Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Klavye çatışması mı, milli dava mı?

Kamu kurumlarında F klavyenin zorunlu hale getirilmesi yeni bir tartışmayı ateşledi. Q klavye modernitenin, F klavye muhafazakarlığın sembolü haline getirilip yeni bir milli dava başlatıldı. İşte her yönüyle klavye çatışması…

Okullarda ve kamu kurumlarında F klavye mecburiyeti konuşulurken sorduk: Bu hararetli tartışmanın temelinde ne var? Bir kuşak çatışması mı? Bir modernlik-muhafazakârlık çekişmesi mi? Bir ’milli’ dava mı?

İnternette F’den Q’ya yahut tersi yöne klavye çevirmek üzerine malumat veren kaç site var inanamazsınız… Bir garanti daha verebilirim; kalabalık bir ortamda mevzuu açın. Tartışmanın harareti, herkesin sol üstteki harfine göre kullandığı klavye çeşidini rasyonalize etme gayreti, fanatizme varan tarafgirliği hayrete düşürecek sizi. “Ama F’yle (Hatta umumiyetle Ef olarak telaffuz edildiğinden Ef’le) daha hızlı yazılıyor”, “Tabii ki Q. Gittiğin yabancı bir ülkede ne olacak!”…
Çok bu topraklara özgü bir kamplaşma… Sonuçta F klavye, dünya genelinde Latin harflerini kullanarak özel olarak tasarlanmış dört klavyeden biri. Tasarlanırken Türkçe alfabe, harflerin kullanım sıklığına göre parmaklara paylaştırılmış. Diğer tarafta ise dünyanın büyükçe bir kısmıyla bizi buluşturan, seferi halde elinizi ayağınıza dolaştırmayan küresel bir gereç,

Q klavye var. Türkçe’nin sağdan sola mı, soldan sağa mı yazıldığından emin olmayan birtakım Batılı şuursuzlara anlatma derdi de yok. Bizzat yaşanmıştır.
Son 10 yılda yerel lezzet F klavyenin 100 kullanıcıdan sadece 10’unun tercihi olduğu, çıkartma yapıştırmak gibi iptidai yöntemlerden yana değilseniz hakiki bir F klavye temin etmenin müşkülatı açık. Konuyu tekrar gündeme getirense . AKP Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem’in okullar dahil, tüm kamu kurumlarındaki bilgisayarlarda sadece F klavye kullanılmasına yönelik çalışma başlattıklarını açıklaması. 2011 yılında ansızın F klavyeyi mecbur kılmak ne kadar mantıklı, ne kadar lüzumlu? Neden bir mecburiyet elzem?

Bu sadece bir klavye meselesi mi?
Küçük bir yoklama yaptık, konuya dair fikrini merak ettiklerimize sorduk: Siz hangi klavyecilerdensiniz? Fanatik misiniz? Bu son kararı nasıl yorumluyorsunuz? Bu hararetli tartışmanın temelinde ne var? Bir kuşak çatışması mı? Bir modernlik-muhafazakârlık çekişmesi mi? Bir ‘milli’ dava mı?

Füruzan: ‘Sosyal yükleme yapmamalı’
Bence bu temelde bir alışkanlık meselesidir. F klavyeye alışanlar F’de yazar, Q klavyeye alışanlar Q’da… Bu kadar sosyal yüklemeler yapmamak gerekir. Eco ne diyor e-kitap için? “Haydi canım, kitap her zaman olacak” diyor. Tekerleğin bulunduğu zamandan beri her şeyin tekerlek üzerine, dönüş üzerine hesaplanması gibi bu da. Çok ayrı bir konu değil. Alışkanlıklar bazen sosyal yüklemelerden daha farklı sonuçlar çıkarabilir. Ben sadece bunu diyeceğim, hatta hangi klavyeyi kullandığımı bile söylemeyeceğim.

‘Bendeki sohbet kimsede yok’

Klavye sorunsalını konuşmak için akla gelen ilk isimlerden değil, tamam. Fakat Twitter âlemini keşfeden Melih Gökçek’in klavyesi başka bir biçimde son birkaç haftanın gündeminde. Haliyle milli meseleden bir miktar uzaklaştık da…
“Ben beş yaşında daktilo öğrenmeye başladım. Rahmetli babam avukattı, yazıhanesini o yaşta ben beklerdim, mübalağa etmiyorum. Beş yaşımda yazmaya başladım ben. On parmak değil de iki parmak yazarım; kendi kendime öyle öğrenmişim. Gazeteciyken de öyle devam ettim. Şimdi Q’ya geçmeye kalksam, bir-iki sene uğraşmam gerekir.
Zaten bilimsel olarak F klavyeyle daha hızlı yazılabileceği ortaya konuyor. Gerçekten bilimsel olarak böyleyse, dünya da F klavyeye dönüyorsa bizim de geçmemizde hiçbir mahsur yok. Benim çocuklarım Q kullanıyor ama eskiden Q yoktu, eski kuşak nereden bilsin?
Bu bir bilim konusu, çok fikir beyan etmeyi doğru bulmuyorum. Bana belediyecilik sorun. Ama Twitter mesaimde hızlı olmamda tabii ki klavyenin etkisi vardır. Süratli değilimdir, tuşlara bakmadan yazamam ama hiç de fena değilimdir. Bakın, Twitter anlatabilirim.
Benim hiç uyumadığımı düşünen var ama ben zaten hep 3’le 6 arasında uyurum. 12’ye kadar işlerimle meşgulüm, 12’yle 2 arasında da Twitter’dayım. Aslında bunu da erkene çekmek istiyorum, çünkü her saatin ayrı bir müdavim tipi var. 8’in, 9’un müdavimiyle, gece 1’in, 2’nin müdavimi aynı değil. Bak, 16 günde 24 bin takipçim olmuş. Bu ciddi bir rekordur. Hiç takip ettin mi bilmiyorum, bendeki sohbet kimsede yok. Resmen tatlı tatlı birbirimize giriyoruz. Artık alışıyorlar da bana, ilk girdiğimde hakaret eden, çok afedersiniz sövenler vardı. Şimdiye kadar sadece iki kişiyi blok ettim. Avukat bakıyor onlara.
Senin rumuzun ne Twitter’da? Tweet atsana bana…”

Tanıl Bora: ‘Milliyetçi-muhafazakâr bir takıntı’
Açıkça F’ciyim. Daktilo neslindenim, o zamandan öyle alıştım. Fanatik sayılmam. Misafir olduğum Q klavyelerde, dilimi ağzımın ucuna kıstırıp tırıs tırıs gidebiliyorum. Ama F’de dörtnala koşarken tırısa niye razı olayım? Fanatik değil pragmatiğim.
Okul ve kamu (hele okul!) mecburiyetlerinin önemli bir kısmı gibi saçma. Diyelim çocuğun evindeki bilgisayar Q klavye, çocuk Q klavyede sosyalleşmiş, niye F’ye geçmeye zorlansın? Klavye değil işlev önemli. Çok dilli, çok klavyeli toplum!
Kuşak çatışması olduğunu sanmıyorum zira benim gibi ‘F kökenli’ nesilden birçokları bu arada Q’ya geçebildi. Milliyetçi-muhafazakâr bir kasılmanın burada belirleyici olduğunu düşünüyorum. ‘Medeniyet evrensel ama kültür milli’ formülünü mekanikleştirerek takıntı haline getiren anlayışın devamı… Erken Cumhuriyet döneminin muhafazakâr düşünürlerinden İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun ‘Türke Doğru’ adlı bir kitabı vardır. Her bir şeyin ‘Türk gibi’sinin peşine düşer o kitapta. Jestlerimiz, mimiklerimiz bile buna uymalıdır, ‘Türk gibi kımıldamak’ lazımdır mesela ona bakılırsa. Bu da böyle bir milliyetçi-muhafazakâr takıntı sanki. ‘Yerli ve milli klavye’ hassasiyeti… Dil duyarlılığını anlarım. Bilgisayar yazışmalarında ş’lerin, ğ’lerin araya kaynamasına ben de bozuluyorum, hatta harflerin şapkalarına ısrarla sahip çıkıyorum. Ama F klavyenin ‘yapısal olarak’ Türkçeye uygunluğu hakkında söylenenleri de hiç ikna edici bulmuyorum.

Necmiye Alpay: ‘Neyi Türk sayıyorlarsa ondan yana olanlar’
Ne derece bilimsel bilmiyorum, F klavyenin Türkçe alfabenin beynimizle, sinir sistemimizle ilişkisine daha uygun olduğuna dair bir tez var. Sinir bilim anladığım bir dal olmadığından tezin doğruluğundan emin değilim, ama dediklerinizin hepsi geçerli gibi geliyor bana. Bazı insanlar dil konusundaki bütün tartışmalarda milliyetçi, hatta şoven bir tavırla, neyi Türk sayıyorlarsa ondan yana duruyorlar. F klavye meselesi de öyle.
Ben F’yle başladım; 30-40 yıl olmuştur. Sonra bir iş yerimde F klaveye daktilo vermedikleri için Q’ya geçtim biraz gayret ederek. Çok uzun süredir sadece Q’yla yazıyorum; şimdi F’yle yazın deseniz, güçlük çekerim.
F klavyeye Ef klavye denmesi de bir o kadar ilginç. İngilizce ikinci dil olarak hayatımıza girdiğinden, NTV’yi, IBM’i de İngilizce telaffuz ediyoruz. Sadece Türkçe’nin değil, bütün dillerin İngilizceleşmesi gibi bir mesele var.
Bir yandan bu bir mücadele; bir yanı milliyetçilik, bir yanı sinir bilim, bir yanı hegemonya karşıtlığı… Dünyadaki hegemonyaya karşı bir tavır olarak güzel geliyor. Tabii sürdürülebilir kılmak önemli; bunun teknik olanaklarını sağlayabilecekler mi? Benim Q’ya geçtiğim sırada piyasada F klavye bulmak bir dertti. Sonra Q klavyelere Türkçe harfleri ekleyerek bir güzel önümüze koydular, pek itiraz edecek halimiz kalmadı. Piyasada yeteri kadar F klavye bulunursa fena olmayabilir.
Ama beni müthiş rahatsız eden bir yan da var. Olaya hegemonya karşıtlığı, anadil sevgisiyle değil, milliyetçi, şoven, hatta yabancı düşmanı bir gözle bakan pek çok kimse var. Biraz zorlarsanız F’ye dönersiniz, ama mesele başka. Belki de ikisini de ortalıkta tutmak lazım; hem ikisine de ihtiyaç var, hem de çokkültürlülüğümüze bu yakışır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND