Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kişiliğiniz kariyerinizi belirliyor

Kariyeri etkileyen unsurlar arasında kişilik özelliklerinin özel bir önemi bulunmaktadır. Araştırmalar ücret ve statü başta olmak üzere kişiliğin kariyer süreçlerini belirlediğini gösteriyor…

Kariyeri etkileyen unsurlar arasında kişilik özelliklerinin özel bir önemi bulunmaktadır. Araştırmalar ücret ve statü başta olmak üzere kişiliğin kariyer süreçlerini belirlediğini gösteriyor…

Kişiliğiniz başarınızı belirler

Ücretiniz özgeçmişinizin ve başarılarınızın aynası mı? Yoksa aklınıza dahi gelmeyen etkenlerin rolü mü var aldığınız maaşın belirlenmesinde? Davranış tarzınız, tepkileriniz, diğer iş arkadaşlarınızla ilişkileriniz, kişilik özellikleriniz olabilir mi? 

Profesyonel yaşamdaki başarı ölçülürken, eğitim seviyesi ve iş deneyimi en önemli faktörler olarak değerlendirilir. Araştırmaların çoğu, başarılı profesyonellerin hangi okullarda okuduğu, hangi kurumlarda çalıştığı, hangi yabancı dilleri konuştuğu gibi kriterlerin üzerinde durur. Tüm bu kriterler kişinin geldiği konum, çalıştığı kurum ve kazandığı maaş açısından belirleyici rol oynar. Peki ya, bu tablo içinde karakter özelliklerinin nasıl bir yeri vardır, hiç düşündünüz mü?

Bazı insanlar diğerlerine göre neden daha fazla para kazanır? Çalışmalar eğitim seviyesinin ve deneyimin yüksek maaşlar üzerindeki etkisini onaylar ancak ekonomistler daha yüksek maaşların verimli çalışmanın bir sonucu olarak hak edildiğini savunur. Tabii bu basite indirgenmiş saptamaların ötesinde, analiz gerektiren birçok gri alan bulunmaktadır. Örneğin, benzer eğitim, deneyim, ve IQ seviyelerine sahip, aynı cinsiyet ve yaş grubundaki iki çalışanın maaşlarındaki farkın sebebini anlamak için farklı faktörleri değerlendirmek gerekmektedir. 

Kişilerin karakterlerinin bu denklem içerisinde önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Son dönemde yapılan çalışmalar kişiliğin verimliliği ve paralel olarak da anlamlandırılamayan maaş farklılıklarını açıklamada etkili olacağı saptanmakta. Mesela, duygusal olarak stabil olan birinin sürekli duygudurum değişikliği yaşayan birine göre daha çok maaş aldığı görülmektedir. Bunun sebebi daha verimli olması mı yoksa maaş pazarlığında daha başarılı bir performans sergilemesi midir? Bu ayrımı net bir şekilde yapmak zordur…

Geçtiğimiz günlerde bir yandan işini ciddiyetle yapan ve kurallara uyan, diğer yandan da nevrotik denebilecek inişli çıkışlı duygu durum bozuklukları sergileyen karakter özelliklerinin çalışanların verimliliğiyle orantısını ölçen bir çalışma sonuçlanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, kuralcı ve duygusal anlamda dengeli insanların daha verimli oldukları, yaptıkları iş karşılığında daha çok para kazandıkları ortaya çıkmıştır.

350 katılımcının dahil olduğu bir deneyde katılımcılardan kompleks bir problem çözmeleri istenmiş ve bu görevi tamamlamaları için 20 dakika süre verilmiştir. Doğru cevaplar ödüllendirilmiş, yanlış cevaplar ise cezalandırılmış, bu sayede kazançlar performansa endeksli olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla, kimsenin farklı bir maaş pazarlığı yapması mümkün değildir, herkes eşit şartlarda performansı oranında para kazanmaktadır. Daha sonra görevleri tamamlayan katılımcılara dikkatle hazırlanmış bir anket verilmiş, bu ankette kişilerin karakter özelliklerine odaklanan sorular sorulmuştur.

Kontrollü Şartlar

Çalışmanın kontrollü şartlar çerçevesinde tasarlandığını unutmamak önemlidir. Karakter özelliklerinin maaşlara etki edeceği diğer kanallar tamamen engellenmiştir. Mesleki tercih, terfi için pazarlık yapmak, yöneticinin yaptığı performans değerlendirmeleri veya diğer çalışanlarla uyum sözü edilen diğer kanallara örnek olabilir. Yardımlaşma, anlaşmaya odaklı çalışanların daha az maaş kazanmaları anlaşılabilir. Ancak uzlaşmacı çalışanların işyeri ortamında daha güvenilir, anlayışlı ve iyimser oldukları da bir gerçektir. Kötü pazarlık yaptıklarından dolayı, aynı profildeki diğer çalışanlara göre daha az para kazanıyor olabilirler. Daha az para kazanmaları daha az verimli olduklarını göstermez. Bir diğer deyişle, kazanç anlamında karakterlerinin kurbanı olurlar. 

Bu çalışmanın sonucu, kazanç ve gelir arasındaki bağlantının karakterle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Kurallara uyan insanların duygusal iniş çıkışlar yaşayanlara göre iyi kazanç sağladıkları doğrudur. Cinsiyetler arası farkların da dikkate alınması gereklidir. Kadınların erkeklere oranla daha duygusal oldukları genel kanıdır: duygusal anlamda stabil olmadıkları, ansiyete çektikleri ve duygu durum değişikliklerini erkeklere göre daha yoğun yaşadıkları anket sonuçlarında da görülmektedir. Diğer yandan da, yeniliklere açık olmak, kadınları erkeklere göre avantajlı kılar. Hayal gücü geniş, artistik ve entelektüel yönleri güçlü kadınların daha az paralara çalıştıklarını görmekteyiz. İlginç bir şekilde çalışma dışa dönük kadınların daha az verimli, dışa dönük erkeklerin ise daha verimli oldukları gözlemlenmektedir. Dışa dönüklük kavramının cinsiyetler arası farklı davranışları çağrıştırması bu sonuçların en önemli sebebi olabilir. Erkeklerin dışa dönük olması, hırslı, tuttuğunu koparan, iddialı bir karakter özelliği gibi algılanırken, kadınların dışa dönüklüğü iş dışı sosyallik olarak algılanmaktadır.

Çalışma Hayatında Kişiliğin Etkileri

Bazı karakter özellikleri taşıyan kişilerin diğer çalışanlara göre daha verimli olduklarını görürüz. Bu karakter özelliklerinin neler olduğunu bilmek ve ona göre işe alım kararları vermek stratejik bir yaklaşım olmalıdır. Kişilik özellikleri ve profesyonellerin problemlere yaklaşımları işe alım alanında önemli veriler olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.

Beş Ana Kişilik Özelliği

Kişilik psikologları kişilik özelliklerini beş ana kategoride sınıflandırırlar. 

1. Dışa Dönüklük

Dışa dönüklük kişinin sosyal ortamlarda ilgi merkezi olmaktan ne kadar hoşlandığıyla ilintilidir. Dışa dönük insanlar objektiflerin onlara dönmesini isterler, oysa içe dönük insanlar baş rol olmaktan, herkesin onlara ilgi göstermesinden rahatsızlık duyarlar. İçe dönük karakterde insanların çok arkadaşı olabilir ancak küçük gruplarda sosyalleşmekten hoşlandıklarına şahit oluruz.

2. Geçimlilik 

Başkalarının kişiyi sevmesini istemesiyle ilgilidir. Herkesle iyi geçinmek, çevresindekilerin onu sevmesini önemser. Geçimliliğe çok önem vermeyen insanlar için diğer insanların kendisiyle ilgili düşünceleri çok da önemli değildir. Geçimli insanlar kötü haberleri verirken çok zorluk çekerler, eleştiri yapmak veya kendilerini savunmak adeta karakterleri dışındadır.

3. Kuralcılık

Kurallara harfiyen uyan insanlar kendilerine verilen görevleri takip ederler ve teslim tarihi içerisinde tamamlarlar. Bu profildeki insanları işte fark etmek kolaydır çünkü işlerini çoğu zaman kendilerine verilen kurallar dahilinde yaparlar. Dikkatli ve titiz çalışanlardır. Kuralcılıktan uzak bir çalışma biçimi olan insanların yönlendirilmeye daha fazla ihtiyaçları olur. Ancak kuralları esneten insanların çoğu yaratıcılık yönü ağır basan kişilerdir. Bu insanlar kreatif çözümler önerecek, olaylara daha önce düşünülmemiş açılardan yaklaşmayı başaracaklardır. Kuralların belirlediği net çizgiden uzaklaştıkça, kendi hayal güçlerini aktive edecek, değişik fikirler üreteceklerdir.

4. Farklı Deneyimlere Açık Olmak

Yeni fikirlere açık olmak biraz maceracı biraz esnek bir kişilik gerektirir. Bu profildeki kişiler bir şey yeni diye reddetmez, yeniyi keşfetmek için heyecan duyarlar. Yeni şeyleri deneyimlemek, yeni şeyler öğrenmek hevesi içinde olurlar. Maceracı ruhları hem iş hem sosyal yaşamlarında ağır basar. 

5. Duygusal Denge

Duygusal denge insanın psikolojisi içerisindeki motivasyonel enerjiyi temsil eder. Bu enerji doğrultusunda başarılar ve yenilgiler karşısında duygusal reaksiyonlar veririz. Duygusal olarak stabil insanlar sağlam bir duruşa sahiptir. Olağandışı durumlar karşısında kontrolü kaybetmezler. Duygusal anlamda dengesiz insanlar ise, duygularını kontrol edemez, kendilerini sıklıkla değişen bir ruh hali içinde bulurlar. İş yerinde bu tür hızlı ruh hali değişiklikleri diğer çalışanların da ruh haline yansır, beraber çalışmayı zorlaştırır.

Karakter Özellikleri Bazında En Yüksek Maaşlar: Dışa Dönük, Önsezileri Güçlü, Mantığı Ön Planda Liderlere Veriliyor

Doğal liderlerin ortak özellikleri ENTJ (Extroverted [Dışa dönük], Intuitive [Önsezileri Güçlü], Thinking [Düşünen], Judging [Yargılayan]) ortalamada en yüksek maaşları almakta. Kişilik testleri arasında uzun süre altın standart olarak görülen Myers Briggs’e göre, ENTJ karakter özelliklerindeki liderler kısa ve uzun dönem planlamasında çok başarılılardır. Başarılarının arkasında verileri iyi okuma ve paternleri bulup, yaratıcı çözümler icat etmek vardır. Kendilerine gelen verileri mantık bazlı bir süreçten geçirip tarafsız kararlar almada üstlerine yoktur. Dışa dönük yapıları sayesinde çevreleriyle rahat ve akıcı bir iletişim kurabiliyorlar ve büyük toplulukları fikirleriyle arkalarından getirecek etkiye sahip olurlar.

İşyerinde Uyum İçin Kişilerin Karakterine Göre Davranın

Çevrenizdekilerin kişiliğini analiz etmeye bu beş karakter özelliğiyle başlayın. En yakın çalıştığınız birkaç çalışma arkadaşınızın davranışlarını bir süre gözlemleyin ve aralarındaki farklılıkları tespit edin. Bu analiziniz üzerine farklı durumlarda bu profesyonellerin nasıl tepkiler vereceğini, ne gibi kararlar alabileceklerini tahmin etmeye çalışın. Kişilerin karakterleri üzerine yaptığınız tespitleriniz bu kişilere en uygun görevleri vermek veya işleri herkesin karakterine yatkın bir şekilde bölüştürmek için de geçerli bir yöntem olacaktır.

Karakter Özellikleri Her Zaman Siyah-Beyaz Kadar Keskin Değildir

Bazen Myers Briggs gibi testlerin katı kurallarla insanları sınıflandırdığını görüyoruz. Oysa, kişilik konularında siyah beyazdan çok gri alanların bulunduğu unutulmamalıdır. Herkesi dışa dönük, içe dönük, duygusal anlamda dengeli veya dengesiz gibi kesin etiketler koyarak sınıflandırmanız çoğu zaman doğru olmayacaktır. Çoğu insan hem dışa dönük hem içe dönük kişilik özelliklerine sahip olacak, durumdan duruma farklı davranışlar sergileyecektir. 
Bu özellikleri rehber olarak görün ancak çevrenizdekileri yakından tanımak için çaba harcayarak hangi durumlarda nasıl davranışlarda bulunacaklarını sabırla izleyin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND