Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişisel ataleti yenmek için, japon gelişim felsefesi kaizen…

Yıllardır kurumları “başarıya götürmede ve kalite ile verimliliği arttırmada” kullanılan “Kaizen Felsefesi” ile hayatınızı kolaylıkla değiştirebilir, ataletinizi yenebilir ve kendinizi geliştirip istediğiniz başarıları kolaylıkla elde edebilirsiniz. Peki ama nasıl ?

mümin sekman kitapları oku, mümin sekman kitapları, mümin sekman, kaizen felsefesi, ataleti yenmek mümin sekman, ataleti yenmek, atalet nedir, atalet nasıl yenilir, atalet kitap, atalet

Nüvide Gültunca Tulgar

Ataletimizi nasıl yenebileceğimizle ilgili kaynakları karıştırırken bir kitap geçti elime… Robert Maurer Tarafından yazılmış ve Klan Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmış olan bu kitabın adı “KAİZEN YOLU” . Kaizen Felsefesi en küçük, hatta saçma görünebilecek değişiklikler ile başlayarak, hayatınızın her alanında istediğiniz sonuçlara ulaşmanızı sağlıyor. Bugüne kadar Kurumlarda uygulanan bu metod artık kişisel gelişimin her alanında uygulanıyor. Basit bir örnek mi istiyorsunuz.

Spor yapmak isteyen bir kadın düşünün, evine avuç dolusu para vererek bir koşu bandı almış. Düzenli olarak egzersiz yapmak istiyor ama bir türlü başaramıyor. Bu kadına önce her gün 1 dakikasını koşu bandının üzerinde durararak ! geçirmesi isteniyor. Bu süre içinde kahvesini içiyor. Derken sabırla geçen günlerin sonunda bu süre artıyor ve yavaş yavaş bu kadın koşu bandında yürümeye başlıyor. Her gün iki dakika, derken beş… küçük ve gözünü korkutmayan her hedefi kolaylıkla aşıyor ve sonunda hergün düzenli olarak 1 mil koşan bir insan haline geliyor.

Kaizen’i nasıl uygulayacağınızı anlatan bu kitaptan bir bölümü size olduğu gibi aktarmak istiyorum:

KAİZEN NİÇİN İŞE YARIYOR

Tüm değişimler, hatta olumlu olanlar bile korkutucudur. Radikal ya da devrimci yollarla amaçlara ulaşmaya çalışmak genellikle başarısızlık demektir; çünkü korkuyu arttırırlar. Fakat kaizen’in küçük adımları, beynin korku dolu tepkisini etkisiz hale getirir, mantıklı düşünceyi ve yaratıcılı uyarır.

Değişiklik yapmak korkutucudur. Bu değişiklik ister görünüşte önemsiz olsun (yeni bir gece kulübüne gitmek gibi) isterse de yaşamı değiştiren bir şey olsun (çocuk sahibi olmak gibi) bu insanı etken göz ardı edilemez. Değişikliğe karşı duyulan korku, beynin psikolojisi içinde kök salmıştır ve korku ortaya çıktı mı yaratıcılığı, değişikliği ve başarıyı engelleyebilir.

Evrimsel bir bakış açısından bakıldığında beyin, insan bedenindeki en alışılmadık organlardan biridir. Diğer organlarımız- kalp, karaciğer, bağırsaklar vb.- o kadar iyi gelişmişlerdir ki, insanlığın çağlar boyu süren evrimi boyunca aynı kalmışlardır. Fakat son dört ya da beş milyon yıl boyunca, beyin gelişmeye ve değişmeye devam etmiştir. Günümüzde bir ya da iki milyon yıl aralıklarla gelen üç ayrı beynimiz vardır. İnsan olarak karşılaştığımız meydan okumalardan biri de, bu farklı beyinler arasında uyumu sağlayarak fiziksel ve duygusal hastalıklardan uzak kalmaktır.

Beynin dip kısmında beyin sapı vardır. Yaklaşık 500 milyon yıl yaşındadır ve sürüngen beyni olarak adlandırılır ( ve gerçekten de bir timsahın beyninin tümü gibi gözükür). Sürüngen beyni sabahları sizi uyandırır, akşamları uykuya yatmanızı sağlar ve kalbinize atmayı hatırlatır.

Beyin sapının üstünde orta beyin bulunur ve burası memeli beyni diye de bilinir. Kabaca 300 milyon yıl yaşında olan bu beyin, şu ya da bu şekilde tüm memelilerde bulunan beyindir. Orta beyin, bedenin iç ısısını düzenler, duygularımızı barındırır ve tehlike karşısında bizi canlı tutan savaşma ya da kaçma tepkisini yönetir.

Beynin üçüncü parçası ise beyin zarıdır (korteks) ve yaklaşık yüz milyon sene önce gelişmeye başlamıştır. Bedenin tümünü saran beyin zarı insan olma mucizemizin sorumlusudur. Uygarlık, sanat ve müzik burada yer alır. Mantıklı düşüncelerimizin ve yaratıcı itkimizin bulunduğu yer burasıdır. Bir değişikli yapmak ya da yaratıcı bir sürece geçmek istediğinizde, beyin zarına ulaşmamız gerekir.

Bu üç beyin her zaman olumlu bir şekilde çalışmaz. Mantıklı zihnimiz bize kilo vermemizi söyler fakat bir oturuşta bir paket cips yiyiveririz. Ya da yeni bir projeyle yaratıcı bir atılım yapmak isteriz ama zihnimiz taze dökülmüş beton kadar boştur.

Bir değişiklik yapmak istediğiniz halde bir engelle karşılaşıyorsanız, genellikle işleri bozduğu için orta beyni suçlayabilirsiniz. Orta beyin amigdala denilen bir parçayı bulacağınız yerdir. Amigdala, hayatta kalabilmemiz için kesinlikle yaşamsal derecede önemlidir tüm diğer memelilerde olduğu gibi bizde de bulunan bir alarm mekanizması olan savaşma ya da kaçma tepkisini kontrol eder. Ani bir tehlike karşısında bedenin parçalarını uyarıp harekete geçirecek şekilde tasarlanmıştır. Bunu yapmasının bir yolu, mantıklı ve yaratıcı düşünce gibi kaçmak ya da savaşmak için gerekli fiziksel becerileri engelleyebilecek diğer işlevleri durdurması ya da yavaşlatmasıdır.

Savaşma ya da kaçma tepkisinin pek çok anlamı vardır. Eğer bir aslan size saldırıyorsa beyin bu sorun hakkında dikkatle düşünerek zaman harcamanızı istemez. Bunun yerine beyin, sadece sindirim, cinsel arzu ve düşünme süreci, gibi o an için esas olmayan işlevleri susturur ve bedeni hemen hareket geçmeye zorlar binlerce yıl önce, biz de balta girmemiş ormanlar ve savanalarda diğer memelilerle birlikte dolaşırken bu mekanizma , insanların güvenlikten ve alışıldık olandan ayrıldıkları sırada tehlikeyle her karşılaşmalarında devreye girmişti. Çok hızlı koşamadığımız, avlanarak yaşamını sürdüren yırtıcı hayvanlardaki güç bizde olmadığı ve onlar kadar iyi göremediğimiz ve koku alamadığımız için bu ürkeklik bizim için yaşamsal derecede önemliydi. Savaşma ya da kaçma tepkisi günümüzde de yaşamsaldır, örneğin otobanda araba sürerken bir araba sizin yönünüzden üzerinize doğru geldiğinde ya da yanan bir binadan kaçmanız gerektiğinde bu tepkiyle cevap veririz.

Günümüzde amigdala ya da bunda kaynaklanan savaşma ya da kaçma tepkisi ile ilgili asıl sorun, biz ne zaman alışıldık, güvenli düzenimizden çıkmak istesek amigdalanın alarm zilleri çalmasıdır. Beyin, herhangi bir yeni mücadele veya fırsat ya da arzu durumunda belli bir düzeyde korkuyu tetikleyecek şekilde tasarlanmıştır. Bu mücadele, ister yeni bir iş, isterse sadece yeni biriyle karşılaşmak olsun, amigdala harekete geçmek için bedenin uzuvlarını uyarır ve beynin düşünen parçası olan beyin zarına olan ulaşımımız kısıtlanır, hatta bazen durdurulur.

Bu olayı bir sınav sırasındaki sinirlilik durumunda da deneyimleyebilirsiniz. Bu sınavın ne kadar önemli olduğuna inanırsanız, sonuçtan o kadar çok uzaklaşır, o kadar fazla korku hissedersiniz. Sonunda dikkatinizi odaklamanız giderek zorlaşır. Bir önceki gece kafanızda olan bir cevap, sanki o sırada hafıza bankanızda kendini saklıyor gibi gözükebilir.

Büyük hedef—–korku—–beyin zarına ulaşım engelleniyor—–başarısızlık

Küçük hedef—–korku aşılır—–beyin zarı işe karışır—–başarı

Bazı şanslı kişiler bu sorunun üstesinden gelmeyi başarır, korkularını başka bir duyguya, heyecana dönüştürürler. Meydan okunan şey ne kadar büyük olursa, o kadar fazla heyecan duyar, üretici ve çoşkulu olurlar.olasılıkla böyle birkaç kişi tanıyorsunuzdur. Bir meydan okumayla karşılaştıklarında canlanırlar. Fakat geri kalanlar için büyük hedefler büyük korkuları tetikler. Savanalarda dolaşan atalarımızda olduğu gibi beyin, aslandan uzaklaşmamızı sağlamak için beyin zarını engeller, ama şimdi o aslanın yerini, sınav denilen bir kağıt parçası ya da kilo verme hedefi, bir eş bulmak ya da satışları arttırmak almıştır. Yaratıcılık ve bilinçli yapılan eylemler tam da onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz sırada bastırılmışlardır.

Kaizen’in küçük adımları, beynin bu özelliğine karşı bir tür gizli çözümdür.büyük hedeflere ya da profesyonel amaçlarınıza ulaşmaktan niye korktuğunuzu anlamak için yıllarca danışmana gitmek yerine, bu korkuların çevresinden ve altından dolaşmak için kaizen’i kullanabilirsiniz. Küçük, kolaylıkla ulaşılabilecek hedefler-örneğin, sürekli olarak darmadağınık bir masadan tek bir kağıdı alıp yerleştirmek-amigdalanın yanından, parmaklarınızın ucunda geçmenizi, onu uyandırmamanızı ve alarm zillerini çalmamasını sağlar.

Küçük adımlarınıza devam ettikçe ve beyin zarı çalışmaya başlayınca, beyin arzu ettiğiniz değişiklik için bir “program” yaratmaya başlar, yeni sinir yolları döşer ve yeni alışkanlıklar oluşturur. Kısa süre içinde, değişime karşı direnciniz de uyanmaya başlar. Değişikliğin gözünüzü korkutmaya başladığı yerde, yeni zihinsel programınız, sizin beklentilerinizin bile üzerinde bir hızla sizi nihai hedefinize doğru götürecektir.

Kaizen, bir başka şekilde de değişim korkunuzu yenmenizi sağlar. Korktuğunuzda, beyniniz ya kaçacak ya da saldıracak şekilde programlanmıştır- her ne kadar bunlar her zaman en işlevsel seçenekler olmasa da. Örneğin, eğer hep bir şarkı sözü yazarı olmak istiyorsanız, korku ya da yaratıcı tıkanıklık nedeniyle piyanonun başından kalkar ve tüm gece televizyon seyrederseniz hedefinize ulaşamazsınız. Küçük eylemler (örneğin sadece üç nota yazmak ) beyninizin bir şeyler yapma ihtiyacını tatmin edecek ve üzerinizdeki stresi yatıştıracaktır. Alarm zilleri sustuğunda, yeniden beyin zarına ulaşabilecek ve yaratıcı öz tekrar akabilecektir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND