Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel gelişimin abd’deki durumu

Amerikalıların kişisel gelişim “guru”larına ne kadar önem verdiği, kişisel gelişimlerini artırmak için ne kadar bütçe ayırdıkları ve Amerikanın popüler başarı kültürü hakkında yorumlar. 5 sene sonrasının Türkiyesi hakkında fikir sahibi olmak isterseniz bir okuyun deriz!

KİŞİSEL GELİŞİMİN ABD’DEKİ DURUMU

KİGEM.COM NOTU: Aşağıda Radikal gazetesinde Pazartesi sendromu! ve Tek yol Buda başlığıyla yayınlanmış iki makale yer alıyor.

Bu makalelerde Amerikalıların kişisel gelişim “guru”larına ne kadar önem verdiği, kişisel gelişimlerini artırmak için ne kadar bütçe ayırdıkları ve Amerikanın popüler başarı kültürü hakkında yorumlar yer almaktadır.

Makalede “kişisel gelişim” ile “ruhsal gelişim” iç içe gösterilse de oldukça farklı yönleri de bulunmaktadır.

KİGEM.COM NOTU BURAYA KADAR.

NEW YORK – Nihayet beklenen an geldi ve 2000 yılına girdik. 2000 yılıyla birlikte takvimden kopup giden bir yaprak için bunca heyecan duyulması boşuna değildi elbette.

Bir çok insanın yeni bir kararını uygulamak için pazartesi gününü seçtiği ve her yeni yılda neredeyse insan nüfusunun yarısının kararlar aldığı düşünülürse, şu anda gezegende milyarlarca insanın yeni bir başlangıç heyecanıyla kıpır kıpır olduğunu tahmin etmek güç değil.

Psikologlar da 2000 için alınan kararların biraz kilo vermek gibi alışıldık hedeflerin ötesine geçeceği görüşünde.

Yeni Kararların Eşiğinde

ABDdeki Scranton Üniversitesi psikologlarından John Norcross, 40 yaşına girmek, çocuk sahibi olmak ya da yeni bir binyıla girmek gibi her önemli an, insanoğlunu durumları hakkında düşünmeye iter diyor.

Ama bu değişim rüzgârlarını en iyi hisseden kesim kitapçıların öz yardım raflarında bulunan eserleri kaleme alanlar olmalı. Yapacağının en iyisini yap şeklinde özetlenebilecek bir Amerikan özlü sözünü kendine şiar edinen ve insanlara nasıl daha mutlu, zengin, ince, alımlı, duygulu, zeki, etkili ve yetkili olabileceklerini anlatan bir başarı edebiyatı seçkisinin en çalışkan ve parlak elemanları yani.

Başarı edebiyatının okuyucularına ne kadar başarı getirdiğini kesin olarak hesaplamaya imkân yok. Ama bu sektördeki kitapların tüm dünyadaki satışlarının yıllık olarak 563 milyon dolar (yaklaşık olarak 280 trilyon lira) getirdiği düşünülürse en azından yazarlarına ciddi bir maddi başarı sağladığı iddia edilebilir.

Kitapların insan hayatını etkileme gücü konusunda ise, en azından seminerler, CDler ve toplu seansları da katarsak yıllık gelir hacmi 2.48 milyar doları (yaklaşık olarak 1.5 katrilyon lira) bulan bir dev sektörden ekmek parası kazanan herkesin hayatını öyle ya da böyle etkilediği söylenebilir.

Ruhsal estetik ameliyat diyebileceğimiz sektör, Covey, Antony Robbins ve John Gray gibi gurular, Holly-wood devleriyle boy ölçüşecek servetler kazandırdı. Peki onların yeni yıldan beklediği ne olsa gerek? Elbette ki dev internet ağını da kullanarak daha çok insana ulaşabilmek.

Araştırmacılara göre, guruların en önemli müşteri kitlesi 30 yaş civarındaki kadınlar. Ancak, öz yardım seminerinde her cins ve ırktan insanı görmek mümkün.

Üstelik katılımcıların azımsanmayacak bir kesimi de iyi eğitim görmüş, iyi işleri olan ve aslında milyonlarca insanın sahip olmak için yanıp tutuştuğu şeylere sahip olan insanlardan oluşuyor.

Yani iyi evlilikler, iyi işler ve dinsel tatmin artık yerini stres, işlevsizlik ve kuşkuya bırakmış görünüyor.

Sonuçta eskiden bu eksiklikler için rahiplere giden insanlar artık guruları tercih etmeye başlıyor. Üstelik guruların takipçilerinin çoğu bu öğretileri yarı dinsel bir tarzda görüyor. İçinizdeki Devi Uyandırın adlı kitabın yazarı Antony Robbins, yıldızı tamamen sönmüşken parlayan Andre Agassinin baş danışmanı örneğin.

Robbinsin, düzenlediği büyük olay niteliğindeki konferansları her zaman biraz dinsel ayin, biraz da rock şovunu andırır tarzda. Konferansının ana teması, olağanüstü başarıya ulaşmak için zihninizi eğitin.

Duygusal konumunuzu belirleyin, depresyon yalnızca bir seçim. Konferansta kimi zaman katılımcılar sessizce onu dinliyor kimi zaman ise Tina Turnerın Simple the Best adlı şarkısı eşliğinde kendinden geçiyor.

Kimi gurular ise daha belirli alanlarla sınırlıyorlar kendilerini. Yakın zamanlarda Kadınlar Venüsten, Erkekler Marstan kitabıyla büyük bir kitleyi etkileyen John Gray, şimdi de Mars ile Venüs Yatak Odasında gibi daha çekici konulara eğilerek kitlesini artırmayı hedefliyor.

Grayın yalnızca kitap satışlarından elde ettiği gelir yıllık 10 milyon dolar (yaklaşık 5 trilyon lira). Tabii seminerler de onun büyük gelir kapılarından. Konuşma başına 50 bin dolar alan Gray, yalnızca 1999 yılında 12 konuşma yapmış.

Bir Öz Yardım Tutkunu

Kristen Kurowski, tüm hayatını öz yardım dersleri ve kurslarına göre yaşayan genç bir kadın. Kurowskinin sıradan bir günü, öz yardım sektörünün boyutunu ve hizmet yelpazesinin çeşitliliğini göstermek açısından son derece açıklayıcı olabilir.

Kurowski, her akşam ertesi gün yapacağı işleri önem derecelerine göre sırasıyla A, B ve C gruplara ayırıyor. Genç kadın Franklin-Covey Zaman Değişimi seminerinden öğrendiği bu gruplama sesteminin işlerini son derece kolaylaştırdığı görüşünde.

Öğle aralarını Kişisel Gelişim seminerlerinden öğrendiği biçimde pencere kenarında sessizce oturup ofisin yanı başındaki gölü seyrederek geçiriyor. Her akşam ya yoga ya da kick box kurslarına gidiyor ve akşamları da Önemsiz Şeyleri Kafaya Takmadan Yaşamak türü kitaplar okuyarak uykuya dalıyor.

Kurowski geçtiğimiz yıl Anthony Robbinsin seminerlerine devam etmiş. Anthony bize hadi şu keresteleri kırın dediğinde şaka yaptığını sandım. Ama ilk seferinde kırdım diyor.

Kereste kırmak, Virginiada bir danışmanlık şirketinde çalışan 29 yaşındaki Kurowskinin egzersizlerinden sadece biri. Karanlık bir salonda Kristen, sen gerçekten en iyisini hak ediyorsun diyen bir yabancıyla el ele oturmak onun başarı kazanma egzersizi.

Kendini asla tuhaf öğretilerle kafayı bozmuş bir tür yarı kaçık gibi görmediğini söyleyen Kurowski, Ben karmakarışık insan ilişkileri arasında yolunu bulmaya çalışan ve daha iyi yaşamak için bazı pratik ipuçları arayan normal bir insanım diyor.

Kendini değiştir, yeni bir başlangıçla bambaşka birisi olabilirsiniz gibi pozitif enerji içeren sözlerle milyonları etkileyen dev endüstri, imaj çağında göze çarpmak isteyenlere ince ayar yapmayı öğrettiği için başarıya mahkûm görünüyor. Ama aynalar aynalara bakarken dönüp kendine bakan var mı, burası meçhul!
(Kaynak:Newsweek)

Tek yol Buda!

Clintondan Stinge, Tina Turnerdan Demi Moorea kadar ünlüsü ünsüzü dünya çapında milyonlarca insan, bir manevi liderin, daha doğrusu giderek yitirdikleri ruhlarının peşinde

BERNARDO Bertolucci, Richard Gere, Sting, Tina Turner, Uma Thurman, Rockefeller – David. Jr ve karisi Diana, Timein kurucularından Steven ve Laurance..

Dünyaca tanınan tüm bu ünlüler, Budistlerin manevi lideri Dalai Lamanin izinde; Barbra Streisand ise Gurumayi Chidvilasanadin…

Hollywoodun seksi yıldızı Daryll Hannah kendisini Siri Dharmaya emanet etmiş. Demi Moore, Liz Taylor, Melanie Griffith, Julia Roberts, Michael Jackson, Sting de Deepak Chopranin ellerine teslim olmuş.

Madonnadan Baskan Clintona kadar neredeyse herkes, bir Guruya danışmadan sokağa adımını bile atmıyorlar. Ornella Muti, Vittorio Gassman, Richard Chamberlain doğu terapileri ile ruh sağlığını bulanlar.

Shirley MacLaine, Chris Griscom adlı bir gurunun izinde. Isabella Rosellini, Meg Ryan ve Julia Roberts, Siddha Yogaya gidiyor. Donna Karan ve Peter Gabriel ise Teshte karar kılmış.

Gurusuz çıkmıyorlar

Yukarıdaki isimler spritualizme yakın olarak bilinenler, ama hiç bilinmeyenler de var. Ferrarinin ünlü sürücüsü Michael Schumacherin Guru Babir Sighe sormadan asla yarışa girmediği, İngiltere Başbakanı Tony Blairin eşi First Lady Cherie Blairin spritualist olarak bilinen kuaförü Andre Suard yanında olmadan dışarı adım atmadığı bilinmiyor.

ABD Başkanı Clintonun düşünsel danışmanı ise, İçindeki Devi Uyandır kitabıyla tanınan Anthony Robbins adlı bir düşünür. Robbins, insanların içlerindeki hazineyi keşfederek en iyi randımanı verebileceklerine inanıyor.

Clinton, Robbinsi izlerken, eşi Hillary Clintonda her zamanki kişilikli tavrını sürdürerek kocasından farklı bir yolu seçiyor ve New Age (Yeni Çağ) ekolüne yöneliyor.

Beyaz Saray çevrelerindeki en yaygın söylenti, Hillarynin Jean Houstan adli bir falcısı olduğu ve onun aracılığıyla öte taraftan Elenaour Roosvelt ile görüşmeler yaptığı…

Kurtuluş nerede?

Bu kadarı da fazla mı diyorsunuz?

Yanılıyorsunuz… 90lı yılların egemen duygusu inanç ve güven.

Bu iki duygu olmadan insanlar ayakta duramıyor.

Bu anlamda Batı dünyasının Doğuya yönelmesi moda ve trend sözcükleriyle açıklanmıyor.

Bir sürecin ve temel sorunların sonucu olarak Batılıların bir kısmı kurtuluşu Doğuda ararken, Doğuluların büyük bir kısmı da kurtuluşu Batıda aramaya devam ediyor.

Batıya giderken Doğuya varma olayını tabii herkes kendi cephesinden açıklıyor.

Örneğin bazı muhafazakarlar Avrupanın 68 hareketinden sonra geleneklerinden koptuğunu ve bunun bir süre sonra insanları yeni inanç arayışlarına ittiğini iddia ediyor.

Yaygın görüş ise, Batının İkinci Dünya Savaşından sonra iktidar, başarı ve paraya yöneldiği, bunun da insanları bilgisizliğe ve yalnızlığa ittiği.

Bir Formula 1 pilotu saatte 300 km ile gidebiliyor, ama arabadan indiği anda yaşamına anlam vermek zorunda yalnız bir adam olarak kalakalıyor.

Hollywood yıldızlarının dramını da böyle açıklayabiliriz. Belki de bu yüzden hayatın sahne olmadığını anlamakta gecikmiyor, hemen bir çiftlik alıp hayvanlara, otlara, çoluk çocuğa yöneliyorlar.

Bu ruhsal kargaşa, doğal olarak insanı her zaman doğru adrese götürmüyor; ruhların pazarlandığı bir süpermarkete düşme tehlikesi de yok değil.

Biraz zen, biraz spritualizm, bir miktar okültizm, Mısır piramitleri, Doğu kremleri, mistik müzik, ruhani kitaplar derken ortaya milyonlarca dolarlık bir Pazar çıkıyor.

Ama tabii aslolan insanların Doğuyu değil doğruyu arayışları.

Aslolan ruhtur

Jean – Francois Revel, önemli bir Fransız felsefeci. Oğlu Matthieu ise çok özel bir budist.

Özel, çünkü Matthieu sadece Dalai Lamanin Batıdaki temsilcisi budist bir rahip değil, ayni zamanda Batı dünyasının önemli bir bilimadamı.

Nitekim, Matthieunun biolojiyi bırakıp, budizme yönelmesi en çok bu yüzden şaşkınlık yaratmış.
Batı basını son günlerde bu ikiliye geniş yer veriyor.

Gerçekten de Batıya gittikçe niye Doğuya varıldığını bu baba – oğuldan daha iyi kim anlatabilir?

Matthieu, Batıda bilimin darbe almasını, dünyayı açıklamakta suskun kalmasına bağlıyor ve insan için aslolan kalp ve kalbin serüvenidir.

Bilim bu serüveni anlamakta, dolayısıyla insanı yorumlamakta çok yetersiz kaldı diyor. Babası ise, Bilim hiç bir zaman böyle bir sorunun cevabını aramamıştır. Senin iddia ettiğinin tam tersine, bilim Batının zaferi olmuştur, sonu değil.

Burada mesele bilimi baltalamak değil, bilimin yeterli olup olmadığını sorgulamak. Batının iflas ettiği doğrudur, ama iflas eden bilim değil Batı felsefesidir. Bati bilgeliği unuttuğu için çöküyor görüşünü savunuyor.

Her ikisinin ortak görüşü ise şu:

Bir felsefeci, rahatlıkla kişisel problemleri içinde boğulup gidebilir, bir bilim adamı zaaflarına yenilebilir, ama ruhsal olarak gelişmiş bir insan arada bir sapsa bile asla doğru yoldan çıkmaz. Yani aslolan ruhtur.

Nereye gidiyoruz ?

İnsani anlamda baktığımızda, ruha doğru bir yolculuk yaptığımızı; devlet anlamında baktığımızda ulus devletin çağını doldurduğunu; sistem olarak baktığımızda demokrasinin gelecek yüzyılın solunu oluşturacağını; aşk açısından baktığımızda, duygusal paylaşıma katılmayan erkeğin sonunun geldiğini söyleyebiliriz.

2000e hazırlanırken belki de yapabileceğimiz en önemli şey, düşünce ve davranış kalıplarımızı gözden geçirmek,yargılardan uzaklaşmak olacak.

Unutmayalım ki, hakikat zamanın içinde gizlidir.

Ve bugün her zamankinden daha çok durmak ve düşünmek zamanıdır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND