Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Koçluk konusunda sık sorulan sorular

Koçluk desteği giderek daha yaygın hale geliyor. Ancak bu konuda hala kafa karışıklıkları söz konusu. Dünyanın en önemli koçları bu durumdan yola çıkarak koçluk hakkında sık sorulan soruları cevapladı. İşte koçluk konusunda bilinmesi gerekenler…

koçluk soruları, koçluk eğitimi, koçluk becerileri, koçluk

Koçluk desteği giderek daha yaygın hale geliyor. Ancak bu konuda hala kafa karışıklıkları söz konusu. Dünyanın en önemli koçları bu durumdan yola çıkarak koçluk hakkında sık sorulan soruları cevapladı. İşte koçluk konusunda bilinmesi gerekenler…

KOÇLUKLA İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

Jan Austin (MCC), Val Williams (MCC), Nora Klaver (MCC) ve Ariane Cherbuliez (PCC)

1. Koçluk nedir?

Profesyonel koçluk, nitelikli bir koç ile bir birey ya da takım arasında, kendilerinin belirlediği hedefler temel alınarak sıra dışı sonuçların elde edilmesini sağlayan profesyonel bir ortaklıktır. Koçluk sürecinde bireyler, kendi sonuçlarına ulaşmak için gerekli olan beceri ve hareketlere odaklanır.
Koç müşterisini dinleyerek, konu ile ilgili olasılıklar geliştirmek ve müşterinin yapması gereken hareketleri belirlemeye yardımcı olabilecek kavram ve ilkelere kendi gözlemlerini ve sorularını da ekleyerek yöntemi oluşturur. Görüşmelerin odak noktasını birey ya da takım belirler. Koçluk süreci ile en etkili hareketleri desteklemek için gereken açıklığa ulaşılır. Koçluk bireylerin ya da takımların gelişimlerindeki ivmeyi, daha etkin seçimler yapmalarını sağlayacak güçlü odaklanma ve karşılarına çıkan fırsatların farkına varmalarını sağlayarak, arttırır. Koçluk bireylerin şimdi nerede oldukları ve gelecekte olmak istedikleri yere ulaşmak için neler yapmak istedikleri üzerine yoğunlaşır. Koçlar, koçlukta elde edilen sonuçların kendi çabaları, koçluk becerileri, yaklaşım ve metotları ile desteklenen birey ya da takımlara ait eğilimler, seçimler ve hareketlerin sonucunda elde edildiğini bilir.

2. Koçluğun faydaları nelerdir?

Koçluk ilişkisine girmiş bireyler iş ve özel yaşamlarındaki rollerinde kişisel girişim ve fırsatlar karşısında yeni bakış açıları, gelişmiş düşünce ve karar verme becerileri, gelişmiş kişisel etkinlik ve artan güven duygusu deneyimleri ile karşılaşırlar. Kişisel etkinliklerini geliştirmek üzere verilen sözle tutarlı olarak verimlilik, iş ve özel hayatta kişisel tatmin konularında takdir edilir sonuçlar ve kişisel hedeflerde başarı beklentileri yüksek olmalıdır.

3. Koçluğun size uygun olup olmadığını nasıl anlarsınız?

Koçluğun size faydası olup olmayacağını belirlemek için öncelikle koçluktan ne beklediğinizi belirlemeniz gerekir. Eğer kişi arzu ettiği sonuç hakkında net bir fikre sahip değilse, koçluk ortaklığı bu sonuca daha kolay ulaşmak için bir strateji geliştirmek üzere kullanılabilecek iyi bir araç olabilir.
Koçluk bir ortaklık olduğu için, ortaklık yapmanın kayda değer olup olmadığını, başka bakış açılarını öğrenmenin ne kadar faydalı olacağını ve yeni bakış açılarını değerlendirme konusundaki düşüncelerinizi kendinize sorun. Ayrıca kendinize iş ya da özel yaşamınızda ciddi değişiklikler yapmak için gereken zaman ve enerjiyi ayırmaya hazır olup olmadığınızı da sorun. Eğer bu sorulara cevabınız evet ise, koçluk sizin ilerlemeniz ve gelişmeniz için en uygun yoldur.

  4. Kişilerin bir koçla çalışmak istemelerinin genel nedenleri nelerdir?

Bir bireyin ya da takımın bir koçla çalışmak istemesinin nedenleri aşağıda listelenmiştir. Tabii ki bu liste genişletilebilir:

  • Kazanılacak bir durum vardır (bir meydan okuma, gerilimli bir hedef ya da fırsat), ve çok acildir, mecburidir, ilginçtir ya da bunların hepsidir 

  • Bilgi, beceri, güven ya da kaynaklarda bir eksiklik vardır 

  • Büyük bir gerilim gereklidir ve zamana karşı hassastır 

  • Sonuçları hızlandırma isteği vardır 

  • Bir başarısızlığın nedeni olarak iş ya da özel yaşamda bir düzeltme yapılması gereklidir 

  • Birey, kişisel hedeflerine ulaşmakta etkili ya da destekleyici ilişkiler kuramaz 

  • Belirginlikte eksiklik bulunmaktadır ve yapılması gereken seçimler vardır 

  • Birey son derece başarılıdır ve başarı artık bir soruna dönüşmeye başlamıştır 

  • İş ve özel yaşam dengesi bozulmuştur ve bu da istenmeyen sonuçlar yaratmaya başlamıştır 

  • Kişi kendi içindeki güçlü yönleri ve bunları en iyi nasıl geliştireceğini belirlememiştir 

  • Birey iş ve özel yaşamının daha basit, daha az komplike olmasını istemektedir 

  • Daha iyi organize olma ve kendi kendini daha fazla yönetebilme ihtiyacı vardır.
5. Koçluk sektöründeki inanılmaz büyümenin sebebi nedir?

Koçluk bir çok nedenden dolayı kayda değer bir büyüme göstermiştir. Dünyada bir çok değişim olmaktadır ve koçluk bu değişikliklerle başa çıkacak bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin koçluk bugünün iş piyasası için önemli bir araçtır. İş değiştirme, kendi işinin sahibi olma ve küçük ölçekli işlerin oranı daha da artmıştır. Gerçek yaşam faktörlerinden bazıları şunlardır:  

  • Dışardaki iş ortamlarında süratli değişimler 

  • Küçülme, yeniden yapılanma, şirket birleşmeleri ve organizasyonel değişiklikler ‘’geleneksel çalışma anlaşmaları’’nı radikal bir şekilde değiştirmiştir – şirketler artık geleneksel yönetim yaklaşımları ile başarı kaydedememektedir 

  • Belli sektörlerde kalifiye eleman açığı gittikçe büyümektedir – yüksek kalifiyede elemanları çekmek ve ellerinde tutabilmek için şirketler bireylerin kişisel gelişimlerine yatırım yapmak zorundadır 

  • Yöneticilerin işlerinde uygulamak üzere öğrendikleri ile piyasada rekabet edecek sonuçlara ulaşmak için artan talepleri karşılayacak şekilde yapmaları gerekenler arasında gittikçe açılan bir fark oluşmaktadır 

  • Birçok şirkette hem çalışanlar hem de yöneticiler açısından kargaşa vardır – insanlar güvenden uzak olarak korku içinde çabalamakta ve artan iş baskıları altında hiç olmadığı kadar yüksek seviyelerde performans göstermek zorunda bırakılmaktadırlar 

  • Şirketler stratejik iş hedeflerine ulaşmak ve yüksek seviyelerde müşteri memnuniyeti elde etmek için her gereksinimi kapsayan ve işbirlikçi çalışma ortamları geliştirmelidir 

Bunlara ek olarak, koçluğun mükemmel sonuçlarını tecrübe etmiş bireyler ise daha fazla kişiyle koçluk hakkında konuşmaktadırlar. Kısaca koçluk, insanların iş ve özel hayatlarında önemli olan her konuya odaklanmalarına yardım eder. Günümüzde insanlar kendi hayatlarından sorumlu olma fikrine daha açıktırlar. Koçluk insanlara sadece bunun için yardım eder; bu şekilde de sanayi büyümeye devam eder.

6. Koçluk nasıl yapılmaktadır? Süreç nasıl işler?

Koçluk Süreci – Koçluk kişisel bir görüşme ile başlar (ister yüz yüze ister telekonferans yöntemi ile). Böylece kişinin varolan olanakları ve girişimleri öğrenilir, koçluk ilişkisinin kapsamı belirlenir, harekete geçmek için öncelikler ayarlanır ve ulaşmak istenilen sonuçlar oluşturulur. Takip eden koçluk seansları, önceden belirlenmiş zaman süresinde tamamlanmak üzere, yine yüz yüze ya da telefonla yapılabilir. Planlanan koçluk seansları arasında kişilerin öncelikli hedeflerine ulaşmalarını desteklemek için belirli hareketleri yapmaları istenebilir. Koç kişinin düşünme ve harekete geçmesini desteklemek üzere bazı makaleler, yapılacaklar listesi, değerlendirmeler ya da metotlar şeklinde ek kaynaklar verebilir. Koçluk ilişkisinin sürekliliği kişinin ihtiyaçları ve tercihlerine bağlı olarak değişebilir.

Değerlendirmeler -Koçluk sürecini destekleyecek değişik değerlendirme yöntemleri vardır. Bunlar bireyin ihtiyaçları ve bulunduğu duruma göre değişiklik gösterebilir. Değerlendirmeler objektif bilgiler edinmeyi sağlar. Bu bilgiler başkalarının ve onların içinde bulundukları durumun farkındalığını algılamanın yanı sıra bireyin kendi farkındalığını da anlamasını sağlar, koçluk hedefleri ve harekete geçirilebilen stratejiler yaratmak için bir kıstas sağlar ve gelişmeyi ölçmek için yöntem sunar. 

Kavramlar, modeller ve ilkeler -Davranış bilimleri, yönetim literatürü, dinsel gelenekler ve/veya sanat ve konusu insan olan ilimlerden alınan çok çeşitli kavramlar, modeller ve ilkeler koçluk görüşmelerine dahil edilerek, kişinin kendisinin ve başkalarının farkındalığını arttırmak, bakış açısını geliştirmek, içe bakışı tazelemek, fırsatlar ve girişimlere göz atmak için yeni çerçeveler oluşturmak ve kendi hareketlerini ilerletmek için enerji ve esinlenme sağlamak istenmektedir. 

Takdir eden yaklaşım – Koçluk takdir eden bir yaklaşımı benimser. Bu yaklaşım doğru olan nedir, yolunda giden nedir, istenen nedir ve istenene ulaşmak için gereken nedir sorularına dayanır. Koç bu yaklaşımı kullanarak, bireyin ya da takımın kişisel iletişimdeki etkinliğini geliştirmek için yapıcı iletişim becerileri ve yöntemleri oluşturur. Ayrıca bu yaklaşım keşfe dayalı araştırma, kişisel fırsat ve girişimlerin hareket temeli oluşturulması, başkalarından gelebilecek en olumlu tepkileri ortaya çıkarmak için gözlem ve geribildirimin yapıcı bir şekilde çerçevelenmesi, sorunlara odaklanmanın tersine başarı üzerinde durularak oluşur. Bu yaklaşımı anlamak ve uygulamak oldukça basittir,  ancak olasılık düşünme ve hedef odaklı harekete geçme konularında derin etkileri vardır.   

7. Koç seçimi yapılırken kriter ne olmalıdır?

En önemli nokta kiminle kendinizi rahat hissederek yaratıcılığınızı ortaya çıkarabilecek ve kuvvetli bir ortaklık kurmayı isteyebileceksiniz. Aşağıda seçim yaparken sorabileceğiniz birkaç soru bulunmaktadır: 

  • Koçluk deneyiminiz nedir? (bireysel koçluk yapılan müşteri sayısı, kaç yıldır çalışıldığı, durum tipleri) 

  • Koçluk eğitiminiz nedir? ICF tarafından onaylı bir sertifikanız var mı ya da halen ICF Akrediteli bir programa devam ediyor musunuz? 

  • En çok çalıştığınız koçluk alanı ya da müşteri potansiyeli nedir? 

  • Koçluğunuza hangi özel becerilerinizi ya da deneyiminizi katıyorsunuz? 

  • Koçluk felsefeniz nadir? 

  • Koçlukta belirli süreciniz nedir? (seanslar nasıl yapılır, seansların sıklığı vb.)
    Koçlukta birkaç başarı hikayeniz var mı? (başarıya ulaşmış belirgin müşteri örnekleri ve sizin katkılarınız) 

8. Koç, danışanı ile ne kadar süre çalışır?

Koçlukta yapılan ortaklığın süresi birey ya da takımın ihtiyaçları ve tercihlerine göre değişir. Belirli bir konu üzerine odaklanarak yapılan koçluklarda 3 ila 6 ay kadar süre yeterli olabilir. Diğer koçluk tiplerinde kişiler daha uzun süre çalışmayı uygun görebilirler. Hedeflerin türü, bireyler ya da takımların çalışma şekilleri, görüşmelerin sıklığı ve finansal durum koçluk süresini etkileyen faktörlerdir.

9. Uyumlu bir ortaklık nasıl sağlanır?

Her şeyden önce, koçluk ortaklığını koçla birlikte tasarlamaya hazır olun. Örneğin, iş ya da özel hayatınızda şu anda var olan güçlü bir ortaklığı ele alın. Bu ilişkiyi nasıl kurduğunuza bakın ve bu ortaklıkta sizin için önemli olan nedir bunu belirleyin. Aynı şeyleri koçluk ilişkinizde de kurmak isteyebilirsiniz. İşte size birkaç ipucu:

  • Birden fazla koçla görüşerek, kimyanızın tutması anlamında, ‘’size rahat gelecek’’ kişiyi belirleyin. Koçlar mülakata alışıklardır ve de bu tip görüşmelerden genellikle ücret talep etmezler. 

  • Koçla sizin aranızdaki tarz benzerlikleri ve farklılıklarını araştırın. Bunların, sizin ya da takımın gelişmesinde nasıl faydası olabileceğini düşünün. 

  • Koçluk için hedeflerinizi, koçun uzmanlık alanı ya da birey ya da takımla çalışma şekilleri açısından tartışın. 

  • Yolunda gitmeyen birşeyler hissettiğinizde ne yapılabileceği hakkında koçla konuşun; sorun ya da problemleri ele almakla ilgili bir anlaşma yapın. 

  • Koçluğun bir ortaklık olduğunu unutmayın, ne zaman isterseniz ilgili konularda koçla konuşun.

10. Ortaklık kapsamında koç ne yapar, birey ne yapar?

Koçun rolü: birey ya da takım üyelerinin kendi ve başkalarının farkındalıklarını arttıran şekilde objektif düşünme ve gözlemleme yapmalarını sağlamak; birey ya da takımın içinde bulunduğu durumu anlayabilmek için onları çok iyi dinlemek; olasılık düşünme, düşünerek plan yapma ve karar verme becerilerini desteklemek için sesli bir yazı tahtası olmak; fırsatları ve potansiyelleri çok ilerilere taşımak; sahip olunan kişisel güçler ve amaçlarla eşit oranda gerilim ve girişimleri cesaretlendirmek; taze bakış açısı getirecek düşünceleri beslemek; yeni olasılıkları aydınlatmak için kör noktalara girişim yapmak; alternatif senaryoların yaratılmasına destek olmaktır. Sonuç olarak koç, ilişkide profesyonel sınırları korur. Buna gizlilik ve mesleki ahlak kuralları dahildir.
Bireyin ya da takımın rolü: koyduğu kişisel hedeflerle koçluğun gündemini yaratmak; kendi ve başkalarının farkındalığını arttırmak için değerlendirme ve gözlemlerden faydalanmak; kişisel ve/veya organizasyonel başarıyı kafasında canlandırmak; kişisel hedef ve isteklerle uyumlu olarak cesur girişimlerde bulunmak; büyük resmi görerek düşünebilmek ve problem çözme becerileri ile meşgul olabilmek; etkili girişimlerde bulunmak için koçun sağladığı araçlar, kavramlar, modeller ve ilkelerden faydalanabilmektir.

Koçluk bireyden ne ister?

Başarılı olmak için koçluk ilişkisinde bireye belirli sorular sorulur, bunların hepsi de amaca yöneliktir.

  • Odaklanma – kişinin kendisiyle ilgili, zor sorular, zor cevaplar – ve kişinin başarısı 

  • Gözlem – diğerlerinin davranışları ve iletişimleri 

  • Dinleme – kişinin sezgileri, varsayımları, yargıları ve biri konuşurken diğerinin sessiz olarak söylemeye çalıştıkları  

  • Kişisel disiplin – var olan tavırlar, inanışlar ve davranışlara meydan okumak ve kişiyi en iyi yere getirecek amaçlara ulaşmak için yenilerini oluşturmak 

  • Tarz – sahip olunan kuvvetli yönleri ilerletmek ve bir kazanma stili oluşturmak için sınırlardan kurtulmak 

  • Kesin hareketler – çok rahat olmamakla birlikte, kişisel emniyetsizliğe rağmen sıradışı olana ulaşmak 

  • Şefkat – yeni davranışlarla yüzyüze gelince, başarısızlıklar olunca kendisi için – ve aynı şeyleri yaşayan başkaları için şefkat göstermek 

  • Mizah—kişinin kendini çok fazla ciddi şekilde algılamaması için, her durumu aydınlatma ve parlatma için mizah kullanmak 

  • Kişisel kontrol—duygusal patlamalardan kaçınarak hayal kırıklığı ve karşılanamayan beklentiler karşısında soğukkanlılığı koruyabilmek 

  • Cesaret—artık daha uzağa erişebilmek, temeli korku olan herşeyden başarının temeli olan üretici olmaya geçmek, sürekli kendini sınamak, iç ve dış engellerin üstesinden gelmek 

  11. Koçluk sürecinin başarısı nasıl ölçülür?

Ölçüm iki ayrı yoldan yapılabilir. İlk önce, performansınharici göstergeleri: birey ya da takımın bulundukları ortamlarda görülebilir ve belirlenebilir göstergeler. İkinci olarak, başarının dahili göstergeleri: koçluk yapılan birey ya da takımların doğalarında var olanların koç tarafından ölçülmesi. İdeal olan, hem harici hem de dahili göstergelerin başarı ölçümüne dahil edilmesidir. 

Harici göstergelere örnek olarak koçluk ilişkisinin başında belirlenen hedeflere ulaşmak, gelir/servet miktarında artış, terfi etmek, bireyi oluşturan öğelerin (direk raporlama, iş arkadaşları, müşteriler, patron, kendi yöneticisi vb.) bir tanesinden alınan performans geribildirimi verilebilir. Harici göstergelerin, bireyin kendisinde zaten ölçebildikleri ile bireyin direk kendisinde etkileyebildikleri olarak ideal bir şekilde seçilmeleri gerekir. 

Dahili göstergelere örnek olarak koçluk sürecininbaşında ve daha sonra da düzenli aralıklarla kendini puanlama/kendini onaylama şeklinde yapılan değerlendirmeler, bireyin kendi ve başkalarının farkındalığının artması, daha etkili hareketleri sağlayan düşüncelerde değişme ile güven duygusunu etkileyen duygusal durumda artış gösterilebilir.

12. Koçlukta finansal açıdan nelere dikkat edilmelidir?

Bir koçla çalışırken kişinin hem zaman ve enerji olarak verdiği sözün yanı sıra finansal olarak da bir taahhütü gereklidir. Ücretler koçun uzmanlık alanı ve deneyim düzeyi ile bağlantılı olarak değişebilir. Bireyler, koçlukta geçirilmesi beklenen zaman kadar arzu edilen sonuçları da göz önüne almalıdırlar. Koçluk ilişkisi açık iletişim üzerine kurulduğundan, herhangi bir finansal sorun ya da ilgili sorular anlaşma yapılmadan önceki ön görüşmede dile getirilmelidir. 

13. Koçluğun diğer hizmet mesleklerinden farkı nedir?

Profesyonel koçluk hedef belirlemek, sonuç yaratmak ve kişisel değişim yönetimi ile bireyin hayatına odaklanan farklı bir hizmettir. Koçun ne olduğunu anlamak için, koçlukla kişisel ya da organizasyonel destek sağlayan diğer meslekleri birbirlerinden ayırt etmek faydalı olacaktır.   

Terapi.

Koçluğu terapiden ayıran bir kaç yön vardır. Birincisi koçluk, bireyin belirli hareketlerinin sonucu olarak kendi isteği ile başlattığı değişimi temel alan, kişisel ve mesleki büyüme ve gelişmeyi destekleyen bir meslektir. Sonuçlar kişisel ya da mesleki başarı ile ilişkilidir. Koçluk hep ileriye hareket eder ve gelecek odaklıdır. Diğer yanda terapi acıyı iyileştirme, bireyin kendi içindeki ya da iki ya da daha fazla bireyin arasındaki işlev bozukluğu ve çatışmalarla ilgilenir. Odak nokta ise genellikle şimdiki zamanda bireyin duysusal fonksiyonlarını engelleyen, geçmişten gelen sorunları öğrenmek; psikolojik fonksiyonları geliştirmek; var olan iş ve özel hayat koşulları ile daha duygusal açıdan sağlıklı yöntemlerle ilgilenmektir. Terapi sonucunda genellikle duygusal/hissi durumlarda gelişme görülür. Bu durumlardaki olumlu gelişme koçluğun doğal sonucu olabilirken, öncelikli odak nokta kişinin iş ya da özel hayatında belirli hedeflere ulaşmak için hareketle uygulanabilir stratejiler yaratmaktır. Koçluk ilişkisinde hareket, sorumluluk ve takip üzerinde durulur.                                       

Danışmanlık. 

Danışmanlar bireyler ya da organizasyonlar tarafından belirli bir uzmanlık alanına girmek amacı ile tutulurlar. Danışmanlıkta yaklaşımlar çok çeşitlilik gösterirken, genel olan kanı danışmanın problemleri teşhis ettiği, reçete yazdığı ve bazen de çözüm getirdiğidir. Koçluktaki kanı ise, bireyler ya da takımların koçun destekçi, kendi kendini keşfetme temeline dayanan yaklaşımlarıyla kendi çözümlerini kendilerinin yaratabilmeleridir.    

Mentor (akıl hocalığı/rehberlik).

Kişinin sahip olduğu tecrübe ile rehberlik etmesi ya da belirli bir uzmanlık alanında ya da kariyer geliştirmede deneyimlerini paylaşan mentorlar genellikle koçlukla karıştırılmaktadır. Bazı koçların mentorluğu koçluğun bazı bölümlerinde kullanmalarına karşın (yeni koçlara mentor koçluk yapmaları gibi), koçluk yaptıkları kişilere mentorluk yapamazlar. 

Eğitim.

Eğitim programları, eğitmen ya da öğretmen tarafından belirlenmiş belirli öğrenme hedeflerini kazanma üzerine kurulmuştur. Koçluk sürecindeki hedefler ise koçun rehberliğinde birey ya da takım tarafından belirlenir. Ayrıca eğitim, önceden oluşturulmuş bir müfredat programı ile uyuşan doğrusal öğrenme yöntemini varsayar. Koçluk ise önceden belirlenmiş bir plan olmaksızın daha az doğrusallığı benimser.

Sportif Gelişim.

Spor metaforları sık kullanılsa da, profesyonel koçluk bildiğimiz spor koçluğundan farklıdır. Spor koçu, birey ya da takımların davranışlarını kendi deneyimi ve bilgisi rehberliğinde yöneten bir uzman olarak görülmelidir. Profesyonel koçlarda da bu özellikler vardır, ancak yönü belirleyen birey ya da takımın kendi bilgi ve deneyimleridir. Profesyonel koçluk, sportif gelişimden farklı olarak, zayıf ya da doğru olmayan şekilde uygulanan davranışlar üzerine değil, bunun yerine güçlü yönler ve yeteneklerin gelişmesi için fırsatları belirleme üzerine odaklanır.

Kaynak: www.icfturkey.org

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yoksa siz de mi helikopter ebeveynsiniz?

Manşet, helikopter ebeveynlik ölçeği, helikopter ebeveyn, ebeveynler çocukları nasıl etkiliyor, ebeveyn

Helikopter ebeveynler, çocukların etrafında pervane olan aşırı kontrolcü ebeveynlerdir. Peki helikopter ebeveyne sahip olan çocuklar, hayatta ne gibi sorunlarla karşılaşır? İşte yanıtı…

Yeni Nesil (Helikopter) Ebeveynlik: Çocuklar Bu Durumdan Nasıl Etkileniyor?

Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarına dahil olması, onlarla vakit geçirmesi, kararlarında yanlarında olması, koruyucu ve kollayıcı olması – doğru seviyede kaldığı sürece – çocuklar için oldukça olumlu bir durum. Ancak yeni nesil ebeveynler arasında farklı bir ebeveynlik tarzı ortaya çıkıyor: helikopter ebeveynlik1. Adından da anlaşılacağı gibi bu ebeveynlik stilinde ebeveynler fazla çocuk odaklı ve korumacı bir tavırla tıpkı bir helikopter gibi sürekli çocuklarının tepesinde geziyorlar. Onlar adına her şeyi kontrol ediyorlar, kararlar alıyorlar ve problemleri çözüyorlar. Bir ebeveyn için sürekli çocuğuna odaklanmak, daima onu koruyup kollamak ve kontrol etmek hayat tatmini sağlayabilir. Peki bu durum çocukları nasıl etkiliyor? Sürekli yeni neslin artan kaygı düzeyinden, antidepresan ilaç kullanma sıklığından, karar alma konusundaki eksikliklerinden bahsediliyor. Acaba bu durum helikopter ebeveynlik ile ilgili olabilir mi?

Genel olarak ebeveynlik davranışlarına baktığımızda kontrolcü davranmanın zararlarını gösteren birçok bilimsel çalışma var2. Ancak bu kontrolcü davranışlar çoğu zaman çocuğun davranışlarını bilinçli bir şekilde kısıtlama, hayatına sınırlar koyarak sürekli müdahale etme, bağırarak, tehdit ederek, çocuğu sindirerek istediğini yaptırma gibi olumsuz ve çocuğun iyiliğini çok da ön plana koymayan bir şekilde ortaya çıkıyor. Helikopter ebeveynliği bu tarz kontrolcü ebeveynlikten ayıran belki de en önemli özellik amacının aslında tamamen iyi niyetli olması. Helikopter ebeveynler çocuklarını okula götürüyorlar ama sağlıklı bir şekilde oradan ayrılmak yerine, bahçede beklemeyi veya hatta sınıfa girip çocuklarının yanına oturmayı tercih ediyorlar. Üniversite yaşındaki çocukları oda arkadaşlarıyla sorun yaşadıklarında telefon açıp olaya müdahil oluyorlar. Hatta Amerika’da son yıllarda sıkça görüldüğü üzere çocukları üniversitedeki derslerinden düşük notlar aldıklarında hocalara ve hatta okul yönetimine telefon açmada bir sakınca görmüyorlar. Bu ebeveynler sıcak ve şefkatli. Çocuklarının hayatlarına dahil olmayı onlara yaptıkları bir iyilik olarak görüyorlar. Ancak bunu yaparken insan gelişiminde kendiliğinden oluşması gereken otonomi kazanma, kendi kararlarını kendi veren ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olma yeteneğini çocuklarının ellerinden alıyorlar4. Çocuklarının hayatlarında fiziksel ve duygusal olarak yer edinmeyen ve bu şekilde çocuklarına zarar veren ebeveynlerin aksine helikopter ebeveynler bu konuda aşırıya kaçıyorlar ve çocuklarının bireyselleşme sürecini sekteye uğratıyorlar.

Peki çocukların hayatına müdahil olma sınırını belirleyen etkenler nelerdir? Öncelikle çocuğun yaşını ve yaşının getirdiği kabiliyetleri göz önünde bulundurmak çok önemli. Ama bunun yanı sıra durumları da iyi okumak gerekiyor. Çocuğun kişisel alanına müdahale etmeden sınırı koruyabilmek bu işin sırrı. Helikopter ebeveynler bu sınırı koruyamıyorlar. Çocuğun her anını kontrol etmeye çalışıyorlar, kendisine ait özel bir alan bırakmıyorlar. Bunun yanı sıra çocuğun kendini geliştirebileceği, kendi alanında mutlu ve özgür bir şekilde hareket edebileceği alanlar yaratmak onlara iyi gelirken, bu alanlara müdahale etmek çekingen ve çocukların kendini yetersiz görmesine yol açabiliyor4. Özellikle de geç ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde çocuklar tam da kendi kimliklerini bulma çabası içerisindeyken müdahaleci davranışlar çocukların gelişimine iyi gelmiyor5.

Bağlanma Stilleri” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz üzere bağlanma teorisine göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, gelecekteki deneyimlerimizi etkiliyor. Helikopter ebeveynlere sahip çocuklar genellikle güven problemi yaşıyorlar ve bu durum gelecekteki ilişkilerine zarar veriyor6. Bunun yanı sıra, hayata ne yazık ki hazırlıksız yakalanıyorlar. Kendi işlerini kendi başlarına halledemeyecekleri duygusuna kapılıyorlar. Bağımsız olmayı öğrenemediklerinden sıradan aktiviteleri yapabilme yeteneğine bile sahip olduklarını fark edemiyorlar.  Hayatlarında bir sorunla ya da tümsekle karşılaştıklarında, kendileri yerine o sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak bir kişinin ya da varlığın olduğuna inanıyorlar. Savaşmaya ya da mücadele etmeye ihtiyaç duymuyorlar çünkü bu zamana kadar her şey ebeveynleri tarafından onlar için sağlanmış. Dünyayı ya da kendi dünyalarını değiştirme gereklilikleri yok çünkü hiçbir sorun sonsuza kadar sürmez. Sihirli bir güç (yani ebeveynleri) gelip sorunları onlar için kolayca yok edebilir. Bundandır ki bu şekilde büyüyen çocuklar, büyüyünce de hala ebeveynlerine bağımlı yetişkinlere dönüşüyorlar.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre helikopter ebeveynlere sahip olan çocuklarda daha yüksek anksiyete ve depresyon ve daha az hayat tatmini görülüyor7. Helikopter ebeveynlere sahip olan bu üniversite öğrencileri kendilerini yetersiz ve yeteneksiz görüyorlar. Başka bir araştırma ise yine üniversite öğrencilerinin kendi özgüvenlerini arttıracak aktiviteleri keyif verecek aktivitelere (seks yapmak, içki içmek, şeker tüketmek) dahi tercih ettiklerini gösteriyor. Bu çocukların ebeveynlerinden gördükleri şefkatin başarıya ve kendilerine çizilen yolu takip etmeye odaklı bir şefkat olduğu değerlendirildiğinde bu sonuç şaşırtıcı değil. Üstelik bu kadar koşullu gösterilen sevgi çocuklara uzun vadede zarar da veriyor. Ebeveynleri tarafından “matematikten 90 aldığı için”, “komşuların yanında düzgün davrandığı için”, “annesini üzmediği için” sevilen ve övülen çocuklar bunları sağlayamadıklarında sevgisiz ve ilgisiz kalmış gibi hissedebiliyorlar.

Bütün bu araştırmalardan çıkarılan sonuç ise şu: Bu şekilde yetiştirilen çocuklar belki akademik olarak daha başarılı olabilirler ama kendilerini hayatta daha çaresiz ve yetersiz hissediyorlar. Çocuklarımızın hayatlarındaki yerimizi sağlam bir şekilde korurken bunu sevecen ve sıcak bir şekilde ve doğru sınırlar içerisinde yapmaya özen gösterirsek, kendi benliklerini tam olarak oluşturabilen mutlu, başarılı, güçlü ve bağımsız bireyler yetiştirebiliriz.

Yazan: Ande Ömeroğlu & Gizem Sürenkök
Düzenleyen: Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

yaşlanmayı durduran şeyler, yaşlanmak, yaşlanma korkusu, yaşlanma karşıtı, mikrobiyom, Manşet, insan ömrünü uzatma çalışmaları, hücre yenilenmesi

Bilim insanları yıllardır yaşlanmayı önleme konusunda birçok çalışma yapıyor. Peki yaşlanmayı önlemek gerçekten mümkün mü? Ömrümüzü uzatabilir miyiz? İşte tüm bu sorulara cevap niteliğinde yapılan araştırmalar…

Yaşlanma süreci nasıl önlenebilir?

Dünyanın her köşesinde bilim insanları yaşlanmaya çare arıyor. Bunun için üç boyutlu yazıcılarda organ üretiminden vücuttaki mikrobiyomu değiştirme yoluyla yaşlanmayı önlemeye kadar çeşitli çözümler üzerinde duruluyor. Peki insan ömrü ne kadar uzatılabilir?

Yaşlanma kaynaklı kanser, romatizma ve Alzheimer gibi hastalıklardan dünyada her gün 100 bin kişi ölüyor. Ancak pek çok bilim insanı bunun kader olmadığına inanıyor.

Yaşlanma tam olarak nedir? Hücre düzeyinde ele alacak olursak, zamanla azar azar oluşan hasarların hücre, doku ve organlarda yayılmasıdır diyebiliriz.

Hücrelerde hasar, onarımdan daha hızlı geliştiğinde yaşlanma baş gösterir. Danimarkalı doktor Kaare Christensen yıllar boyu hasta tedavisinin ardından, Yaşlanma Araştırmaları Merkezi’ni kurarak bu hastalıkların ortaya çıkmasının nasıl engellenebileceği üzerinde araştırmalara başladı.

Bu konuda bazı gelişmeler kaydedildiğini söylüyor Christensen. 1800’lerin ortalarında ortalama ömür 40 yaş iken bugün Kuzey Avrupa ülkelerinin birçoğunda 80 yıla yaklaşıyor, diğer ülkelerde de önemli gelişmeler gözleniyor.

Diş sağlığı gelişiyor

Aynı zamanda umut verici başka bir gelişme daha olduğunu söylüyor Christensen. “Her geçen yıl yaşlıların diş sağlığında iyileşme gözleniyor.”

Dişler genel sağlık açısından bir tür barometre işlevi görüyor. Onların sağlıklı olması düzgün beslenmeyi ve daha iyi besin emilimini sağlıyor. Ayrıca vücudun diğer kısımlarının da daha sağlıklı olduğunun göstergesi onlar.

Christensen, yaşlıların IQ testlerinde de eskiye kıyasla artık daha iyi sonuç alındığını, bunun ise dünya çapında daha iyi yaşam koşullarıyla bağlantılı olduğunu söylüyor.

“Daha iyi yaşam koşulları, daha iyi eğitim ve ne tür işlerde çalışıldığının etkisi bu.”

Bu gelişmenin devam edeceğine inanıyor. Peki daha ne kadar?

Dünyada kayda geçmiş en uzun ömür, 122 yaşında iken 1997’de ölen Fransız kadın Louise Calment’e ait. Geçen 20 yılda da birçok gelişme kaydedildi.

Yazıcıda organ üretmek

Hindistanlı biyofizikçi Tuhin Bhowmick’e göre, yaşlılıktan kaynaklı ölümlere kalp, akciğer ve karaciğer gibi yaşamsal organların işleyiş bozukluğu neden oluyor. Sağlıklı organ nakli halinde ömür uzatmak mümkün olabiliyor.

Ancak dünyada organa ihtiyaç duyanların sayısı organ bağışı yapanlardan çok daha fazla. Ayrıca uygun organın bulunması sorunu söz konusu. Çoğu zaman bu bekleyiş sırasında yaşlı hastaların öldüğü görülüyor.

Peki bir insandan organ almak yerine ihtiyaç duyulan organın, hastanın vücudunun reddetmeyeceği bir tarzda laboratuvarda üretilmesi, üç boyutlu yazıcıdan çıkarılması mümkün olabilir mi?

Bhowmick, bu tür bir yazıcının kartuşunda mürekkep yerine protein ve hastanın kendi hücreleri olacağını söylüyor. Böylece vücudun yeni organı reddetme ihtimali ortadan kalkıyor.

Bhowmick ve ekibi Hindistan’ın ilk yapay karaciğer dokusunu üretti. Önümüzdeki beş yıl içinde de minyatür bir karaciğer üretilmesi üzerinde çalışıyor. Bunun vücudun dışında, taşınabilir bir cihaz şeklinde olması öngörülüyor.

8-10 yıla kadar ise vücudun içine nakledilerek normal işlev görecek bir karaciğer üretilmesi plan dahilinde.

Peki akciğer ve kalp nakli ile de ömür uzatmak mümkün mü? Bhowmick her durumun kendine özgü yanları olduğunu ve tek tek ele almak gerektiğini söylüyor.

“Hastanın ölümüne neden olan organının yerine yeni organ nakli ile ömrünü 20 yıl uzatabilirsiniz. Örneğin karaciğerde bu mümkündür. Ama beyin ve kalpte aynı şekilde işlemez.”

Bhhowmick, bu tür gelişmeler sayesinde milenyum kuşağının (1981 sonrası doğanlar) ömrünün 135 yaşa kadar uzatılabileceğine inanıyor.

Mikrobiyom umudu

ABD’de moleküler ve insan genetiği profesörü Meng Wang, tıpta en çok heyecan yaratan yeni alanlardan biri olan mikrobiyom üzerine araştırmalar yapıyor.

“Bunlar vücudumuzun içindeki sindirim sisteminden dışındaki derimize kadar bizimle yaşayan minik mikroorganizmalardır.”

Gözle görülmeyen bu organizmaların çoğu bakteridir, ancak mantar, virüs ve diğer mikropları da içeriyor. Eskiden bilim insanları bunlara pek ilgi göstermiyordu. Oysa vücut üzerinde büyük etkileri olduğunu bugün biliyoruz.

Son araştırmalar, mikrobiyomun insan için ek bir organ işlevi gördüğünü gösteriyor. Vücudumuzun farklı ilaçlara verdiği tepkiden davranışlarımıza kadar birçok şeyi etkiliyor.

Wang, mikrobiyomun yaşlanma sürecini nasıl etkilediğini anlamak için, iki-üç haftalık ömrü olan solucanlarla deney yapıyor. Solucanın mikrobiyomunu değiştirerek ömrünü uzatmak mümkün mü sorusuna yanıt arıyor.

Solucanın sindirim sisteminde yaşayan bir bakteriyi seçip genleriyle oynayarak farklı türler elde ediyor ve bu bakterileri farklı solucanlara yediriyor. En fazla üç haftalık ömrü olan solucanları kontrol ettiğinde bazılarının hala canlı olduğunu görüyor.

Solucanlar yaşlandıkça daha zor hareket ederler; oysa yeni mikrobiyom edinmiş olanlar çok daha rahat ettikleri gibi, hastalıklara karşı daha dayanıklıydılar.

Wang bugün aynı deneyi fareler üzerinde yapıyor. Belki de bir gün doktorlar hap yoluyla vücudumuzdaki mikrobiyomu değiştirerek insan ömrünü uzatabilir.

“Bazı meslektaşlarım 200-300 yaştan söz ediyor. Ama bana kalırsa 100 de iyi bir rakam” diyor Wang.

Hücrelere ne oluyor?

Yaşlandığımızda ilginç bir şey olur. Tek tek hücreler yaşlanma sürecinde, ölmekte olan veya hasar gören hücrelerin yerini almak üzere bölünür. Ancak bunun işleyişi mükemmel değildir. Bir hücre ne kadar çok bölünürse o kadar yaşlanır, ömrünün sonuna yaklaşır. Ama ölmek yerine yaşamaya devam eder, etrafındaki diğer hücrelerle haberleşmeye, yıkıcı bir işlev görmeye başlar.

Bu yaşlı hücreler civardaki hücrelere de yaşlılık ‘bulaştırır’, böylece yaşlı hücrelerin sayısı artar ve sonunda vücut artık bunu kaldıramaz hale gelir.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde moleküler genetik profesörü Lorna Harries, bu yaşlı hücrelerden kurtulmanın yolunu arıyor.

Bir süre önce, yaşlı deri hücrelerine bir kimyasal madde sürüldüğünde ne olacağı araştırıldı. Harries bu işlemden sonra hücrelerin gençleştiğini söylüyor. Böylece insan hücresinde yaşlanma sürecinin geriye alındığı ilk deney gerçekleştirilmiş oldu.

Dünyanın birçok yerinden yatırımcı ve bilim insanından teklif alan Harries insan ömrünün doğal bir maksimum limiti olduğuna inanıyor. Ama bu araştırmanın, demans ve kalp ve damar hastalıklarının dejeneratif etkisini gidermeye yönelik yeni tedavilerin bulunmasında bir adım olmasını, böylece doğal ömrünü tamamlamadan erken ölenlere umut olmasını istiyor.

Peki, tekrar aynı soruya dönecek olursak: Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

Belki bir gün, hasar görmüş organlarımızı yenileme, mikrobiyom içeren hap takviyeleri ile vücudumuzu genç tutma ve hücrelerimizin yaşlanmasını önleme olanağımız olacak.

Bütün bunlar insan ömrünü ne kadar uzatabilir? Bhowmick’in öngörüsüyle, milenyum kuşağı 135 yaşına kadar yaşayabilir. Bu, 1981 doğumlu birinin 2116’ya kadar yaşaması demek. O zamana kadar kim bilir başka ne gelişmeler olur?

Yazarlar: Diego Arguedaz Ortiz / Beth Sagar Fenton /
Helena Merriman
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Gamification: Eğlenerek öğrenme

oyunlaştırma uygulamaları, oyunlaştırma tekniği, oyunlaştırma modelinin bileşenleri, oyunlaştırma, oyun, Manşet, gamification, eğlenerek öğrenme, eğitim

Eğitimde oyunlaştırma yöntemi yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bu yöntemin amacı oyunun kendisi değil, oyun-dışı alanlarda motivasyonu artırmaktır. Peki yeni nesile gelecek vaad ettiği düşünülen oyunlaştırma (gamification) tam olarak nedir? İşte yanıtı…

İşte size eğitimde oyunlaştırma

İngilizce’de ‘play’ ve ‘game’ kavramları Türkçe’de isim olarak ‘oyun’ diye çevriliyor ancak arada önemli bir fark var. ‘Game’de bir kural, bir amaç varken; ‘play’de yok. Play’in insanların rahat bir şekilde, herhangi bir amaç ya da kural olmadan oynaması olduğu söylenebilir.

Şöyle düşünelim, bir balon, balonu sınıfın ortasına bırakıyoruz, “çocuklar oynayın” diyoruz, elleriyle balona vuruyorlar ve oynuyorlar. Ne zaman ki çocuklara, “balonu yere değdirmeyin” denilirse o zaman ‘play’ birden ‘game’ oluyor. Hatta daha eğlenceli hale getirmek için aralarından iki kişi seçip, “sizler de balonu yere düşürmeye çalışacaksınız” denilirse oyuna ‘engel’ eklenmiş oluyor. Hatta buna süre de ekleyip, “1 dakikanız var, bu süre içinde balon yere değmeyecek” talimatı da verilebilir. Şimdi düşünün ki bu balonlar farklı özelliklere sahip, her bir balonun üzerinde değişik konular ya da cevaplar yazıyor ve çocuklar doğru balonu özellikle yere düşürmemeye çalışıyor. Böylelikle oyun eğitsel hale geliyor.

Bunun gibi oyunları öğretmenler sınıflarında kullanıyorlar, kullanmalılar ve oyunun gücünden eğitimde de yararlanmaları gerekiyor. Eskiden oynanan çok güzel oyunlar vardı, bunları bile hatırlayıp “nasıl derslerimde kullanabilirim” diye düşünseler, bir başlangıç olur.

‘İsim-şehir’ derslerde kullanılabilir

Oyunlaştırma ise; elementlerin oyun olmayan bir ortamda kullanılması olarak ifade edilebilir. Aslında tanımlar hep bu şekilde geçiyor ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu, ‘oyun olmayan ortam’dan kasıt aslında ‘play’ olmayan bir şekilde kullanılması. Yani oyunlaştırmada aslında bir oyun (play) yok. Ama oyunların içerisinde olan birçok oyun elementi kullanılabilir. Bunlardan bazıları puanlar, başarılar, ödüller, geri bildirim, içerik açma, liderlik tablosu, koleksiyon, rozetler, avatar, seviyeler, kombolar, rastgelelik, hikâye gibi. Bunlar birbirleriyle uyumlu ve pedagojik olarak uygun bir şekilde eğitimde kullanıldığında da eğitimde oyunlaştırma yapılmış oluyor.

Eğitimde oyunlaştırmayı çok güzel bir örnekle, biraz sizi eskiye götürerek açıklayayım. Hatırlarsınız, isim-şehir-bitki-hayvan-eşya-artist oyununu. Aslında tam bir oyunlaştırmadır, çünkü orada oyun oynamazsınız yani ‘play’ yok ama oyun elementleri var. Örneğin zamana karşı yarışırsınız; belirli kurallar, puanlar ve rastgelelik var. Çünkü hangi harfin çıkacağını bilmezsiniz ‘A’ diye başlayıp içinizden “dur” denilene kadar sayarsınız. Ayrıca aynı cevabı bulanlar az puan alırken, farklı cevaba ulaşanlar daha çok puan alırdı. En sonunda puanlar toplanır, bir skor elde edilir, o puanlar toplanır, kazanan belli olurdu. Bu oyunlaştırmayı derslerde öğretmenler konularına göre kullanabilir, sütun sayısını artırabilir veya azaltabilir, dersine göre içeriği değiştirebilir… İşte size eğitimde oyunlaştırma.

Ödül ve ceza motivasyonu düşürebilir

Oyunlaştırma istenilen bir davranışı motive etmek amacıyla kullanılıyor. Dolayısıyla en temelde davranışçı yaklaşım odaklıdır. Dolayısıyla eğitimde oyunlaştırmayı kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar var. Cezayı zaten dahil etmemekle birlikte özellikle oyunlardaki ödül, rozet, liderlik tahtası gibi elementlerin eğitimde mümkün olduğunca kullanmaması gerekiyor. Bir öğrenciyi motive etmeye çalışırken diğerlerinin motivasyonu düşürüldüğünde ve o öğrenciler kaybedildiğinde geri kazanmak çok zor hale gelebilir.

Düşünün ki, bir anne-baba çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaya çalışıyor ve bunun için de oyunlaştırmadan yararlanmak istiyor. Çocuğuna “5 gün boyunca dişlerini fırçalarsan hafta sonu sana oyuncak alacağım” diyor. Çocuk oyuncak almak için 5 gün dişlerini sorunsuz fırçalıyor, buna karşılık oyuncağı da alınıyor (ödülü veriliyor). Ancak sonraki hafta dişlerini fırçalama vakti gelip, “Eğer dişlerimi fırçalarsam ne alacaksın?” diye sorduğunda, anne-baba aslında o anda nasıl bir yanlış yaptığını fark eder.

Halbuki ona dişlerini oyuncak için değil, diş sağlığı için fırçalaması gerektiğini, bunun kendi sorumluluğu olduğunu, ne gibi yararları olacağını, fırçalamazsa ne gibi zorluklar yaşayacağını güzel ve detaylı bir şekilde anlatmak daha faydalı sonuçlar ortaya çıkarır. Aynı durum ödevler için de geçerli. Ödevi bir ödüle bağlamak yapılacak en büyük yanlışlardan biri.

Oyunlaştırma kısa vadede davranışları görmek için olumlu sonuçlar verebilir, ancak uzun vadeli bir sonuç için çözüm değil. Ek olarak, oyunlaştırmada ödül kullanımı bir davranışı tetiklemede işe yarar gibi görünüyor, yani çocuk derste rozet almak için sınıfını temiz tutuyor ancak evde elindeki çikolatanın kağıdını ortalık yerde bırakabiliyor. Dolayısıyla puan/rozet/ödül alacağı ortamda o davranışı sergilerken başka yerlerde aynı performansı göstermeyebilir.

Önemli olan davranışı içselleştirmek

Asıl önemli ve zor olan ise bu davranışları içsel motivasyona dönüştürmek; yani çocuğun kendiliğinden, herhangi bir dışsal motivasyona bağlı kalmadan, yerdeki çöpü almasını ve onu çöpe atmasını sağlamak. Aynı şekilde kendi kendine ödevini bir sorumluluk olarak anlamlandırıp, siz söylemeden veya bir ödüle bağlamadan bunu yapması. Dışsal motivasyonlar, kişiden kişiye değişmekle birlikte, bazen davranışı içsel motivasyona dönüştürebilir. Aynı şekilde her dışsal motivasyon, herkesi motive edecek diye bir genelleme de yapılamaz. Yani çikolata, her gün çikolata yiyen bir öğrenciyi motive etmeyebilir ya da puan, zaten başarılı olan bir öğrenciyi motive etmeyecektir.

Bir diğer elementi ise çok basit bir şekilde şöyle örneklendirelim, sınava girerdik, sınavdan sonra kimin kaç puan aldığı, sizin en yüksek puanı alıp almadığınız, arkadaşlarınızı ya da en yakın arkadaşınızı geçip geçmediğiniz, sınıfın kaçıncısı olduğunuz çok daha önemli hale gelirdi (dışsal motivasyon). Asıl önemli olan öğrenip öğrenemediğimiz, hangi konularda eksik olduğumuz, hangi konuları daha çok çalışmamız gerektiği değildi, hiçbir zaman da olmadı neredeyse (içsel motivasyon). Ama oyunlarda ve oyunlaştırmada çok sık kullanılan ‘liderlik tablosu’ndaki yerimiz bizim için önem taşıyordu, tablonun yukarısında olanlar için üst sıralara çıkma yarışı varken, alt sıralardakiler ise “nasılsa biz hiç başaramayız bari dersten geçmeye bakalım” şeklinde düşünüp derse yönelik motivasyonlarını kaybediyorlardı. 

Onları yarıştırmak hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşebilir

Öğrencilerin birbirleri ile yarıştırılmaları bunun rekabete, hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşmesine, birbirleriyle dalga geçmelerine neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda, öğrencilerin henüz bu gibi durumları duygusal olarak anlamlandıramadıkları ya da yanlış anlamlandırabilecekleri seviyede oyun elementlerini derslere entegre etmemek daha doğru olur. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde oyunlaştırmanın işe yaradığını kanıtlayan örnekler ve akademik çalışmalar da mevcut. Eğitimde oyunlaştırmadan ille de yararlanacaksak becerilere odaklanmak daha akılcı olabilir. Problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi becerileri teşvik etmek için oyunlaştırmadan yararlanılabilir.

Bu noktada, şunu da belirtmek gerekiyor, kesinlikle öğrencilerin doğru davranışlarının pekiştirilmemesi, yanlış davranışlarının düzeltilmemesi gerektiği savunulmuyor. Onların bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, davranışlarıyla ilgili anlık, düzenli ve eksikliklerine yönelik tamamlayıcı geri bildirimler verilmeli. Bu sayede, öğrenciler pekiştiricilere bağımlı hale gelmeden, iç denetimli bireyler olabilirler. Ancak o zaman öğrenci kaç aldığını, ya da sonucunda karşılık olarak ne alacağını değil, nerede yanlış yaptığını ve neyi düzeltmesi gerektiğini merak eder.

Oyunda kalın, oyunla kalın, bir de çok fazla sokağa çıkamayan günümüz çocuklarıyla özellikle fiziksel oyunları çok oynayın.

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Yavuz SAMUR 
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND