Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel imaj dışarıdan nasıl okunuyor?

Beden dili, kıyafetler ve fiziksel özellikleriniz nasıl bir araya gelerek “kişisel imajınızı” oluşturuyor? Makalenin sonunda taktikler de var ve kadınlar için yazılmış.

Nehir Erdemli
www.kadinvizyon.com
19/12/2004

İster işte, ister aşkta dış görünüşünüz, beden diliniz, konuşma şekliniz gibi bir çok faktör etki yaratıyor. Fakat yeni karşılaştığınız bir insanın kafasında bir “imaj” oluşturmanız için maalesef sadece bir kaç dakikaya ihtiyacınız var.

İşte bu süre içinde fiziksel özellikleriniz, duruşunuz, giydiğiniz kıyafet karşı tarafa bazı mesajlar yolluyor. Peki bu bir kaç dakika içinde, dış görüntünüzün çok önemli olduğunu ve yüzde 55 oranında bir etki yarattığınızı biliyor musunuz? Peki ya ses tonunuz nasıl etkiliyor? Ses ise yüzde 38 oranında bir etki sağlıyor. Ya içerik? İşte o bir kaç dakika içinde bu anlamda karşı tarafa bir mesaj veremeyeceğiniz için, “içerik”in etkisi ise sadece yüzde 7..

Yaşamda her şey en nihayetinde karşımızdaki bir insanı ikna edip edememe noktasında düğümleniyor. Bir insanı sevdiğinizi mi söylüyorsunuz. Eğer onu ikna etmişseniz sevginiz çoğalıp size geri dönüyor. Bir işe mi talip oldunuz. Başaracağınız noktasında şefinizi ikna etmişseniz o işe layık görülüyorsunuz. Peki bütün bunlarda kişisel imajınız rol oynamıyor mu? Bu soruya verilen yanıt elbette “evet”. Bu araştırma size, imajla ilgili bir çok gerçeği de ortaya serecek. Sadece kariyerde ve işte değil aşkta da önem taşıyor dış görünüş. Bir insanı ilk anda etkileme açısından da önemli. Yani bu yazı aynı zamanda karşı tarafa olumlu imaj yollamak isteyen aşıklar için de önemli.

Kişisel imaj dışarıdan nasıl okunuyor?

Özgüven ve göz teması

“Tepeden tırnağa” herşeyinizle özel olarak ilgilenirseniz bir “imaj” oluşturabilirsiniz. Çünkü çok minik bir şey bile kurduğunuz imajı yerle bir eder. Örneğin ceketinizin yakasındaki kepekler imajı yerle bir eder. (Hele de siyah bir giysiyse) Ter kokmamaya özen gösterin. En büyük imaj kırıcıdır ter. Kadınlar için topuk hem şıktır hem de derttir. Diyelim ki aceleyle önemli bir iş görüşmesine koşturuyorsunuz. Ayakkabı topuğunuz takılıp sıyrıldı ve bunu farketmediniz. Tek kelimeyle imajınız biter. O nedenle son kontrollerinizi iyi yapın.

Karşı tarafın sizin hakkınızda fikir oluşturması sergilediğiniz “özgüven”le de ilintilidir. Özgüvene sahip bir insan dik oturur. Göz temasında şaşkın değildir. Karşısındakinin gözlerine bakar..Giyiminde kaliteye ve renk seçimine dikkat eder. Kişisel imajda insanın mimiklerinden, ceket düğmesine kadar her şey önem taşır. Temiz, bakımlı ve ütülü giysinin yarattığı imaj hep artıdır. Öte yandan elbiseleri seçerken fiziksel açıdan rahatlığına da dikkat eder. Çok bol veya çok dar bir elbise içinde hiç kimse kendini tam olarak ifade edemez.

Karşıya yollanan mesaj

Öncelikle herkesin şu sorunun yanıtını bilmesi gerekiyor: Başkaları sizi nasıl görüyor? Karşı tarafın fikri o kadar önemsenir ki bir çok insan tarafından, “elalem ne der” diye bir kavram ortaya atılmıştır. İşte yürüyüş oturmaya kadar bir çok davranışta bu geleneksel kalıp etkili oluyor. Bir erkeğin kalçalarını kıvırarak yürüdüğünü düşünün. “Elalem” bu erkeğe farklı anlamlar yüklüyor mutlaka. O yüzden imajını düşünen her erkek bir kere yürüyüşünün karşı tarafa gönderdiği mesaja dikkat eder. O yüzdendir ki Türk erkekleri arasında bazıları bunu abartıyor ve omuzlar kalkık, bacaklar açık bir şeklide tuhaf bir yürüyüş biçimi ile erkeksel imajını sivriltiyor. Bütün bunlar genellikle karşı tarafa gitmesi istenen mesaja göre belirleniyor..

İmaj denilen olgu..

Kişisel imajda dış görünüş, beden dili , konuşma şekli gibi bir çok faktör etkili. Tabii ki çağımızda bunu, araba ve cep telefonu markası gibi eşyalar da etkiliyor: Ama en çok yeni tanışmalar önem kazanıyor. Yeni karşılaştığınız bir insanın kafasında bir imaj oluşturmanız için sadece bir kaç dakikaya ihtiyacınız var. İşte bu süre içinde fiziksel özellikleriniz, duruşunuz, giydiğiniz kıyafet karşı tarafa bazı mesajlar yolluyor.

Peki bu bir kaç dakika içinde dış görüntünüzle yüzde 55 oranında bir etki yarattığınızı biliyor musunuz? Peki, ses tonunuzun etki oranı? Bu da yüzde 38 oranında bir etki sağlıyor. Ya içerik? Yani “huyunuz suyunuz”dan söz ediyoruz. İşte o bir kaç dakika içinde bu anlamda karşı tarafa bir mesaj veremeyeceğiniz için bunu etkisi sadece yüzde 7. Yani dünyanın en saygıdeğer insanı da olsanız dış görünüşünüz kötüyse, sesiniz berbatsa karşı tarafa asla saygın bir insan imajı veremiyorsunuz!

Kişisel imaj dışarıdan nasıl okunuyor?

El kol hareketi

Gülümseme şekli, göz teması ve el sıkışma tarzı gibi ayrıntılar iş dünyasında karşı tarafa önemli mesajlar veriyor. Sinirli bir ruh halindeki kişiden yayılan olumsuz elektrik derhal yerine ulaşıyor. Fazla el kol hareketi yapmak ve yerinde rahat duramamak da o klasik tabirle “karizmayı çiziyor”. Sadece bu değil elbette.. Aman sakın ha, iş görüşmesi için seçtiğiniz takım elbisenin altına spor ayakkabı giymeyin! Yakanıza üzerinde ilginç sözler olan rozetler bulunmasın. Kenan Doğulu”nun giydiği “kadına hayır” gibi tişörtler de.. Ütü çok önemli. Pantolonlarınızın çift çizgili olmasına dikkat edin.

İş görüşmelerinde bu ister ilk kez işe alınmak üzere olsun, ister şirketinizin sizi görevlendirdiği bir toplantı. Bütün bunlarda giyiminiz kadar davranışlarınız da önem taşır. Bu tip görüşmelerde oturuş biçimine dikkat etmelisiniz. Bacak bacak üstüne atmanız doğru olmaz. Oturduğunuz koltuk ya da sandalyede çok fazla hareket etmeyin. Heyecandan soluğunuz hızlanabilir. Ona dikkat edin. Bunu engellemek için görüşmeden önce nefes meditasyonu yapabilirsiniz. (On dakika burnunuzdan nefes alın. Bu nefesi her alıp verişinizde içinizde bir kaç saniye tutup, sonra yine burnunuzdan verin)

Giysilerdeki ayrıntılar

İş görüşmesinden önce giysinizi kuru temizlemeye verin ve yine de son kontrolu kendiniz yapın. Leke veya ter izi olmamalı kesinlikle. Ceketinizdeki eksik bir düğme karşı tarafa olumsuz imaj verir. Dikiş yerlerini de gözden geçirin, çekik veya sarkık bir iplik olmamalı.. Aman, kopan ve yeniden dikilen düğmelere dikkat! Bir çok insan, kopan düğmeyi yerine dikerken eski ipliğine uygun rengi bulamıyor ve farklı bir iplikle o düğmeyi yerine iliştiriyor. işte bu görüntü ters bir imaj oluşturuyor.. Düğme dikişlerinin hepsi aynı renk iplikle olmalı.

Aynı zamanda üzerinizdeki giysi on yıl öncesinin moda izlerini de taşımamalı.. Modayı sıkı sıkıya takip eden bir insan imajı şart değil ama yıllardır aynı tip elbiseyi giyiyor imajı da hoş değil. Kıyafeti tamamlayan ayakkabılara da dikkat. “Dost başa düşman ayağa bakar” derler. Ama yeni tanıştığınız insanın gözlerinin ayaklarınıza kayabileceğini de unutmayın.Kesinlikle boyalı ve cilalı olmalı ve pırıl pırıl gözükmeli.

Rengini seçerken de özen gösterin. Takım elbisenize veya eteğinize uyum sağlamalı. .Etek ve pantolon için seçtiğiniz kemere dikkat. Kesinlikle giysinize artı değer katmak istiyorsanız en kaliteli renk olarak en uygun olanını seçmelisiniz.

İYİ BİR İMAJIN TİYOLARI

Giysiler ve dış görünüş

ü Dişlerinize özel bakım yaptırın. Beyaz bir dişi olumlu etki bırakır.

ü İş görüşmesinde parfüm sürülmeli ama bu kesinlikle ağır bir konu olmalı.

ü Gülümsememe çok önemli ama içten olmalı ve aşırıya kaçmamalı: Gerektiğinde de konuşmanın seyrine göre ciddiyet korunmalı.

ü Yüz ifadesine saç şekli, artı değer katar. Onu içine mutlaka size uygun bir saç şekli bulmalısınız.. İş görüşmesine bolce jöle kullanarak dimdik hale getirdiğiniz saçlarla olumlu bir imaj yaratamazsınız.

ü Formda bir görünüm önemlidir. Eğer fazla kilolu iseniz hem üzerinize uygun giysi bulmakta zorlanırsınız hem de iş görüşmesinde rahat davranamayabilirsiniz.

ü Ceketiniz sırtınıza, omuzlarınıza çok iyi oturmalı.(Bu çok önemli) Gömleğinizin yakası kesinlikle boynunuzu sıkacak kadar dar olmalı

Saç ve yüz rengiyle giysilerin uyumu

ü Açık renk saç ve açık renk gözlere sahipseniz açık ve açığa uyumlu renkleri tercin edin.

ü Koyu renk saç, esmer bir ten ve koyu renk gözlere sahipseniz koyu ve koyuya uyumlu olabilen renkleri tercin edin.

ü Koyu saçlarınız, açık bir teniniz varsa ve parlak gözlere sahipseniz, giysilerinizi koyu ve açık renklerin kombinasyonlarından seçin.

Hangi göze hangi renk uygun “zıt” renk giysi uyar?

Göz rengi ile giysiler arasındaki ilişki aslında çok önemli. Peki göz renginizin “tamamlayıcı zıddı” ile daha güzel görüneceğinizi biliyor musunuz? Diyelim ki bir gömlek seçtiniz. Eğer gömlek “tamamlayıcı zıt” renkteyse gömlek göz renginizi daha da ön plana çıkartır ve yüzünüzdeki olumlu etkiyi çoğaltır.. Erkekler bu nedenle kravat rengine önem verir. Tamamlayıcı zıt rengi bir fularda da deneyebilirsiniz.

ü Parlak açık mavi gözleri olanlar sarı portakal bir renkte bir giysiyle etki yaratır.

ü Yeşil veya mavi renkte gözleri sahipseniz mercan rengi bir “zıt renk”giysi ile etkinizi çoğaltabilirsiniz.

ü Ela gözlerin etkisini en iyi hakiki mavi, mavi veya mor bir giysi ortaya çıkarır.

ü Açık kahverengi gözleri olanlar, turkuaz ya da yumuşak lacivert renkle etkilerini çoğaltır.

ü Koyu kahverengi gözü olanlar “zıt” olarak çam yeşili veya orman yeşilini seçmeli.

Kişisel imaj dışarıdan nasıl okunuyor?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND