Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kim normal kim anormal…

Siz normal misiniz, yoksa anormal mi? Bunu hiç düşündünüz mü? Eğer bu soruya yanıt verebiliyorsanız, neye ya da kime göre normal veya anormalsiniz? Toplumun genelinin içinde ya da dışında olarak tanımlanan normal ve anormal insan, yeniden sorgulanıyor…

Kaynak:Tempo Dergisi /Füsun SAKA

Peygamberler normal insanlar mıydı? Kişi örnekleri verecek olursak: Atatürk ya da Beethoven normal miydi? Ya ilham perisini bekleyen sanatçılar… Bir soru daha: ””Anormalleri normal kabul edenler normal mi?”” Sorularınıza bu haberde yanıt bulabilirsiniz

Siz normal misiniz, yoksa anormal mi? Bunu hiç düşündünüz mü? Eğer bu soruya yanıt verebiliyorsanız, neye ya da kime göre normal veya anormalsiniz? Bu sorular ilk bakışta tuhaf görünse de hemen herkesin merak ettiği bir gerçek. Yüzlerce yıldır topluluklar halinde yaşayan insanlar, genele uyanları normal, genelin dışında kalanları ise anormal olarak tanımladı ve dışladı. Ve normal ya da anormal olmak, kişinin psikolojik yapısını ele verdiği için toplumdaki konumunu da direkt olarak etkiledi, etkilemeye de devam ediyor.

Ancak bugün bu tanımı psikiyatrlar yeniden sorguluyor; sanatçıların, devlet adamlarının, dini liderlerin genele tuhaf gelebilecek davranışları bulunduğunu, ama bu davranışların onlara anormal denmesine neden olamayacağını savunuyor bilim adamları. Aynı zamanda toplumda çok saygın yerleri olan birçok insanın da anormal sayılabilecek davranışları olduğuna dikkat çekiyorlar.

Psikiyatr Dr. Özkan Pektaş, anormalliği kaldıran normallerin, daha anormal kişilikler olduklarını iddia ediyor ve şunları söylüyor: “Farz edin ki, bir obsesif-kompülsif kocası ya da karısının bu rahatsızlığını yıllardır kaldıran bir insan var. Bu zaman içinde kişinin hastalığı ilerliyor ve hasta olduğunu da düşünmüyor. Dolayısıyla burada, yakını olan insanın daha hasta olabileceğini düşünüyoruz, çünkü bir süre sonra bu tür rahatsızlıklar çevredeki insanlara bulaşır, aynı grip gibi.

Biz anormal görünüp normal olma durumunu özellikle sanatçılarda görüyoruz. Özel yaşamları hiç garip değil, kesinlikle çok basit yaşıyorlar ama yine aynı insanlar sahnede eserlerini ortaya koyarken garipler. Bu da onlara farklı bir kimlik kazandırıyor, ama dediğim gibi özel yaşamları sizinki, benimki kadar sıkıcı ve normal. Böyle olmadığı zaman zaten büyük tehlike oluşuyor.”

Normallik ve anormallik üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. M. Kerem Doksat ile bu konu üzerine konuştuk…

– Normal ve anormallikten söz edecek olursak, delilik nedir?

Delilik, dünyada hâlâ çok tartışmalı bir konu. Amerikan psikiyatri anlayışına göre, teşhis konulabilir istatistiksel zihinsel bozukluklara konu olan rahatsızlıklar, delilik sınırını da belirliyor. Mesela, psikozlar, gerçekte olmayan şeyleri idrak etmek, halüsinasyon görmek, gerçek olmadığı halde ikna yoluyla değiştirilmesi mümkün olmayan inançlar, yani belirgin davranış bozuklukları, ortalıkta mastürbasyon yapmak, ona buna saldırmak, ortaya dışkı yapmak, aşırı içine kapanmak, toplumdan tamamen uzaklaşmak gibi durumlar, deliliğe işaret ediyor ve kanıt olarak kabul ediliyor.

– Peki, normal görünen anormal, anormal görünen normaller kimler?

Öyle insanlar var ki, onlara kimse anormal diyemez, demeye cesaret edemez ama çok anormal davranışları vardır. Mesela, hemen bütün peygamberler, mistikler buna örnektir. Onlar, günlük yaşamlarında çok saygın insanlar olmalarına rağmen, hayatlarının bazı dönemlerinde inzivaya çekilir ve tanrıyla konuşurlar.

Bunları ele alırsak; bu insanların akıl sağlığı bozuktur denebilir, ama bunu söylemek de doğru değil hakikaten; çünkü hayatını çok iyi bildiğimiz bu insanlar güvenilir, düzgün, doğru hayatlar sürmüşler. İnsanlara günlük hayatta yol göstermişler ama bir yandan da gerçekte olmayan, herkesin görmediği şeyleri idrak ediyorlar.

– O zaman bu davranışları sergileyenlere deli denmeyişinin nedeni nedir?

Bizim psikiyatride ”amigdala” dediğimiz, beynin çok derinlerinde yer alan bir sistem var. Mistik yaklaşımların çekirdeği orada yapılanıyor. Çünkü orası, doğuştan getirdiğimiz, evrimsel olarak dünyanın varoluşundan beri alınan bilgilerin kısmen depolandığı yer. Biz dünyaya, beyaz bir sayfa olarak değil, bir sürü donanımla geliyoruz. Orada, ne zaman yaşlanacağımız, ne zaman öleceğimiz, ne zaman yürüyeceğimiz gibi bilgiler var. Eski çağlardaki bilgilerin depolandığı bu yere doğrudan ulaşmamız ise mümkün değil. Ancak derin meditasyon ile ulaşmak mümkün. Sembollerle çıkıyor ortaya. Yani oraya kelimelerle ulaşmanın imkânı yok.

Çeşitli araştırmalar sonunda görülmüş ki; amigdala aktive olunca, o bölgede gama ışınları artıyor. Sorunuza gelirsek: Bu insanlar olağandışı idraklere sahipler. Ve bu insanlara normal sınırlar içinde bakınca, ses duyuyor, bir şeyler görüyorlar, yani aynen psikolojik rahatsızlıklardaki gibi görüntü sergiliyorlar. Bu adamlara bugünkü psikiyatri bilimi deli diye yaklaşır, ama değillerdi.

– Konuyu günlük hayata uyarladığımızda, hepimize uyan tanımlamalardan bahsedersek.

Büyük yaratıcı bilim adamları, sanatçılar ki, bunlara kimse deli diyemez ama normal dışı davrandıkları kabul ediliyor. Mesela Picasso, özellikle kadınlara garip şekilde düşman, bir yandan da çok çapkın, ama aşağılıyor da. Ve onun dehasına şüphe yok. Bakınca farklı oldukları görülüyor, ama davranışlarında ciddi farklılaşmalar yok.

– Normal ne anormal ne?

Bu, öyle acayip bir şey ki. Beethoven”a bugünkü kriterlerle borderline denebilir. Ağır öfkesi, müthiş fırtınalı bir hayatı var. Deli diyemiyorsunuz ama normal demeye de kimsenin hakkı yok. Güncel örnekler vermek istemiyorum ama mesela divan şiirinde eşcinsellik göklere çıkarılmıştır. Şiirlerin çoğu, erkek eşcinselliği üzerinedir. Ve o dönem büyük partiler halinde bu tür şeylerin yaşandığını, çok sıra dışı işler yapıldığını biliyoruz. Bu dönem şairlerinden bir kısmı ciddi şekilde davranış bozukluğu gösterir ama anormal değildir.

Normale gelirsek; averaj içinde olan, sıradan insanın normları, normali oluşturuyor. 90 ile 110 arası zekâ toplumun yüzde 75”ini oluşturuyor. Altını bırakalım ama 180 IQ”lu insan ne olacak? İşte o da normal değil, ama toplumun üzerinde aynı zamanda. Mesela bir holdingi yönetecek insanın aslında IQ”sunun en az 140 civarında olması lazım. Ama 140 IQ”lu adam zor bulursunuz. O zaman, işlevsel normalite kavramı ortaya çıkıyor. Uzlaşma noktası bu.

– Anormallikten bahsedersek…

Çok saygıdeğer, aklı başında, saygın, mükemmel insan diye tanıdığımız pek çok insanın aslında normal kabul edilmesi hiç mümkün olmayan garabetleri olabiliyor, fakat bunlar hiç açığa çıkmadığı için bilinmiyor.
Fetişistlerin çok azı psikiyatra gelir, neden? Ayakkabılar bu durumdan yakınamaz da ondan. Adamın sahip olduğu binlerce kadın ayakkabısı vardır, onlara sarılır uyur ya da mastürbasyon yapar ama bunu kimse bilemez. Bu adam öte yandan bakıyorsunuz saygıdeğer bir işadamı, evli, çocukları var.

Mesela bir hastamın pornomanisi vardı ve bu nedenle bir garsiyonere sahipti. Normal cinsel ilişkiye giremediği için evine çok yakın bir yere garsiyoner tutmuştu. Gidip orada porno film seyrediyor, sonra eşinin yanına dönüyordu. Eşi durumu öğrenince boşandılar, sonra yeniden evlendi. Bu, bir cinsel sapmadır.

Mesela obsesif kompülsif bozukluğu olan hastalar var. Onlar da dışarıda normal görünebilirler ve çok az zaman sorunları açığa çıkar. Zekice gizlerler, evlerinde terör estirir ama dışarı belli etmezler. Asansördeyken, asansörün belirli katlarda durması halinde başlarına bir şeyler geleceğini, durmazsa gelmeyeceğini hesaplarlar. Bunlar genellikle yalnız yaşar, sorunlarını çok yakın dostları bilir sadece. Toplum içinde ise iyi ve hoşturlar.
Çoğu yaratıcı sanatçı, ilham denilen periyi bekler ve onun ne zaman geleceği belli olmaz.

Mesela onları vapurda, ofiste şarkı söylerken bulursunuz ya da herkesin sineye çektiği şeyleri çekmezler, tepkilidirler, narsistik yapıya sahip olurlar, kurallara uymayı sevmezler, sıradan insanların hoşlanmayacağı esprileri yaparlar. Sıradan insanlar onlardan rahatsız olur ama kendilerine has çekicilikleri vardır ve onlar üzerinde yanaşma-kaçınma çatışması yaratırlar. Fazla bulaşmamak gerekir duygusunu çevrelerine yayarlar. Onların beyinlerindeki filtre sistemlerinin sıradan insanlardan farklı olduğu üzerine de çalışmalar var.

Bu insanlar bizim gibi sıradan insanlara göre anormal ama belki ideal insanlar. O nedenle, normal gibi görünenler anormal ve anormal gibi görünen insanlar normal olabilir. Mesela paranoid insanlar aşırı şüpheci, kötücül düşünür, öküzün altında buzağı ararlar ve sıradan insanları rahatsız ederler. Ama onlardan çok iyi dedektif ve romancı çıkar. Narsistikler müthiş ukaladır ama onlardan çok iyi devlet adamı, yönetici, sanatçı çıkar. Mesela Atatürk olumlu narsistiktir.

– Sıradan olmazsanız da yaşama şansınız olmuyor sanırım.

Evet, iki ucu keskin bıçak aslında. Sıradan olmayan ama deli de olmayan, sıradan üzeri ”sür normal” olan insanların, sıradanların çoğunluğu oluşturduğu dünyada yaşamaları ne kadar zor ama aynen sıradan insanlar için de zor. O nedenle normallik-anormallik son derece izafi de olabilir. Mesela sıradan bir Adanalı bakkala gidip, çok rica ederek bir mal isterseniz, size kızar ve “Ne yalvarıyorsun, paran mı yok?” der. Bu, benim başıma geldi. Adana”da sıradan bir garsondan kebap rica ederseniz, sizi eşcinsel sanabilir; bu, kötü ya da iyi değil, oranın normali.

Filozoflar da sıradan insanlar gibi davranmaz. Onların çoğu ciddi anormal insanlardır. Kant mesela ağır bir obsesif kompülsif bozukluk yaşamış, hiçbir kadınla ilişkisi olmamış. Alışverişe gidiş saatleri bile hiç şaşmazmış.

Bunları yapıyorsanız:

Normal Görünen Anormalsiniz…

İçinde bulunduğunuz topluluğun yüzde 70”inden farklı tepkiler gösteriyorsanız

İlham periniz size olmadık zamanlarda uğruyor ve sizi başkalarına karşı zor durumda bırakıyorsa

Bir düşünce uğruna zamanınızın yüzde 80”ini harcıyor ve bundan mutlu oluyorsanız

Aklınıza takılan soruları bulmak uğruna hayatınızı feda etmeyi göze alıyorsanız

Başkalarının önemsemediği sorulara takılıp onları çözmeye uğraşıyorsanız

İnsanlar daha çok para kazanmanın peşindeyken siz ”zaman” kavramını sorguluyorsanız

Kendinizi çoğunluktan akıllı buluyorsanız

Başkalarının uyduğu kurallar sizi sıkıyorsa

Takıntılarınız ciddi boyutlara varıyorsa ama kimselere çaktırmıyorsanız

Birtakım psikolojik sapmalarınızı hâlâ gizleyebiliyorsanız

Günü 24 saat yerine 48 saat hızında yaşıyorsanız

Eşinizin ya da sevgilinizin psikolojik rahatsızlığı olduğunu görmenize rağmen onun tavırlarını destekleyerek hastalığının ilerlemesine neden oluyorsanız, yani anormalliği kaldırabiliyorsanız…

Bunları yapıyorsanız:

Anormal görünen normalsiniz…

Mistik yanlarınız ağır basıyor ve bunu kimseden saklama gereği duymuyorsanız

Hayatın gerçeğini sorgularken uç noktalarda dolaşıyor ama günlük yaşamda insanlara yol gösterebiliyorsanız

Sanatçıysanız ve çılgın eserler yaratıp, herkesin hayranlığını kazanmanıza rağmen herkes gibi bir özel yaşam sürüyorsanız

Seçtiğiniz meslek, macera sporlarından biriyse ama siz çok dingin bir yaşam seçmişseniz

“Gülünecek yerde ağlayan, ağlanacak yerde gülen” diye tanımlanmanıza rağmen çok dengeli ilişkiler kurabiliyorsanız

Ekonomik durumunuz iyi olduğu için kentin en uzak köşelerinde, hatta dağlarında bir eve sahipseniz, ama buna rağmen günlük hayattan kopmadan bir hayat sürmeyi başarabiliyorsanız

Çok soğuk, içine kapanık, çekingen görünmenize rağmen iyi ilişkiler kurup, hayatınızı devam ettirebiliyorsanız

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND