Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Koç yöneticinin farkı nedir?

Kurum içi koçluk uygulamaları giderek yaygınlık kazanıyor. Bu çalışmalar sayesinde çalışanların potansiyellerini ortaya çıkarmalarına destek olunuyor. Bu kapsamda yükselen bir diğer kavram ise koç yönetici. Peki koç yöneticinin, diğer yöneticilerden farkı ve onlardan farklı olarak yaptıkları nelerdir?

yönetici

Kurum içi koçluk uygulamaları giderek yaygınlık kazanıyor. Bu çalışmalar sayesinde çalışanların potansiyellerini ortaya çıkarmalarına destek olunuyor. Bu kapsamda yükselen bir diğer kavram ise koç yönetici. Peki koç yöneticinin, diğer yöneticilerden farkı ve onlardan farklı olarak yaptıkları nelerdir?

KURUM İÇİ KOÇLUK NEDİR? İÇ KOÇ, KURUMSAL KOÇ VE KOÇ YÖNETİCİ KİMLERE DENİR? HANGİ ŞİRKET KOÇLUĞU NASIL UYGULUYOR?

Ülkemizde nispeten yeni olan, her geçen gün müdavimi artan kurum içi koçluk konusuyla ilgili yaptığım araştırmalar sonucu derlediklerimi, Zuhal Baltaş’ın “Kurum İçi Koçluk” kitabındaki verilerle de harmanlayarak başlıktaki sorulara yanıt vereceğim.

Koçluk, her kurumda farklı modeller ve kuruma uyarlanmış metotlarla gerçekleştirilir. Bu yüzden standart yöntemlerden bahsetmek doğru olmaz. En yaygın kullanılan yöntemleri özetleyelim.

KOÇ YÖNETİCİ

Bazı kurum içi koçluk uygulamalarında esas, yöneticilere koçluk becerileri kazandırılmasıdır. Yönetici, astına çoğunlukla mentörlük eder, çünkü onun geçtiği yollardan geçmiştir ve ondan daha tecrübelidir ve yönetici bir işin nasıl yapılacağını her zaman astından daha iyi bilir. Mantık olarak doğru, inkâr edemeyiz ancak yöneticiler olarak astlarımızı yönetmenin haricinde onları geliştirme görevimizin de olduğunu unutmamalıyız. Onlar da belli bir eğitimden geçmiş ve var olan potansiyellerini kullanma hevesindedirler. Bunun için bir yönetici olarak onlara direktif vermek yerine koçluk yapmak bir işi en etkili yöntemlerle yapmalarını, kendilerine daha çok güven duymalarını ve inisiyatif kullanma becerilerini artırır.

Koçluk tarzı yöneticilik, çalışanı gerçekten dinleyebilme, söylenenin ardından yatan diğer hikayeyi içgüdülerle hissedebilme, karşındakine değer vermek suretiyle egosantrik yaklaşımlardan kaçınma, zaman ayırma ve çalışana konsantre olabilme, kişilik ve davranış farklıklılarını fark edebilme ve buna uygun motivasyon ve ikna stratejileri inşa etme, doğru soruları sorarak alternatiflerin ortaya koyulmasını sağlama gibi birçok beceriyi kullanarak sonuç almayı gerektirir. Tüm bu becerilerin gelişmesi ve ortaya konulması zaman ve emek yatırımı gerektirir. Bazı durumlarda yöneticinin üzerindeki baskı sebebiyle bu zaman ve emek yönetici için oldukça lüks görünür. Kurumsal koçluk kültürü, kolay bir yol değildir; ve tek başına mucizeler beklenmesi de gerçekçi değildir. Sadece “bir İnsan Kaynakları projesi “ olarak kalması mümkün değildir. Yukarıdan aşağıya tüm seviyeler tarafından sahiplenilmesi gerekir. Sistem oturduktan sonra modele alışan çalışan kendi kendine de koçluk yapmaya başlar ve domino etkisiyle artan performans ve verimlilik toplamda kurumun her zaman lehine olur.

KURUM İÇİ KOÇ

Kurumsal koçluk modelinde yer alan diğer bir unsur kurum içi koçların yetiştirilmesidir. Bu yöntemle de yönetici- çalışan ve çalışan-çalışan çatışmaları da büyük ölçüde engellenir. Stresli, mutsuz, agresif, ve aşırı rekabetçi bir çalışma ortamı yerine, şirketinde kendini değerli hisseden çalışanların bulunduğu yapıcı ve  daha hedef ve eylem planı odaklı çalışılan toplam başarının yükseldiği bir çalışma ortamı gelir. Kurum içi koçluk serüveni ise genelde şirkete dışarıdan profesyonel koçların sokulması, çalışan ve yöneticilerin bu koçlarla birlikte çalışma sürecinin sonunda ortaya çıkan memnuniyetin kurumun içine yayılmasının istenmesiyle devam eder. Dışarıdan koçlarla çalışmanın mı yoksa kurum içi koçlarla çalışmanın mı daha iyi olduğu süregelen bir tartışmadır. Her ikisinin de artıları ve eksileri olsa da, bunu bir sürecin değişik evreleri olarak görebilir ve bu şekilde projelendirebiliriz. 

Motiva Eğitim ve Koçluk Hizmetlerinden Gamze Acar Bayraktaroğlu, bu alanda şirketlerle öncü çalışmalar yapanlardan biri. Kendisi de bir yönetici koçu olan Bayraktaroğlu, Türkiye’de iç koç uygulamasının daha çok hedefe doğru giden kişinin potansiyelini ve yaratıcılığını ortaya çıkaran “atanmış çalışanlar” şeklinde görüldüğünü anlatıyor. Yani pratikte iç koçları, şirkette halihazırda belli görevlerde bulunan, iç koçluğa da mevcut işinin yanında zaman ayıran kişiler olarak düşünmek gerekiyor.

Türkiye’de çok az sayıda da olsa görevi sadece iç koç olmakla sınırlı kişiler de var. Ancak henüz böyle bir sektörün geliştiğini söylemek mümkün değil. 

Tuğçe Altınsoy’a göre, şirketler iç koçları “iç mentor” olarak da adlandırabiliyor. Aslına bakılırsa iç koçluk ve iç mentorluk arasındaki fark, şirketin koç veya mentor olarak yetiştirdiği kişiye verdiği misyonla ilgili…

Bayraktaroğlu iç mentoru, destek verdiği konuyla ilgili bilgi ve tecrübe sahibi olması beklenen ve kişinin gelişimine, kurumun değerlerine, vizyonuna, sistemlerine, kariyer modellerine, stratejilerine uygun olarak destek veren kişi olarak tanımlıyor. Mentorun koça göre en temel farkıysa, destek olduğu hedefle ilgili bilgi veya deneyim sahibi olması. Bu arada, iç koç ve iç mentor uygulamasının gelişim programları içinde en ekonomik modellerden biri olduğu için de talep gördüğünü de eklemek gerekir.

Gamze Acar Bayraktaroğlu, aslında farklı şekillerde olsa da her ölçekte şirkette artık bu tür uygulamalara rastlandığını anlatıyor: “Bu sayede şirket içindeki bilginin ve tecrübenin açığa çıkması sağlanıyor, kurum içi iletişim güçleniyor. Bu arada sadece koçluk ve mentorluk hizmeti alan kişiler değil, mentor ve koçlar da bu çalışmalardan katkı sağlıyor. Öncelikle rol model olmanın getirdiği sorumlulukla kendilerini sorgulamaya ve iyileştirmeye başlıyorlar. Kendilerinin eksik oldukları veya güçlü oldukları konuları fark ediyorlar. Karşılıklı aydınlanmalar yaşanıyor.”

Kurum içi koçluk sistemi kurulması ve iç koç yetiştirme konularında danışmanlık hizmeti veren, benim de profesyonel koçluk eğitimimi almış olduğum House of Human Koçluk’un kurucu ortağı Nuri Murat Avcı, ilaç sektöründeki büyük ölçekli ve global firmalarla bankacılık ve finans sektöründe iç koçluk uygulamalarına ağırlık verildiğini söylüyor.

Yaklaşık 10 bin çalışanı bulunan bir şirket için 50-60 iç koç yetiştirilmesi gerektiğine değinen Avcı, Türkiye’de iç koç olarak çalışanların sayısının genel çalışan sayısına göre çok düşük olduğunu da ifade ediyor. Nuri Murat Avcı’ya göre iç koçluğun bazı dezavantajları da var:

  •  Özellikle danışan yani bu hizmetten yararlanan açısından konuştuklarının üst yönetime yanlış, eksik ya da fazla aktarılması sonucu bir güvensizlik ve şüphecilik baş gösterebiliyor. Bu da sürecin kilitlenmesine sebep oluyor.

  •  Iç koç aynı zamanda çalışanın yöneticisi pozisyonundaysa rol çatışması yaşanabiliyor. Bu durumda koçluktan beklenen verim alınamıyor.

Kurum içi koçların, çalışanların  mevcut potansiyelini maksimum kullanmasını sağladığına inanan Etkin İnsan Gelişim Enstitüsü Kurucusu ve Profesyonel Koç İsmail Barış Özpazarcık, şirketlerin kurum içi koçluklarla daha da geliştiğinin altını çiziyor. Özpazarcık, “Koçluk, 360 derece farklı bakış açıları geliştirerek daha iyi olmanın önünü açıyor. Elbette bu konuda duyarlı liderler ve öğrenmeye açık takım arkadaşlarının olması şartıyla” diyor.

Koçluğun geleceğinin çok parlak olduğunu düşünen Özpazarcık, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yakın zamanda her şirketin bir koçu olacak. Şu anda çok sayıda KOBİ, koçlukla büyüme sürecinde. Çünkü kurum içi koçlarla neleri başarabildiklerini gördüler.” 

Coaching House Kurucu Ortağı ve Açık Sınıf Eğitmeni Mine Kobal Ok da bilişim ve finans sektörlerinde görülen iç koçluk uygulamalarının hızla yaygınlaşacağı görüşünde. İç koçların giriş ve orta düzey yöneticiler için tercih edildiğine değinen Ok, ‘üst düzey yöneticiler için dışarıdan koçların öne çıktığını‘ belirtiyor.

Bu arada yurtdışında yapılan farklı çalışmalar, iç koçluk uygulamalarının işe bağlılık oranları yüzde 40 oranında artırdığını gösteriyor. ProDS Danışmanlık, Eğitim ve Koçluk Hizmetleri Kurucu Ortağı Pınar K. Dölarslan da şirketlerin gelişim projelerinde koçluğun, sınıf içi ve dışı eğitimlerin yerini aldığına dikkat çekiyor. Ardından da “Günümüz iş dünyası bir algıyı veya davranışı değiştirmek ve geliştirmenin ancak koçluk uygulamalarıyla ve bir süreç içinde mümkün olabildiğini artık fark etti” diye ekliyor.

İç koçluk uygulamasını kurum içinde bir proje olarak detaylandırmak ve zaman planını adım adım çıkarmak gerekir:

Projenin Aşamaları

  1. Aşama :         Sistemin Tasarımı

Bu aşamada koçluk/mentorluk sisteminin hedefinin belirlenmesi, proje ekibinin oluşturulması, mentor ve mentilerin (koç ve koçilerin) belirlenmesi, süreçlerin tasarlanması ve sürecin kurumiçi iletişim modelinin oluşturulması yer almaktadır.

Aşama :         Sistemin Kurumda Tanıtımı

Bu aşama tasarımı tamamlanan projenin kurumda duyurulması ve  lansmanının yapılmasını içermektedir.

Aşama :         Seçimlerın Yapılması

Bu aşama, koç/mentor ve danışanların seçilmesi ve eşleştirmenin yapılmasını içerir.

Aşama :         Eğitimlerin Verilmesi

Bu aşama, koç/mentor ve danışanların eğitimlerini içerir.

Aşama :         Sürecin Takibi ve Değerlendirilmesi

Bu aşama, süreç belli bir noktaya geldiğinde, değerlendirmelerin yapılarak, gerekli revizyonlara ve destek uygulamalara karar verilmesini içerir.

Aşama :         Süpervizyon

Bu aşama, koç/mentorlere supervizyon konusunda destek verilmesini içerir.

Akşam Gazetesi’nde yer alan bir habere göre; Amerika’da Amerikan toplumu için yapılan bir araştırma, eğitim ve koçluğa düzenli olarak yapılan yatırımlar çalışan başına %50’nin üzerinde net satış, çalışan başına neredeyse %40 gayri safi kar ve hisse senetlerinde %20 daha yüksek pay ile sonuçlanmıştır.

Yine Stanford ve Harward Üniversitelerinde yapılan çalışmalar sonucu şirketlerin başarılarının %85’i çalışanlarının becerilerine bağlı olduğu görülüyor. Bununla beraber koçluk çalışmalarından elde edilen maddi kazanç değerlendirildiğinde 100.000 dolardan fazla veya koçluk maliyetinin en az altı katı olarak değerlendiriliyor. 

Sevilcan Kıvanç, koçluğun kurumlarda uygulanışına bir örnek olarak Roche Türkiye’nin uygulamasını paylaşıyor:

  • Potansiyeli yüksek olan kişilerle koçluğa başlanmış.

  • Çalışanlara “Koçluk almak ister misiniz” diye sorulmuş ve gönüllüler seçilmiş.

  • “Kurum içi koçla mı yoksa dış koçla mı çalışmak istersiniz” sorusu sorulmuş.( (5 dış 22 iç koçları var)

  • Hem özel konular hem de iş ile ilgili konuları konuşmalarına izin verilmiş.

  • Tüm çalışanların koçluk almak için başvuruda bulunabileceği bir portal kurulmuş.

  • Koçların işini kolaylaştırmak için hedef belirleme kısmı portal üzerinden yapılmış.

  • Roche Türkiye bu uygulamasıyla ICF International Prism ödülü kazanmıştır.

Koçluk uygulaması her çalışan için ortalama 6 ay ile 1 yıl arasında tamamlanıyor ve bu süreç kişilerin yöneticileri tarafından takip ediliyor.

Şu an Roche’da yüksek potansiyele sahip çalışanlardan 11’i iç koçluk, 45’i ise dış koçluk desteği alıyor.

Nestle yetkilileri kurum içi koçlukla ilgili şöyle bir bilgi paylaşıyor:

Çalışanlarımızın gelişimi için sistemde bulunan yetişkin öğrenmesindeki 70:20:10 yaklaşımını baz alıyoruz. Yani, bu yaklaşıma göre gelişim üzerinde yüzde 70 etki; yaparak, tatbik ederek öğrenme ile oluyor. Kurulan ilişkiler ve koçluğun öğrenme üzerindeki etkisi yüzde 20 iken, sınıf içi eğitimin etkisi yüzde 10’a tekabül ediyor. Şirket hedeflerimiz ile uyumlu olarak geliştirdiğimiz eğitim planlarımıza da bunu yansıtıyoruz. Kişinin yapmakta olduğu iş ile ya da tamamen farklı bir fonksiyonla ilgili proje ve yeni görevlerle işini zenginleştirerek görev alanını genişleterek iş başında öğrenme olanakları sunuyoruz. İlişki temelli ya da koçlukla öğrenme olanaklarını ise çalışanlarımıza sunduğumuz 360 derece geri bildirim araçları, koçluk ve mentorluk gibi şirket içi sistemlerimiz ile destekliyoruz.

Bu projelerin amacı, Nestlé’nin gelecekteki liderlerine tecrübeli yöneticilerle çalışıp koçluk desteği alarak gelişim imkânı vermektir.

Nestlé bu projelere; değişik fonksiyonlar arası takım çalışmasını, performansı, iletişimi geliştirdiği ve ayrıca performans odaklı organizasyon kültürünü desteklediği için çok önem veriyor ve çalışanlarının aktif katılımını teşvik ediyor. 

Avea’daki koçluk uygulamasıyla ilgili yetkililer şöyle söylüyor: 

“Koçluk kültürünün Avea’da yaygınlaşmasında üst yönetim kritik bir role sahip.  Bu sebeple genel müdür yardımcılarına özel bir Lider Koçluğu geliştirildi. Yönetici Koçluğu programı ise orta kademe yönetimi hedef alıyor.  İç koçluk programı ise ilk kademe yöneticiler arasından seçtiğimiz danışanlarla yürütülüyor ve koçları da orta kademe yöneticilerden seçiliyor.

İş/yöneticilik deneyimi olan, uluslararası geçerlilikte koçluk sertifikasına sahip, yönetici koçluğu deneyimi olan ve olumlu referanslara sahip dış koçlarla çalışıyoruz.  İç koçlarımızı ise, iç koç olmak üzere gönüllü olan yöneticilerimiz arasından aldıkları 3 günlük kapsamlı eğitimin ardından eğitmenimizin geribildirimlerini dikkate alarak seçtik.

Yeni terfi eden yöneticileri koçluk sürecine hemen alabiliyoruz. Avea ailesine katılan yöneticileri işe, ekibine ve kuruma alışması ve ihtiyaçlarını belirleyebilmesi için altı ay sonra koçluk programına alabiliyoruz. Danışanı uygun bir koç ile tanıştırıyoruz. Danışan, yöneticisi ve koçu ile bir araya gelerek ihtiyaçları ve sonrasında hedefleri belirliyorlar. Ardından birer saatlik seanslardan oluşan ve toplamı 12 saati bulan süreç başlıyor. Süreci, danışandan ve yöneticisinden belli adımlarda geribildirim alarak takip ediyoruz.

Koçluk programının başladığı 2008 yılının hemen sonunda yapılan geniş kapsamlı araştırma sonuçları programın ne kadar başarılı olduğunu ortaya koydu. Danışanların %90’ı genel olarak çalışma şeklinde olumlu bir değişme olduğunu, %86’sı koçluk sürecinin yapılan işe bakışta olumlu değişim yarattığını, %79’u koçluğun kurumda olumlu bir değişim yarattığını belirttiler. Kurumsal alanda elde edilen en büyük gelişme üst ve astlarla olan ilişkilerde iyileşme olarak ortaya çıktı. Koçluğun iş sonuçlarına beklenen katkıyı yaptığını ifade eden kişilerin oranı ise %74’tür.” 

Avivasa’dan Murat Bayburtluoğlu, “Şirketlerin koçluk hizmetinden yararlanmaları için önlerindeki en büyük engel bütçe. Ayrıca bu işe inanmayan yöneticiler olduğundan onlara rağmen bu işi yapmak zorlaşıyor. Zaman ayırmak konusunda zorluk yaşanıyor. Biz yetenekli çalışanlarımıza koçluk desteği vererek kendilerine önem verdiğimizi hissettiriyoruz, bir anlamda bağlılıklarını artırmak için yatırım yapıyoruz. Türkiye‘de insan kaynakları yönetimi anlayışı geliştikçe koçluk hizmetine olan talep de artacaktır” diyor. 

Four Seasons İK Direktörü Arzu Pervizpour Dedeoğlu, turizm sektöründe koçluk hizmetinin son zamanlarda öne çıktığını belirtiyor ve koçluk hizmetinin alımında üst yönetimin ikna edilmesinde İK’nın rolüne değiniyor: “Yönetim Kurulumuza koçluk hizmetlerinin gerekliliğini anlattık. Memnuniyet ve bağlılık anketlerinin sonuçlarını gösterdik. Üst düzey yönetimden 7-8 kişi koçluk hizmetinden yararlandığında bu 500-600 kişiyi olumlu etkiliyor. Koçluk desteği alan yöneticilerimizle ilgili çalışanların bağlılığında bir yıl içinde bariz bir artış gözledik. İK birimleri, beklentileri iş sonuçlarıyla örtüştürerek, yönetime somut olarak göstermeli.” 

Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’nde de eğitimlerle birlikte iç koçluk desteği sağlanıyor.

Servier İlaç, Garanti Bankası, Kuveyt Türk, DHL Express, HSBC, FNSS Savunma Sistemleri, SAP, Kimberly Clark Türkiye ve Index Grup’un bu konuda çalışmalar yaptığı biliniyor 

Kurum içi koçların artıları:

-Kurum kültürünü bilmeleri koçluk alan kişinin gelişimi için daha rahat alan yaratmalarına yardımcı olmaktadır.

-Kurum içi koçlar maliyet avantajı sağlamaktadır. Giriş ve orta düzey yöneticiler için tercih edilmektedir.

Kurum dışı koçların artıları:

-Kurumun dışından olmaları bağımsız duruşlarını desteklemektedir.

-İlerleyen zamanlarda iş nedeniyle bir araya gelme olasılığının düşük olması koçluk ilişkisindeki güveni pekiştirmektedir.

-Üst düzey yöneticiler için kurum dışı koçlar tercih edilmektedir. 

Çalışanlar bu uygulamadan ne kazanırlar?

•    Problemlerini ve gelişmeye açık yönlerini objektif bir biçimde tespit etme imkanı bulurlar.
•    Aldıkları geribildirimlerle kendileri hakkında objektif bakış açısı kazanırlar.
•    Hedeflerini belirler bunlara ulaşmak için eylem planı hazırlayarak uygulamaya koyarlar.
•    Performansları yükseldikçe motivasyonları artar.
•    Farklı düşünce modelleri kazanarak yaratıcılıklarını artırırlar.
•    Kendilerine yapılan bu yatırımla kuruma bağlılıkları artar.
•    Kurum kültürüne çabuk adapte olup kendilerinden bekleneni anlarlar.
•    Mentorun deneyimlerinden öğrenerek daha az hata yapar ve daha etkili karar alırlar.

Kurum içi koç ve mentorlar bu uygulamadan ne kazanırlar?

•    Yöneticilik ve liderlik becerilerini geliştirirler.
•    İletişim becerilerini geliştirirler.
•    Başkalarının gelişimine katkıda bulundukları için haz duyarlar.
•    Bilgilerini tazeler ve yeni bakış açıları kazanırlar.

Teknik eğitimlerde değil, fakat iletişim, yönetim becerileri, ikna kabiliyeti gibi kişisel gelişim eğitimleri sonucunda kalıcı olarak davranış değişikliği sağlayan çok az kişi vardır. Koçluk, birebir kişiyle yapıldığından ve art arda seanslarla takip edildiğinden kalıcı davranış değişikliğinin oluştuğunu gözlemleyebiliriz.  Bu yüzden çalışanların gelişimi için Eğitim yöntemi benimsendiğinde, sonrasında kişiden beklenen davranış biçimi sürekli hale gelene kadar koçlukla desteklenmelidir.

New York Aile ve Meslek Enstitüsü’nce yapılan bir araştırmaya göre “mesleğinizde en önemli nokta nedir” sorusuna en fazla verilen cevap “açık iletişim kanalları” olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı araştırma sonuçlarına göre günümüzde iletişim kanallarını geliştirme konusunda şirketlerin öncelikle başvurmaları gereken uygulamaların başında koçluk ve mentorluk gelmektedir. 

Çalışmak için en fazla tercih edilen şirketlerin, çalışan memnuniyetinin en yüksek olduğu şirketler olması bir tesadüf değildir. Çalışan memnuniyetini sağlamanın yollarından biri de koçluk ve mentorluk sistemlerinin uygulamasıdır. Çalışan memnuniyetinin sağlanması ile başarı ve karlılık grafiklerinin arttığı bu şirketlere baktığımızda en üst düzeyden en alt düzeye dek koçluk rolünü benimsemiş, çalışanların işini kolaylaştıran yöneticiler görmekteyiz.

Çalışanlarının memnuniyetini sağlayan koç:

  • Çalışanlarının kendine bağlılığını sağlar: Yöneticilerin çalışanlarına karşı yaklaşımı çalışanlarının bağlılığını sağlayabilmek konusunda belirliyi rol oynar. Patronluk misyonunu üstlenmiş yöneticiler çalışanlarının ancak kendilerine itaat etmelerini sağlarken, çalışanlarına koçluk yapan yöneticiler çalışanlarının bağlılığını sağlarlar. Birçok yönetici için işin tamamlanması ne şekilde tamamlandığından, bağlılık ya da itaat sonucu yapılıyor olmasından daha ön plandadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta bağlılıktan ötürü tamamlanan işlerin daha başarılı olması, daha az efor sarfedilerek sonuca ulaşılmasıdır.

  • Çalışanlarına ihtimam gösterildiğini hissettirir: Koçluk uygulamasıyla ihtimamın keşistiği nokta, ihtimam gösterilen çalışanların kurum için daha fazla çalışacağı gerçeğidir. Koçluk uygulaması bireysel ilişkilerin yoğun olarak ön plana çıkarıldığı bir programdır. Çalışanlara ihtimam göstermenin yolu onlara yaptıkları işe yönelik koçluk yapmaktan ve eksik oldukları ve iyi oldukları yönleri gerçekçi bir şekilde onlarla paylaşmaktan geçer.

  • Çalışanlarına yetki tanır: Yöneticilerin çalışanlarına yetki vermeleri sürecinde 3 önemli faktör rol oynar. Bunlar gerekli ekipman ve sistemlere erişimi mümkün kılmak, çalışanlara başarabileceklerine dair güven göstermek ve gerekli eğitim imkanlarını sağlamak olarak tanımlanabilinir 

Kaynaklar:

Kurum İçi Koçluk, Prof. Dr. Zuhal Baltaş, Remzi Kitabevi (2011)

http://www.mulakatsorulari.net/garanti-bankasinin-4-kocluk-zirvesi-gerceklestirildi/

http://www.myfikirler.org/yoksa-sizin-hala-ic-kocunuz-yok-mu.html

http://www.ikpaylasim.com/kocluk-meslegi-neden-populerdir-kurum-icin-koclugun-faydalari-nelerdir/

http://blog.milliyet.com.tr/is-yasaminda-kocluk—mentorluk-uygulamasi/Blog/?BlogNo=116310

http://www.yetenekvekariyer.com/insan-kaynaklari-ve-kocluk-iliskisi/

http://www.aksam.com.tr/ekonomi/yasam-kocu-ile-calisan-sirketler-kazaniyor–163408h/haber-163408

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Prokrustes’in Yatağı

yunan mitolojisi, toplum, temel aksoy, öykü, Manşet, makale, dogmatizm

“Prokrustes’in Yatağı” tarih boyunca tek tip insan toplumu üretme projelerinin ve dogmatizmin simgesi olmuştur. Bu terimin tarihte çok acımasız bir öyküsü de bulunmaktadır. Temel Aksoy bu makalesinde Prokrustes’in öyküsünü bizlerle paylaşıyor ve toplum üzerindeki etkilerini yorumluyor.

Prokrustes’in Yatağı

Yunan mitolojisine göre “Prokrustes, Atik Yarımadası’nda Eleuis’ten Atina’ya giden yol üzerinde yaşarmış. Yoldan geçen yolcuları evinde ağırlamaya davet edermiş. Yolcularla hoş bir muhabbetten sonra çok rahat bir yatağı olduğunu söyleyip yolcuları demirden yapılmış bir yatağa yatırırmış. Bu aşamadan sonra içindeki zorbalık hissi dışa vururmuş. Yolcuların boyu yatağa uzun gelirse, ayaklarının dışarı taşan kısmını kesermiş, eğer misafirin boyu kısa gelirse bu sefer de yatağa bağladığı misafiri mengene ile gererek uzatırmış.” (Metin Akgün)

Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi insan bir şeyi, bir fikri anlamak için zihnindeki mevcut kalıpları kullanır. Bunu yaparken de tıpkı Prokrustes’in kurbanlarını yatağın boyuna uydurması gibi gerçeği eğip büker, uzatıp kısaltır. 

İnsan fikirleri, olayları, neden sonuç ilişkilerini kendi zihnindeki hazır kalıplara dökerken aslında çok boyutlu karmaşık gerçekleri daha az boyuta indirgeyerek sadeleştir. Ama bu indirgeme işlemi sonucunda çoğu kez zihninde gerçekle alakası kalmamış bir suret oluşur.

Dağları üçgene, bulutları daireye benzetir. Gelir dağılımını çan eğrisiyle açıklar. İnsan ihtiyaçlarını Maslow piramitine indirger. Psikolojik bütün sorunlarının kökeninde Freud’un ödip kompleksi olduğunu zanneder.  

Bundan yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirketin genel müdürü kendisine anlattığım “marka arketipleri” yaklaşımından o kadar etkilenmişti ki izleyen yıllarda hangi konudan bahsetsek lafı dönüp dolaştırıp arketiplere getiriyordu.  

Prokrustes’in misafirlerini yatağın boyuna uydurmak için uzatıp kısaltması gibi insan da karmaşık fikirleri, anlamakta zorlandığı neden sonuç ilişkilerini zihnindeki mevcut kalıplara döker.  

Bir fikri, bir olayı anlamak için karmaşık olanı basite indirgemek büyük bir kolaylık sağlar ama bu yol çoğu zaman insanın gerçeği anlamamasına ya da yanlış anlamasına yol açar. Nassim Nicholas Taleb’in dediği gibi, bu zafiyet her faninin ortak özelliğidir.

Bu zafiyetin üstesinden gelmek her zaman mümkün olmasa da insanın böyle bir tehlikenin farkında olması bile çok değerlidir. Çünkü yanlış bir haritayla insanın kendi yolunu kaybetmesi kendine zarar verir ama yanlış haritayla bir toplumu ya da bir şirketi yönetmek çok sayıda insanın zarar görmesine neden olur.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dr. Bahar Eriş: Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Aileler çocuklarına karşı nasıl bir yaklaşımda bulunmalı? Nelere itiraz etmeli, nelere etmemeli? Çocuklar nasıl eleştirilmeli? İşte çocuklarda yetenek gelişimi ve üstün yetenek eğitimi üzerine odaklanan yazar Dr.Bahar Eriş’in tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki röportajının tamamı…

Yaratıcılık için sıkılmak da gerekli

Üstün zeka ve yetenek eğitiminde uzman olan Dr. Bahar Eriş ‘Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun planlanmış aktiviteler çocukları geliştirir. Ancak özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir’ dedi.

Üstün zeka ve yetenek üzerine çalışmaları olan Dr. Bahar Eriş, Mümin Sekman’la birlikte iki kitaplık “Çocuklar Nasıl Başarır” serisinin yazarı. İkili seri için, dünya çapında binlerce araştırmayı tarayıp yaklaşık bin 500 araştırmanın sonucunu okura sundu. Araştırmalarda, “Ödevini yap”, “Ders çalış”, “Kitap oku” komutunu vermekten yorulan anne babalara iyi haberler var. Yeni eğitim öğretim yılı başlarken Dr. Eriş’le konuştuk. Bahar Eriş, başarının formülünü bir cümlede özetledi: Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak.

-Bütün incelediğiniz araştırmaları düşündüğünüzde başarının önde gelen sırrı ne?

Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli. Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak gerekiyor. Belirlenen hedef henüz karşılanmamış gerçek bir ihtiyacı da karşılıyorsa sonucunda başarı muhakkak gelecektir. Dünyada çözülmeyi bekleyen binlerce sorun var. Kendi hayallerine ve gerçeklerine en uygun olanı seçip o yolda azimle ilerlemek asıl mesele.

Bunu yapmak için irade de önemli bir bileşen. Araştırmalar çocukken sağlam iradeli olanların uzun vadede daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. İyi haber şu ki irade kasları geliştirilebilir. Bunu mümkünse hayatın ilk beş yılında oturtmak en iyisi. Her ne kadar beyin hayat boyu değişen bir organ olsa da, temel yapımız bu dönemde şekilleniyor. Ağaç yaşken eğiliyor.

Sebat ve esneklik de başarıda kilit rol oynuyor. Bu çağda daha da önemli hatta: Hayat uzadıkça insanlar daha fazla kariyer geçişi yapıyor. Defalarca iş değiştiriyor, bazen defalarca şehir değiştiriyor, daha fazla zorlukla daha uzun süreyle mücadele etmek gerekiyor. Bu geçişleri yaparken kırılmamak, muson yağmurlarında yerlere kadar eğilip fırtınadan sonra tekrar dimdik duran bir bambu gibi esnek olabilmek çok büyük bir güç.

ERGEN BEYNİ HİZMET DIŞI

-Aileler, çocuklarına “ders çalış” demekle, “çok zorlamamak” arasında ikilemde kalıyor. Denge nasıl bulunacak? Örneğin ergenlik çağı, sınavların bol olduğu hassas bir dönem…

Ailelerin çocuklarının gelişim aşamaları hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Böylelikle beklentilerini buna göre şekillendirebilirler. Ergenlik insan hayatında çok önemli, bazen çok zorlu bir geçiş dönemi. Hani bazı web sitelerini açınca, karşınıza “bu sitenin inşaatı devam ediyor” diye bir uyarı yazısı çıkar ya, ergen beyni de inşaat halindedir ve geçici olarak hizmet dışıdır!

Bu dönemde cinsiyet hormonları şahlanıyor ama tüm suç hormonlarda değil. Hormonların en büyük suç ortağı, gelişimi halen devam eden beyin. Beynin ön tarafında frontal korteks dediğimiz bir bölüm var. Bu ön lob, planlama, mantık yürütme, karar verme, görevleri organize etme, şuur gibi işlevlerden sorumlu. Yani beynimizin patronu gibi. İşte beynin bu yönetici bölümü, ergenlikte müthiş bir değişimden geçiyor. İnşaat devam ederken patron ortada yok gibi düşünebilirsiniz.

Ergenlik dönemi bir “rafine etme” ya da “hassas ayar” süreci. Bu süreçte beyin kullan ya da kaybet ilkesini izliyor. Kullanılan bağlantılar kalıyor, kullanılmayanlar çöpe gidiyor. Yani çocuk sürekli bilgisayarla oynuyorsa, sürekli TV izliyorsa, bunların oluşturduğu sinaptik bağlantılar beyninde yerleşiyor. Kitap okuyorsa, enstrüman çalıyorsa, spor yapıyorsa bunların getirdiği beceriler güçleniyor. Çocuk ne ekerse, beyin onu biçiyor. Bu budama ve ince ayar süreci ancak 20’li yaşlarda tamamlanıyor. O döneme kadar ailelerin çocuğun prefrontal korteksi işlevini üstlenmesi gerek. Aklı henüz başında olmayan bir çocuktan beklentiyi yüksek tutmak da akılsızca olur!

KURALLAR GEREKLİ

Şimdi bütün bu bilginin üzerine düşünelim; ergen kişiye “ders çalış”, “ödev yap” gibi komutlar vermek ne kadar etkili olur? Yapılabilecekleri birkaç maddede özetleyeyim:

1. Bir kere çocukla sevgi ve güven ilişkisi kurmak için ergenliği beklememek gerek. Özellikle ergenliğe kadar olan dönem, beyindeki kalıcı bağlantıların yoğun olarak kurulduğu zamandır. Çocukken kurulan güçlü bağlar, ergenliğin fırtınalı günlerini daha az hasarla atlatmayı da sağlar. Çocuk ve ebeveyn arasında zaten sağlam bir ilişki varsa, o zaman ödev yapmak ve ders çalışmak konusundaki telkinleri çocuk daha fazla dikkate alır.

2. Ders çalış demektense onun çalışmasını motive edecek bir ortam hazırlamak daha etkili olur. Gürültüden uzak bir çalışma alanı, düzenli bir masa, TV ve bilgisayarın çocuğun odasında değil de evin ortak kullanım alanlarında olması, çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat etmek, kural ve sınırların belli olduğu düzenli bir ev ortamı oluşturmak ailelerin yapabilecekleri arasında. Birkaç öneri daha:

Her şeyi üstünüze alınmayın. Ergenliğin birincil hedefi bağımsızlıktır. Bunun için anne babadan uzaklaşmaları, eskisi gibi davranmamaları normaldir. Bu uzak ve soğuk davranışlar sizi hedeflemiyor; biyolojik kökenli.

Bu dönemdeki aşırı heyecan ve tutku halini müzik, tiyatro, dans, spor gibi yararlı faaliyetlere kanalize etmekte fayda var. Daha çok yapılan faaliyetler daha kalıcı olduğu için, bu zamanı verimli değerlendirmek iyi fikir.

ELDE TELEFONLA TABLETLE ÇOCUK DİNLENMEZ

Davranışı kimlik haline getirmeyin. Onları eleştirirken “sen böylesin işte”, “senden adam olmaz” tarzı cümleler yerine, davranışın kendisini eleştirin. “Aptal mısın, bu havada böyle mi çıkılır” demek yerine “Bu havada bu kadar ince giyinmek akıllıca bir davranış değil” gibi bir uyarı, hedefi çocuğa değil davranışa yöneltir.

Kendi gençliğinizi hatırlayın. Çok mu akıllı usluydunuz? Cevabınız evet bile olsa, çocuğunuz ergenliğini sizden daha farklı yaşıyor olabilir. Ne olursa olsun onu anlamaya çalışın. Dinlerken göz teması kurun. Tüm dikkatinizi verin. Bir elinizde telefon, bir elinizde tablet varken dinler gibi yaparsanız, samimi olmaz. Fırsatı kaçırırsınız. Gerçekten ilgilendiğinizi belli edin.

Öfkeli anlarında onlarla laf yarıştırmayın. Onun yerine, “eminim kendini kötü hissetmişsindir”, “bu durumda ne yapacaksın?”, “bilmiyorum, sen ne düşünüyorsun?” gibi sorular sorun. Onları sevdiğinizi, ufak şeylerden tartışmak istemediğinizi söyleyerek durumu kontrol altına alın.

Ergenlik dönemiyle ilgili kitaplar okuyun. Kitaplar sistemli ve kapsamlı bilgi kaynaklarıdır. Bu dönemi kitaplarla daha iyi anlamaya çalışın.

İTİRAZ KREDİSİ TÜKENMESİN

Önemli şeylere itiraz edin. Her şeye itiraz ederseniz, itiraz kredinizi çabuk tüketirsiniz. Siyah oje sürmenin, tuhaf giysiler giymenin, saç uzatmanın, küpe takmanın kimseye zararı yok. Çoğunlukla da geçici hevesler. Bunlara toptan itiraz ederseniz, sıra daha ciddi ve zararlı alışkanlıklara geldiğinde, çocuğunuz sizi dinlemeyi çoktan bırakmış olabilir.

AKTİVİTENİN DE BİR SINIRI VAR

-Doğru olan hangisi, bol aktivite mi yoksa bol boş zaman mı?

Hayatta en hakiki mürşit, dozdur! Bir şeyi ilaç ya da zehir yapan dozudur. Kurslardan başını kaldıramamakla sürekli boş kalmak arasında sağlıklı bir aktivite dozu var. Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun biçimde planlanmış aktiviteler elbette ki çocukları geliştirir. Bunu bir iki aktiviteyle sınırlamak iyi olur. Öbür türlü çocuk bir alanda sebat etmeyi öğrenemez.

Öte yandan özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir. Her anı bir aktiviteyle dolu olan çocuk, hayal gücünü devreye sokamaz. Kendini oyalamanın yolunu öğrenemeyince, iyi vakit geçirmek için hep dışarıya bağımlı kalır. Özgün bir şey yaratmak için zamanı da kalmaz.

Ünlü film yönetmeni Tarkovsky, gençlere şu öğütte bulunuyor: “…Herkesin çocukluktan itibaren kendi kendine vakit geçirebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu yapayalnız olmak anlamında değil, ama insan kendinden sıkılmamalı… Bana göre kendi kendileriyle olmaktan sıkılan insanlar, öz saygı açısından tehlikede demektir.”

Sıkıntı denen ve genelde istenmeyen o ruh hali içinden çocuğun gerçek arzularının, kişiliğinin, yaratıcılığının tüm berraklığıyla su yüzüne çıkışını izlemek, anne babaların çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerdendir.

Ayrıca hayatta bazı başarılara ulaşmak için sıkıntılı dönemlerden geçmek gerekir. Örneğin dahi olarak bilinen insanların çoğunun olağanüstü başarıları, eğlenceden uzak, yoğun, monoton bir çalışmanın eseridir. Herkes dahi olmak zorunda değil elbette, ama şu bir gerçek ki, belli düzeyde bir başarıyı yakalamak için disiplinli bir çaba ortaya koymak gerekiyor. Bu da eğlenceli bir süreç değil. Bünyesi aktiviteye alışmış bir çocuk için bu zorlayıcı olacaktır.

-Mutluluk ve başarı tezat mıdır?

“Çocuk mutlu mu olsun, başarılı mı” soru kalıbının dayatma olduğunu düşünüyorum. Benim kafamda böyle bir ikilik yok. Hayallerine ulaşmak için azimle çalışmak, mutlu ve başarılı bir hayatın anahtarı.

Tabii burada bir miktar gerçekçi olmak da önemli. 3K’nın uyumundan söz ediyoruz: Karakter, kabiliyet, kariyer. Kişi kendi karakterinin, kapasitesinin, doğal yapısının bilincinde olup buna göre bir kariyer seçerse, sonuçlar başarı getirir. Aynı şekilde bir çocuğun mizacına ve kapasitesine saygı duyulur, eğilimleri yönünde desteklenirse, hem başarılı hem mutlu olacaktır.

ÜSTÜN ZEKALILIK EĞİTİMİ DE PİYASALAŞTIRDI

Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl 1, 2 ve 3’ncü sınıflarda çeşitli ölçekler kullanarak üstün zekalı ve özel yetenekli öğrencileri tespit ediyor. Bu öğrenciler, lise son sınıfa kadar okullarının dışında ayrıca bilim ve sanat merkezlerinde özel eğitim alıyorlar. Eğitimin amacı yetenek keşfi ve ardından da yeteneklerin geliştirilmesi. Ancak son birkaç yıldır, BİLSEM “sınavı” da piyasalaşmaya başladı. Zeka testinde sorulan soruları önceden öğrenmeye çalışan veliler ve bu sorulara çalıştırılan çocuklar var! Üstelik sırf bu alanda kuslar da açıldı. Piyasada bolca kitap da var! Üstün zekalılar üzerine Boğaziçi ve Bahçeşehir üniversitesilerinde dersler veren Eriş, “Bu bir hazır bulunuşluk sınavıdır. Dolayısıyla çocuğu sınava hazırlamak, özel ders aldırmak, kursa göndermek gereksizdir. Bu yeteneklere sahip olan çocuk zaten sınavda aranan özellikleri sergiler. Ayrıca sınavda başarısız olan çocuk da her zaman yeteneksiz addedilmemelidir, çeşitli nedenlerden dolayı başarısız olmuş olabilir” dedi.

SİSTEM DEĞİŞECEK

Bu konunun ticarete dökülmesinin yanlış olduğunu belirten Eriş sözlerine şöyle devam etti: “Bu çocuklar sınava çalışarak belli bir başarı elde etseler de, oraya girdikten sonra zorlanırlar. Zamanla gerçekten yetenekli olan akranlarının yanında geri kalmaya başlayabilirler. Bu da psikolojik bir çöküntüye, motivasyon kaybına, başarısızlığa yol açabilir. Yetkililer de (sınavla ilgili) bu sorunun farkındalar. Bu konuda çalıştaylar yapılıyor. Kısa süre içerisinde BİLSEM sınavlarının içeriğinde değişiklikler yapılması planlanıyor. Bu sayede gerçekten orada olması gereken çocuklar orada olabilecekler.”

İKİ KİTAP 1500 ARAŞTIRMA

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı
YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Bahar Eriş ve Mümin Sekman, iki kitap için binlerce araştırma taradı. Eriş, “Ben işin çocuk kısmını biliyorum, o da başarı kısmını biliyor; ortadaki ‘nasıl’ sorusunda buluştuk. Metaanalize dayalı, boylamsal, kaliteli ve kapsamlı araştırmaları dahil etmeye çalıştık. Çocukların başarısını etkileyen toplam 75 farklı faktörü inceledik. Her bölüm bir büyük araştırmayla başlıyor. O araştırmanın verileri, analizi, yorumu. Ardından farklı kaynaklardan başka araştırmalar geliyor, her bir bölümde en az 20 araştırma var” dedi. Kitapta her bölümün sonunda araştırmalara ilişkin yorumlama ve ailelere öneriler yer alıyor.

Kaynak: www.aydinlik.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kişisel markanızı yaratmak ister misiniz?

rakip, marka yönetimi, marka, Manşet, kişisel marka, izlenim, hedef kitle

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Peki kişisel marka nasıl oluşturulur? İşte yanıtı…

Kişisel Bir Marka Nasıl İnşa Edilir?

Serbest çalışanlar [freelancers] ve girişimciler için kişisel bir marka inşa etmek hiç bu kadar önemli olmamıştı. İnternete ve sosyal medyaya erişimi olan herkes bir hedef kitle oluşturabilir, kendini bir uzman olarak konumlandırabilir ve yaptığı iş için müşterileri kendine çekmeye başlayabilir. Birçok insanın yaptığı da tam olarak bu.

Upwork’ün yakınlarda yaptığı bir çalışma, Birleşik Devletler’de serbest [freelance] işgücünün genel işgücünden 3 kat daha hızlı büyüdüğünü ortaya çıkardı. Serbest çalışanların, 2027 itibariyle, Birleşik Devletler işgücünün çoğunluğunu oluşturması bekleniyor.

Çok sayıda insanın kendi girişimci ruhunu sahiplendiğini görmek güzel olsa da, bu aynı zamanda her serbest çalışanın, bağımsız tarafın ve girişimcinin yakında şimdikinden daha yoğun rekabetle karşılaşacağı anlamına geliyor. Kendinizi rekabetten farklılaştırmanın kilit noktası ise bir kişisel marka inşa etmek.

Neden her girişimci kişisel bir marka inşa etmelidir:

Uzmanlık alanınız etrafında (diyelim bir yazar, konuşmacı, yönetici, danışman ya da serbest çalışan olarak) bir iş [business] kurguladığınız sırada, muhtemeldir ki, kişisel bir marka inşa etme düşüncesi doğal olarak aklınıza gelir. İşinizin yüzü olduğunuz düşünüldüğünde, kişisel markanızı oluşturmanız oldukça anlamlıdır.

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Hedef kitlenizi cezbeden ikna edici bir kişisel markanın yokluğunda, kendinizi kârlı ve sürdürülebilir bir iş kurmak için debelenirken bulabilirsiniz.

Fakat kendi markasına sahip bir şirket (sözgelimi bir yazılım ya da fiziksel ürün şirketi) kuruyor olsanız bile, kişisel bir marka inşa etmenin kendine özgü yararları vardır.

Çoğu insan, belirli şirketleri takip etmektense, başka insanları takip etme eğilimindedir. Dolayısıyla, kişisel markanız için bir kitle oluşturmanız, şirketinizin bilinirliğini artırmanıza gerçekten yardım edebilir.

Elon Musk, örneğin, 3 şirketinin (Tesla, SpaceX ve SolarCity) toplamda sahip olduğundan daha fazla Twitter takipçisine sahiptir. Aynısı Richard Branson (Virgin), Arianna Huffington (Thrive Global), Gary Vaynerchuck (VaynerMedia) ve sayısız diğer başarılı girişimci için de geçerlidir. Hepsi de, şirketlerinin bilinirliğini artırmak ve daha fazla müşteri çekmek için sonuna kadar kullandıkları güçlü kişisel markalara sahiptirler.

“Bir girişimci için kişisel bir markaya sahip olmak şimdi hiç olmadığı kadar önemli. CEO’lar ve şirket/marka kurucuları için bir o kadar önemli olan, ön plana çıkıp kitleleriyle iletişim kurmaları. Sonuçta insanların iletiştiği, yine, insanlardır.”

–Kevin Stimpson

Kişisel bir marka inşa etmenin yararları:

-Güvenilirlik ve otorite:

Kişisel bir markaya sahip olmak kitlenize güven vermenize yardım eder ve sizi endüstrinizde bir otorite ve fikir lideri olarak konumlar.

-Medyada öne çıkın:

Kişisel bir markaya sahip olmak kendinizi tanıtmanızı ve kitle iletişim araçları (çevrimiçi yayınlar, dergiler, televizyon, radyo, podcastler vb.) tarafından bulunmanızı kolaylaştırır. Medya sürekli olarak içgörülerini kitleleriyle paylaşabilecek uzmanları arar.

-İletişim ağınızı geliştirin:

Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı ve başkalarına nasıl yardım ettiğinizi açıkça ifade eden bir kişisel markanız olduğunda, bu, diğer insanların ve girişimcilerin sizinle iletişim kurmanın önemini görmelerini daha kolay hale getirir. İletişim ağınızı hızlı ve etkili bir şekilde hem çevrimiçi hem de çevrimdışı kurmak için kişisel markanızı sonuna kadar kullanabilirsiniz.

-Daha fazla müşteriyi kendinize çekin:

Sizi belirli bir endüstri ya da alanda başvurulacak uzman olarak konumlayan bir kişisel marka inşa etmek, ideal müşterilerinizden daha çoğunun dikkatini çekmenize yardım eder. Bir uzman olarak konumlandığınızda insanların müşterilere sizden bahsetmesi de kolaylaşır.

-Özel fiyatlandırma:

Güçlü bir kişisel markaya sahip olursanız, ürün ve hizmetleriniz için haklı olarak daha yüksek fiyatlar talep edebilirsiniz. Bir markanız olmazsa, fiyat rekabeti içindeki bir metaya dönüşürsünüz. Fiyatınızı düşürme potansiyeline sahip rakipler her zaman olacaktır.

-Kalıcı bir platform yaratın:

Zaman geçtikçe işinizde bazı değişiklikler olacaktır. Öyle ki, kariyeriniz süresince farklı endüstrilerde birden çok iş bile başlatabilirsiniz. Bir girişimden diğerine, ondan da öbürüne geçerken kişisel markanız sizinle kalır.

“Çevrimiçi olarak ortaya çıkan bunca içerik ve bir o kadar küçük iş düşünüldüğünde, bir insanın yüzüyle bağlantılı olan bir markaya hızlıca güvenmek çok daha kolaydır. Bir işletme markasıyla karşılaştırıldığında, kişisel bir markayla ilişki kurmak daha az bir zaman ve gayret gerektirir.”

–Pia Silva

7 Adımda Güçlü ve Verimli Bir Kişisel Marka Yaratmak

Düzinelerce girişimciye ve markalama [branding] uzmanına danıştıktan sonra, ideal müşterilerinizi kendine çeken güçlü (ve verimli!) bir kişisel marka inşa etmenize yardım etmek için 7 özel adımlık bir taslak çizdik.

Bunun yanında, adımlar üzerinde ilerledikçe kişisel marka stratejinizi geliştirmenize yardımcı olması için kullanabileceğiniz doldurulabilir bir Kişisel Markalama Çalışma Kitabı da hazırladık.

1. Temelinizi atın

Kişisel markanızı oluşturmanın ilk adımı, güvenli bir biçimde gerçekten dayanabileceğiniz bir zemin yaratmaktır. Buradaki anahtar ilke, gerçek olmaklıktır [authenticity].

Kişisel bir marka inşa etmenin bir kişilik yaratmak olduğu yönünde yanlış bir kanı mevcuttur. Ne var ki bir kişilik, tanımı gereği, aldatmacadır. Kim olduğunuza ilişkin doğru bir yansıma değildir, bu yüzden de, sahtedir.

Kişisel markanız sahte bir kişilik olmamalıdır. Markalama, kendinizi aslında olmadığınız bir şey gibi konumlamanız anlamına gelmez. Markalama dediğimiz şey, gerçek benliğinizi bir amaç doğrultusunda ve stratejik olarak kitlenize ve müşterilerinize teşhir etmenizdir. Kişisel markanız becerilerinizin, tutkularınızın, değerlerinizin ve inançlarınızın doğru bir yansıması olmalıdır.

“Sizi siz yapan özel şeyi bulmalı ve markanızı bununla ilişkilendirmelisiniz. Onu öylece icat edemezsiniz; o, gerçek bir şey olmalıdır (gerçi biraz abartılabilir ve hatta abartılmalıdır da).”

–Pia Silva

Halihazırdaki marka varlıklarınızın dökümünü çıkarın:

Güçlü bir marka temeli oluşturmaya halihazırda sahip olduğunuz marka varlıklarının dökümünü çıkararak başlayın. Söz konusu varlıkların kesişim noktası, kişisel markanızı inşa etmeniz gereken yerdir.

-Beceri ve yeterlikleriniz: Yaşamınız boyunca hangi becerileri edindiniz? Hangi eğitimleri, yeterlik belgelerini, sertifikaları ya da ödülleri aldınız?

-Tutkularınız ve ilgi alanlarınız: En çok hangi endüstri ve konularla ilgileniyorsunuz? Tutkunuz neye yönelik?

-Çekirdek değer ve inançlar: En önemli çekirdek değerlerinizden bazıları nelerdir? Neye inanıyorsunuz? Neyi savunuyorsunuz? Neye karşısınız?

Kişisel markalama temelinizin anahtar unsurları:

Bir kez halihazırdaki marka varlıklarınızı tanımladığınızda, sonraki adım kişisel markanızın anahtar unsurlarını bir araya getirmeye başlamaktır. Bunlar siz kişisel markanızı inşa ettiğiniz sırada kararlarınıza yol gösterecektir.

-Marka vizyonunuz: Nasıl tanınmak istiyorsunuz? Diyelim ki XYZ konusunda dünyanın en iyisi olacak olsaydınız, bu hangi konu olurdu?

-Marka misyonunuz: Neden kişisel bir marka inşa etmek istiyorsunuz? Amacınız nedir? Kimi etkilemek istiyorsunuz? Neyi gerçekleştirmek istiyorsunuz?

-Marka mesajınız: Dile getirmek istediğiniz anahtar mesaj nedir? Hangi mesajı içeriğinizde ve pazarlamanızda sürekli olarak pekiştirmek istiyorsunuz? Kitlenize yalnızca bir tane tavsiye verebilecek olsaydınız, bu ne olurdu?

-Marka kişiliğiniz: Markanızla ilişkilendireceğiniz kişisel özellik ve niteliklerden bazıları nelerdir? Daha gösterişli ve profesyonel olarak mı, yoksa daha kurnaz ve maceracı olarak mı algılanmak istiyorsunuz?

“Büyük bir marka kim olduğunuzu, neyi savunduğunuzu, piyasadaki yerinizi ve konumlanmanızı anlamanızla başlar. Hitap etmek istediğiniz hedef kitlenin ilgisini çekmek için yaratmanız gereken algı nedir?”

–Re Perez

2. Hedef kitlenizi belirleyin

Kişisel markanızı inşa ederken yapabileceğiniz en büyük hatalardan biri, herkese hitap etmeye çalışmaktır. Gerçekte, herkes sizin ideal müşteriniz değildir.

İdeal müşterilerinizi kendinize çekmek için, beraber çalışmak istemediğiniz kişileri reddetmeye hazır olmalısınız. Bu da belirli bir hedef kitle tanımlamak ve onları cezbedecek bir marka inşa etmek anlamına gelir.

Mantığa aykırı gibi görünebilir ama herkes tarafından sevilmeye çalışırsanız, kimse tarafından sevilmezsiniz. Göze çarpmak istiyorsanız ayrıştırıcı olmanız gerekir. Size maruz kalan ya da mesajınızı gören herkes sizi beğenmeyecek yahut sizi konuşmayacaktır ve bu gayet normaldir. Başarılı bir iş kurmak için herkese ulaşmanıza gerek yok. İdeal müşterilerinize ulaşsanız yeter.

“Güçlü bir kişisel markaya sahip olmak için bir şeyi savunmak, bazı şeylerin yapılışında belirli bir yola inanmak ve bu inançları platformunuzdan gururla dile getirmek zorundasınız. Bunu yapmayan markalar kitlelerinden kayıtsız bir reaksiyon alıp çabalarının neden eyleme dökülmediğini merak ederler.”

–Amanda Bond

Yapılmasını önerdiğimiz değerli bir alıştırma, kusursuz müşteri profilinizi (ya da diğer adıyla müşteri avatarınızı) oluşturmanızdır. Kusursuz müşterilerinizi arzu ve dertleri de dahil olmak üzere ne kadar iyi anlarsanız, gerçekten istedikleri ve gereksindikleri ürün ve hizmetleri yaratmaya o kadar iyi hazırlanırsınız.

İşte kusursuz müşteri profilinizi geliştirmenize yardım edecek bazı sorular:

-Nüfusbilimsel özellikler: Yaşları? Cinsiyetleri? Eğitim seviyeleri? İlişki durumları? Gelirleri? Meslekleri? vd.

-Arzu ve istekler: Nasıl bir gelecek arzuluyorlar? Hayalleri, hedefleri, istekleri ne?

-Sorun ve dertler: Neyle mücadele ediyorlar? Hedeflerine ulaşmaktan onları alıkoyan nedir?

“Güçlü bir kişisel markanın temeli, kitlenizi ve karşılaştığı problemleri ne kadar iyi anladığınızdır. Ancak bundan sonradır ki, neden umursadığınızı belirtebilir ve bu problemleri çözebilirsiniz. Sizi akıllara kazıyacak olan da budur.”

–Kyle Gray

3. Karşı konulamaz bir teklif sunun

Kazanç getiren bir kişisel marka inşa etmek için, hedef kitlenize satacağınız bir şeyiniz olmalıdır. Öyle bir karşı konulamaz teklifiniz olmalı ki, ya belirli bir problemi çözerken ya da belirli bir sonucu elde ederken kitlenize yardım etsin.

Birçok girişimci hatalı bir şekilde kendi istediği ürün veya hizmeti üretiyor, sonra da kimsenin böyle bir isteği olmadığını keşfediyor.

Kusursuz müşterinizi bir ürün ya da hizmet üretmeden önce tanımlamanın bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Kime yardım etmek istediğinizi tam olarak bildiğiniz zaman onlar için mükemmel çözüm olan bir teklif sunabilirsiniz.

Müşterilerinizin seveceği bir teklifi nasıl yaratırsınız:

Karşı konulamaz bir teklif yaratmanın ilk adımı, kendinizi her şeyden anlayan birinden [generalist] ziyade belirli bir alanın uzmanı olarak konumlamanızdır. Müşterilerinize çok belirgin bir sonuç vaat edin ve bu sonuca ulaşmalarında yardım etmek için özelleştirilmiş bir teklif tasarlayın. Belirsiz bir vaate sahip genel bir teklif kuşkusuz ki karşı konulamaz değildir.

Bir sonraki adımda sevdiğiniz şey, en iyi yaptığınız şey ve ideal müşterilerinizin en fazla istediği şey arasındaki kesişim noktasını bulun ve bu kriterlerin kesişiminde yatan bir teklif yaratın. Biz buna Karşı Konulamaz Teklif Formülü diyoruz.

Karşı Konulamaz Teklif Formülü:

Yapmayı sevdiğiniz şey + en iyi yaptığınız şey + kitlenizin en fazla istediği şey = karşı konulamaz teklif.

Bir kez karşı konulamaz bir teklifiniz olduğunda, bunu kitlenize açıkça iletebiliyor olmalısınız. İşte açık ve kısaca cevap verebiliyor olmanız gereken iki soru:

-Ne yapıyorsunuz? Bu soruya verdiğiniz cevap değer önerinizi oluşturur. Müşterilerinize aldığınız ücret karşılığında nasıl bir değer sağlıyorsunuz?

-Bunu nasıl yapıyorsunuz? Sürecinize, ürününüze ya da hizmetinize benzeri olmayan bir isim verin. Bu şekilde benzersiz bir isim verdiğinizde, rakiplerinizin aynı sonucu vaat eden olası tekliflerinden anında farklılaşır.

Sözgelimi bir Facebook Reklam Stratejisti olan Nicholas Kusmich, Facebook Reklamcılığı üzerinden daha fazla müşteriye ulaşıp gelirlerini artırmaları için işletmelere yardım ediyor. Onun yaptığı şey bu. Aynı şeyi yapan binlerce diğer Facebook Reklamcılığı uzmanından ayrışmasına yardımcı olması için şahsi bir süreç geliştirmiş ve buna “bağlamsal uygunluk” adını vermiş.

İşte internet sitesinin giriş sayfasından yaptığı işi rakiplerinden farklılaştıracak şekilde tarif eden bir ekran görüntüsü:

“İnsanlar kim olduğunuzu ve ne yaptığınızı mümkün olan en basit haliyle bilmek ister. O yüzden basit tutun. Beş ya da daha az kelimeyle kendinizi markalayabiliyor olmalısınız.”

–Grant Cardone

4. Kişisel internet sitenizi en uygun hale getirin

Kişisel bir internet sitesine sahip olmak, kişisel bir marka inşa etmenin önemli bir bileşenidir. Sosyal medyada güçlü bir mevcudiyete sahip olmak da önemlidir, fakat mevcudiyetinizi tesis ettiğiniz sosyal platformlar sizin olmadığı gibi, üzerinde denetime de sahip değilsinizdir. İnternet siteniz size ait olan, denetleyebildiğiniz bir platformdur ve birçok durumda, internet sitenizi ziyaret etmek hedef kitlenizin müşteriniz olmadan önce geçtiği adımlardan biri olacaktır.

İlk izlenimler kritiktir. Hedef kitleniz kişisel internet sitenizi ziyaret ettiğinde, kim olduğunuzu ve onlara nasıl yardım edebileceğinizi çabucak anlayabilmelidir. Doğru yere geldiklerini hissetmelidirler. Bu birkaç saniye içinde gerçekleşmez ise yeni ziyaretçilerin çoğu internet sitenizi terk edecektir.

Belki daha da önemli olan, internet sitenizin, gelişigüzel ziyaretçileri ödeme yapan birer müşteriye dönüştürmek için en uygun hale getirilmesidir. Bunu gerçekleştirmek için birtakım anahtar unsurlara gerek vardır ve bunların çoğu tam da internet sitenizle ilgilidir.

İnternet sitenizin giriş sayfasının anahtar unsurları:

Profesyonel bir logo: Adınızı profesyonel bir logoya dönüştürecek bir tasarımcı bulun. Grafik tasarım hizmeti arıyorsanız en iyi çevrimiçi iş araçları listemizde size birkaç tavsiyemiz var.

Değer öneriniz: Değer önerinizin (kime ve nasıl yardım ettiğiniz) giriş sayfanızda belirgin bir biçimde ve tercihen üst kısımda sergilendiğinden emin olun.

Profesyonel fotoğrafçılık: Birkaç fotoğrafınızı çekecek bir fotoğrafçı bulun. Bu fotoğrafları hem internet sitenizde hem de sosyal medya profillerinizde kullanın.

Sosyal tanıklık (medya, referanslar): Görünür olduğunuz yayımların ya da yayın organlarının logolarını ve müşterilerinizin tanıklıklarını ekleyin.

Açık bir eylem çağrısı: İnternet sitenizi ziyaret edenlere açık bir sonraki adım gösterin. Bu e-posta listenize kaydolmak, ücretsiz bir internet seminerine kayıtlanmak ya da ücretsiz bir danışma için başvurmak olabilir.

Kişisel marka internet sitesinin en iyi örneklerinden biri, dostumuz Jeanine Blackwell’in sayfası. İşte yukarıda bahsettiğimiz tüm unsurları içeren internet sitesinin giriş sayfasından bir ekran görüntüsü:

Kişisel marka internet sitesi için önemli diğer sayfalar:

İşte giriş sayfanıza ek olarak kişisel marka internet sitenizin içermesi gereken diğer önemli sayfalar:

Hakkında sayfası: Kişisel hikayenizi paylaşın. Bulunduğunuz endüstriye nasıl girdiniz? Hangi deneyim ve yeterliklere sahipsiniz? Kime yardım ediyorsunuz? Bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunu neden yapmak istiyorsunuz?

İyi yazılmış bir Hakkında Sayfası örneği görmek için Chris Ducker’ın internet sitesine göz atmanızı öneriyoruz. İşte kişisel hikayesini paylaştığı Hakkında Sayfası’ndan bir ekran görüntüsü:

Ürünler/hizmetler: İnternet sitenizi ziyaret edenler için müşteriniz olmayı kolay hale getirin. Sunduğunuz tüm ürünleri, programları ve hizmetleri, haklarında daha fazla şey öğrenmek ya da satın almak için oluşturulmuş bağlantılar ile birlikte listeleyin.

Örneğin Sunny Lenarduzzi’nin “Benimle Çalışın” sayfasında ücretsiz kaynaklar, eğitmenlik programları ve çevrimiçi kurslar da dahil olmak üzere çeşitli teklifleri hakkında ilave bilgi sağlayan birçok açılır menü mevcut:

İçerik ve/veya ücretsiz kaynaklar: Blog gönderileri, podcast bölümleri, yardımcı videolar ya da ürettiğiniz veya önerdiğiniz kaynakların listesi.

İletişim sayfası: İnternet sitenizi ziyaret edenlere sizinle iletişim kuracakları belirli bir yol gösterin. İletişim kurma amaçlarına bağlı olarak seçecekleri farklı yöntemler sunun (e-posta, sosyal medya vb).

Gördüğümüz en iyi iletişim sayfalarından biri Lewis Howes’a ait. Gelen iletişim taleplerini düzenlemeye yardım etmesi için farklı soru tiplerine ilişkin farklı iletişim formlarına sahip:

“Tamamen kendinize dayanarak bir marka inşa ettiğinizde, kendi mavi okyanusunuzdan menfaat sağlayabileceğiniz bir zemin yaratırsınız — geleneksel rekabetçi güçlerden arınmış tek adaylı bir piyasa, faaliyette bulunabileceğiniz bir alan; zira rakiplerinizden hiçbiri size özel ve tescilli olanı kopyalayamaz, onun bir benzerini yapamaz.”

–Paul Ramondo

5. İçerik stratejisi oluşturun

Ücretsiz içerik yaratıp paylaşmak, markanızı inşa etmenin ve hedef kitlenizin güvenini kazanmanın en etkili yollarından biridir. Kitlenizi yardım edebileceğinize inandırmaya çalışmak yerine, onlara gerçekten yardım eden içerikler üretin. Bu bir güven tesis eder ve kendinizi endüstrinizde bir uzman ve otorite olarak konumlamanıza yardımcı olur.

Bugün en başarılı kişisel markaların (birkaç tanesini saymak gerekirse Grant Cardone, Marie Forleo, Gary Vaynerchuck vb.) kitlelerini oluşturup yetiştirmeye yardımcı olması için kaydadeğer miktarda çevrimiçi içerik yayımlaması tesadüf değildir.

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemek:

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemeye, hedef kitlenizin işine yarayabilecek potansiyel tüm konuların listesini çıkararak başlayın. Google’ın Keyword PlannerBuzzSumo ve Answer the Public gibi araçlarının hepsi de anahtar kelime araştırması yapmak ve popüler konuları keşfetmek için iyi araçlardır.

Hakkında içerik üreteceğiniz konuları bir kez listelediniz mi, sonraki adım hangi türde içerik üreteceğinize ve ürettiğiniz içeriği nerede yayımlayacağınıza karar vermektir.

Yaygın içerik türleri:

-Yazı/makale

-Video

-Podcast

-İnternet semineri

-Çevrimiçi kurs

-PDF halinde kılavuz, yapılacaklar listesi, çalışma sayfası

-Veri grafiği

-Slayt gösterisi

-Vaka çalışması

Yaygın içerik ortamları:

-Kendi blogunuz/internet siteniz

-Podcast dizinleri (iTunes, Stitcher vb.)

-Youtube

-Diğer blog ve çevrimiçi yayınlar

-Sosyal medya (LinkedIn, Facebook vb.)

-E-posta

-Slideshare

-Quora

“Fazlasıyla inandığınız bazı çekirdek temalar belirleyip bunların etrafında bir dizi içerik oluşturun ve sürekli olarak bunu yapmaya devam edin.”

–Sam Mallikarjunan

Kalite ve sürekliliğe odaklanın

İçerik pazarlamasının iş görebilmesi için kalite ve sürekliliğe odaklanmak önemlidir. Olumsuz dönüşler alabilecek içerikleri yayımlamayın ve ayrıca yeni içerikleri kitlenize hangi sıklıkla yayımladığınız konusunda istikrarlı olun. İçerik pazarlaması uzun vadeli bir oyundur fakat doğru yapıldığında inanılmaz yararlar sağlar.

İçerik yaratıp tanıtımını yapmak çoğu insanın zannettiğinden daha fazla zaman alır ve daha masraflıdır. Bu nedenle, 1–2 temel içerik türü (blog gönderisi ya da video gibi) ve 1–2 temel içerik ortamı (Youtube ya da Facebook gibi) ile başlamayı öneriyoruz. Bir kez temel içerik türü ve ortamlarından iyi sonuçlar almaya başladığınızda böyle devam edin ve daha fazla kişiye erişmek için diğer içerik türlerine ve ortamlarına yayılın.

“Güçlü bir kişisel marka uyumludur, açıktır, tutarlıdır, belirli bir kitleye hizmet etmeyi amaçlar. Kişisel bir marka bir girişimci için önemlidir çünkü bu, özgün mesajınızı paylaşmak ve kitlenizi cezbetmek için en iyi yoldur.”

–Jennifer Gottlieb

6. Görünürlük stratejisi oluşturun

Kendi platformlarınızda içerik paylaşmak kitlenizi kurmanın iyi bir yoludur fakat çok zaman alır. Kitlenizi oluşturmanın daha hızlı bir yolu kendinizi başka insanların kitlelerine sunmanızdır.

İşte görünürlüğünüzü artıracak yaygın bazı yöntemler:

-Röportaj ve halkla ilişkiler çalışmaları: Konuk uzman olarak podcastlerde ve sanal zirvelerde, ayrıca televizyon, radyo ve basılı dergi gibi geleneksel medyada söyleşi verin.

-Konuk yazarlık: Hedef kitlenizin okuduğu diğer blog ve çevrimiçi yayınlar için makaleler yazın.

-Kamuya hitap etme: Hedef kitlenizin katılım gösterdiği canlı organizasyonlarda, yerel buluşma gruplarında ve konferanslarda konuşmak için başvuruda bulunun.

-Ortaklık ve müşterek girişimler: Diğer insan ve şirketlerle karşılıklı olarak yarar sağlayan ilişkiler kurmak; yazarlık, röportaj, müşterek girişim, ortaklık ve müşteri yönlendirmesi de dahil olmak üzere önünüze bir dizi fırsat çıkarabilir.

“En büyük gelişme numarası kendinizi başlıca yayınlarda ön plana çıkarmaktır. Alanınızda otorite ve güvenilirlik inşa etmek istiyorsanız hangi yöntem en saygın markalardan birinin sizden bahsetmesini sağlamaktan daha iyi olabilir? Bu size derhal güvenilirlik katar.”

–Ulyses Osuna

7. Topluluk kurun

Büyük ve kapsamlı bir kitle oluşturmaya çalışmak yerine odağınızı belirli bir alandaki bir topluluğun lideri olmaya kaydırın. Hedef kitlenizin sınırlarını çizin ve onlar için birbirleriyle etkileşecekleri, fikirlerini paylaşacakları, birbirlerini destekleyecekleri ve size doğrudan ulaşabilecekleri bir topluluk kurun.

İşte markanız ve işiniz etrafında kurabileceğiniz bir topluluk için birkaç yöntem:

-Facebook grupları: Kitleniz ve/veya müşterileriniz için özel bir facebook grubu oluşturun. Bu size kitlenizle günlük bazda anlamlı sohbetler etme fırsatı vermekle kalmayacak, bir o kadar önemli olarak onlara birbirleriyle etkileşebilecekleri ve birbirlerini destekleyebilecekleri bir çevre sağlayacaktır.

-Canlı etkinlikler: Canlı etkinlikler düzenleyin ki kitleniz ve/veya müşterileriniz sizinle bizzat vakit geçirebilsin. Gündelik buluşmalar, özel akşam yemekleri, çalıştaylar, dinlenceler ve idare grupları, kitlenizle uzun vadeli ilişkilerinizi pekiştirmek için harika yollardır.

-Üyelik siteleri: Müşterilerinizin, sembolik bir ücret karşılığında, ayrıcalıklı içeriğe, size düzenli olarak ulaşabilecekleri canlı aramalara ve/veya internet seminerlerine, ve üyelere özel bir forum ya da grup aracılığıyla birbirleriyle etkileşim ehliyetine erişim sağlayabileceği bir üyelik sitesi oluşturun.

“Güçlü bir kişisel marka yüksek düzeyde etki sahibi olandır, kendisini takip eden insanlar üzerinde etki bırakabilendir. Buradaki kilit nokta sosyal medyayı ve diğer sosyal platform ve çevreleri kendiniz ve etkilemek istediğiniz insanlar arasında uygun ve anlamlı diyaloglar yaratmak için sonuna kadar kullanmaktır.”

–Mark Lack

Kişisel markanızı inşa etmeye başlayın

Girişimci olmak için daha iyi bir zaman olmamıştı. İnternet ve teknoloji sağ olsun, girişimciliğe adım atmanın önünde pratikte hiçbir engel kalmadı. Herkes çevrimiçi olarak bir marka ve kitle inşa edebilir, kitlesine satmak amacıyla ürün ve hizmetler üretebilir.

Bir serbest çalışan ya da girişimciyseniz, rakipleriniz olur. Kişisel bir markaysanız, ne ki, rakibiniz yoktur. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde gerçek bir rekabet söz konusu olmaz. Sizinkilere benzer ürün ve hizmetler satan başka insan ve şirketler elbette olabilir, fakat onların hiçbiri siz değildir. Aslına bakılırsa tıpkı size benzeyen hiçbir insan yoktur dünyada. Bir birey olarak tamamen biriciksiniz.

Kişisel bir marka inşa etmenin etkililiğinin ardında da bu yatıyor. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde kendinizi rakiplerinizden bir anda farklılaştırıyorsunuz çünkü rakiplerinizden farklısınız.

“Üzerine düşünelim ya da düşünmeyelim hepimiz kişisel bir markaya sahibiz. O zaman gelin hakkında biraz konuşalım. Bana kalırsa güçlü bir marka tanınabilir bir mesaja sahip olandır. Adınız ile beraber anılan bir şeye sahip olduğunuzda bu, algılanan rekabeti azaltır ve bu da muazzam bir şeydir.”

–Kathy Klotz-Guest

Yazar: Tyler Basu
Çeviren: M. Kaan Erdoğan
Kaynak:  medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND