Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel markanızı yaratmak ister misiniz?

rakip, marka yönetimi, marka, Manşet, kişisel marka, izlenim, hedef kitle

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Peki kişisel marka nasıl oluşturulur? İşte yanıtı…

Kişisel Bir Marka Nasıl İnşa Edilir?

Serbest çalışanlar [freelancers] ve girişimciler için kişisel bir marka inşa etmek hiç bu kadar önemli olmamıştı. İnternete ve sosyal medyaya erişimi olan herkes bir hedef kitle oluşturabilir, kendini bir uzman olarak konumlandırabilir ve yaptığı iş için müşterileri kendine çekmeye başlayabilir. Birçok insanın yaptığı da tam olarak bu.

Upwork’ün yakınlarda yaptığı bir çalışma, Birleşik Devletler’de serbest [freelance] işgücünün genel işgücünden 3 kat daha hızlı büyüdüğünü ortaya çıkardı. Serbest çalışanların, 2027 itibariyle, Birleşik Devletler işgücünün çoğunluğunu oluşturması bekleniyor.

Çok sayıda insanın kendi girişimci ruhunu sahiplendiğini görmek güzel olsa da, bu aynı zamanda her serbest çalışanın, bağımsız tarafın ve girişimcinin yakında şimdikinden daha yoğun rekabetle karşılaşacağı anlamına geliyor. Kendinizi rekabetten farklılaştırmanın kilit noktası ise bir kişisel marka inşa etmek.

Neden her girişimci kişisel bir marka inşa etmelidir:

Uzmanlık alanınız etrafında (diyelim bir yazar, konuşmacı, yönetici, danışman ya da serbest çalışan olarak) bir iş [business] kurguladığınız sırada, muhtemeldir ki, kişisel bir marka inşa etme düşüncesi doğal olarak aklınıza gelir. İşinizin yüzü olduğunuz düşünüldüğünde, kişisel markanızı oluşturmanız oldukça anlamlıdır.

Markanız sizi rakiplerinizden ayıran, hedef kitlenizin ve müşterilerinizin zihninde kalıcı bir izlenim yaratmanıza yardımcı olan şeydir. Hedef kitlenizi cezbeden ikna edici bir kişisel markanın yokluğunda, kendinizi kârlı ve sürdürülebilir bir iş kurmak için debelenirken bulabilirsiniz.

Fakat kendi markasına sahip bir şirket (sözgelimi bir yazılım ya da fiziksel ürün şirketi) kuruyor olsanız bile, kişisel bir marka inşa etmenin kendine özgü yararları vardır.

Çoğu insan, belirli şirketleri takip etmektense, başka insanları takip etme eğilimindedir. Dolayısıyla, kişisel markanız için bir kitle oluşturmanız, şirketinizin bilinirliğini artırmanıza gerçekten yardım edebilir.

Elon Musk, örneğin, 3 şirketinin (Tesla, SpaceX ve SolarCity) toplamda sahip olduğundan daha fazla Twitter takipçisine sahiptir. Aynısı Richard Branson (Virgin), Arianna Huffington (Thrive Global), Gary Vaynerchuck (VaynerMedia) ve sayısız diğer başarılı girişimci için de geçerlidir. Hepsi de, şirketlerinin bilinirliğini artırmak ve daha fazla müşteri çekmek için sonuna kadar kullandıkları güçlü kişisel markalara sahiptirler.

“Bir girişimci için kişisel bir markaya sahip olmak şimdi hiç olmadığı kadar önemli. CEO’lar ve şirket/marka kurucuları için bir o kadar önemli olan, ön plana çıkıp kitleleriyle iletişim kurmaları. Sonuçta insanların iletiştiği, yine, insanlardır.”

–Kevin Stimpson

Kişisel bir marka inşa etmenin yararları:

-Güvenilirlik ve otorite:

Kişisel bir markaya sahip olmak kitlenize güven vermenize yardım eder ve sizi endüstrinizde bir otorite ve fikir lideri olarak konumlar.

-Medyada öne çıkın:

Kişisel bir markaya sahip olmak kendinizi tanıtmanızı ve kitle iletişim araçları (çevrimiçi yayınlar, dergiler, televizyon, radyo, podcastler vb.) tarafından bulunmanızı kolaylaştırır. Medya sürekli olarak içgörülerini kitleleriyle paylaşabilecek uzmanları arar.

-İletişim ağınızı geliştirin:

Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı ve başkalarına nasıl yardım ettiğinizi açıkça ifade eden bir kişisel markanız olduğunda, bu, diğer insanların ve girişimcilerin sizinle iletişim kurmanın önemini görmelerini daha kolay hale getirir. İletişim ağınızı hızlı ve etkili bir şekilde hem çevrimiçi hem de çevrimdışı kurmak için kişisel markanızı sonuna kadar kullanabilirsiniz.

-Daha fazla müşteriyi kendinize çekin:

Sizi belirli bir endüstri ya da alanda başvurulacak uzman olarak konumlayan bir kişisel marka inşa etmek, ideal müşterilerinizden daha çoğunun dikkatini çekmenize yardım eder. Bir uzman olarak konumlandığınızda insanların müşterilere sizden bahsetmesi de kolaylaşır.

-Özel fiyatlandırma:

Güçlü bir kişisel markaya sahip olursanız, ürün ve hizmetleriniz için haklı olarak daha yüksek fiyatlar talep edebilirsiniz. Bir markanız olmazsa, fiyat rekabeti içindeki bir metaya dönüşürsünüz. Fiyatınızı düşürme potansiyeline sahip rakipler her zaman olacaktır.

-Kalıcı bir platform yaratın:

Zaman geçtikçe işinizde bazı değişiklikler olacaktır. Öyle ki, kariyeriniz süresince farklı endüstrilerde birden çok iş bile başlatabilirsiniz. Bir girişimden diğerine, ondan da öbürüne geçerken kişisel markanız sizinle kalır.

“Çevrimiçi olarak ortaya çıkan bunca içerik ve bir o kadar küçük iş düşünüldüğünde, bir insanın yüzüyle bağlantılı olan bir markaya hızlıca güvenmek çok daha kolaydır. Bir işletme markasıyla karşılaştırıldığında, kişisel bir markayla ilişki kurmak daha az bir zaman ve gayret gerektirir.”

–Pia Silva

7 Adımda Güçlü ve Verimli Bir Kişisel Marka Yaratmak

Düzinelerce girişimciye ve markalama [branding] uzmanına danıştıktan sonra, ideal müşterilerinizi kendine çeken güçlü (ve verimli!) bir kişisel marka inşa etmenize yardım etmek için 7 özel adımlık bir taslak çizdik.

Bunun yanında, adımlar üzerinde ilerledikçe kişisel marka stratejinizi geliştirmenize yardımcı olması için kullanabileceğiniz doldurulabilir bir Kişisel Markalama Çalışma Kitabı da hazırladık.

1. Temelinizi atın

Kişisel markanızı oluşturmanın ilk adımı, güvenli bir biçimde gerçekten dayanabileceğiniz bir zemin yaratmaktır. Buradaki anahtar ilke, gerçek olmaklıktır [authenticity].

Kişisel bir marka inşa etmenin bir kişilik yaratmak olduğu yönünde yanlış bir kanı mevcuttur. Ne var ki bir kişilik, tanımı gereği, aldatmacadır. Kim olduğunuza ilişkin doğru bir yansıma değildir, bu yüzden de, sahtedir.

Kişisel markanız sahte bir kişilik olmamalıdır. Markalama, kendinizi aslında olmadığınız bir şey gibi konumlamanız anlamına gelmez. Markalama dediğimiz şey, gerçek benliğinizi bir amaç doğrultusunda ve stratejik olarak kitlenize ve müşterilerinize teşhir etmenizdir. Kişisel markanız becerilerinizin, tutkularınızın, değerlerinizin ve inançlarınızın doğru bir yansıması olmalıdır.

“Sizi siz yapan özel şeyi bulmalı ve markanızı bununla ilişkilendirmelisiniz. Onu öylece icat edemezsiniz; o, gerçek bir şey olmalıdır (gerçi biraz abartılabilir ve hatta abartılmalıdır da).”

–Pia Silva

Halihazırdaki marka varlıklarınızın dökümünü çıkarın:

Güçlü bir marka temeli oluşturmaya halihazırda sahip olduğunuz marka varlıklarının dökümünü çıkararak başlayın. Söz konusu varlıkların kesişim noktası, kişisel markanızı inşa etmeniz gereken yerdir.

-Beceri ve yeterlikleriniz: Yaşamınız boyunca hangi becerileri edindiniz? Hangi eğitimleri, yeterlik belgelerini, sertifikaları ya da ödülleri aldınız?

-Tutkularınız ve ilgi alanlarınız: En çok hangi endüstri ve konularla ilgileniyorsunuz? Tutkunuz neye yönelik?

-Çekirdek değer ve inançlar: En önemli çekirdek değerlerinizden bazıları nelerdir? Neye inanıyorsunuz? Neyi savunuyorsunuz? Neye karşısınız?

Kişisel markalama temelinizin anahtar unsurları:

Bir kez halihazırdaki marka varlıklarınızı tanımladığınızda, sonraki adım kişisel markanızın anahtar unsurlarını bir araya getirmeye başlamaktır. Bunlar siz kişisel markanızı inşa ettiğiniz sırada kararlarınıza yol gösterecektir.

-Marka vizyonunuz: Nasıl tanınmak istiyorsunuz? Diyelim ki XYZ konusunda dünyanın en iyisi olacak olsaydınız, bu hangi konu olurdu?

-Marka misyonunuz: Neden kişisel bir marka inşa etmek istiyorsunuz? Amacınız nedir? Kimi etkilemek istiyorsunuz? Neyi gerçekleştirmek istiyorsunuz?

-Marka mesajınız: Dile getirmek istediğiniz anahtar mesaj nedir? Hangi mesajı içeriğinizde ve pazarlamanızda sürekli olarak pekiştirmek istiyorsunuz? Kitlenize yalnızca bir tane tavsiye verebilecek olsaydınız, bu ne olurdu?

-Marka kişiliğiniz: Markanızla ilişkilendireceğiniz kişisel özellik ve niteliklerden bazıları nelerdir? Daha gösterişli ve profesyonel olarak mı, yoksa daha kurnaz ve maceracı olarak mı algılanmak istiyorsunuz?

“Büyük bir marka kim olduğunuzu, neyi savunduğunuzu, piyasadaki yerinizi ve konumlanmanızı anlamanızla başlar. Hitap etmek istediğiniz hedef kitlenin ilgisini çekmek için yaratmanız gereken algı nedir?”

–Re Perez

2. Hedef kitlenizi belirleyin

Kişisel markanızı inşa ederken yapabileceğiniz en büyük hatalardan biri, herkese hitap etmeye çalışmaktır. Gerçekte, herkes sizin ideal müşteriniz değildir.

İdeal müşterilerinizi kendinize çekmek için, beraber çalışmak istemediğiniz kişileri reddetmeye hazır olmalısınız. Bu da belirli bir hedef kitle tanımlamak ve onları cezbedecek bir marka inşa etmek anlamına gelir.

Mantığa aykırı gibi görünebilir ama herkes tarafından sevilmeye çalışırsanız, kimse tarafından sevilmezsiniz. Göze çarpmak istiyorsanız ayrıştırıcı olmanız gerekir. Size maruz kalan ya da mesajınızı gören herkes sizi beğenmeyecek yahut sizi konuşmayacaktır ve bu gayet normaldir. Başarılı bir iş kurmak için herkese ulaşmanıza gerek yok. İdeal müşterilerinize ulaşsanız yeter.

“Güçlü bir kişisel markaya sahip olmak için bir şeyi savunmak, bazı şeylerin yapılışında belirli bir yola inanmak ve bu inançları platformunuzdan gururla dile getirmek zorundasınız. Bunu yapmayan markalar kitlelerinden kayıtsız bir reaksiyon alıp çabalarının neden eyleme dökülmediğini merak ederler.”

–Amanda Bond

Yapılmasını önerdiğimiz değerli bir alıştırma, kusursuz müşteri profilinizi (ya da diğer adıyla müşteri avatarınızı) oluşturmanızdır. Kusursuz müşterilerinizi arzu ve dertleri de dahil olmak üzere ne kadar iyi anlarsanız, gerçekten istedikleri ve gereksindikleri ürün ve hizmetleri yaratmaya o kadar iyi hazırlanırsınız.

İşte kusursuz müşteri profilinizi geliştirmenize yardım edecek bazı sorular:

-Nüfusbilimsel özellikler: Yaşları? Cinsiyetleri? Eğitim seviyeleri? İlişki durumları? Gelirleri? Meslekleri? vd.

-Arzu ve istekler: Nasıl bir gelecek arzuluyorlar? Hayalleri, hedefleri, istekleri ne?

-Sorun ve dertler: Neyle mücadele ediyorlar? Hedeflerine ulaşmaktan onları alıkoyan nedir?

“Güçlü bir kişisel markanın temeli, kitlenizi ve karşılaştığı problemleri ne kadar iyi anladığınızdır. Ancak bundan sonradır ki, neden umursadığınızı belirtebilir ve bu problemleri çözebilirsiniz. Sizi akıllara kazıyacak olan da budur.”

–Kyle Gray

3. Karşı konulamaz bir teklif sunun

Kazanç getiren bir kişisel marka inşa etmek için, hedef kitlenize satacağınız bir şeyiniz olmalıdır. Öyle bir karşı konulamaz teklifiniz olmalı ki, ya belirli bir problemi çözerken ya da belirli bir sonucu elde ederken kitlenize yardım etsin.

Birçok girişimci hatalı bir şekilde kendi istediği ürün veya hizmeti üretiyor, sonra da kimsenin böyle bir isteği olmadığını keşfediyor.

Kusursuz müşterinizi bir ürün ya da hizmet üretmeden önce tanımlamanın bu kadar önemli olmasının nedeni de bu. Kime yardım etmek istediğinizi tam olarak bildiğiniz zaman onlar için mükemmel çözüm olan bir teklif sunabilirsiniz.

Müşterilerinizin seveceği bir teklifi nasıl yaratırsınız:

Karşı konulamaz bir teklif yaratmanın ilk adımı, kendinizi her şeyden anlayan birinden [generalist] ziyade belirli bir alanın uzmanı olarak konumlamanızdır. Müşterilerinize çok belirgin bir sonuç vaat edin ve bu sonuca ulaşmalarında yardım etmek için özelleştirilmiş bir teklif tasarlayın. Belirsiz bir vaate sahip genel bir teklif kuşkusuz ki karşı konulamaz değildir.

Bir sonraki adımda sevdiğiniz şey, en iyi yaptığınız şey ve ideal müşterilerinizin en fazla istediği şey arasındaki kesişim noktasını bulun ve bu kriterlerin kesişiminde yatan bir teklif yaratın. Biz buna Karşı Konulamaz Teklif Formülü diyoruz.

Karşı Konulamaz Teklif Formülü:

Yapmayı sevdiğiniz şey + en iyi yaptığınız şey + kitlenizin en fazla istediği şey = karşı konulamaz teklif.

Bir kez karşı konulamaz bir teklifiniz olduğunda, bunu kitlenize açıkça iletebiliyor olmalısınız. İşte açık ve kısaca cevap verebiliyor olmanız gereken iki soru:

-Ne yapıyorsunuz? Bu soruya verdiğiniz cevap değer önerinizi oluşturur. Müşterilerinize aldığınız ücret karşılığında nasıl bir değer sağlıyorsunuz?

-Bunu nasıl yapıyorsunuz? Sürecinize, ürününüze ya da hizmetinize benzeri olmayan bir isim verin. Bu şekilde benzersiz bir isim verdiğinizde, rakiplerinizin aynı sonucu vaat eden olası tekliflerinden anında farklılaşır.

Sözgelimi bir Facebook Reklam Stratejisti olan Nicholas Kusmich, Facebook Reklamcılığı üzerinden daha fazla müşteriye ulaşıp gelirlerini artırmaları için işletmelere yardım ediyor. Onun yaptığı şey bu. Aynı şeyi yapan binlerce diğer Facebook Reklamcılığı uzmanından ayrışmasına yardımcı olması için şahsi bir süreç geliştirmiş ve buna “bağlamsal uygunluk” adını vermiş.

İşte internet sitesinin giriş sayfasından yaptığı işi rakiplerinden farklılaştıracak şekilde tarif eden bir ekran görüntüsü:

“İnsanlar kim olduğunuzu ve ne yaptığınızı mümkün olan en basit haliyle bilmek ister. O yüzden basit tutun. Beş ya da daha az kelimeyle kendinizi markalayabiliyor olmalısınız.”

–Grant Cardone

4. Kişisel internet sitenizi en uygun hale getirin

Kişisel bir internet sitesine sahip olmak, kişisel bir marka inşa etmenin önemli bir bileşenidir. Sosyal medyada güçlü bir mevcudiyete sahip olmak da önemlidir, fakat mevcudiyetinizi tesis ettiğiniz sosyal platformlar sizin olmadığı gibi, üzerinde denetime de sahip değilsinizdir. İnternet siteniz size ait olan, denetleyebildiğiniz bir platformdur ve birçok durumda, internet sitenizi ziyaret etmek hedef kitlenizin müşteriniz olmadan önce geçtiği adımlardan biri olacaktır.

İlk izlenimler kritiktir. Hedef kitleniz kişisel internet sitenizi ziyaret ettiğinde, kim olduğunuzu ve onlara nasıl yardım edebileceğinizi çabucak anlayabilmelidir. Doğru yere geldiklerini hissetmelidirler. Bu birkaç saniye içinde gerçekleşmez ise yeni ziyaretçilerin çoğu internet sitenizi terk edecektir.

Belki daha da önemli olan, internet sitenizin, gelişigüzel ziyaretçileri ödeme yapan birer müşteriye dönüştürmek için en uygun hale getirilmesidir. Bunu gerçekleştirmek için birtakım anahtar unsurlara gerek vardır ve bunların çoğu tam da internet sitenizle ilgilidir.

İnternet sitenizin giriş sayfasının anahtar unsurları:

Profesyonel bir logo: Adınızı profesyonel bir logoya dönüştürecek bir tasarımcı bulun. Grafik tasarım hizmeti arıyorsanız en iyi çevrimiçi iş araçları listemizde size birkaç tavsiyemiz var.

Değer öneriniz: Değer önerinizin (kime ve nasıl yardım ettiğiniz) giriş sayfanızda belirgin bir biçimde ve tercihen üst kısımda sergilendiğinden emin olun.

Profesyonel fotoğrafçılık: Birkaç fotoğrafınızı çekecek bir fotoğrafçı bulun. Bu fotoğrafları hem internet sitenizde hem de sosyal medya profillerinizde kullanın.

Sosyal tanıklık (medya, referanslar): Görünür olduğunuz yayımların ya da yayın organlarının logolarını ve müşterilerinizin tanıklıklarını ekleyin.

Açık bir eylem çağrısı: İnternet sitenizi ziyaret edenlere açık bir sonraki adım gösterin. Bu e-posta listenize kaydolmak, ücretsiz bir internet seminerine kayıtlanmak ya da ücretsiz bir danışma için başvurmak olabilir.

Kişisel marka internet sitesinin en iyi örneklerinden biri, dostumuz Jeanine Blackwell’in sayfası. İşte yukarıda bahsettiğimiz tüm unsurları içeren internet sitesinin giriş sayfasından bir ekran görüntüsü:

Kişisel marka internet sitesi için önemli diğer sayfalar:

İşte giriş sayfanıza ek olarak kişisel marka internet sitenizin içermesi gereken diğer önemli sayfalar:

Hakkında sayfası: Kişisel hikayenizi paylaşın. Bulunduğunuz endüstriye nasıl girdiniz? Hangi deneyim ve yeterliklere sahipsiniz? Kime yardım ediyorsunuz? Bunu nasıl yapıyorsunuz? Bunu neden yapmak istiyorsunuz?

İyi yazılmış bir Hakkında Sayfası örneği görmek için Chris Ducker’ın internet sitesine göz atmanızı öneriyoruz. İşte kişisel hikayesini paylaştığı Hakkında Sayfası’ndan bir ekran görüntüsü:

Ürünler/hizmetler: İnternet sitenizi ziyaret edenler için müşteriniz olmayı kolay hale getirin. Sunduğunuz tüm ürünleri, programları ve hizmetleri, haklarında daha fazla şey öğrenmek ya da satın almak için oluşturulmuş bağlantılar ile birlikte listeleyin.

Örneğin Sunny Lenarduzzi’nin “Benimle Çalışın” sayfasında ücretsiz kaynaklar, eğitmenlik programları ve çevrimiçi kurslar da dahil olmak üzere çeşitli teklifleri hakkında ilave bilgi sağlayan birçok açılır menü mevcut:

İçerik ve/veya ücretsiz kaynaklar: Blog gönderileri, podcast bölümleri, yardımcı videolar ya da ürettiğiniz veya önerdiğiniz kaynakların listesi.

İletişim sayfası: İnternet sitenizi ziyaret edenlere sizinle iletişim kuracakları belirli bir yol gösterin. İletişim kurma amaçlarına bağlı olarak seçecekleri farklı yöntemler sunun (e-posta, sosyal medya vb).

Gördüğümüz en iyi iletişim sayfalarından biri Lewis Howes’a ait. Gelen iletişim taleplerini düzenlemeye yardım etmesi için farklı soru tiplerine ilişkin farklı iletişim formlarına sahip:

“Tamamen kendinize dayanarak bir marka inşa ettiğinizde, kendi mavi okyanusunuzdan menfaat sağlayabileceğiniz bir zemin yaratırsınız — geleneksel rekabetçi güçlerden arınmış tek adaylı bir piyasa, faaliyette bulunabileceğiniz bir alan; zira rakiplerinizden hiçbiri size özel ve tescilli olanı kopyalayamaz, onun bir benzerini yapamaz.”

–Paul Ramondo

5. İçerik stratejisi oluşturun

Ücretsiz içerik yaratıp paylaşmak, markanızı inşa etmenin ve hedef kitlenizin güvenini kazanmanın en etkili yollarından biridir. Kitlenizi yardım edebileceğinize inandırmaya çalışmak yerine, onlara gerçekten yardım eden içerikler üretin. Bu bir güven tesis eder ve kendinizi endüstrinizde bir uzman ve otorite olarak konumlamanıza yardımcı olur.

Bugün en başarılı kişisel markaların (birkaç tanesini saymak gerekirse Grant Cardone, Marie Forleo, Gary Vaynerchuck vb.) kitlelerini oluşturup yetiştirmeye yardımcı olması için kaydadeğer miktarda çevrimiçi içerik yayımlaması tesadüf değildir.

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemek:

Kişisel markanız için içerik stratejisi belirlemeye, hedef kitlenizin işine yarayabilecek potansiyel tüm konuların listesini çıkararak başlayın. Google’ın Keyword PlannerBuzzSumo ve Answer the Public gibi araçlarının hepsi de anahtar kelime araştırması yapmak ve popüler konuları keşfetmek için iyi araçlardır.

Hakkında içerik üreteceğiniz konuları bir kez listelediniz mi, sonraki adım hangi türde içerik üreteceğinize ve ürettiğiniz içeriği nerede yayımlayacağınıza karar vermektir.

Yaygın içerik türleri:

-Yazı/makale

-Video

-Podcast

-İnternet semineri

-Çevrimiçi kurs

-PDF halinde kılavuz, yapılacaklar listesi, çalışma sayfası

-Veri grafiği

-Slayt gösterisi

-Vaka çalışması

Yaygın içerik ortamları:

-Kendi blogunuz/internet siteniz

-Podcast dizinleri (iTunes, Stitcher vb.)

-Youtube

-Diğer blog ve çevrimiçi yayınlar

-Sosyal medya (LinkedIn, Facebook vb.)

-E-posta

-Slideshare

-Quora

“Fazlasıyla inandığınız bazı çekirdek temalar belirleyip bunların etrafında bir dizi içerik oluşturun ve sürekli olarak bunu yapmaya devam edin.”

–Sam Mallikarjunan

Kalite ve sürekliliğe odaklanın

İçerik pazarlamasının iş görebilmesi için kalite ve sürekliliğe odaklanmak önemlidir. Olumsuz dönüşler alabilecek içerikleri yayımlamayın ve ayrıca yeni içerikleri kitlenize hangi sıklıkla yayımladığınız konusunda istikrarlı olun. İçerik pazarlaması uzun vadeli bir oyundur fakat doğru yapıldığında inanılmaz yararlar sağlar.

İçerik yaratıp tanıtımını yapmak çoğu insanın zannettiğinden daha fazla zaman alır ve daha masraflıdır. Bu nedenle, 1–2 temel içerik türü (blog gönderisi ya da video gibi) ve 1–2 temel içerik ortamı (Youtube ya da Facebook gibi) ile başlamayı öneriyoruz. Bir kez temel içerik türü ve ortamlarından iyi sonuçlar almaya başladığınızda böyle devam edin ve daha fazla kişiye erişmek için diğer içerik türlerine ve ortamlarına yayılın.

“Güçlü bir kişisel marka uyumludur, açıktır, tutarlıdır, belirli bir kitleye hizmet etmeyi amaçlar. Kişisel bir marka bir girişimci için önemlidir çünkü bu, özgün mesajınızı paylaşmak ve kitlenizi cezbetmek için en iyi yoldur.”

–Jennifer Gottlieb

6. Görünürlük stratejisi oluşturun

Kendi platformlarınızda içerik paylaşmak kitlenizi kurmanın iyi bir yoludur fakat çok zaman alır. Kitlenizi oluşturmanın daha hızlı bir yolu kendinizi başka insanların kitlelerine sunmanızdır.

İşte görünürlüğünüzü artıracak yaygın bazı yöntemler:

-Röportaj ve halkla ilişkiler çalışmaları: Konuk uzman olarak podcastlerde ve sanal zirvelerde, ayrıca televizyon, radyo ve basılı dergi gibi geleneksel medyada söyleşi verin.

-Konuk yazarlık: Hedef kitlenizin okuduğu diğer blog ve çevrimiçi yayınlar için makaleler yazın.

-Kamuya hitap etme: Hedef kitlenizin katılım gösterdiği canlı organizasyonlarda, yerel buluşma gruplarında ve konferanslarda konuşmak için başvuruda bulunun.

-Ortaklık ve müşterek girişimler: Diğer insan ve şirketlerle karşılıklı olarak yarar sağlayan ilişkiler kurmak; yazarlık, röportaj, müşterek girişim, ortaklık ve müşteri yönlendirmesi de dahil olmak üzere önünüze bir dizi fırsat çıkarabilir.

“En büyük gelişme numarası kendinizi başlıca yayınlarda ön plana çıkarmaktır. Alanınızda otorite ve güvenilirlik inşa etmek istiyorsanız hangi yöntem en saygın markalardan birinin sizden bahsetmesini sağlamaktan daha iyi olabilir? Bu size derhal güvenilirlik katar.”

–Ulyses Osuna

7. Topluluk kurun

Büyük ve kapsamlı bir kitle oluşturmaya çalışmak yerine odağınızı belirli bir alandaki bir topluluğun lideri olmaya kaydırın. Hedef kitlenizin sınırlarını çizin ve onlar için birbirleriyle etkileşecekleri, fikirlerini paylaşacakları, birbirlerini destekleyecekleri ve size doğrudan ulaşabilecekleri bir topluluk kurun.

İşte markanız ve işiniz etrafında kurabileceğiniz bir topluluk için birkaç yöntem:

-Facebook grupları: Kitleniz ve/veya müşterileriniz için özel bir facebook grubu oluşturun. Bu size kitlenizle günlük bazda anlamlı sohbetler etme fırsatı vermekle kalmayacak, bir o kadar önemli olarak onlara birbirleriyle etkileşebilecekleri ve birbirlerini destekleyebilecekleri bir çevre sağlayacaktır.

-Canlı etkinlikler: Canlı etkinlikler düzenleyin ki kitleniz ve/veya müşterileriniz sizinle bizzat vakit geçirebilsin. Gündelik buluşmalar, özel akşam yemekleri, çalıştaylar, dinlenceler ve idare grupları, kitlenizle uzun vadeli ilişkilerinizi pekiştirmek için harika yollardır.

-Üyelik siteleri: Müşterilerinizin, sembolik bir ücret karşılığında, ayrıcalıklı içeriğe, size düzenli olarak ulaşabilecekleri canlı aramalara ve/veya internet seminerlerine, ve üyelere özel bir forum ya da grup aracılığıyla birbirleriyle etkileşim ehliyetine erişim sağlayabileceği bir üyelik sitesi oluşturun.

“Güçlü bir kişisel marka yüksek düzeyde etki sahibi olandır, kendisini takip eden insanlar üzerinde etki bırakabilendir. Buradaki kilit nokta sosyal medyayı ve diğer sosyal platform ve çevreleri kendiniz ve etkilemek istediğiniz insanlar arasında uygun ve anlamlı diyaloglar yaratmak için sonuna kadar kullanmaktır.”

–Mark Lack

Kişisel markanızı inşa etmeye başlayın

Girişimci olmak için daha iyi bir zaman olmamıştı. İnternet ve teknoloji sağ olsun, girişimciliğe adım atmanın önünde pratikte hiçbir engel kalmadı. Herkes çevrimiçi olarak bir marka ve kitle inşa edebilir, kitlesine satmak amacıyla ürün ve hizmetler üretebilir.

Bir serbest çalışan ya da girişimciyseniz, rakipleriniz olur. Kişisel bir markaysanız, ne ki, rakibiniz yoktur. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde gerçek bir rekabet söz konusu olmaz. Sizinkilere benzer ürün ve hizmetler satan başka insan ve şirketler elbette olabilir, fakat onların hiçbiri siz değildir. Aslına bakılırsa tıpkı size benzeyen hiçbir insan yoktur dünyada. Bir birey olarak tamamen biriciksiniz.

Kişisel bir marka inşa etmenin etkililiğinin ardında da bu yatıyor. Kişisel bir marka inşa ettiğinizde kendinizi rakiplerinizden bir anda farklılaştırıyorsunuz çünkü rakiplerinizden farklısınız.

“Üzerine düşünelim ya da düşünmeyelim hepimiz kişisel bir markaya sahibiz. O zaman gelin hakkında biraz konuşalım. Bana kalırsa güçlü bir marka tanınabilir bir mesaja sahip olandır. Adınız ile beraber anılan bir şeye sahip olduğunuzda bu, algılanan rekabeti azaltır ve bu da muazzam bir şeydir.”

–Kathy Klotz-Guest

Yazar: Tyler Basu
Çeviren: M. Kaan Erdoğan
Kaynak:  medium.com

MAKALE

Uzaktan eğitim deneyimi

uzaktan eğitim, okul hayatı, öğrenme becerisi, Manşet

Uzaktan eğitimin faydaları nelerdir? Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Daha fazla ve daha kolay öğrenim sağlıyor olabilir miyiz? İşte bir öğrencinin gözünden uzaktan eğitim deneyimi…

Bir Öğrenci Anlatıyor: Neden Uzaktan Eğitimde Daha İyi Öğreniyorum?

Sıra beklemeden konuşmak. Sınıf malzemelerine zarar vermek. Öğretmenlere saygısızlık yapmak. Sınav esnasında cevapları ağzından kaçırmak. Birbirini iten, tekmelemeyen, vuran ve hatta yerlerde yuvarlayan çocuklar. Bunlar okulumda her gün olan şeyler. 

Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz, ama gerçekten şaka yapmıyorum. 

Akranlarımın davranışlarına göre ikinci ya da dördüncü sınıfta olduğumu düşünebilirsiniz. Ama aslında New York’ta liseye geçmek üzereyim ve ortaokul hayatım boyunca bu tür sorunlar hemen her derste defalarca yaşandı.

Bu yüzden, koronavirüs pandemisi sebebiyle New York eyaletinde başlatılan uzaktan eğitimi kesinlikle destekliyorum. Okullarımız bu deneyimi sınıftaki öğretmenleri daha iyi nasıl destekleyeceğini anlamak için kullanırsa, geri döndüğümüzde öğrenciler daha etkili bir şekilde öğrenme şansına sahip olurlar.

Nedenini açıklayayım.

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim alıyorum ve normal sınıf derslerinden daha fazla ve daha kolay öğrendiğimi fark ediyorum. Dikkatimi dağıtan öğrenciler ve bu öğrencileri idare etmekte zorlanan öğretmenler olmadan kesintisiz bir şekilde kendi hızımda çalışabiliyorum. 

Kendilerini kontrol edemeyen veya kontrol etmek istemeyen öğrenciler nitelikli sınıf zamanından çalarlar ve genellikle sınıf arkadaşlarının testlere ve değerlendirmelere hazırlanmasını engellerler. Üzerinden geçemediğimiz ya da yeterince odaklanamadığımız için, hiç hakim olmadığımız konuları içeren testlere girdiğim zamanlar oldu.

Bir ortaokul öğretmeninin işi hiç kolay değil. 26 ergeni gözetmenin çok daha ötesinde bir iş bu. Ortaokul hayatımda, sınıflarına hakimiyeti güçlü olan, kuralları tutarlı bir şekilde uygulayan, öğrencilere adil davranan ve saygılarını kazanan sadece birkaç öğretmenle karşılaştım.

İşbirliğine dayalı öğrenmeye büyük önem veren bir okula gidiyorum. Yaptığımız çalışmaların yaklaşık yüzde 80’i, öğretmen tarafından belirlenmiş 3 ila 5 öğrenciden oluşan gruplar halinde yapılıyor. Bu durum, çalışmalarını tamamlamak isteyen öğrencileri, olumsuz davranışlar sergileyen akranlarını disipline etmek ve isteksiz öğrencileri katkıda bulunmaya ikna etmek zorunda bırakıyor.

Uzaktan eğitim, çalışmalarım üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmamı sağlıyor. Daha fazla çaba ve çalışma gerektiren konulara daha fazla zaman ayırabiliyorum. Yanıtları zaten bilinen soruların üzerinden geçildiği bir dersi sonuna kadar oturup izlemem gerekmiyor. Hala diğer öğrencilerle işbirliği yapabiliyorum ama çok daha etkili bir şekilde. Çalışmaya farklı bakış açıları getiren ve daha güçlü olmasını sağlayan arkadaşlarla online görüşmeler yapmaktan gerçekten keyif alıyorum; birbirimize meydan okuyoruz ve bu daha zengin bir öğrenme deneyimi sağlıyor. 

Ayrıca, öğretmenlerimin şahsen verdikleri dersler yerine Google Classroom’da yayınladığı kayıtlı dersleri tercih ettiğimi de fark ettim. Bu yıl matematikle ilgili sorunlar yaşadım. Öğretmen, dersin en az üçte birini düzeni sağlamak için harcadığı için soruları cevaplamaya sabrı kalmıyordu. Çoğu zaman, okuldan önce onunla görüşmek için randevu aldığımda, kapısında soruları için sıraya girmiş olan bir yığın öğrenci olurdu. 20 dakika süremiz olduğu için hepimize yardımcı olamazdı. Diğer zamanlarda ise onu göremezdik.

Uzaktan eğitim ile boşa harcanan zamanın tamamı ortadan kalkıyor. Gerektiğinde öğretmenin kaydını durduruyorum, başlatıyorum, hatta ihtiyacım olursa geri alıyorum. Bu sayede dersi derste anlayabiliyorum. Kafam karışırsa, öğretmenimin haftalık çevrimiçi görüşme saatlerine (60-90 dakika uzunluğunda) katılıyorum; hiçbir zaman iki ya da üçten fazla öğrenci olmuyor. 

Uzaktan eğitimde, sınıfta olduğundan çok daha iyi öğrenmem eğitim sistemimizde bir sorun olduğunu gösteriyor. İki hafta önce okulum, Google Meet’te canlı video dersi denemeye başladı. Sınıfta öğrencileri idare etmekte zorlanan aynı öğretmenler, ne yazık ki çevrimiçi derslerde de idare etmek zorlanıyorlar. 

Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Birkaç önerim var. Birincisi, öğretmenler dersten sonra tüm öğrencilere kaydedilmiş dersleri video olarak göndermeliler (e-posta veya Google Classroom gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla). İkincisi, öğretmenler öğrencilere birebir veya küçük grup görüşmeleri için online haftalık çalışma saatleri sunmalılar. Üçüncü olarak, sınıf yönetimi konusunda son derece yetenekli olan öğretmenler, diğer öğretmenlere bu konuda ücret karşılığı eğitim vermeliler.

İlk iki öneri uzaktan eğitim döneminde zaten başladı ve şimdiden büyük bir başarı elde etti. Umarım okula döndüğümüzde de devam ederler ve okullar bu fırsatı tüm öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini geliştirmek için kullanır.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Bebeklerin göz renkleri neden değişir?

Manşet, göz rengi, genetik, bilim, bebeklerin göz rengi neden değişir

Bebeklerin göz renginin doğumdan sonraki ilk 6-9 ay içinde değiştiğini ve 9-12. ayda tamamen sabitlendiğini biliyor muydunuz? Peki, bunun nedeni ne olabilir? İşte yanıtı…

Bebeklerin Gözlerinin Rengi Neden Zamanla Değişir?

Bebeklerin gözleri yeni doğduklarında genellikle gri-mavi renktedir. Ancak zamanla -genellikle bir yaşına kadar- göz renkleri değişir. Saç rengi de genellikle bebekler büyüdükçe koyulaşır.

Bir insanın gözünün rengi derken aslında gözbebeği etrafındaki iris yapısının renginden bahsederiz. İris, göz bebeğinin büyüklüğünü ve göze giren ışık miktarını kontrol eden yapıdır. Birçok farklı göz rengi olmasına rağmen irisin renginden sorumlu tek bir pigment türü vardır ve iris yapısının rengi saça ve deriye de rengini veren melanin pigmentinden kaynaklanır. Melanin, melanosit adı verilen hücreler tarafından üretilir. Bir insanın gözünün ne renk olduğu melanin pigmentinin miktarına ve niteliğine bağlıdır.

Göz rengi genetik bir özelliktir. Göze rengini veren pigmentlerin miktarı ve niteliği genlerdeki bilgilere göre sentezlenir. Genetik bir özellik olmasına rağmen göz renginin çocukluğun ilk dönemlerinde nasıl değişebildiği sorusu akla gelebilir. Bebekler doğduklarında sahip oldukları melanin miktarı çok az olduğu için gözleri genellikle gri-mavi renktedir. Bebekler doğduktan sonra ışık, melanosit hücrelerindeki melanin üretimini tetikler. Ancak melanin üretimi deri ve saçlarda olduğu gibi sürekli değildir. Genel olarak bir yıl içinde genetik olarak belirlenen melanin miktarına ulaşılır.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND