Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Koç holdingin kafası en çalışan yöneticilerinden ali koç konuştu

ALİ KOÇun dünya Türk işadamları kurultayındaki konuşması. Bizce okuyun!

DÜNYA TÜRK İŞADAMLARI ÜÇÜNCÜ KURULTAYINDA KOÇ TOPLULUĞU BİLGİ GRUBU YÜRÜTME KURULU BAŞKANI ALİ Y. KOÇUN KONUŞMASI

Muhterem hanımefendiler, beyefendiler Bugün, burada, Dünya Türk İşadamları Kurultayının üçüncüsü için toplanmış bulunuyoruz.

Biz Türkler, kurultay kültürüne hakim bir tarihe sahibiz. El Ele 2000lerde Lider Ülke Türkiye mottosunu benimseyen bu kurultayın, tıpkı şanlı tarihimizdeki örnekleri gibi, bahtımızı değiştirecek bir fırsat yaratmasını temenni ediyorum.

Lider Ülke Türkiye… Bu, aslında sadece bir slogan değil. Eğer altını doldurabilirsek, bunu başarabiliriz de. Yeter ki Lider Türkiye sevdalısı insanları, 2000lerin bilgi toplumuna yaraşır beyinleri, cesaretlendirelim.

Bilgi Toplumunda, düşünce hızında çalışan, yeni ekonominin araçlarına sahip ülkelerin ancak rekabet avantajını yakaladığını görüyoruz.

Artık bilgi üretmiyorsanız, yeni bin yılın ilkel kabileleri arasında yer alırsınız. Bilgi toplumu, evrensel okur yazarı, entellektüel sermayesi ve yüksek teknolojisi ile öne geçen bir toplum yapısıdır.

Tarım toplumunda kuralı, toprak ve hammadde zenginleri koyuyordu. Sanayi Çağının devleri ise çelik ve otomotiv baronlarıydı. Bilgi toplumunda, dünyanın en zengin insanlarının bilgi baronları olması, bir tesadüf değildir.
Her beyni bir fabrikaya çeviren, evreni kavrayan ve küre kitabını okuyan insanlar topluluğudur Bilgi Toplumu. Ve Türkiye, 200 milyar dolarlık GSMHsı yanında, 5.5 trilyon dolarlık beşeri kaynaklarıyla, bilgi toplumunun en güçlü adayları arasındadır.

Bu zenginlik bir fırsat ise bu fırsatı, zamanında yakalamak gerekiyor.

Evet!.. Biz de bunu başarabiliriz. Bilgi toplumu herşeyi değiştiriyorsa, bu değişimi zamanında yakalayabilen uluslar öne geçecektir. Nitekim bugün 3üncü bin yılda tanıştığımız bilgi toplumunun kural koyucularını, dünyanın en ileri ve rekabet gücü kuvvetli ülkeleri olarak göruyoruz.

Burada biz konuşmacılara verilen toplam 40 dakikalık sürede, lütfen dikkatinizi kürsüye değil, gökyüzüne çeviriniz. Bu 40 dakika içinde bizler konuşurken, tepemizdeki uydular tam tamına 200 milyar dolarlık ticaret gerçekleştirecekler. 40 dakikada Türkiyenin bir yıllık Gayrısafi Milli Hasılası burada oluşuyorken… Günlük 7 trilyon dolara varan işlem hacmine ulaşan dünyaya artık farklı gözle bakma zamanı gelmiş demektir.
Ben burada, acaba bu bakışımızı nasıl değiştirebiliriz? sorusuna cevap arayacak ve küresel yarışta nasıl öne geçebileceğimizi anlatmaya çalışacağım.

İnsanoğlu, yere eğilip ilk taşı sopasının ucuna taktığı gün teknoloji ile tanıştı. Ve o günden bu yana tarihe yön veren ulusların, çağlarını en iyi yorumlayanlar olduğunu görüyoruz.

Biz Türkler, asırlar boyunca çağın değişimine ayak uydurarak bugüne kadar gelebildik. Sadece bu coğrafyada, 7 bin yıldan bu yana yokolan ırklara baktığımızda, bu değişimi yakalayamayan ve dönüşemeyenlerin tarihten silindiğini görüyoruz.

Bunların külleri üzerine kurulu yeni Türkiye, matbaayı ıskalayarak medeniyeti kaçıran bir imparatorluğun temellerinden, genç ve dinamik bir Cumhuriyet çıkarmayı başardı.

Atatürk, çağın değişim noktasında, kendi ulusuna bu dönüşümü yaşattı. Ve tarih tanığımızdır ki dönüşümü, diğer pek çok ulustan daha dramatik bir hızda gerçekleştirdik. O an için imkansız görülen pek çok şeyi değiştirmeyi başardık. Rejimimizi, yasalarımızı, alfabemizi ve kıyafetimizi…

Yani, çağdaş değişim, bizim mayamızda var.
Madem ki bilgi toplumuna ayak uydurmaktan sözediyoruz, bu değişimi gerçekleştirmek zorundayız. Madem ki yeni ekonomi artık eski üretim ve paylaşım araçlarının yerini aldı…
O halde, yeni dünyada liderliği ancak, bu yapıları diğerlerinden daha hızlı kuran ve özümseyen uluslar elde edecektir.

Ben, Türkiyenin bu fırsatı zamanında yakalayacak vizyoner insanlara, işadamlarına, entelektüel sermayeye sahip olduğuna yürekten inanıyorum.

Yeter ki, gelecek tutkusu olan, torunlarına Lider Türkiye bırakmak gibi kaygısı olan insanların ülkemizin gidişatında söz sahibi olmasını sağlayalım. Ancak bu şekilde dünyanın varoluşunda söz sahibi olabiliriz.

Peki nedir bu yeni dünyada varoluş tarzı?

Yeni dünyada varoluş tarzı, bilgiyi yeni üretim aracı olarak kullanmaktan geçiyor. Bilgiyi elinde tutmaktan ve onu üretmekten geçiyor.

21. Yüzyılın yeni zenginlik alanları, 4 temel itici sektörden oluşuyor;
1- Uzay teknolojisi.
2- Gen ve kopyalama.
3- Yenilikçi Elektronik.
4- Bilgi Ekonomisi.

Uzay tekonojisi; Hezarfen Galatadan Doğancılara uçtuğunda onu Cezayire sürerek bu sektörün dışında kaldık.

Gen Teknolojisi; Mendel, 200 yıl önce bezelyelerle uğraşırken biz, rönensans insanını yaratamadık ve burada da çok geç kaldık.

Yenilikçi Elektronik; Bugün nano teknolojilere doğru yol alan Uzak Doğu ve ABD, telefondan cep uydularına ulaşırken, biz bu vadide de çok zaman kaybettik, birikim sağlayamadık.

Ama, Bilgi Ekonomisinde dünyanın tüm ulusları, geçici bir süre için olsa dahi, yarına eşit uzaklıkta durmaktadır. Ve bu alan hala bakirdir. Türkiyede bu yarışın önemli bir oyuncusu olacak tüm imkanlara sahiptir.

Anlatmak istediğim, ülkemizde kaynak değil, idrak sorunu vardır.

Eski dünyanın kıtalar kavşağındaki Türkiyeyi, Bilgi Kavşağı haline getirmek, bu salondaki Türk işadamlarının ana sorumluluğu olmalıdır.

Tarih perspektivimizi hatırlayalım lütfen;
Doğudan Batıya uzanan İpek Yolu,
Batıdan Doğuya giden Baharat Yolu,
Ve Kuzeyden Güneye akan Amber Yolu…
Biz, tüm bu ticaret yollarının kavşağını tutarak, bir imparatorluk yarattık.

Fakat pusulayı keşfeden Rönesansa ayak uyduramadığımızdan ticaret yolları, okyanuslara, Güneye kayınca, bu zenginlik yaratan avantajımızı kaçırıverdik.
Coğrafyamız, doğal avantajımız, bize yeniden paha biçilmez fırsatlar sunmaktadır.

İpek ve baharat Yoluunu yerini enerji ve bilgi yolları almışsa, Türkiye bu coğrafya avantajını altın fırsata dönüştürmek zorundadır.

Türkiyenin bu treni bir kez daha kaçırma lüksü yoktur.
Peki ne yapmalıyız?

Para ekvatoru madem ki Türkiyenin üzerinden geçmektedir, bu zenginliği biz işadamları, ülkemize çekmek zorundayız.
Her gün Wall Streetten yola çıkan para, Atlantiki geçip Avrupada, Londra-Paris-Frankfurt üçgeninde yeni fırsatlar yaratıyor.

Ve sonra uzun bir uykuya girip, Türkiyenin üzerinden geçiyor, Pazifik havzasında, Tokyo-Hong Kong-Singapur borsalarına varıyor.

Günde 7 trilyon doları bulan bu zenginlik seli, daha sonra Büyük Okyanusu aşıp, Wall Streete dönüyor.

Bilgi Kavşağı Türkiye, bu uzun uykuda, parayı uyandıracak en iyi konumdadır. Gerek zaman dilimi avantajı, gerek finansal alt yapısı ve müteşebbisi ile para ekvatorunun önemli bir durağı haline gelmeyi amaç edinmeliyiz.
Para akar Türk bakar olmalalıyız. Bunun için biz Türk işadamları, kamu ve Sivil Toplum örgütleriyle el ele vererek bu para yoluna çengel atmalıyız.

Batının bilgisiyle Doğunun bilgeliğini buluştururken, köprübaşını tutan bu ülkenin insanları olarak İstanbulu finans, para ve elektronik ticaretin başkenti yapmalıyız. Bunu da ancak bilgi teknolojilerinin emrine girmiş bilgi ekonomisi ile yapabiliriz.

Bilgi Teknolojisi bugün herkese eşit uzaklıktadır. Bunu en iyi değerlendiren uluslar, zenginliği ve liderliği kazanacaktır.

İş modellerinin İnternet temeline oturduğu, bilginin, diğer üretim faktorleri olan emek, sermaye ve hammaddeden daha kritik bir faktör haline geldiği dünyamızda işleri artık eskisi gibi yapamayız.
Dönüşmek zorundayız.

İşte bunun için dikkatinizi gökyüzüne çevirin dedim. Eğer ekonomi artık bilgi yolunda zenginlik yaratıyorsa ve bu yol Türkiyenin üzerınden geçiyorsa, ona seyirci kalamayız.

İş modellerimizi gözden geçirme zamanı gelmiştir artık. Eski köy yeni kurallarla işliyorsa, bu kurallara uyan olmaktan vazgeçip, kural koyucu hale gelmek zorundayız.

Bu da ancak
Küresel düşünen,
Yöresel davranan
Ve
Töresel yaşayan
Bir Türk dünyası ile gerçekleşebilir.

Ben Cumhuriyetimizle yaşıt, 75 yıllık bir topluluğun 3. kuşak üyesiyim. Kendi topluluğumda Bilgi Grubu oluşturma gayretinin altında, işte bu dönüşme zorunluluğu yatıyor. Şunu biliyorum ve bunun yakın tanığıyım ki, dönüşmek zordur. Ama dönüşmemek, ölümdür.

10 yılda 15 milyon genç yaratabilen bir ulus, 2000lerde çıtayı daha yukarılara taşımak zorundadır.
Yeni çıtamız, bu kurultayın mottosunda olduğu gibi…
Lider Ülke Türkiye…

İse bu ancak, bilgi teknolojilerini ekonomimizde pozisyonlayarak sağlayabiliriz.

Bu küresel seferberlikte herkese ve herkesime büyük sorumluluklar düşmektedir.

Özel sektörümüz küreselleşme hedefinde daima memleket çıkarlarını ön plana alan stratejiler geliştirmek zorundadır.

Biliyoruz ki bir ülke, ekonomisi ile büyük olabiliyor. Eğer arkasında güçlü bir ekonomi yoksa, ne kadar büyük olursa olsun, yakın komşularımızda tanık olduğumuz gibi, aniden çöküverir.

Türkiye ekonomisi, dinamik, risk alan ve yenilikçi insanıyla bu dönüşümü, etrafımızdaki ülkelerden çok daha fazla hakediyor.

Ancak ne kadar hakediyor olursak olalım. Biz bunun gereklerini yerine getiremezsek, kendimizi buna adamazsak, daha az hakedenlerin gerisine düşeriz.

Kurultaylar, Türklerin tarihinde onemlidir demiştik. Pek çok büyüğümüz akil adamlarını toplayarak benzer kurultlaylarda, tarih sahnesindeki destanlarını yazacak hedefleri buldu ve kararları çıkardı.

Dünya Türk İşadamları Kurultayının 2000 yılında yapılması bir tesadüf değildır.

Dünya, dev şirket evlilikleriyle çalkalanıyor. Bir bakıma sektörel konfederasyonlara doğru yol alıyoruz. Biz bu yeni yapıda, güçlerimizi birleştirerek ve yeni konfederasyonlarda ağırlığımızı artırarak liderler ligine çıkabiliriz.

Zaten yeni çağın üretim faktörü bilgi, ancak paylaşıldıkça artıyorsa, bu işbirliğini, hayatın her alanında sağlamalıyız.

Bir Türk dünyaya bedeldir diyebilmek için kullanacağımız birincil araç ekonomidır. Ve bir doların neredeyse 600 bin liraya eşit olduğu bir ekonomiyle bunu başaramayız.
Bilgi ana belirleyici faktor ise eğitim sistemimizi evrensel okur yazar yetiştiren tarzda değiştirmeliyiz. Ezbere dayalı modelleri hızla terkedip öğrenmeyi öğretmeliyiz. İlkokuldaki kara tahtayı, İnternet ile değiştirmeliyiz.

Ulusal enformasyon altyapısını hızla kurmalıyız.
Türkiyeyi bir baştan diğerine siber ağlarla örüp, her yurttaşımızı netdaş haline getirmeli, dünyayı parmağının ucuna vermeliyiz.

Biliginin egemenliğini sağlamak için kamu ve özel kesimin, sivil toplum örgütleri ve akademik dünyanın, ortak bir platformda konuşabilmesini sağlamalıyız.

Bilgi toplumunun fırsatlarını görecek, tehditlerini bilecek, stratejiler üretecek bir konsey yaratmalıyız.
Yeni ekonomi, ulusların yeni zenginliği olmaktadır. Bugün 5 milyon nüfuslu Finlandiya dahi, ilk 10 ülke arasına girme bahtını ancak bilgi ekonomisine ayak uydurarak sağlayabilmiştir.

Türkiye, 65 milyon insanı ve 1 milyon müteşebbisi ile, neden benzer başarıyı sağlayamasın…
Yeter ki yeni ekonominin kurallarını bilen yeni ekonomi aktörleri yaratalım.

Değişen dünya koşullarında Avrupa Birliği artık Türkiyenin tek seçeneği değildir. Bilgi Ekonomisi ülkemizin önünde yeni fırsatlar açmıştır. Bu fırsatları zamanında ve doğru değerlendirdiğimizde Avrupa Birliğine girme gayretinin yerini, Avrupanın bize talip olacağı bir Türkiye alacaktır.

Bunu sağlayabilmek için, başarılı ülkelerde olduğu gibi kamu, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerimiz biraraya gelerek, bizi layık olduğumuz lider ülkeler arasına taşıyacak ulusal stratejileri geliştirmek zorundadır. Küresel arenada varolabilmek için herkesin bu ortak stratejiye, tüm benliği ile hizmet etmesi, ana koşuldur.

Ve eğer bu salondakiler bunu beceremezse, bunu kim yapacak?

Kazan/kazan ilkeli, küresel odaklı, bilgi yoğun insan modelli bir işbirlikteliği, eminim ki bize, ayağımıza gelen bu fırsatı kullanma şansı verecektir.
Muhterem hanımefendiler beyefendiler…

Konuşmamı bir iyi bir de kötü haberle bitirmek istiyorum ve bana bu kurultayda söz hakkı verdiğiniz için hepinize teşekkur ediyorum.

Lider Ülke olacaksak….

İyi haber: Önlerde hala boş yer var
Kötü haber: Bu yerler hızla doluyor.
Karar, Kurultayındır artık…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND