Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel imajınızı nasıl yenilersiniz? (3)

“İnsanlar genel izlenimlerini, ilk dört dakikada oluştururlar” gerçeği ile yola çıkarsak ‘görüntü’ en belirleyici imaj unsuru. Beden diliniz, kelimeleriniz ve giyiminiz ise kişiliğinizin aynası…

imaj yenileme, imaj oluşturma, beden dili

KİŞİSEL İMAJINIZI NASIL YENİLERSİNİZ? (3)

Sen sus, beden dilin konuşsun!

“İnsanlar genel izlenimlerini, ilk dört dakikada oluştururlar” gerçeği ile yola çıkarsak ‘görüntü’ en belirleyici imaj unsuru. Beden diliniz, kelimeleriniz ve giyiminiz ise kişiliğinizin aynası…

Beden diliyle imaj yaratmayı, Türkiye’de ilk öğrenenler siyasiler oldu. Seçim arenalarında, basın toplantılarında, otobüslerin üzerinde, televizyon ekranlarında, el-kol hareketleri ve mimikleriyle bir imaj çizmeye çalıştılar.
Ardından beden dili, sahnelere taşındı. Ünlüler, beden dili yardımıyla, ‘iletişime açık, gülümseyen yüzler’ yarattı.

Beden dili, doğru iletişimin en önemli kıstaslarından… ‘Bacak bacak üstüne atmalı mıyım, öne mi eğilmeliyim, arkaya mı yaslanmalıyım?’ soruları uzmanların en sık karşılaştığı sorular arasında geliyor. Herkes, bir şekilde yanlış anlaşılacağından korkuyor. Oysa, şu dörtlüye dikkat etmek yeterli: Kıpırdamadan oturmayı öğrenin, düzgün soluk alıp verin, olumlu düşünün ve doğal davranmaya çalışın.

imaj yenileme, imaj oluşturma, beden dili

Etkileyici duruşun sırları

• Gözler: Göz temasından kaçmayın. Gözleri aşağı indirmek kişiyi itaatkâr, utangaç ve güvensiz gösterir.

• Yüz: Yedi temel duygunun merkezidir: Korku, öfke, şaşırma, iğrenme, mutluluk, üzüntü, acı. Yüzünüzü dik tutun.

• Kaşlar: Birinin bakışını yakaladığınız anda kaşlarınızı bir iki saniye için yukarı kaldırmak, dostluk ve güven işaretidir.

• Burun ucundan bakmak: Birine bakarken, başınızı çok kaldırırsanız, üstünlük taslıyor gibi görünürsünüz.

• Duruş: Omurganızdan geçirilmiş, ensenizden uzanan ve başınızın üstünden dışarı çıkan bir tel olduğunu farz edin. Bu tel yukarıdan yumuşakça çekilirse aşama aşama göğsünüzü, omuzlarınızı ve başınızı kaldırıp düzleştirecektir.

• Jest: El sıkmak, kucaklaşmak, öpmek, el sallamak gibi jestler bilinçli eylemlerdir. Kulak çekiştirmek, ense kaşımak, kâğıtları küçük küçük parçalara bölmek türünden olanlar bilinçsizce yapılır ve bunlara dikkat etmek gerekir.

imaj yenileme, imaj oluşturma, beden dili

Konuşma ele veriyor…

• Argo kullanmak: Bir kişinin geçmişini ele veriyor. Bir gruba ya da kültüre ait olmayı vurguluyor.

• Böbürlenme: Kompleks, kibir, samimiyetsizlik.

• Kendini eleştirme: Fazla alçakgönüllülük ya da tam tersi kendine güvensizliğin işareti olabilir.

• Abartı: ‘Kendini değersiz görmek yüzünden, abartılı anlatımlarla kendini kabul ettirmeye çalışmak’ olarak algılanır.

• Sorulmadan bilgi vermek: Etkilenmek, övünmek, ikna etmet, kandırmak amaçlı algılanır.

• Tanınmış insanların ismini sürekli yakınıymış gibi kullanma: Aşağılık kompleksi, önemli biri gibi görünme çabası.

• Dedikodu yapmak: Mutsuzluk, kendine güvensizlik, menfaat gözetmek.

• Kısık ve titrek ses tonu: Kendine güvenmeme, heyecan, sinir, çekingenlik.

• Kontrollü ve güçlü bir ses tonu: Kendinden emin, girişken, kontrollü.

• Mırıldanmak: Kendine güvensizlik, heyecan, aşırı meşguliyet, yorgunluk, hastalık, emin olamamak, üzüntülü olmak.

El ve kollara dikkat

• Kollar göğüs üzerinde ve çapraz halde tutuluyorsa: Kapalılık, kızgınlık, olumsuz ruh halinde olma, savunmaya geçme hali…
• Kafayı kaşımak: Düşünme, zor durumda olma, tereddüt, karar verememe.
• Eller kenetlenmiş: Olumsuzluk ve iletişime kapalılık.
• Ellerin önde birleşik tutulması: Suçluluk, mahçup olma, güvensizlik.
• Gözün elle ovuşturulması: Yalan.
• Parmakların ağzın içinde olması: Heyecan, panik, korku, çaresiz kalmak.

‘Kimse gerçek değil, herkes imaj’

İletişim ve imaj danışmanı Ahmet Şerif İzgören, başta devlet adamları olmak üzere pek çok tanınmış ismin imajının gerçeği sakladığı görüşünde

Bir imajın gerçeği ne kadar yansıttığı nasıl belli olur?
Çoğu zaman bize yansıtılan gerçek olmayabilir. Mesut Yılmaz, gerçek Mesut Yılmaz, Clinton da Clinton değildir. Dünyada liderlere imaj oluşturan iki temel grup var, birinci grup görüntü yönetimi ile ilgilenen imaj yapıcı ikinci grup ise beyin takımı. Onlar bize ne gösterirlerse o gerçektir.

İmaj yaratmakta kimler başarılı oldu?
En iyi örneklerden biri 80’li yıllarda İngiltere’de Margareth Thatcher’a yaratılan ‘Demir Lady’ imajı. İmaj danışmanları Thatcher’ı yeniden yarattı.

Bill Clinton’ın başarısının altında da etkili bir imaj mı yatıyor?

Bugün Clinton’ın atmadığı bir imza yüzünden Irak’a devam eden ilaç ambargosu, her ay bini aşkın bebeğin ölümüne yol açıyor. Ama Bill Clinton’ı, götürürsünüz çadır kente, verirsiniz eline Erkan bebeği tüm dünya televizyonları yayınlar. Hepimiz “Clinton bebekleri ne kadar çok seviyor” deriz.

Türkiye’deki örnekleri nasıl yorumluyorsunuz?

Olumlu ve olumsuz örnekler var. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın fiziği ve duruşuyla kamuoyuna yansıttığı imajı çok daha güçlü. “Bu adam bu işi yapar” diye düşünüyor insanlar, oysa Erdoğan yabancı dil bilmiyor.

İşyerinizde iyi bir izlenim bırakmak için…

İş yaşamında kişisel bir imaja sahip olmak çok önemli. İşte bazı püf noktaları:
• Kısa ve öz ifadeler kullanın. Kendinizi her ortamda 30 saniye tanıtacak bir basamak konuşmanız olsun.
• Yapıcı bir konuşma tarzı içinde olun. Olumsuz ifadeler kullanmayın.
• Renkli ve canlı bir ifade kullanın. Söylediklerinizi göz teması ve beden dilinizle destekleyin.
• Konuşma hızınız takip edilebilir olsun; tane tane, sakin konuşun.
• Argo konuşmayın.
• Basmakalıp sözlerden uzak durun.
• Konuşmanıza uygun anılar, anekdotlar ve espri katın.
• Asalak kelimeleri; ‘eee’, ‘şeyyy, ‘yani’ gibi anlamsız ünlemleri kullanmayın.

imaj yenileme, imaj oluşturma, beden dili

Kaş yaparken göz çıkarmayın

İmaj uzmanları, uygun bir biçimde giyinmenin önüne konulan engellerin -bilinçli ya da bilinçsiz olarak- ‘imaj züppeleri’ni yarattığını söylüyor. Kendi tarz ve tutumlarının herkesten üstün olduğuna inanan imaj züppelerini tanıma yolları ise şöyle:
• Moda züppesi: Entelektüel açıdan üstünlük taslayan bir tutum benimserler. Acemice bir araya getirilmiş renk, kumaş ve desenler yapılan hatalardan sadece biri…
• Kişilik züppesi: Fazla bir kişisel karizmaya sahip olduklarını, canları ne isterse onu giyebileceklerini düşünürler. York Düşesi bile bu kategoriye giriyor.
• Kalite züppesi: Moda bağımlılığı ve ucuz görünme korkusu yüzünden tarz sahibi olamazlar. Sonradan görme olmaları gerekmez, kendilerine güvenmezler.
• Sosyal züppe: Çevresindekilerle aynı tarzda giyinmeyi seviyorlar. Benzer tarzda giyinenleri görünce destek bulduklarını sanıyorlar.
• Avangard züppe: Moda kurbanı olabilirler. Ancak yaratıcı ve özgün olma ihtimalleri de var. Tutuculuğu alaya alırlar.

BİTTİ

Yazar: Şükran Pakkan
Kaynak: www.milliyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Quasimodo sendromu: Gerçekte var olmayan kusurları bulmak

sendrom, sağlık, Quasimodo Sendromu belirtileri, Quasimodo Sendromu, psikoloji, Manşet

Quasimodo sendromu nedir? Bu sendroma sahip bireyler ne tür davranışlar sergiler? Tedavisi var mıdır? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Quasimodo Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo Sendromu ya da diğer adıyla Beden Disformik Bozukluğu olan kişilerin sürekli aynada kendilerini inceleyip, her seferinde yeni bir kusur bulduklarını belirterek şu bilgileri paylaştı:

Quasimodo Sendromu nedir?

İsmini Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu eserindeki Quasimodo karakterinden alan Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Bu düşünsel uğraşlar kişinin işlevselliğinde bozulmaya neden olur. Bu durumun yarattığı mutsuzluktan dolayı kişi içine kapanır, kendi görüntüsünden duyduğu memnuniyetsizlikten dolayı iş ve sosyal hayatından uzaklaşır, daha ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir hatta çok ilerlemiş durumlarda intihar girişimlerine yol açabilir.

Quasimodo Sendromu belirtileri neler?

Bu sendromun genellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını, genetik yatkınlığın yanı sıra toplumsal normlar ve sosyal medyanın dayattığı güzellik algılarının da tetikleyici olma özelliği taşıdığını belirten Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo sendromunun 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çok vakit harcamak

Kişinin kendini aşırı inceleyip eleştirmesi, sürekli kendi görüntüsünde kusur bulması temel belirti olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin çok vaktini alan bu incelemeler özellikle yüz bölgesinde yoğunlaşıyor.

Kişi, etrafındaki herkesten kusurlu bulduğu bölgeleriyle ilgili fikir alma ihtiyacı içinde oluyor; hayali kusurlarının nasıl gözüktüğünü sorup, kendisini çirkin kabul ediyor. Diğer insanların hatta uzmanların söylemleri inandırıcı olmuyor.

Bu kişiler, plastik cerrahlar ve dermatologların kapısını sık sık çalıp, küçüklü büyüklü müdahaleler yaptırırken; hekimin onay vermediği, gerek görmediği işlem / operasyonlar için ehil olmayan kişilere işlemler yaptırtıp daha büyük hasarlar görebiliyorlar.

Aşırı kararsız olmak

Quasimodo sendromu olan kişiler saç ve kıyafet gibi konularda her zaman kararsızlık içinde oluyorlar ve gerçekte var olmayan kusurlarının, etrafındaki herkes tarafından fark edildiğini, çirkin olduğunu düşünüyorlar. Hayatları ile ilgili her alanda güzellik algılarına bağlı yanlış kararlar verebiliyorlar.

Bu sendroma sahip kişiler “Olmaz çünkü çok çirkinim, burnum/gözüm vs çirkin” gibi cümleleri çok sık söylüyorlar. Hayatları ile ilgili karar almaları gereken noktalarda güzel olmadıklarına dair algıları özgüven eksikliği yaratarak birçok konuda cesaretlerini kırıyor. Aynı zamanda güzelliklerine dair bu obsesyonları birçok alana dair ilgi ve algılarını da bloke ediyor.

Takıntılı düşünceler ve davranışlar geliştirmek

Kişi, başkalarınca fark edilmeyen ya da gerçekte olmayan kusurunu ciddi bir kusur veya özür olarak görüyor, devamlı bu sorunla uğraşıyor; bu algısından dolayı tekrarlayıcı davranışlarda bulunuyor. Örneğin; aynaya bakma, gizlemeye çalışma, deri/saç yolma, düzeltmeye çalışma, güven ve güzelliğine dair onay arayışı içerisinde olma bunlardan birkaçı. Kendi özelliklerini başkalarıyla kıyaslarken, zamanla yaşam kalitesi bozuluyor, içe kapanıyor hatta evden çıkmak istemiyor. Tek uğraşıları bu kusurlarını düzeltmek için oluyor. Çok ilerlemiş durumlarda, yaşamlarına son verme istekleri ve girişimleri sık görülüyor.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et

MAKALE

Yorgunluk modern hayatın getirdiği bir sorun mu?

yorgunluk, tükenmişlik, Manşet, depresyon, Anna Katharina Schaffner

Birçok insanı etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi birkaç yıl önce edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Anna Katharina Schaffner’ın da hayatını zorlaştırmaya başlamıştı.  Schaffner, bu konuyu araştırmaya ve bir çözüm bulmaya karar verdi. İşte o araştırmanın tüm detayları ve daha fazlası…

Yorgunluk hissi neden bu kadar yaygın?

Anna Katharina Schaffner birkaç yıl önce yorgunluk salgınının kurbanları arasına girmiş, yaptığı her şeyde bir “ağırlık hissi” duymaya başlamıştı. En basit işler bile bütün enerjisini tüketiyor, işine yoğunlaşması giderek zorlaşıyordu.

Bazıları bunu yaşadığımız çağa bağlıyordu. Bu doğru bir gözlem mi, yoksa yorgunluk ve tükenmişlik hissi diğer hastalıklar gibi hayatımızın belli dönemlerini etkileyen bir parçası mıydı?

İngiltere’deki Kent Üniversitesi’nde edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Schaffner bu konuyu araştırmaya karar verdi. Bu çalışmanın sonucunu “Yorgunluğun Tarihi” başlıklı bir kitapta topladı.

Alman doktorları arasında yapılan bir araştırmada doktorların yarısının yorgunluktan şikayet ettiğini, günün her saatinde bu durumda olduklarını, işe gitme düşüncesinin bile kendilerini yorduğunu gösterdi. Finlandiya’da yapılan bir araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluk karşısında farklı yöntemlere başvurduğunu, erkeklerin daha fazla hastalık izni kullandığını ortaya koydu.

Almanya’da yayımlanan bir makalede ise yorgunluk depresyonun “lüks versiyonu” olarak tanımlanıyordu. Depresyona olumsuz bir anlam yüklendiği için o “başarısız insanların hastalığıydı”, iyi meslek sahibi eğitimli insanlar ise yorgunluktan şikayet ediyordu.

Oysa Schaffner ikisinin farkı olduğunu söylüyor. “Depresyonda özgüven kaybı, hatta kendinden nefret etme durumu söz konusu olabilir; oysa yorgunluk ve tükenmişlik hissinde kişinin kendine bakışında değişiklik olmaz” diyor.

Yorgunluk kronik yorgunluk sendromu ile de karıştırılmamalıdır. Burada en az altı ay süren ve en küçük aktivitenin bile büyük bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açması durumu söz konusudur.

7/24 kültürü

Bazıları ise insan beyninin modern çalışma ortamıyla başa çıkacak şekilde evrilmediğini iddia ediyor. Verimlilik artışı konusundaki sürekli baskı ve kişinin işi yoluyla kendisini kanıtlama ihtiyacı işçileri sürekli bir ‘savaş ya da sıvış’ durumuna sokuyor. İnsan evriminde tehlikeye karşı geliştirilmiş olan bu durum stres hormonlarının artmasına neden oluyor.

Çoğu insan için baskı hissi sadece işle de sınırlı değil. Büyük şehir yaşantısı, teknoloji cihazları ve ‘7/24’ kültürü dinlenmeyi zorlaştırıyor. Bedensel ve ruhsal yenilenmenin mümkün olmadığı yerde de pilin tükenmesi hali ortaya çıkıyor. En azından teori bu.

Fakat eski kayıtlara baktığında Schaffner aşırı yorgunluğun sadece modern işyerlerine özgü bir sorun olmadığını, bu konudaki tartışmaların Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzadığını görüyor. Batı kültürüne Hristiyanlık hakim olduğunda ise yorgunluk manevi bir zafiyet olarak görülüyor.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte yorgunluk belirtilerine ‘nevrasteni’ ya da sinir zayıflığı tanısı konmaya başladı. Artık doktorlar sinirlerin elektrik sinyalleri ilettiğini ve sinirleri zayıf olan kişilerin, iyi izole edilmeyen bir kablo gibi enerjiyi dışarı yaydığına inanılıyordu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf gibi ünlülere de nevrasteni teşhisi konmuştu. Doktorlar bunu sanayi devriminin neden olduğu sosyal değişime bağlıyordu.

Ruhsal ve bedensel etkenler

Bugün bu terim sadece Japonya ve Çin’de kullanılıyor. Bazıları depresyon yerine kullanılmasını eleştiriyor.

Öyle görünüyor ki yorgunluk sadece modern çağın sorunu değil, tarih boyunca bu durumu yaşamış birçok insan var. Schaffner da “Yorgunluk hep vardı” diyor, “değişen sadece nedenleri ve etkileriydi”.

Aslında ‘enerjik’ olma hissini nereden aldığımızı ve herhangi bir fiziksel zorlama olmadan birden nasıl tükendiğini, bunun bedensel mi yoksa ruhsal mı olduğunu, toplumdan mı yoksa kendi davranışlarımızdan mı kaynaklandığını hala bilmiyoruz.

Belki de bunların hepsi etkendir. Psikoloji – beden ilişkisi duygularımızın ve inançlarımızın fiziksel sağlığımız üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. Örneğin duygusal sıkıntılar iltihap ve acıyı artırdığı gibi, bazı durumlarda nöbete ve körlüğe neden olabiliyor.

“Bir hastalığın sadece fiziksel mi yoksa ruhsal mı olduğunu söylemek gerçekten zor; zira çoğu zaman ikisi birden söz konusudur” diyor Schaffner. Rahatsızlığın psikolojik olması onun uydurma olduğu anlamına gelmez.

Sınırları belirlemek

Modern yaşamın yarattığı stresin etkilerini de kabul etmek gerekir. Schaffner, herhangi bir işin sınırları belirlemediğinde çoğu insanın kendisini fazla zorladığını ve “yeterince iyi olamama ya da beklentilere cevap verememe kaygısı şeklinde ortaya çıktığını” ifade ediyor.

Eposta ve sosyal medyanın enerji tükettiğini belirterek “Birçok bakımdan enerji tasarrufu sağlaması gereken teknoloji stres kaynağı haline geliyor” diyor. Bugün ofisten çıktığımız anda işimiz bitmiş olmuyor artık.

Tarih gösteriyor ki bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Eskiden yorgunluk teşhisi konan insanlara yatak istirahati veriliyordu. Bugün duygusal tükenmişlik hissini gidermelerine ve yeniden enerji kazanma yollarını bulmalarına yardımcı olmak için bilişsel davranış terapisi uygulanabiliyor.

“Bunun çaresi kişiden kişiye değişir. Neyin enerjinizi tükettiğini, nelerin enerji verdiğini bilmeniz lazım” diyor Schaffner. Bazıları yoğun spora, bazıları ise kitap okumaya başvurabilir. “Önemli olan iş ile eğlence ve dinlenme arasına sınır koymaktır. Bunlar tehdit altında.”

Yazar: David Robson
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND