Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“kızıma söz verdim düğününde yürüyeceğim”

Hayat bir anda değişebiliyor. Küt diye bir duvara çarpıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz hiçbir şey eskisi gibi değil. Sualtında vurgun yiyen Ahmet Bayer yaşadıklarını ve iyileşme sürecini anlattı. Öylesine azimli ki yürüyebilir mi bilmiyoruz ama, yürüyemese de çoğumuzdan daha çok koşar gibi yaşıyor bu azmiyle…

Clup Flipper’ın sahibi Ahmet Bayer, 1 Eylül 2006’da Bodrum’da vurgun yedi, boynundan altı felç oldu. Önce elleri iyileşti, sonra cinselliği geri geldi, şimdi de sol ayağında iyileşme var. “Kızıma söz verdim, düğününde yürüyeceğim” diyen Bayer yaşadıklarını ve iyileşme sürecini anlattı.

Hayat bir anda değişebiliyor. Küt diye bir duvara çarpıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz hiçbir şey eskisi gibi değil.
İşadamı, turizmci, aynı zamanda ağız cerrahı Ahmet Bayer yıllardır dalıyordu.
Yakın arkadaşlarıyla, eşiyle, çocuklarıyla elele tutuşup derinliklerde keşfe çıkıyordu. Dünyanın her yerinde derinliklere dalmış biriydi.
1 Eylül 2006’da teknesiyle sahibi olduğu Club Flipper’dan açıldı, ‘derinlik sarhoşluğu’ yaşadı, vurgun yedi ve boynundan altı tamamen hissiz kaldı.
Kendisini bundan 3 yıl önce Turizm Yatırımcıları Derneği’nin yemeğinde görmüştüm son olarak. Neşeli, hoş sohbet, işini çok seven, dimdik bir adam olarak hafızamda yeri vardı.
Doğrusu Bodrum’daki sohbet öncesinde tedirgindim. Ruh halinin ne kadar değiştiğini merak ediyordum, karşılaşma anında elimi uzatsam sıkabilecek miydi, emin değildim.
Başından bunca şey geçmiş birini bir sözüm ve bir hareketimle kırmaktan korkuyordum. Sohbet öncesi de içimden onlarca kez ‘Elif empati, empati’ dedim.
Ahmet Bayer tekerlekli sandalyesiyle geldi yanımıza. Güler yüzlüydü. İlk anda tekerlekli sandalyesinin yüksekliği şaşırttı beni.
“Göz göze gelebilmek için” dedi, şaşkınlığımı görünce. Elini uzattı ve elimi sıktı. Ben oturdum, o da sandalyesini indirdi. Sohbete başladığımız anda mimiklerini takip eden el hareketleri dikkatimi çekti. Sonra birlikte kahve içtik.
“Bu eller zaman içinde böyle oldu” dedi. Bana hızla iyileşmiş gibi geldi, Bayer ise, “Bana çok yavaş geliyor” diye devam etti konuşmasına.
Alınyazısı… İster inanın ister inanmayın. Ben bir kez daha buna inandım. Ahmet Bayer de sık sık kaderden kaçılmıyor, “Benim bunu yaşamam gerekiyormuş” dedi.
Sohbetin ardından Club Flipper’ın yenilenen odalarını gezdik. Yeni suitler yaptırmış Ahmet Bayer, işlerini hiç ihmal etmiyor. Devremülkler dışında, otel kısmında da uzun süreli ailelerin kalabileceği çok şık suitler hazırlanmış.
Sonra sahile indik, yağmur sonrası deniz çarşaf gibiydi. İskeleden o tekneye baktık. Ben de denizden çıkan her şeyi yemeyi sevdiğimi, teknede yaşamaya bayıldığımı, denizde süratten korkmadığımı ve daldığı anlattım.
“O zaman, gel seninle Zodiac’a binelim, hem belki ayağa kalkarım” dedi. Ben yine şaşırdım ama korkmadım. Nedense bana o kazadan sonra deniz korkusu yaşar gibi geliyordu, yanılmışım.
Zodiac’a bindik, eşimde de aynı bottan var, biz o botlara “oyuncak” diyoruz. Ahmet Bayer de oyuncağıyla oynuyor gibiydi. Tilkicik Koyu’nda gezdik. Motoru iskeleye yanaştırmaya geldiğimizde Barış’a “Çek bakalım” diye seslendi ve ayağa kalktı. Sol ayağında iyileşme var, sağ ayağı ise sol ayağını altı ay geriden takip ediyor. Bir gün yine yüreyecek Ahmet Bayer, ben buna inandım.

Basınç odasına 4 saat daha geç girsem ölecektim

Her insanın yaşamı bir yolculuktur, sert virajlara gelinir, inişler çıkışlar, kayıplar, mutluluklar, sevinçler olur. “Her şey yaşama dair” der geçeriz çoğu zaman. Hayatın ne getireceği belirsizdir. Siz beklenmedik bir durakta, bir kazaya uğradınız…
Kimse beklemez ama yaşamam gerekiyormuş…

Hiç isyan etmediniz mi? “Neden ben” demediniz mi? “Ah keşke yapmasaydım, yalnız dalınmaz kuralına dikkat etseydim” demediniz mi?

Hayır. Bunları düşünsem, mücadele edemem. İnsanın bir kaderi varsa oluyor. Alınyazısı. Hayatta başlangıç ve bitiş belli aslında, bundan da kaçılmıyor. Ben 4 saat daha gecikseydim basınç odasına zaten yaşamayacaktım. Ama o gün her şey farklı seyretti, şimdi düşününce bunu görüyorum, demek ki bu benim kaderimde yazılmış.

Neydi farklı olan o kaza günü?

Benim dalışımda o gün başka bir şeyler oldu. 25 yaşından beri dalıyorum, şimdi 50 yaşındayım. Dünyanın her yerinde daldım. Maldivler’de, Karayipler’de, Kızıldeniz’de, Afrika’da ve her zaman her fırsatta Bodrum’da daldım. Beraber daldığım arkadaşım 20 yıldır dalıyor, SAT komandosu yetiştiren çok tecrübeli biri. Beraber dalıyorduk, dalmak günlük hayatımın bir parçasıydı.

Belki de bu kadar kendinizden emin olduğunuz için önlem almadınız…

Sanırım bir yanılsama oldu, kendimi hep denize ait hissettim ama oraya ait değilim, değiliz. Arkadaşımla ikimiz de birbirimizi kollamazdık, birbirimize güveniyorduk. Bu bir hataymış, dik duvarda dalıyorduk, orada 53 metreye düşmüşüm.

“Derinlik sarhoşluğu” denilen şey…

53 metre düşmüş olduğum saatin grafiğinden çıkıyor, sonra kendim yukarı çıkıyorum. Hava az kalmış, yukarı doğru, su yüzüne çıkıyorum. Bir buçuk saat teknedekiler beni görmüyor.

Uzak mıydı tekne?

Hayır. Orada kaptanla arkadaşın yüzünü görüyorum, beni görmüyorlar, düdük çalıyorum duymuyorlar. O gün benle gelen benim kaptanım değildi. O gün gemicim yoktu. Yedek tüpüm 12 metrede duruyordu, o gün gemicim olmadığı için o da yoktu. Bunlar hep olan ama o gün olmayan şeyler. Hastaneye geldik, basınç kabini çalışmadı. 8 saat sonra Aksaz’da girdim basınç odasına. 4 saat daha girmeseydim ölecektim. Dalmak tehlikeli diyorlar ya, bence kader.

Hayatımda böyle bir durak olacakmış diyorsunuz…

Almanya’da klinikte ve daha sonra Türkiye’de çok ağır kaderler gördüm. Herkes bana dalmak çok tehlikeli diyor. Adamcağız bahçesinde hamağında yatıyor, cola’yı almak için uzanıyor, dengesi bozuluyor, düşüyor boyun kemiği kırılıyor. Hayatının sonuna kadar vücudunu kullanamayacak hale geliyor. Basınç kabininde bir kızcağız anlattı. İspanya’ya dalışa gitmiş, otelin 3’üncü katından balkondan düşmüş, beli kırılmış, omurilik felci olmuş. Mutfakta yağa basıyor ayağı kayıyor, kafasını buzdolabına çarpıyor, boyun kemiği kırılıyor. Olacaksa her yerde oluyor.

Hiçbir şey yapamıyordum tam bir çuval gibiydim

Psikolojik destek aldınız mı?

Hastane psikoloğuna git dediler. Gittim, “Benim sizi bir yılda getireceğim noktadasınız” dedi doktor, diğer hastalara yardımcı olmamı istedi. Ben “Olamam” dedim. Çünkü ben 4 çocuk sahibi, işinde başarılı olmuş, dünyayı gezmiş bir adamım, 27 yaşında hiçbir şeyi olmamış ve iyileşme ümidi olmayan bir hastayla durumum aynı değil.

İnançlı biri miydiniz?

Tanrı’ya inancım büyüktür. Hep konuşurum, dua ederim. Hoşuma giden camiler vardır, ibadet saatleri dışında gider dua ederdim, seyahatlerde kiliselere gidince de dua ederdim.

Boynunuzdan altı hissizdi. Bu size ilk söylendiğinde ne hissettiniz?

Çuval gibiydim. Basınç kabinine her gün girdim ve hep bir gelişme olacağına inandım. Yemeğimi onlar yediriyor, dişlerimi onlar fırçalıyor, her şeyi onlar yapıyorlardı, tam bir çuval gibiydim, başlarda nefes alırken de zorluk çekiyordum. Doktorları, meslektaşlarımı da buradan kınıyorum, tam olarak bilmiyorsan söyleme, bana “Artık böylesin, kendini alıştır” dediler, 4 hafta sonra sol elimi oynattım.

Her gün 4-5 saat fizyoterapi görüyorum

Nasıl bir tedavi gördünüz?

Murnau diye bir kliniğe gittim Münih’in güneyinde. Orada 2.5 ay kaldım. Bu bir klinik zinciri. Almanya’da 12 tane var bu kliniklerden, omurilik felci ve beyin felci üzerine. Her gün basınç odasına girdim. Bir ay sonra da sağ elim oynadı, ama hâlâ yemeğimi yiyecek kadar kuvvet yoktu. Daha sonra Bonn şehrinde günlük tedaviye başladım, orada bir rezidans tuttum. Mayıs’ta 2-3 aylığına Türkiye’ye çocuklarımı görmeye geldim. Almanya’da her gün fizyoterapi görüyordum. Türkiye’de de devam etmem gerekiyordu. Halamın oğlunun eşi doktor fizyoterapistti, emekli olmuştu. Onla çalışmaya başladık. Almanya’ya dönmeme gerek olmadığını gördüm. O tarihten itibaren tamamen birlikteyiz. Kahvaltıyı birlikte yapıyor, günde 4-5 saat çalışıyoruz. Her gün elektrotlar koyuluyor, azimle çalışıyorum, bunun da karşılığını görüyorum yavaş da olsa. Haftada bir gün de dinleniyorum. Durum çok ağırdı, inanılmaz hızlı iyileştiğim söyleniyor.

Doktorlar ne diyor durumunuzla ilgili?

Almanya’da, Amerika’da ve Türkiye’de farklı doktorlara gittim. Gelişme, tekrar ayağa kalkma yürüme ihtimalim var. Ben hep iyileşeceğime çok inandım. Beyinden alınan emirlerle vücudun kendini tamir etme ihtimali var.

Hastalığa teslim olanların hızla kötüleştiği görülüyor birçok hastalıkta…

Kanser sadece tek başına değil ama bir mutsuzluk hastalığı örneğin. Omurilik felcinin iyileşme ihtimali yok. Benim durumum farklı bunlardan.

Günde 1100 euro ödedim

Maddi gücümün olması bu kazadan sonra hayatımdaki birçok şeyi kolaylaştırdı. Almanya’da Murnau diye bir kliniğe gittim. 63 gün kaldım. Günlük 1100 Euro ödedim tedavi için. Bunu da sigorta karşılamadı.

Kumlarda yürümeyi çok özledim

Bu kaza size ne öğretti?

Geri dönüp bakınca bundan öğreneceklerimi biliyordum, hayat her an bitebilir. Bu kadar net. İyilik yapmak ve mutlu olmak lazım. Ben hiçbir zaman işkolik olmadım. Liseyi, üniversiteyi pekiyi derecelerle bitirdim, ama inek öğrencilerden değildim. Tıpta çok severek okudum, mesleğimi sevdim, deniz tutkum beni Bodrum’a sürükledi. İşimi hep çok sevdim.

Tıp okumuş olmanızın size bir yararı oldu mu bu kazadan sonra?

Tıp okumamış olsam bir sürü kitap okurdum. Ancak nörolojinin bu kadar az şey bildiğini tıp okurken bilmiyordum. Doktorlar bilgisiz değil ama nöroloji biliminde bilinmeyen çok şey var. Benim ana lezyonum toraks bölgesinde, nasıl oldu da ilk önce kollarım ve ellerim iyileşti bu bilinmiyor.

Ellerinizi çok rahat hareket ettiriyorsunuz…

Yemeğimi yiyor, yazı yazıyorum. Sol ayağım da iyileşme var, sağ ayak onun altı ay gerisinde.

Böyle giderse ayaklarınızın iyileşme süreci nasıl olacak, bu biliniyor mu?

Sinir sistemi en iyi şartlarda günde 1 milimetre kendini tamir ediyor. Yani çok yavaş.

İlaç kullanıyor musunuz?

Hayır. İlaç da yok zaten.

En çok neyi özlediniz?

Her dönemde farklı şeyleri özledim. Hastanede yatarken yakınlarım 22.30’a kadar yanımda kalıp sonra “Hadi bir şeyler yemeğe” gidelim diye gidiyorlardı. Onlara o zaman çok imreniyordum, sonra gitmeye başladım. Her şeyi özlüyorsunuz ama ben bardağın dolu tarafına bakıyorum. “2 yıl önce 1 Eylül’de çuvaldın, nefes bile alamıyordun, şimdi neler yapıyorum. Teknemi kullanıyorum, yüzüyorum” diyorum. Kumlara basmayı, sahilde yürümeyi çok özledim.

Denizden korkmadınız mı? İlk ne zaman girdiniz denize?

Deniz korkusu olmadı, yüzüyorum. Türkiye’ye döndüğümde hemen girdim denize, zaten Almanya’da terapide havuza sokuyorlardı.

Bir daha dalar mısınız?

Eski halime dönsem dalarım ama bir daha yalnız dalmam.

Çocuklarınıza dalış izni veriyor musunuz?

Onlar artık başlarına neler gelebileceğini biliyor, yalnız olmamak şartıyla dalabilirler. Dedim ya kader, beni denizde yakaladı.

Siz uçak da kullanıyordunuz. Adrenalini seviyorsunuz…

Evet ama 2.5 yıldır uçak kullanmıyorum, çok özledim. Tüpsüz dalış da yapıyorum. 20 metreye kadar küçük oğlum da dalıyor.

Neyi hayal ediyorsunuz?

Her şeyi… Eski halime döneceğime inanıyorum.

Engelliler için yapmak istediğiniz şeyler var mı?

Çok. Rehabilitasyon merkezi yok, var denilenler de tam değil. Olanlar çok pahalı. Bir engellinin evinden çıkması çok zor. Hangi taşıta binecek, hangi kaldırımda gidecek? Engelliler moral çöküntüsü içinde. Ve bir de kanatsız melekler var, tüm hayatlarını bu insanlara adamış insanlar. Örneğin Yavuz Kocaömer, Türkiye Engelliler Spor Eğitim Vakfı (TESYEV) başkanı. Beylikdüzü’nde bir arsa gösterdi devlet, TESYEV’le birlikte oraya Rehabilitasyon Merkezi yapacağız. 15 milyon dolarlık bir proje bu.

Cinsellik geri geldi şükrediyorum

Bir daha cinsel hayatınızın olmayacağını düşünmek sizi nasıl etkiledi?

Başlarda yüzümü bile kaşıyamıyordum. Beyin çalışıyor, hareket sıfır. Çuval gibiydim ama her şeyin zaman içinde geri geleceğine inandım. Ellerden sonra cinsellik de geri geldi. Şükrediyorum.

Eşinizle yolları ayırdınız. Siz Almanya’dayken yanınızdaydı eşiniz. Çıkan haberlerde, eşine kötü günlerinde destek olan bir kadın görüyorduk, ne oldu da bir anda ayrılma noktasına geldiniz?

Magazin basınında çıkan her habere inanmayın. Haftaya İstanbul’a gideceğim. Yeni düzenlemeler yapıyorum, çocuklarımı daha çok görebileceğim bir ortam hazırlayacağım.

Çocuklarınızla ilişkilerinizde değişiklik oldu mu?

Her şeyi konuşuyoruz. Bir tramva yaşadıklarını sanmıyorum. Her şeyi onlarla paylaşıyorum.

Kızlarla babalar aşk yaşar derler. Kızlarınızla bu kazadan sonra aranızdaki ilişkide neler yaşandı?

Her şeyi konuştuğum için sorun yaşamadık. Bu yaz küçük kızım Hera burada restoranda yanıma geldi, çok güzel müzik çalıyordu. “Baba senle dans etmek istiyorum’”dedi. Kızımı kucağıma aldım, tekerlekli sandalyemde döne döne dans ettik. Kızım sonra bana, “Baba sen hiç yürümeyecek misin?” dedi. O gece kızıma söz verdim, kızımın düğününde yürüyeceğim. İnanılmaz bir andı benim için.

Hep daha önce yaptığınız kazadan sonra yapamadıklarınızı konuşuyoruz, yaptığınız ne var?

Bir şeyi kesin yapmaya başladım. Ölmüş olsaydım neyi yapmak isterdim diye düşündüğümde, çocuklarımla daha çok vakit geçirmek isterdim. 4 çocuğum var. Şimdi onlarla daha çok birlikte oluyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND