iyi işler çıkarmak için öncelikleri doğru belirlemek ve önceliklere önem sırasına göre odaklanmak şart.

Kokteyl Parti Etkisi

Her yetenek gibi dikkat ve odaklanma konusunda başarılı olmak kişiden kişiye değişebiliyor. Ancak kişinin eğitimle dikkat düzeyini ve konsantrasyon sürelerini geliştirmesi mümkün. Psikologlar araştırmalarında kişilerin eğitim aldıktan sonra birçok işi bir arada yapmak, birçok insanın içinden bir sesi ayırt etmek gibi konularda etkileyici performanslar gösterebileceğini kanıtlıyor. Kokteyl parti etkisini duymuşsunuzdur. Gürültülü her grubun farklı konulardan konuştuğu kalabalık bir kokteyl partide olduğunuzu düşünün. Bunca kalabalık ve gürültüye rağmen, sadece karşınızdakinin size anlattıklarına odaklanabilirsiniz. Beyniniz dinlemek istediği kişinin sesine odaklanır, diğer tüm sesleri bloke eder. Bir futbol maçında, borsa gibi çok gürültülü bir iş ortamında da durum aynıdır. Bir sese, kişiye veya olaya odaklanır, diğer şeyleri yok farz ederiz. Bu, insanın dikkatte seçicilik yetisinin göstergesidir. Özünde hepimizin doğasında olan hayatta kalma mücadelesinin bir sonucudur birşeye tam anlamıyla konsantre olmak. Aksi takdirde çevresinde olan onca görsel, işitsel olayla hiçbirşey yapamaz hale gelir, kaybolur gider insan.

Sherlock Holmes gibi derin meditasyon yapmalı

New York Times’ın Pazar ekinde bir buçuk ay kadar önce yayınlanan yazıda konsantrasyonun gücü ele alınıyor. Maria Konnikova’nın kaleme aldığı yazıya göre, Batı dünyasında derin meditasyon, odaklanma ve detaylara inerek düşünme denince Uzak Doğu filozofları ve düşünürlerinden çok Sherlock Holmes akla gelir. Dünyanın en meşhur ve başarılı detektifi Holmes ağzında piposu ile evinin karanlık köşesinde oturduğu koltukta gözlerini kapar ve onu suçlulara götüren delilleri bir bir düşünür ve en karmaşık vakaları dahi aklında kurgular ve çözer. Belki diğer dedektiflere göre pasif görünür çünkü onlar gibi olay yerinde saatler geçirmez, tanıklardan uzun uzun ifadeler almaz, herşeyi içselleştirir, zihninde olayları tekrar tekrar yaşar ve suçluyu bulur.

Doğu felsefesinde yüzyıllardır uygulanan meditasyon tekniklerini hatırlatır Holmes’un farkındalığı. Ruhanilikten çok konsantrasyona odaklanır. Zihninizden gelen küçük sesleri tıkar, dikkatinizi ana odaklarsınız, yolunuza çıkan gerek fiziksel gerekse düşünsel tüm dikkat dağıtıcıları görmezden gelirsiniz.

Meditasyon pozitif düşünceleri kuvvetlendirir, odaklanma becerisini geliştirir

1970’lerde psikolog Ellen Langer’ın çalışmaları farkındalığı yüksek düşüncelerin kognitif fonksiyonları geliştirdiğini hatta yaşlılarda yaşamsal fonksiyonları iyileştirdiğini kanıtlamıştır. Bugün araştırmalar her gün küçük dozlarda meditasyonun kendimizi nasıl hissettiğimiz ve ne düşündüğümüzü pozitif yönde etkilediğini gösteriyor: 2011’de Wisconsin Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre, günlük meditasyonun ön beyin faaliyetlerini değiştirdiğini, kişiyi içine kapanmak yerine dünyaya sımsıkı sarılan dışa dönük hale getirdiğini savunuyor.

Birden çok işi birarada yapmak değil, bir işe tam anlamıyla konsantre olmak

Meditasyonla gelen farkındalık sadece duyguları düzenlemeye değil, birçok şeyi birarada yapmak için gerekli konsantrasyon seviyesini yakalamaya da yardımcı oluyor. Çoğumuz birden fazla şeyi birarada en iyi şekilde yapabileceğimize inanırız ancak aslında dikkatimiz bir işten diğerine hızlı bir geçiş yapar o kadar. Sonuçta iki acı durum ortaya çıkar: 1. İşlerin hiçbirine gerekli dikkati gösteremeyiz. 2. Dikkatimizin kalitesinden ödün veririz.  Aslında, yanılgı şurada başlar: Birçok iş ilanında şirketin adaydan beklentisinin birden çok işi birarada yapabilmesi olduğu belirtilir. Oysa, aslında istenen ya da gerçekten yapılması mümkün olan kişinin tüm konsantrasyonunu bir işe vermesi hızla ve doğru bir şekilde tamamlayıp diğer işe geçmesidir.

2012’de Washington Üniversitesi’nden bir ekip tarafından yapılan bir diğer çalışma meditasyon eğitiminin birden çok işi yürütmeye etkisini gerçek dünya ortamında değerlendirir. Araştırmacılar, bir grup insan kaynakları profesyoneline görüşme ayarlama, konferans odası ayırtma, memo yazma gibi birkaç işi birarada verip simultane bir şekilde planlama yapmalarını ister. Her katılımcı bir dizüstü bilgisayar ve telefonla tek başına küçük bir ofise yerleştirilir ve onlara verilen görevleri 20 dakikalık bir sürede gerçekleştirmeleri istenir. Uygulamayı tamamladıktan sonra, katılımcılar üç gruba bölünür: İlk grup 8 haftalık bir meditasyon kursuna gönderilir, 2. grup hiç kursa gitmez, son grup ise, vücut gevşetme dersine gider. Kurslar tamamlanınca, tekrar bir uygulama yapılır. İşlerinde ilerleme kaydeden tek grup meditasyon eğitimi alan gruptur. Eğitimin sonunda sadece daha az negatif duygular içinde olduklarını hissetmekle kalmamışlar, aynı zamanda konsantrasyon yeteneklerinin geliştiğini gözlemlemişlerdir. Daha uzun süre aynı işle uğraşabilmeye ve daha az sıkılıp ya da konsantrasyonlarını yitirip işler arası geçiş yapmaya başlamışlardır. Diğer gruplarla aynı göreve ayırdıkları zaman değişmemekle beraber, yaptıkları işi daha etkin bir şekilde yaptıkları görülmüştür. Bu çalışmalar kişinin dikkatini geliştirebileceğini ve yaptığı işi daha etkin bir şekilde yapabileceğini göstermektedir.

İş Yerinde Konsantrasyonu Arttırmak için Neler Yapmalı?

İşte konsantrasyonu arttırmak kısa ve uzun evreli çözümlerle mümkün olabilir. Uzun evreli çözümler için meditasyon gibi hergün biraz biraz yapılan teknikleri uygulamak gerektirir.  One Cent at a Time blogundan işyerinde konsantrasyonu arttırmak için birkaç öneri:

– İşe başlamadan rahatlayın

Fazla stresin işinizi yapmanıza yardım etmediği kesin.  Herhangi bir işe başlamadan önce sakin bir ruh halinde olmanız olumlu bir başlangıç için gerekli. Kafanızı boşaltmak yeni bir işe konsantrasyonu arttıracaktır. Yoğun bir iş temposunda kendinize ayıracağınız 5 dakika sizi rahatlamaya yetebilir. Şirketin terasında yürüyüş yapın, en sevdiğiniz dondurmayı yiyin veya en yakın arkadaşınıza telefon edin. Kendi rutininizden çıkıp başka bir şeyle ilgilenin. Rahatlamak  size güç verecek tam performans tekrar işe dönmenizi sağlayacaktır.

– Kendinizi şartlayın

Ne kadar işiniz olduğu, nasıl çalışmanız gerektiği, neleri hangi zaman diliminde tamamlamanız gerektiği konusunda kendi kendinizi bilgilendirin ve programınızı ona göre yapın. Şu gün şu saate kadar bu işi bitireceğim, önceliklerim şunlar şunlar olacak, sorunlu işleri şu şekilde halledeceğim, şu işleri ekibimden şu şu isimlere delege edeceğim. Şartları belirleyin ya da varolan şartlara nasıl uyacağınızın planını netleştirin. Böylece, beklentilerinizi belirlerken ayaklarınız yere basar.  Hayalkırıklıklarına uygun bir ortam yaratmazsınız.

– Yapılacaklar listesi yapın

Alışverişe gidip de almanız gereken en önemli şeyi unutup eve geldiğiniz oldu mu hiç? Bu yüzden alışveriş listesi çok önemli… hatta bir kalemle alınanların yanına işaret koymak da!  İşte de benzer yapılacaklar listesi yapmak size büyük kolaylık sağlayacaktır. Listeyi oluşturduktan sonra, yapılması gerekenleri önem sırasına göre dizmek ve önceliklerinizi belirlemek de kolaylaşacaktır. Ayrıca, listeden nelerin yapıldığını nelerin yapılmadığını ve hızla yapılması gerektiğini net bir şekilde görürsünüz. Listeyi göreceğiniz bir yere asın ancak bilgisayarınız üstü gibi sürekli gözünüze giren ve şu an uğraştığınız işten sizi alakoyacak şekilde dikkatinizi çekecek bir yerde olmasın.  

– Çalışma alanınızı organize edin

Dağınıklık içinde daha konsantre çalışan bir azınlığın dışında, çoğumuz temiz ve düzenli bir masada işe daha kolay odaklanırız,etrafımızda ilgimizi çeken bir kağıt yığını olmaz, sadece üstünde çalıştığımız dokümanlar, bilgisayar gibi o an ihtiyaç duyduğumuz şeyler olur. Organize edilmiş bir masa kafanızın da düzenli çalışmasına yardımcı olur.

– Belirlenmiş bir zamanı işe ayırın

Her işte olduğu gibi planlamak ve plana uygun hareket etmek insanın odaklanmasını kolaylaştırır. Yapmanız gerekenler kafanızda organize değilse, belli bir zaman aralığında tamamlamak üzere bir plan yapmadıysanız, bir işe konsantre olmanız zor olacaktır.  Aksine aklınızda ‘bunu da yapmam gerek, eyvah bu işi geçen hafta tamamlamam gerekiyordu’ gibi düşünceler sizi strese sokar, bu düşünce kalabalığında da hiçbir işe odaklanamazsınız. Düşünceleri düzenlemek, düzenli bir planı uygulamak insana bir yön verir. Bu sayede birçok işinizi zamanında bitirebilirsiniz.

– Klasik müzik dinleyin

Klasik müziğin konsantrasyona etkileri araştırmacılar tarafından test edilip onaylanmış. Ders çalışırken, çalışırken, ev temizlerken veya araba kullanırken klasik müzik dinlemek zihninizi sakinleştirir hatta özgür düşünmenize yardımcı olur. Sizi rahatsız eden konulardan uzaklaşmanıza ve yaptığınız işe konsantre olmanıza destek olur.

– Zihninizi, vücudunuzu ve ruhunuzu besleyin

İşiniz detaylara dikkat gerektiriyorsa, hataya hiç yer yoksa, konsantrasyon düzeyinizi arttırmak için kendinize gerekli özeni göstermenizi zorunlu kılar. Doğru yemek yemeli, vitamin almalı, spora gitmeli, meditasyon yapmalı, dua etmeli,kendinizi bedenen, zihnen ve ruhen en iyi kondisyonda tutmalısınız.

– Zaman zaman durmayı bilin

Çok sorunlu bir müşteriyle uğraşıyorsunuz veya hesaplarda bir istikrarsızlık tespit ettiniz, korkunç bir şekilde başınız ağrıyor. Başağrısı size en önemli sinyal; baş edebileceğinizden çok fazla bilgi, stres üstünüze üstünüze geliyor. Buna dur demenin zamanı. DURUN. Birkaç dakika ara verin, kafanızı toplayın, kısacık bir ara bile başınızın ağrısını azaltacak, baskıyı hafifletecek ve işe daha çözüm odaklı yaklaşmanızı sağlayacaktır.  

– Önce bir işi bitirin daha sonra diğer işe konsantre olun

Birçok işi bir arada yapmak için çabalamayın. Önce en önemli ve ivedilikle bitirilmesi gereken işi bitirin, daha sonra ikinci en önemli işi, hemen ardından üçüncü en önemli işi… Birden fazla işi bir arada yapmak ancak işler birbiriyle alakalıysa anlamlıdır yoksa işten işe geçmek zaman kaybı ve karışıklığa sebep olur.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND