Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel gelişimden beklentiler!

Dr. Selim Aydın’ın “kişisel gelişim” kavramı ve “İslama uygun yaşamak” arasındaki ilişkiyi, kültürel boyutuyla analiz ettiği bir yazı. Hem dindar olup hem de kendini geliştirme konularına ilgi duyanlar için.

KİŞİSEL GELİŞİMDEN BEKLENTİLER!
Dr. Selim AYDIN
Sızıntı

Kişisel gelişim ve insan kaynakları; insanın verimliliğini ve performansını artırmaya yönelik arayışları ve çözüm yollarını, hedef müşteri grubuna ulaştıran hizmet sektörüdür.

İnsan kaynakları ve kişisel gelişimin doldurduğu boşluklardan biri, resmi eğitimin eksiklerini hizmet içi ve dışı eğitimlerle tamamlayarak, piyasanın istediği başarılı ve sağlıklı insan tipini oluşturmak, sayısını artırmaktır. Bir diğeri, dünyevileşmiş bir toplumda, dinin sosyal hayata yaptığı ahlâkî değer katkısını, dinî terminolojiyi kullanmadan ve sekülerlikten (dünyevî olandan) vazgeçmeden hayatın içine taşımaktır.

Bunun en çarpıcı örnekleri Amerikalı kişisel gelişim uzmanı Stephen Coveyin, Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı ve Önemli İşlere Öncelik isimli eserlerinde görülebilir. Bahsedilen eserler, semavî dinlerin ahlâkî öğretilerini seküler hayata başarılı şekilde entegre etmektedir.

Avrupa ve Amerika eksenli uygarlığın geliştiği zeminin ana motifi dünyevî (seküler) olduğu için, hususî gayret ve kararlılık gösterilmedikçe, bu kültürdeki insanların zevklerini ve rahatlarını erteleme eğilimi düşüktür. Ahirete inanan Müslümanların ise; zevklerini ve rahatlarını erteleme meyli daha fazladır.

Çünkü bu dünya mükafat yeri değildir, bu zevklere ahirette kavuşulabilinir. Batı uygarlığı ise, cenneti burada kurma ve yaşama çabasında olmuş ve olmaktadır. Dolayısıyla, Batı dünyevileşmenin doğurduğu boşluğunu, dine doğrudan atıfta bulunmadan, ahlâkî değerlerle doldurmak için kişisel gelişime sarılmaktadır.

Batı uygarlığı, yazılı olmayan iki kaide üzerinden itici motor gücünü kazanmaktadır. Bunlar; Durma düşersin. ile Daha iyisi gelirse, gidersin. prensipleridir. Bu iki düstur, insanları ister istemez daha iyi olmaya, farklı olmaya ve üstünlük sağlamaya motive etmekte, hayatı bir yarışa dönüştürmektedir.

Kişisel gelişim seminerleri, insanları motive eden faaliyetler bütünü olarak sistemde yerini almaktadır. Bundan dolayı da, kapitalist liberal sosyo-ekonomik sistemde, insan kaynakları vazgeçilemez bir konumdadır. İş dünyası; prestij ve imaj sahibi, başarılı, statü ve kariyer kazanma isteği yüksek fertlerin, sistemin temel ateşleyicisi olarak iş gördüğüne inanmaktadır.

Son 20 yılda yapılan araştırmalar, insanın öğrenen bir varlık olduğunu, öğrenmediği zaman kireçlenmeye başladığını ortaya koymuştur. Beynin yaşlanmasını engellemek, sürekli öğrenmeye ve öğrenme çevrelerinde bulunmaya bağlıdır. Adeta Peygamberimiz (sas)in bir mucizevî beyanı, bu asırda daha iyi anlaşılıyor: Ya öğrenen ya öğreten ya da öğrenmeyi destekleyen ol. Yoksa helak olursun. İnsanın beyin fakültelerini daha etkin kullanmak için; öğrenen fert, öğrenen kurumlar ve öğrenen sistemler kavramları ortaya atıldı.

Bu yeni anlayışın geniş kesimlere ulaştırılmasında kişisel gelişim seminerleri, öncü rolü oynamaktadır. Ayrıca bilgideki geometrik artış da bu arayışları olumlu yönde destekledi. Ancak son 10 yılda üretilen bilgi miktarı, insanlık tarihi boyunca üretilen bilgi miktarından çok daha fazla iken, üretilen ve kullanılan ahlâkî değerler çok azdır. Sürekli değişip yenilenen dünyada, bilginin son kullanım tarihi kısaldı.

Bilgiler, belli bir zaman dilimi içinde üretilen ve geçerliliğini kaybeden bir meta haline dönüştü. Bilginin doğruluğundan ziyade, ne seviyede geçerli, anlamlı ve faydalı olduğu öne çıktı. Bilgiye ulaşım çok kolay ve hızlı olduğundan, bilginin yönetimi, anlamlandırılması ve işe yararlılığının ve geçerlilik seviyelerinin bilinmesi, işletmelerde son derece kritik hale geldi.

Bilgi sermayesi, kas gücünü ve maddî sermayeyi yönlendiren itici güç konumuna gelip sistemin olmazsa olmazları arasına girdi. Resmi eğitim, bu gelişmelere ayak uydurmadığından, liberal kapitalist ekonomi, insanları mecburi istikamet olarak kişisel gelişim ve insan kaynaklarına yönlendirdi.

Kişisel gelişimden faydalanmak isteyen kişi ve kurumların dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır: Birincisi, giderek artan bir talebin gözlendiği bu piyasada, hem ticarileşmesinin olduğu hem de kaliteli ve kalitesiz eğitimin kolaylıkla müşteri bulduğu gerçeğidir.

İkincisi ise, Her bilenin üstünde daha iyi bir bilen vardır. prensibinin ışığında, kişisel gelişim seminerlerinin insanın hususîliği ve toplumun kendine haslığı içinde farklı sonuçlar verdiğinin bilinmesidir. Bu iki noktada oluşabilecek zararları veya tehlikeleri azaltmanın yolu, geleceğin dünyasının doğru algılanması ve modellenmesi, bu dünyada yaşayacak olan insan modelinin sağlıklı inşa edilmesidir.

Belki en önemlisi, buradan hareketle, bir kişisel gelişim ve insan kaynakları modelini geliştirmek olacaktır. Şu bilinmeli ki, insan kaynakları ve kişisel gelişim sahası ıslah bekliyor.

Kişisel gelişim sektörüne yönelik sorular

İnsanın benliğinin oluşumuyla ve karakter eğitimiyle ilgili problemleri, eğlence ve bilgiyle çözebilir miyiz? Kişisel gelişim gerçekten sihirli bir tedavi mi? Kişisel gelişim seminerleri insanın hangi boyutunda ve derinliğinde çalışıyor? Neyi düzeltiyor, neye katkıda bulunuyor? İnsanın tabii öğrenme stilleri ve ritimleri içinde oluşan arızalar mı gideriliyor? Yoksa kişisel gelişim seminerlerinin tesir gücü; kişinin mizacına, kişilik motifine, ruh yapısına ve şuuraltının şekillendiği çevrenin belirlediği reaksiyon aralığına göre mi gerçekleşiyor?

Kişisel gelişim seminerlerinin yaslandığı felsefe, insandaki problemi bir bilgi eksikliği olarak görüp, eksik gördüğü parçayı yerine koyarak problemi çözeceğini mi sanıyor? Kişilik gelişimi ve insan kaynakları seminerleri, hangi inanç ve kültürün insan modeline dayalıdır? İnsanı ne ölçüde bir sistem ve bütün olarak algılıyor? İnsanın hangi boyutuna, nasıl bir derinlik katmaktadır? Kişisel gelişim adı altında yapılan bütün faaliyetler, bir fantezi mi, yoksa hissedilen açlığı şuursuzca gidermeye mi yönelik?

Kişisel gelişimin Türkiye boyutu

Dünyada 1970lerde popüler olmaya başlayan kişisel gelişim kitapları, Türkiyeye Nüvit Osmansoyun İnsan Mühendisliği kitabı ve Dale Carnegienin eserlerinin Türkçeye kazandırılmasıyla girdi. 1990lı yıllarda birkaç yerli yazarın kitaplarıyla hız aldı. Bu esnada onlarca yayınevi yabancı eserleri tercüme ederek, Türk insanını bu sektörün kitaplarıyla tanıştırdı. Buna paralel olarak yüzlerce insan kaynakları ve kişisel gelişim danışmanlık şirketleri kuruldu.

Türk insanı, Kişisel Gelişim Uzmanı isimli yeni bir iş ve meslekle tanıştı. 2000li yıllarda ise, popüler bir pazar oluşturan ve eğlendirerek bilgilendiren kişisel gelişim seminerleri, klasik bilgi aktarım metodunu eskitmiştir. Bu sahadaki bir kaç telif eseri hariç tutarsak, kişisel gelişim kitapları genelde Avrupa medeniyeti ekseninde üretilen düşüncelerin Türkçe’ye tercümesinden veya onlara dayalı derleme eserlerden ibarettir.

Doksanlı yıllarda yurtdışına, psikoloji ve sosyal bilimlerde doktora eğitimine giden genç akademisyenler, kişisel gelişim dalgasıyla karşılaştılar. Bunların Batıdaki prestijinden ve rantından etkilenerek, Türkiyede benzer danışmanlık şirketleri kurdular. Bu grubun bazı üyeleri, akademisyen olmaları dolayısıyla, uzmanlık alanlarını her şeymiş gibi sunma hatasına düştü.

Parçanın bütün olmadığını göremeyen/görmek istemeyen sektörün tüketici kitlesi de, bu eğitimleri, uzman ve uzman olmayan kişilerden almaya başladı. Piyasada tercüme edilen, insan denen kompleks bütünün, neresini, ne ölçüde çözdüğü belli olmayan bu kitaplardan 5-10 tanesini okuyanlar, kendilerini kişisel gelişim uzmanı olarak tanıttılar.

Gözardı edilmemesi gereken bir diğer husus da, yerli kişisel gelişim sektörü dışında, yabancı kuruluşların Türkiye temsilcikleri ve lisans haklarını satın alarak Türkiyede hizmet sunan insan kaynakları ve danışmanlık şirketlerinin varlığıdır. Bu yabancı danışmanlık şirketleri, özel şirketlere belli kitapları tavsiye etmekte, bunlar Türkçeye kazandırılmakta ve sadece şirketten hizmet içi eğitim alan personele dağıtılmaktadır. Ülkemizde profesyonel seviyede hizmet sunan bir kişisel gelişim sektörünün de var olduğu unutulmamalıdır.

Ülkemizdeki kişisel gelişim seminerlerinin durumunu kısaca özetlersek… İnanç ve kültür atlasımızdan çıkmış bütüncül sağlıklı bir insan modelinin olmayışı, eğitim sistemimizde rehberlik ve danışmanlık derslerinin bulunmaması, parçalı ve dağınık eğitimlerin hangi insan modelinde neyi geliştirdiğinin bilinememesi, değişimin üç beş saatlik eğitimlerle gerçekleştiği izleniminin verilmesi gibi problemlerimiz vardır.

2000li yıllarda, muhafazakâr kesim de bu kişisel gelişim dalgasını fark etti. Bu piyasadan pay kapabilmek için, kendilerince bir seçme yaparak, Batı kaynaklı kitapları tercüme ettiler. Bazıları da, sentez diyebileceğimiz bir metod izledi. Kişisel gelişim sektöründe biz de varız mesajını verdi.

Son 10 yılda meydana gelen sosyo-politik olaylar ve küreselleşme rüzgârı, inancını ciddiye alan ve bunu yaşamaya çalışanları, yaşantılarında ve üsluplarında sekülerleşmeye (dünyevileşmeye) zorladı. Kişisel gelişim dalgası ve insan kaynakları, bu kesim için bir çıkış kapısı ve çözüm yolu gibi göründü. Ancak zihinlerde şu sorular meydana geldi: Bu işin bizcesi ne? Bu işin bizcesi varsa nasıl olabilir? Kişisel gelişim kavramlarını ve tavsiyelerini, inancımızla ve kültürümüzle bağdaştıramaz mıyız?

Kişisel gelişim kavramlarının yanına birer âyet ve hadîs koymakla işin bizcesi oluşur mu? Yoksa özümsenmiş ve inanç eksenimizde modelleyip oluşturduğumuz insan anlayışında bu bilgiler eritilerek yeni bir sentez mi yapılmalı? Vicdanın sesi, inanç ve kültürümüzün insan modelinin, çağın bilgi birikimleriyle zenginleştirilmesini bekliyor. Kişisel gelişim seminerleri bu modelin gerçekleşmesine destek olacak şekilde verilmeli.

Türkiyedeki kişisel gelişimin eksik boyutu

Beden dilini iyi kullanan, konuşma kabiliyeti iyi, sahne sanatlarında becerikli her insanın, beş-on kitap okuyarak kişisel gelişim uzmanı olduğunu sanması büyük bir hatadır. Gözden kaçan şey; kişisel gelişim seminerlerinin, ancak bütüncül bir insan modeli içinde anlam kazandığının unutulması, parçanın bütün gibi verilmesi ve kişisel gelişimin ömür boyu süren bir süreç olduğunun göz ardı edilerek birkaç saatlik eğitimle mucizevî sonuçlar alınabileceğidir. Bunun da sebebi, eksikliği hissedilen parçanın tedavi edilerek bütünün iyileşeceğini sanmaktır.

Kişisel gelişim seminerlerini alan kişiler, Biz eğitimden geçtik, sertifikaları aldık, her şeyi öğrendik. psikolojisine giriyorlar. Geniş insan gruplarına verilen eğitimlerin temel hedefi insanlarda bir farkındalık oluşturmaktır. Piyasada tek seanslık kişisel gelişim seminerleri ağırlıklı olduğundan, bu eğitimlerden kalıcı bir değişim ve dönüşüm beklenmemelidir.

Büyük şirketlere danışmanlık hizmeti veren profesyonel şirketleri hariç tutarsak, popüler kişisel gelişim seminerleri insanların problemlerine geçici veya kalıcı çözüm önerileri mi sunuyor? Yoksa insanları espiriyle karışık bilgiye boğup rahatlatmaya mı çalışıyor? Her ferdin farklılığı dikkate alınırsa, kişisel gelişim seminerleriyle belli bir farkındalık sağlandıktan sonra, kişinin eğitimi ferdileştirmelidir.

En azından birbirine benzer insanların kişilik dinamikleri belirlenerek, bu insanlar modellenmelidir. Kişilerin ve benzer geçmişe sahip grupların problemleri ve ihtiyaçları, temel modelden yola çıkarak çözümlenmelidir. Özellikle kişi veya küçük gruplara alternatif çözümler, model üzerinde açık ve net hale getirilmeli, o kişi ve gruba özel kişisel gelişim haritası çıkarılmalıdır. Bu harita üzerinde alınan mesafe, belli periyotlarda gözden geçirilmelidir.

Kişi, kurum ve kuruluşların, kendilerine ait eğitim sorumluluklarını bir başka kişi veya kuruma havale etmeleri önlenmelidir. İlgili kişi ve kuruluşlar, bunu tek başlarına yapamıyorlarsa, uzmanlardan danışmanlık hizmetleri almalılar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND