Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel gelişim bilgileri politik kampanyalarda da kullanılmaya başlandı.

Seçime az kaldı, kampanyalar hızlandı. Bugünlerde seçim kampanyaları ile ilgili kitapları yayımlanan dört yazar eski ve yeni sloganları, stratejileri yorumladı. Ortak tavsiye: Rakibine çatma, projeni anlat.

KİŞİSEL GELİŞİM BİLGİLERİ POLİTİK KAMPANYALARDA DA KULLANILMAYA BAŞLANDI.

Gökçe Acar/MİLLİYET

Seçime az kaldı, kampanyalar hızlandı. Bugünlerde seçim kampanyaları ile ilgili kitapları yayımlanan dört yazar eski ve yeni sloganları, stratejileri yorumladı. Ortak tavsiye: Rakibine çatma, projeni anlat

Adaylar saç boyamaktan, peruktan kaçınmalı
Adayın El Kitabı / Sinan Dirlik (Point İstanbul)
Adaylar için her şeyden önce en önemlisi doğal, dürüst ve samimi bir yaklaşım. Kendinizi olduğunuz gibi ortaya koymanız gerekiyor. Masasının başına oturmuş, özenle giyinmiş aday tiplemesine sıkça rastlanır mesela. Özellikle güven vermeye yönelik yapay haraketlerde bulunur. Bunlardan kaçınılması gerek. Biz mesela kitapta peruktan, saç boyamaktan kaçının gibi bilgiler vermiştik. İkinci sırada önemli olan ise mesajların açık, net ve akıcı olmasıdır.

Muhafazakar bir adayı diğer seçimde sosyal demokrat bir partide görüyorsunuz. Burada tabii inandırıcılık ve güvenilirlik problemi ortaya çıkıyor.

Türkiyedeki en büyük sorun adayların seçime bir ay kala kampanyaya başlıyor olması. Oysa bir seçim kampanyası seçimin bittiği gün başlar. Çünkü bir ay içinde herkes tanıtıma ve mesaj bombardımanına başlayınca karmaşa oluyor. Tanımadığımız bir sürü İstanbul adayı çıktı ortaya. Üstelik çoğu İstanbul kökenli bile değil. Bu adayların önce İstanbulluluk gibi bir mesaj vermeleri gerek. Mesela CHPnin adayı Sefa Sirmen, İzmit kökenli. Bir İstanbullu olarak düşünüyorum, bu şehirde İstanbullu bir aday yok muydu yani?

İnsanlar önce istihdam, sonra sağlık hizmeti istiyor
Başarılı Siyasetçinin El Kitabı / Doç. Dr. Osman Özsoy (Hayat Yayınları)

Bir ülkede seçmenlerin oy verme eğilimiyle kültürleri, eğitimleri ve ekonomik durumları arasında bağlantı vardır. Bu yüzden aday her seçmen kategorisine ayrı bir mesajla gitmeli. Şu anda Türkiyede her kesimin ortak sorunu işsizlik. Seçmeni en çok etkileyen unsur onların gerçekleşmesini arzu ettiği vaatlerde bulunmaktır. Bu vaatler kısa vadelidir ve Türkiye gibi ülkelerde bunun nasıl gerçekleştirilebileceği sorulmaz. 1991 seçimlerinde Demirelin iki anahtar vaadi gibi.

Bir siyasal kampanya sonucunda kazanıyorsanız o kampanya iyidir. Ama bir kampanya ancak potansiyelde var olanı ortaya çıkarabilir. En sık yapılan hata seçmenlerde umut oluşturamamaktır. Mesela Deniz Baykalın CHPden üç İstanbul belediye başkan adayını açıkladığı toplantıya bakın, yüz ifadeleri seçmenlere çoktan kaybettik gibi bir mesaj veriyordu.

Kitapta seçim zamanı yapılan propagandaların seçmen üzerindeki etkilerini anlattım ve yerel seçimlerde aday mı parti mi sorusunun cevabını aradım. Araştırma sonucuna göre seçmen gözünde adayın daha önemli olduğunu söyleyebilirim.

Konuşan Türkiye ve Ortanın solu iyi sloganlardı

Seçim Kazandıran Kampanyalar /Necati Özkan (Kapital Medya)

En önemlisi, adayların ortaya koyduğu programlardır. Seçmenin tercihinde adayın geçmişteki işleri değil, gelecekte neler başarabileceği etkilidir. Önemli olan seçmene uygun vaatler sunabilmek. Tabii bu vaatler sonsuz ve atmasyon olmamalı.

3 Kasım seçimlerinde seçmen yıpranmamış ama deneyimli bir parti arıyordu. AKP bu yüzden de başarılı oldu. AKP gibi Genç Parti de sistemle çatıştığı için bu kadar başarılı oldu.

Seçmenin kafasında adayın tıpkı bir ürün gibi bir imajı, yeri oluyor. Siyasetçiyi tanımlarken işbilir, kavgacı, ilerici, gerici gibi sıfatlar kullanıyor.
CHP kampanyasında Temel Reisi kullanacağını açıkladı, sloganları ise AKPnin tehlikesine işaret eden Bu işin şakası yok. Halen sistemin savunuculuğunu yapıyorlar ve bence bu tercih onları daha da aşağı çekecek.

Türkiyede en sık yapılan kampanya hatası karşı tarafı suçlamak. 2002 seçimlerinde CHPnin ve ANAPın henüz denenmemiş bir parti olan AKPyi karalayarak yaptıkları kampanyalar olağanüstü yanlış bir stratejiydi.

Kampanyada rakibe saldırmak büyük hata

Siyasal Kampanya Yönetimi: Mesaj, Strateji ve Taktikler / Yrd. Doç. Dr. Yusuf Devran (Odak İletişim)

Bir kampanyada seçmenin en çok ilgisini çekecek şey, kampanya mesajları ile adayın beklentilerinin örtüşmesidir. Türkiyenin siyasi tarihinde en beğendiğim kampanyalar 1950 Demokrat Parti, 1987 SHP, 1991 Refah Partisi ve 2002 Genç Parti kampanyaları. Bunların başarısının sebebi seçmenin hissiyatına tercüman olması ve akılda kalıcılığıdır.

Yapılan en ciddi kampanya hatası ise rakibe bilinçsizçe saldırılmak. Örneğin Tansu Çillerin 1999 ve 2002de aşırı negatif kampanya yürütmesi DYP ve Çiller açısından büyük hataydı.

Yaklaşan 28 Mart seçimlerinde en çok ilgimi çeken nokta Recep Tayyip Erdoğanın mitinglerde vatandaşları azarlaması ve CHPye sürekli saldırması. CHPnin kampanya teması olarak insanı, ekonomik ve sosyal konuları seçmesi doğru bir tercih. Genç Parti, iktidarın karşısındaki alternatif partinin kendisi olduğunu ortaya koydu.

Siyasal Kampanya Yönetimini siyasal seçimlere katılacak olan adaylar, siyasal partiler, kampanya çalışmalarını yürütecek olan reklam ajansları ve halkla ilişkiler şirketleri için bir başvuru kaynağı olması için yazdım.

Yeni kampanyaları kim hazırlıyor?

Fiziki görünümü şansını azaltırsa müdahale ederiz
Tribeca İletişim Danışmanlık (Sefa Sirmen için çalışıyorlar)

Broşürler hazırlıyor, içerik ve mesajlarla ilgili kurgu sunuyoruz. Örneğin bir röportajda neleri söylemesi veya nelere dikkat etmesi gerektiğine kadar fikirlerimizi iletiyoruz. Çalıştığımız insanın fiziki görünümü durumu etkileyecek konumdaysa buna müdahil oluruz. Ama Sefa Sirmene müdahale etmedik çünkü kendisine çok iyi bakan biri.

2 bin kadar billboard kullandık
Erdoğan Olçok Arter Reklam Tanıtım Genel Müdürü (AKP İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı Kadir Topbaş için çalışıyorlar)

Geçen yıl AKP için kurumsal kimlik kitabını hazırladık. Billboardlara, imaj panolarına yoğunlaştık. 100ün üzerinde çatı ve 2 bin civarında billboard kullandık. Çoğunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve belediye başkan adayı Kadir Topbaşın fotoğrafları vardı. Bunların nereye konulacağına partililerle birlikte karar veriyoruz. Kreatif işlerin tamamı buradan çıkıyor.

Partinin projelerini seçim söylemi haline getirdik

Serhan Erhan / Pergel İletişim (ANAP için çalışıyorlar)

Hizmetimiz halkla ilişkiler, algı yönetimi ve medya iletişimi danışmanlığını içeriyor. Biz ANAPın projelerini seçim söylemi haline getirdik. Adayların hangi mecralarda hangi sıklıkta yer alacağına ve çıktığında neler söyleyeceğine karar verdik. Bu doğrultuda sloganlar bulduk ama billboard işine girmedik.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND