Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişilik bozuklukları kaça ayrılır, belirtileri nelerdir?

Biz onlara genel olarak “kişiliği bozuk” diyoruz. Ancak hangi durumda, neden, ne yaptıklarında diyoruz bu çok açık değil. Kimi şüpheci, kimi agresif, kimi çekingen oluyor ama hemen hepsinin normalin dışında davrandıkları bir gerçek.

KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDENLERİ, KİŞİLİK BOZUKLUĞU NASIL ANLAŞILIR, KİŞİLİK BOZUKLUĞU ÇEŞİTLERİ
Kişilik Bozuklukları kaç guruba ayrılır?

Kişilik bozuklukları 3 gruba ayrılır.

Grup: Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu, Şizotipal Kişilik Bozukluğu””ndan oluşan guruptur.
Grup: Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Histeriyonik Kişilik Bozukluğu ve Narsistik Kişilik Bozukluğu””ndan oluşan gruptur.
Grup: Çekingen Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğundan oluşan gruptur.

Kişilik bozuklukları genellikle hangi sebeplerle ilgilidir?

Prof. Dr. Arif Verimli: Kişilik bozuklukları şu sebeplerle ilgilidir:
– Çocuklukta oluşan ve yerleşen mizaç unsurları
– Merkezi sinir sistemi bozuklukları
– Anne ve babanın çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutum
– Kültürel faktörler
– Fiziksel çevre
– Beyin hastalıkları
– Biyolojik Faktörler
– Psikoanalitik Faktörler (Bilinçaltı faktörler)

Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?

Ortada tam ve geçerli bir kanıt bulunmaksızın, herhangi bir gerçekçi temel bulunmaksızın, kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, kendisine zarar verildiğinden veya zarar verilmek istediğinden aşırı derece kuşkulanması olarak tanımlanabilir. Çevresindekilerin samimiyetinden, bağlılığından ve güvenilirliğinden emin değildir. Sıradan olay ve durumlardan kendisine karşı bir aşağılanma, küçük düşürülme veya gözdağı verilmesi gibi anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Görmezden gelinmeyi bağışlamaz. Yeterli ve gerçek bir kanıt olmaksızın eşinin/partnerinin sadakatinden sürekli şüpheler duyar. Karşısındakinin sözlerinden kendince anlamlar çıkararak hiçbir sebep yokken öfkeyle saldırıya geçebilir. Bu kişiler patolojik olarak kıskançtırlar. Güvensiz, şüpheci, tedirgin ve gergindirler. Genellikle soğuk ve ciddidirler.

Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?

Genellikle bütün kişilik bozukluklarının tedavisinde kullanılan en temel ve birincil yöntem Psikoterapidir. Farmakoterapi (İlaç tedavisi) ikincil tedavi olarak yararlıdır.

Paranoid hastalar başkalarına karşı çok güvensiz olduğundan sır vermekten inanılmaz çekinirler. Bu sebeple terapide güvenlerini sağlamak çok önemlidir. Grup terapisi paranoid bozuklukta uygun değildir. Bireysel görüşmeler şeklinde uygulanan profesyonel psikoterapiler başarılı sonuçlar verir. Psikoterapiye ilaç tedavisi ile destek verilerek tedavi devam ettirilir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tanımlanabilir?

Şizoid Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaşam boyunca sosyal çekingenlik gösteren hastalara konur. İnsan ilişkilerinde donuk, kısıtlı, içe dönük, tuhaf, kapalı, izole ve yalnızdırlar. Yakın ilişkilere girmez ve girmekten zevk almazlar. Genellikle gün boyu tek bir konuya odaklanır ve o konuya takılarak başka hiçbir etkinliğe katılmaz. Sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Cinsel etkinlikleri ya hiç yok ya da çok azdır. Ne övülmekten ne yerilmekten etkilenmez. Duygusal tepkisizlik, soğukluk, ilgisizlik, tekdüze duygulanım, yaşamdan kopukluk hakimdir. Sessiz, uzak, güncellikten habersiz, kimseyle yarışmayan, pasif kişilerdir. Hiç evlenmeyebilirler. Kendileriyle ilgili projelerden çok, evren, din, felsefe, açlık, astronomi, zooloji… Gibi konularda tuhaf projeler üretirler.

Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?

Prof. Dr. Arif Verimli: Şizoid Kişilik bozukluğunun temeli erken çocukluk dönemidir. Genellikle tedavisi Paranoid Kişilik Bozukluğuyla aynıdır. Ancak Şizoid Kişilik bozukluğunda Grup terapisi de kullanılabilir. Gruba alışınca grup arkadaşlarını önemser ve izolasyondan uzaklaşabilir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?

Hastalar aşırı derecede tuhaf ve gerçekliğe yabancılaşmışlardır. Büyüsel inanış ve düşünceler, garip fikirler, batıl inançlara tutulma, gaipten sesler ve kişilerle görüşmeler ve mesajlar aldığına inanma, telepati ve altıncı his saplantısı, imkansız düşler kurarak bunlar üzerinde sürekli düşünme şeklinde tanımlanabilir. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlar birbirinden bağımsızlaşarak savrulur. Düşünsel ve içsel özel güçlerinin olduğuna inanırlar. Konuşmaları net değildir ve yorum gerektirir. Yakın ilişkilere girerken rahatsızlık duyma veya zorlanma ortaya çıkar. Kişilerarası ilişkileri bozulur. Bilişsel algıları çarpıklaşır. Arkaik (ilkel) fikirler öne sürer. Derin dünya, derin evren kavramlarını irdeler.

Şizotipal Bozukluğun tedavisiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Psikoterapide Psikiyatrist hastanın akıldışı ve sıra dışı inanışlarını, büyü ve benzeri saplantılarını, batıl inançlarını gülünç bulmamalı ve yargılayıcı olmamalıdır. Ancak bu şekilde hasta kazanılabilir. Zaman içerisinde terapiye uyumlandırılan hasta gerçeklerle tanışır. Edindiği inanışları terk eder. İlaç tedavide etkin ve yardımcıdır.

Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluklarının toplumlarda görülme oranı nedir? Kadın ve erkeklerde görülme oranı farklı mıdır?

Paranoid Kişilik Bozukluğunun toplumlarda görülme oranı % 2””dir. Paranoid Bozukluk erkeklerde kadınlarda oranla daha fazla görülmektedir. Ailevi temelleri bulunmaktadır. Yapılan bir araştırma azınlıklar ve göçmenler üzerinde daha yaygın olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Şizoid Kişilik Bozukluğunun yaygınlığı tam olarak bilinmemekle birlikte genel popülasyonun % 7””sini etkilediği söylenebilir. Erkeklerde 2 kat oranla daha fazladır. Şizotipal Kişilik Bozukluğu görülme oranı % 3””tür. Kadın ve erkek arasındaki oransal fark bilinmemektedir.

Antisosyal Kişilik Bozukluğunun ayırıcı tanı ölçütleri nelerdir? Antisosyal Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?

Antisosyal Kişilik Bozukluğu, halk arasında “psikopat” diye tarif edilen kişilerin gösterdikleri davranış bozukluklarıyla tanımlanabilen bir kişilik bozukluğudur. Bir bireyin 15 yaşından itibaren sürdürdüğü, başkalarının haklarını yok sayma ve başkalarının haklarına saldırma şeklinde gelişen kişilik bozukluğudur. Suça ve tutuklanmaya yönelik davranışları devam ettirme, yasalara ve toplum kurallarına başkaldırı, zevk için veya kendi çıkarı için huzur bozma, saldırganlık, sorumsuzluk, vicdan duygusunun yokluğu, yetersizliği, başkalarına zarar vererek zevk aldığında dahi kendini haklı çıkaracak bir model oluşturma şeklinde gelişen bir bozukluktur. Bu kişiler gergin, huzursuz, öfkeli, umursamaz, acımasız, bencil ve sadistiktik. Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de kesici ve delici aletlerle izler bırakırlar. Alkol ve madde kullanımı bu grupta yüksektir.

Borderline Kişilik Bozukluğu için tanı ölçütleri nelerdir?

Benlik algısı ve duygulanımda tutarsızlık, belirgin dürtüsellik, otomatik ve ölçüsüz çabalar gösterme, bir şeyi ve ya kişiyi gözünde aşırı büyütme ve göklere çıkarma ve yerin dibine batırma tarzında gidip gelen tutarsız kişilerarası ilişkiler, para harcama, cinsellik, madde kullanımı ve çılgınca araba kullanma gibi sonu zarar veren dürtülerin en az ikisini şiddetle yapma, yineleyen intihar davranışları, çevresindekilere kendini öldürmekle ilgili gözdağı verme, boşlukta olma, öfke, hırçınlık, kavgacılık, hiddet ve kimi zaman paranoid düşünceler taşıyan kişiler için borderline diyebiliriz.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Borderline Kişilik Bozukluğu arasındaki fark nedir?

Borderline en basit anlatımla kadının antisosyalidir. Çünkü kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Bu iki kişilik bozukluğu birbirlerine çok benzer ayırt etmek zordur. Antisosyal Kişilik Bozukluğu ise erkeklerde 3 kat daha fazla görülür.

Narsistik Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?

Hasta kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşımaktadır. Başarılarını ve özelliklerini anlatır, üstünlük duygusu, grandiyözite, empati kuramama, kendini diğer insanlardan daha üstün ve özel görme, başarı, zeka, akıl, üstünlük gibi konulara kafa yorma, kendini çok sevme, kendine göre, kendi için ve kendi yararına düşünen, kıskanç, kendi çıkarları için başkalarını kullanan, aşırı bencil ve benmerkezci, özel ve eşi benzeri bulunmaz birisi olduğunu savunan, beğenilmek için her şeyi sergileyen, üstün kişi ve kurumlarla ilişkiler kurmayı hak ettiğini savunan kişilerdir. Sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık hayatlarında pek yer kaplamaz. Bu bozukluğun yapısı kronik olup tedavisi son derece zordur. Psikiyatristin telkinlerine yatkın değillerdir. Çünkü bir başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar. Tedavisi oldukça güçtür. Bu kişiler aslında yapılarından pek de mutsuz değillerdir. Ancak çevresindekiler için son derece zor bir yapıları vardır.

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğunun tanı kriterleri nelerdir?

Hastalar, yapılan iş ve ya etkinliğin geneline ve asıl amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Aşırı derecede katı, sabit, kuralcı, değişmez, düzenli ve rahatsız edecek derecede titizdirler. Kurallar, listeler, sıralamalar, ayrıntılar hayatlarını yönlendirir. Cimri, mükemmeliyetçi, katı ölçü ve sınırlarda yaşayan, belli hareketleri belli zamanlarda ve belli şekilde asla şaşmaksızın yapar, yapmadıkları zaman rahatsız olur ve ya bu durumu uğursuz bulurlar. Eski ve değersiz şeyleri dahi atmazlar. Resmidirler ve mizah duyarlılıkları yoktur. Onlara göre hayat ya siyah ya beyazdır. Tekrarcıdırlar, kurallarının bozulmasında toleransları yoktur. Eleştiricidirler. Titizlikleri günde 35 – 40 kere el yıkamaya gidecek kadar rahatsız edicidir.

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu nasıl bir tedaviyle düzeltilebilir?

Hastalık kişiyi ve yakınlarını mutsuz edecek, yaşamı zorlaştıracak ve keyifsizleştirecek hale geldiğinde hasta tedavi almayı genellikle kendisi talep eder ve psikoterapi süreci içerisinde de son derece uyumludur. Anksiyete ve paniği yüksek hastalarda ilaç tedavisi destekleyicidir.

Çekingen Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?

Hastalar eleştirilmekten, beğenilmemekten yoğun bir korku duyduğu için kişilerarası ilişkilerden kaçınırlar. Kendisini yetersiz bulan, tercih edilmeyen, çekiciliği olmayan, herhangi bir özelliği olmayan, yeteneksiz, beceriksiz olarak tanımlarlar. Yeni birisiyle tanıştıklarında hemen ketlenirler. Mahçup düşme korkuları çok yoğundur. Yalnız kalmayı tercih eder ve sevildiğinden emin olmadıkça asla kişiler arası ilişkilere yanaşmazlar.

Bütün bu kişilik bozukluklarına eklenebilecek başka türlü kişilik bozuklukları da var mıdır?

Elbette. Kişilik Bozuklukları son derece geniş ve son derece önemli bir konudur. Kişilik Bozuklukları kavramı psikiyatrinin en önemli araştırma alanlarından biridir. Bilim ve araştırmalar ilerledikçe yeni tanımlanan kişilik bozuklukları alanımıza katılmaktadır. Benim şu ana kadar anlattığım kişilik bozukluklarına eklemek istediğim bir iki tane kişilik bozuklukları var.

Bunları da kısaca şöyle anlatabiliriz:

Bağımlı Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler başkalarından destek ve öğüt almadan karar veremez, adım atamaz ve iş yapamazlar. Kendilerini yetersiz, ayakları üzerinde duramayacak, kendi bakımlarını sağlayamayacak kadar yetersiz hisseder ve başkalarının bakım ve desteğini alabilmek için her türlü şeyi yapabilecek kadar ileriye gidebilirler.

Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler rutin sosyal ve mesleki işlerini yürütürken pasif bir direnç gösterir ve işleri bilerek ağırdan alırlar. Çünkü onlara göre, eğer başkaları önlerini kapamasaydı daha başarılı olurlardı. Her zaman takdir edilmemekten ve yanlış anlaşılmaktan yakınırlar. Kişisel şanssızlıklarını abartılı biçimde dile getirirler, mutsuz, huysuz, gücenmiş ve tartışmacıdır. Otoriteyi küçük görür ve otoritenin kendisine yaptığı eleştirileri mantıksız bulur.

Sadomazoistik Kişilik Bozukluğu; Bu kişilerde sadizm(başkalarına acı vermekten zevk alma) ve mazoizm(kendisine acı vermekten zevk alma) aynı anda görülür. Kendilerine ve başkalarına ve başka canlılara zarar vermekten, işkence yapmaktan acı vermekten inanılmaz zevk alır ve cinsel doyuma ulaşırlar. Karmaşık, kompleks, son derece zor tedavi edilebilen vicdan duygusunun yok olduğu, insanlık ve doğruluğun ve insan haklarının muhakeme edilmediği bir kişilik bozukluğudur. Başkalarıyla alay etmekten ve küçük düşürmekten de zevk aldıkları gibi kendileriyle de sert, kaba, küçük düşürürcesine konuşulması hoşlarına gider.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İnsanı utangaç yapan nedir?

utangaçlıktan nasıl kurtulurum, utangaçlık, utangaçlar için tavsiyeler, utangaç, psikoloji, Manşet

Bir yere gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da topluluk önünde konuşma yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz. İşte utangaçlık ile ilgili merak ettiklerinize yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Utangaçlık Hayatınızı Ele Mi Geçirdi?

Utangaçlık, birçoğumuzun yaşadığı veya yaşamaya devam ettiği bir durum. Bazılarımız için bu durum ara ara baş gösteren ve pek problem oluşturmayan bir derecede yaşanıyor olabilir. Fakat bazılarımız için sürekli sorun yaratan bir hale dönüşmüş ve hayatımızı ele geçirmiş olabilir. Utangaçlık kimi insanlar için öyle bir boyuta çıkar ki kendisini toplumdan izole etmesine neden olabilir.

Psikoloji literatüründe utangaçlık, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Utangaçlığın tanımını duygusal açıdan ve toplumsal açıdan ele alabiliriz. Duygusal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal hayatında sıkıntı oluşturan heyecansal durum sonucu kendisini rahat hissedememesi, insanlardan korkması ya da çekinmesidir. Toplumsal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal etkileşimlere karşı hissettiği huzursuzluk ve engellenmişlik hissi sonucu etkileşimlerde başarısızlık yaşamasıdır. Bu başarısızlık sonucunda kişilerde toplumsal etkileşimlerden kaçınma davranışları görülür.

Utangaçlık, sosyal kaygıyla yakından ilişkilidir. Peki, sosyal kaygı nedir? Sosyal kaygı, başkalarının olası değerlendirmelerine karşı verdiğimiz duygusal ve davranışsal tepkilerdir. Başkalarının bizim hakkımızda yapacağı değerlendirmeler derin kaygı duymamıza neden olur. Sosyal kaygıya olumsuz fizyolojik uyarılmalar da eşlik eder.

Utangaçlık/çekingenlik sandığımızdan çok daha yaygındır. Zimbardo’nun yaptığı araştırmada anketlerden çıkan sonuca göre insanların %40’ı kendisini çekingen olarak tanımladığını belirtir. %40–50’lik bir kesim de daha önceden çekingen bir insan olduğunu ya da bazı durumlarda çekingen davrandıklarını söylemiştir. Bu araştırmaya baktığımızda hayatında utangaçlık/çekingenlik yaşamamış insan oranının çok düşük olduğunu görebiliriz.

Utangaçlık/Çekingenliğin Nedenleri

Kişisel Nedenler: Utangaç bireylerin özellikleri incelendiğinde ilk karşımıza çıkan, bireylerin kendilerine yönelik algılarının olumsuz olduğudur. Bir başka ifadeyle öz yeterlilik düzeyleri düşüktür diyebiliriz. İkinci olarak bu kişilerin geçmişlerinde başarısızlıkla sonuçlanan deneyimleri vardır. Giriştikleri bazı işlerde ya da sosyal ilişkilerde başarısızlık yaşamış ve bunun tekrarlanacağından korkuyor olmaları muhtemeldir. Üçüncü olarak ise, utangaçlıklarını pekiştirecek travmatik deneyimler yaşamış olma ihtimalleridir. Örnek olarak cinsel istismara maruz kalmak ya da bireyin toplum önünde öz saygısını zedeleyecek bir duruma maruz kalması verilebilir.

Toplumsal Nedenler: Utangaçlığın ortaya çıkmasında bireyin içinde yaşadığı toplum ve kültür de son derece önemlidir. Örneğin; kadınların özgürleşmesinin engellendiği, öz güvenlerinin kırıldığı ve kadın oldukları için bir adım geride olmak zorunda bırakıldıkları toplumlarda kadınların utangaçlık sorunları yaşaması sık gözlemlenen bir durumdur. Ayrıca anne baba tutumları da utangaçlık için çok önemlidir. Aşırı koruyucu ya da otoriter anne baba tutumları da utangaçlığın gelişmesine neden olabilir. Bunların dışında akranları ya da ailesi tarafından dışlanan kişilerin utangaçlık geliştirmesi çok muhtemeldir. Ayrıca insanlar birçok davranışı gözlemleyerek öğrenebilirler, utangaçlık da bunlardan biridir. Kişi ailesinden, kardeşlerinden, arkadaşlarından yani yakın çevresinden bir ya da birden çok kişiden utangaçlığı gözlemleyerek öğrenebilir.

Peki, Neler Yapabiliriz?

Utangaçlık/çekingenliğe müdahale konusunda birçok yöntem bulunmaktadır. Kişi bu konuda araştırmalar yaparak kendine uygun olan yöntemleri belirleyerek uygulamaya çalışabilir. Aşağıda da bazı temel yol ve yöntemlere değinilmiştir.

*Utangaç bireylerin kendileri hakkında bazı yanlış düşünceleri ve inançları vardır. İlk olarak bunları fark edip belirlemeli daha sonra ise bu işlevsel olmayan düşünce ve inançların yerine işlevsel olanları koymaya çalışmalıdır. Örneğin “Duygu ve düşüncelerimi ifade edersem insanlar önce saçma fikirlerimi daha sonra ise beni kabul etmezler” şeklinde bir inanca sahip olabiliriz. Bunun yerine “Herkes gibi ben de duygularımı ve düşüncelerimi ifade etme hakkına sahibim. Herkesin beni kabul etmesi ya da onaylamasına gerek yok.” gibi bir inanç geliştirilebilir. Bunu uygulamaya koymak için şöyle bir şey yapılabilir; önümüze bir kağıt alıp bizi olumsuzluğa sürüklediğini düşündüğümüz işlevsel olmayan düşüncelerimizi kağıdın bir tarafına yazabiliriz. Daha sonra ise bu düşüncelerin yerine koyabileceğimiz daha işlevsel ve daha sağlıklı cümleler belirleyerek karşılarına yazabiliriz. Günlük hayatımızda utangaçlığımızla ilgili bir durum yaşadığımızda bu cümleleri hatırlayıp işlevsel olanı kullanmak ve uygulamak için çabalayabiliriz.

*Utangaç bireylerin bir başka özelliği de yaşanan olumsuzlukları kendilerine yükleme durumlarıdır. Olumsuz bir şeyle karşılaştıklarında bunun sorumlusunun kendileri olduğunu düşünürler. Örneğin “bütün bunlar benim aptallığım yüzünden başıma geliyor” gibi fikirlere sahip olabilirler. Bu fikirleri de az önceki gibi işlevsel olanlarla değiştirmeli, olayların sebebini sadece içsel sebeplere değil dışsal sebeplere de bağlayabilmeliyiz.

* Utangaç bireylerin, utangaçlığı yenebilmek için kişilerarası ilişkilerde kendilerini ifade edebilmeleri gerekir. Bunu sağlayabilmek için de sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bunu başarabilmek hemen olabilecek bir şey değildir, bunun için belli bir süreç ve çaba gereklidir. Bu becerilerden bazılarına örnek verecek olursak; göz teması kurmak, selamlaşmak, kendini açmak, duygularını ifade etmek, güven oluşturmak, eleştiri ile başa çıkma, sohbete başlayabilme vb. Ulaşmayı hedeflediğimiz sosyal becerileri kolaydan zora doğru sıralamalı ve aşamalı olarak uygulamaya koymalıyız. Uygulama aşamalarında ailemizden ve yakın arkadaşlarımızdan destek almak hatta zaman zaman ilerlememiz hakkında geri dönüt almak faydalı olacaktır.

*Utangaç bireyler, kendilerinde kabul etmedikleri bazı fiziksel ya da kişilik özelliklerini diğer insanlarında kabul etmeyeceğini düşünürler. Kendimizde kabul etmediğimiz özellikleri fark edip bunlarla barışmak ve kabullenmek utangaçlık için büyük bir adım olacaktır.

*Utangaçlık problemi yaşayan bazı insanlar utangaç olduklarını kabullenmez ve bu konu hakkında konuşmak istemezler. Fakat bu, problemin bastırılmasına ve daha çok büyümesine neden olabilir. Böyle bir tutum sergilemekten vazgeçip, yakın çevremizle problemimiz hakkında konuşmalı, neler yapılabileceğini gözden geçirmeliyiz. Problem hakkında konuşabilmek bize bunun aşılabilecek bir problem olduğu mesajını verecektir.

Kısacası utangaçlık; dünya üzerindeki birçok insanın daha önceden yaşadığı ya da yaşamaya devam ettiği bir durum. Diğer problemlerimizi çözerken olduğu gibi utangaçlık durumunda da ilk olarak problemin temeline inmeli ve sebepleri ortaya çıkarmalıyız. Daha sonra burada yazan ve yazmayan müdahale yöntemlerini araştırmalı, kendimize uygun olanları belirlemeli ve harekete geçmeliyiz.

Hayatımız boyunca kendimizde değiştirmek istediğimiz birçok şey keşfedebilir, bir çok problem yaşayabiliriz. Kimi zaman bunları tek başımıza aşabiliriz, kimi zaman da kendi çabamızın dışında ailemizin, arkadaşlarımızın ya da profesyonel insanların desteğine ihtiyaç duyabiliriz. Tek ya da destek alarak olması fark etmez değişim her zaman kendimizle başlar. Unutmamalıyız ki biz istediğimiz sürece kendimizdeki her şeyi değiştirebilir ve problemlerimizin üstesinden gelebiliriz. Kendinize güvenin!

Yazar: Kübra Şahin
Kaynak: www.medium.com 

Okumaya devam et

MAKALE

Japon sanatı: Kintsugi

Manşet, kintsugi sanatı, kintsugi felsefesi, kintsugi, japon sanatı

Kintsugi , kırılan nesneyi eskisinden daha güzel ve değerli hale getirmek amacı taşıyan japon sanatıdır. Kırılmanın aslında bir bozulma veya yok olma değil, yeni bir varoluş biçimi olduğuna işaret eder. Peki, sizce kırılan her şeyi eskisinden daha iyi duruma getirmek mümkün müdür?

Kusurların Mükemmelliğini Ortaya Çıkarma Sanatı: Kintsugi ve Kintsukuroi

Porselen bir kase kırıldığında, tekrar yapıştırılırsa eskisi gibi olmaz.

Peki ya eskisinden daha güzel olabilir mi?

Japonlar, 600 yıl önce bu durumu sanata dönüştürmüş: Kintsugi(Altınla birleştirme) ve Kintsukuroi(Altınla tamir etme).

Japonca’da Kin: Altın, Tsugi: Birleştirmek, Tsukuroi ise tamir etmek anlamına geliyor. Japonlar, kırılmış eşyaların parçalarını altın, gümüş ve platin boyalar kullanarak birleştiriyor ve o eşya eskisinden daha çekici ve daha değerli bir hale geliyor. Japonlar, bu sanata çok değer veriyor. Özel kintsukuroi setleri satıyorlar ve bu onarılan eşyalar, genelde kırılan eşyalardan daha pahalı oluyor. Bu sanatla, kırık ya da kusurlu eşyaların da güzel olabileceği gösteriliyor ve bunları satın alan insanlar, diğerlerinde olmayan özel bir şeye sahip olmuş oluyor.

Bunun temelinde, “wabi-sabi” felsefesi yatar. Kırılan ya da eskiyen eşyalardaki güzelliği görmek anlamına gelen bu felsefeye göre, Kintsugi tekniğiyle, kırılan ya da hasar gören eşyalar yeniden onarılarak onlara yeni bir yaşam ve amaç kazandırılıyor.

Bir kupanız kırıldığında onu çöpe atar, ondan vazgeçersiniz. Kalbiniz kırıldığında, bir kusurunuzu fark ettiğinizde, bir yanlış yaptığınızda kendi kabuğunuza çekilmek, kendinizi o olumsuzluğa hapsetmek sizce ne kadar doğru olur? Bunun yerine, başınıza gelen olumsuzlukları, güzel düşüncelerle onarabilirseniz, daha olgun, eskisinden daha değerli hissedersiniz. Böylece çöpe atmak istediğiniz 10 TL’lik kupanız-kusurlarınız, 100 TL ederinde sizde kalabilir-artık daha değerlisiniz.

Mükemmel olmak zorunda değiliz. Kendimizi böyle kabul etmeliyiz. Sıfırdan kırıksız, çatlaksız, hasarsız bir ruha sahip olmak zorunda değiliz. Doğru yöntemle kendimizle ilgilenirsek kusurluluğun mükemmelliğine sahip olabiliriz. Bu felsefeye göre, önemli olan kırığı onarmak değil, nesnenin gerçek değerini ortaya çıkarmaktır. Bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Olumlu ya da olumsuz her şey karakterimize, hayata bakış açımıza katkıda bulunur, ancak burada önemli olan bunları doğru analiz edebilmek, kırıkları doğru tamir edebilmektir.

Başarılı insanların birçoğu zorluklar içerisinden çıkıp büyük başarılara imza atmıştır ve bu kişiler, genellikle başarısız oldukları anlara, kalplerini kıran insanlara teşekkür ederler. Onlar sayesinde, kendilerini doğru tamir etmeyi öğrenebilmiş, gerçek değerlerini benliklerinde hissedebilmişlerdir. Bunun anlamı, “Başarılı olmak için mutlaka başımıza kötü bir şey gelmeli” demek değildir, ancak başımıza gelen kötü şeylerle de, kırık parçalarımızla da mükemmel olabilir, yola devam edebiliriz.

Bunun için seçim sizin; kırık parçalarınızla, kendinizden biraz daha kaybetmeye devam mı edeceksiniz yoksa onlarla yaşamayı öğrenip kendinize altın değerler katarak mı yola devam edeceksiniz?

Yazar: Elif Özçakmak
Kaynak: www.ceotudent.com

Okumaya devam et

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND