Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kilolar arttıkça özgüven zayıflıyor

Obezler küçük yaşlardan itibaren ayrımcılığa uğruyor. Bu ayrımcılık okul çağında başlayıp, iş dünyasına kadar uzanıyor. Bir kere iş görüşmelerine 1-0 yenik başlıyorsunuz. İş yerinde ise etrafınızda sürekli alaycı bakışlara, giydiklerinizin eleştirilmesine, yemekhanede yediklerinizin göz ucuyla süzülmesine, serviste, gezilerde yanınızdaki koltuğun boş kalmasına, sürekli tatsız espirilere maruz kalıyorsunuz. Bu da özgüven eksikliğine neden oluyor ve kişi kendini başarısız görmeye başlıyor.

Obezler küçük yaşlardan itibaren ayrımcılığa uğruyor. Bu ayrımcılık okul çağında başlayıp, iş dünyasına kadar uzanıyor. Bir kere iş görüşmelerine 1-0 yenik başlıyorsunuz. İş yerinde ise etrafınızda sürekli alaycı bakışlara, giydiklerinizin eleştirilmesine, yemekhanede yediklerinizin göz ucuyla süzülmesine, serviste, gezilerde yanınızdaki koltuğun boş kalmasına, sürekli tatsız espirilere maruz kalıyorsunuz. Bu da özgüven eksikliğine neden oluyor ve kişi kendini başarısız görmeye başlıyor.

Obezitenin bir çığ gibi büyüdüğü günümüzde hem çalışanlarının verimliliğini artırmak hem de uzayıp giden sağlık harcamalarından tasarruf etmek adına obeziteyle savaşta şirketlere de görevler düşüyor.

“Kiloluysanız herşey sizin için problemdir. Eğilip ayakkabınızı bağlamak, yürümek, kıyafet seçmek bile çok büyük problem. Farklı şeyler giymek istiyorsunuz ama bence kilolu bir insanın bir tarzı olmuyor, size uyabilecek kıyafeti almaya mahkumsunuz, seçme şansınız yok.

Bakkala bile arabayla gidiyorsunuz, üşendiğinizi düşünüyorsunuz ama aslında kilolarınızdan dolayı arabayla gitmeyi tercih ediyorsunuz.

Bir firmaya toplantıya gittiğinizde bir ürünü tanıtırken, bir sunum yaparken nefes nefese ve ter içinde kalıyorsunuz.

Arkadaşlarınız yemek zamanı size ’Abartma’ veya ’O sana yetmez’ gibi şakalar yapıyorlar. Ben normalde bu tür şakalara hiç alınmam ama benim bile kırıldığım zamanlar oluyordu. Keyfiniz olmadığında çok canınız sıkılıyor. Bir de sinirlenince, işler yoğunlaşınca aç olmadığınız halde yemek yiyebiliyorsunuz.

Sonra dış görünüşe herkes çok önem veriyor. Duygusal ilişkilerde de iş görüşmelerinde de çok önemli. Ben mağazacılık yapıyorum, açıkçası satış elemanı alacağım zaman adayın kilosuna da bakıyorum. Tabii ki diploma vs çok önemli ama dış görünüş de yadsınamaz.”

Bu sözler 136 kilodan 98’e düşen V.E.’ye ait. Kilolarla yaşamın verdiği zorluktan bıkıp bir diyetisyen eşliğinde kilo vermeye karar vermiş. Ve bunu başarmış. Şimdi özgüveninin daha da arttığını, duruşunun bile değiştiğini söylüyor.

Halk arasında şişmanlık olarak bilinen obezite her geçen gün tehlikeli boyutlara varıyor. Dünya nüfusunun 1.1 milyarı obez ve bu sayı hızla artıyor. Türkiye nüfusunun ise yüzde 47’sini obezler oluşturuyor. Ülkemizde erkekler arasında obezlik daha yaygın, erkeklerin yüzde 49’u, kadınların yüzde 45’i obez. Obezitenin başlıca nedenleri arasında genetik faktörlerin yanı sıra düzensiz beslenme, fast food tüketimi ve hareketsizlik geliyor.

Devamsızlık 2 katına çıkıyor
Çocukluk çağındaki obezite, yetişkin dönemde yüzde 30 ihtimalle o bireyin obez olacağının göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu yüzden ailelerin eğitimi, okullardaki programlar ve medyadaki doğru yönlendirme büyük önem taşıyor. Aynı şekilde şirketler de bu konuda üzerine düşeni yapmalı. Amerika’da The Centers for Disease Control’un yaptığı bir araştırmaya göre obezlerin işe devamsızlık oranı diğer çalışanlardan neredeyse 2 kat daha fazla, işverenlere yıllık maliyeti ise 4 milyar dolar (6 milyar TL), verimlilik kaybı da cabası.

Son yıllarda salgın bir hastalık gibi küresel olarak büyüyen obezitenin, diyabet, kan yağlarında artış, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, kanser, sindirim ve dolaşım problemleri gibi birçok hastalığı da beraberinde getirdiğini söyleyen uzman diyetisyen Dilara Koçak, “Obezite oluştuktan sonra ortaya çıkan hastalıkların tedavi maliyeti çok yüksek. Bu sebeple şirketler obezite oluşmadan tüm çalışanlarını ve onların ailelerini bilgilendirici çalışmalar yapmalılar. Türkiye için kurumsal sağlık uygulamaları hálá çok yeni; yurt dışında 1960 yıllarından beri bu tür uygulamalar var” diyor.

İşe başlarken 1-0 yenikler
Kilo sorunu olanlar iş yaşantısında ayrımcılığa uğruyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, “Bir kere işe başlarken bile negatif başlıyorlar; genelde uyku sorunları oluyor ve obezlerin performansı, çalışma verimleri çok daha düşük olabiliyor. Vücutlarını taşımaları, yaşamaları daha zor olduğu için işverenin bir obezden yüksek verim beklemesi çok zor. Normal kilolu bir insanla bir obezi karşılaştırdığınızda insanlar önce normal kiloluyu alıyor. Ayrıca bedenle yapılan işlerde kaza riski daha fazla oluyor obezlerde” diyor.

Psikolog Feyza Bayraktar, Amerika ve İngiltere’de yapılan son çalışmalara göre obezlere karşı ayrımcılığın henüz 6 yaşında, okula başlama çağında ortaya çıktığını söylüyor: “Araştırma, okullarda çocukların obez yaşıtlarını tembel, çirkin, aptal ve başarısız olarak tanımladıkları gösteriyor. Araştırmaya göre yetişkinler de obez çocukları daha az sevimli ve daha az sevilebilir bulmuşlar. Obez kişilere karşı olan bu toplumsal önyargı, yetişkinlik döneminde benzer şekillerde ortaya çıkıyor. Aşırı kilo alımının iradesizlik, kontrolsüzlük, tembellik, disiplinsizlikten meydana geldiği düşüncesi pek çok kişinin obez kişilere başarısız etiketini vurmasına sebep oluyor. Oysa ki obezite genetik, fizyolojik, duygusal, sosyo-ekonomik ve çevresel pek çok faktöre bağlı olabilir.”

İdeal kadının beden imajı
Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre, Amerika ve Avrupa’da işe alımlarda benzer özelliklere sahip kişilerden zayıf olanı obez olanına tercih ediliyor: “İşverenlerin obez kişileri normal kiloda ve normal kilonun altında olan insanlara göre daha az çalışkan, daha az dikkatli, hırsı ve disiplini olmayan, yavaş düşünen ve kötü rol modeli olarak değerlendirebiliyorlar. Ayrıca müşterilerle yüz yüze görüşme gerektirecek işlerde, pazarlama ve reklam işlerinde obez kişilerin tercih edilme olasılığının daha düşük olduğu da saptanmış. Obez kişilere, diğer kişilerle yüz yüze iletişim kurma olanağının az olduğu, telefona bakma işleri gibi masabaşı işler veriliyor. Fazla kilonun kişiyi fiziksel olarak kısıtlama olasılığı ve sağlık problemleri yaratabileceği ihtimali ile iş performanslarının da düşük olabileceği yargısını geliştirilebilir ki bu faktör de işe alımlarda oldukça önemli bir rol oynar. Benzer sebeplerden dolayı obezite terfi ve maaşları da etkileyebiliyor. 20’nci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ideal kadın beden imajının zayıflıkla bağdaştırılması, zayıflığın başarının ve mutluluğun temel taşları olarak işlenmesi sebebiyle, özellikle kadınlar iş dünyasında obez erkeklere göre daha fazla önyargı, etiketleme ve ayrımcılıkla baş etmek zorunda kalıyor.”

İş stresi tetikliyor
Yetişkenlerde obeziteyi en çok tetikleyen etkenlerden biri de iş stresi. Pek çok kişinin yoğun iş hayatına girdikten sonra kilo aldığı görülüyor ve strese bağlı yemek yeme, iş yerinde olduğu gibi akşam evde de devam ediyor. Çünkü yemek en etkili, en kolay ulaşılabilir duygusal anestezilerden biri olarak görülüyor ve kişinin stresini, sıkıntısını kısa süreli olarak donduruyor.

Diyetisyen Nil Şahin Gürhan, stres altında olanların hem daha çok yediklerini hem de stresin yağ yakımını engellediğini söylüyor: “Stres ve kilo birbirine bağlantılıdır. Normalde çok yoğun stresli ortamda çalışanların o dönemde kilo alması kolaylaşır. Masa başında çok çalışmak, akıllı binalar, klimalar, havasız oramlar da kilo alımını kolaylaştırıyor. Bana gelen hastalardan biliyorum, genelde masabaşı çalışanlar, bankacılar, muhasebeciler çok fazla. Hep masa başında oturan, çalışma saati çok yoğun olan insanların yemek yeme düzenleri çok bozuk olabiliyor.” Bu açıdan işyerlerinde verilmeye başlanan açık büfe kahvaltılar, öğle yemeklerinde sunulan diyet menü alternatifleri ve spor salonu gibi imkanlar obeziteyle savaşta çok önemli. Gürhan, obezite tedavisinin 3 ayağı olduğunu söylüyor: Sağlıklı beslenme, hareketli yaşam ve bu iki davranışın alışkanlık haline getirilmesi. “Yani siz yürüyüşü bir külfet olarak görmemelisiniz, hayatınızın bir parçası olarak görmelisiniz. Beslenme, kilo sorunu olarak değil de sağlıklı yaşamın bir parçası olarak görülmeli. Beslenme olayına pozitif bakmalı. Ne kadar az yersem, az enerji alırsam şeklinde değil de ne kadar kaliteli beslenirsem, diye bakmalı. O zaman başarı yüzde 100’dür.”

Özgüven problemi yaratıyor
Psikolog Feyza Bayraktar, obez bir kişinin kiloları yüzünden ailesi, sosyal ve iş çevresi tarafından durmadan eleştiriye maruz kalmasının, kilosu üzerine şakalar yapılmasının kişinin özgüven problemleri yaşamasına sebep olabildiğini söylüyor: “Çevresi tarafından tanımlanırken sadece fazla kilosu ile tanımlanmak, dalga geçilip alay edileceği endişesi ile kalabalık yerlere girmemeye özen göstermek, girse bile işini çabucak halledip çıkmak, kişide sosyalleşme problemleri yaratıyor. Özellikle iş yerinde kalabalık ortamlara girmemeye özen göstermek iş akışında aksaklıklara sebep olabileceği gibi sosyalleşmeyi etkileyebileceği için iş motivasyonu da düşürebilir. İş yerinde çok yediği zaman iş arkadaşları tarafından uyarılması, rejime girdiği zaman çevre tarafından izleniyormuş duygusuna kapılması, 2-3 kg fazlası olan iş arkadaşlarının çevresinde diyet sohbetleri yapmaları; yorulduğu, terlediği veya rahatsızlığında kilosunun gündeme getirilmesi de aşırı kilo problemi yaşayan kişinin işyerinde mutsuz olmasına sebep olabilir. Ayrıca karşı cinsle olan iletişimde nasıl olsa beni beğenmez diyerek en baştan vazgeçmesi, vücudu ile ilgili kaygılarının cinsel hayatını etkilemesi, özel hayatında da problemler yaşamasına sebep olabilir. Kişinin duygusal hayatında problemler yaşaması da iş performansını etkileyecek unsurlar arasında yer alıyor.”

Çalışanlara tavsiyeler
Obezitede genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynuyor. Genetik faktörleri değiştirmek mümkün değil ama çevresel faktörleri değiştirerek sağlıklı bir yaşama kavuşmak mümkün. Diyetisyen Dilara Koçak, sağlıklı beslenmenin ipuçlarını veriyor.

Sabah kahvaltısına önem verin: Çalışanların çoğu kahvaltıyı atlıyor. Sebep olarak da “sabah kahvaltı edince öğlene doğru çok acıkıyorum” diyor. Bunun sebebi çok açık; sabah sadece karbonhidrat içeren bir besin yenilirse yanında protein eklenmediği için öğlene doğru kişinin kan şekeri düşebilir ve bu da aşırı derece de yeme isteği doğurur. Oysa sabah peynir + ekmek veya tost veya bisküvi + süt veya tahıl gevreği + süt gibi karışımlar protein karbonhidrat açısından dengeli seçimlerdir. Bu tür kahvaltı gün boyu tok tutar.

Öğle yemeğinde ekmek de tüketin: Bu durum akşam üzeri yağ ve şeker içeren daha zararlı besinler yemeye sebep oluyor. Oysa öğle yemeğinde tam tahıl ekmeği veya bunun yerine 2 -3 kaşık bulgur pilavı tüketmek vücuda doğru karbonhidratı vermektir. Böylece kan şekeri seviyesi akşam üzeri düşmez. 16-17 saatlerine yenilecek küçük bir öğün ise akşam yemeğinde daha az acıkmayı dolayısıyla daha az yemeyi sağlar.

Tercihlerinizi yeniden gözden geçirin: Masum gibi görünen salata bile fazla kilonunuzun sebebi olabilir. Çünkü üzerine eklenen son salatanın kendisinden çok daha kalorili olabiliyor. 1 çorba kaşığı zeytinyağı 90 kalori 2 çorba kaşığı Sezar sos 150 – 200 kalori içinde mayonez bulunan tüm soslardan uzak durun. Yemek öncesi gelen zeytinyağı ve ekmek sepeti tüketiminizi hafife almayın. Yemek sonrası tatlıyı 1 porsiyon almak yerine paylaşmayı tercih edin. Ağır hamur tatlılarını haftada 1 – 2 ile sınırlayın daha çok sütlü tatlılar tercih edin. Her gün 200 – 250 kalori daha eksik yiyerek yılda 10-12 kg zayıflamak mümkün.

İş toplantılarında kurabiyelerden uzak durun: Toplantılarda yağ ve şeker içeren kurabiyeler ikram ediliyor. Toplantıda gerilimin yüksek olduğu anda duygusal açlığını kontrol edemeyenler hiç farkında olmadan çok fazla atıştırabiliyorlar. Bunun yerine kuru kayısı, ceviz, fındık, incir ikram edilebilir. Öğleden sonra tatlı kurabiye yerine simit ve peynir verilebilir.

Beyaz yaka çalışanlar kritik yaşlara dikkat: Çalışanın pozisyonuna ve yaşına göre risk değişiyor. Örneğin beyaz yaka genelde masa başı çalışan, uzun toplantılarda öğün atlayan, aşırı çay-kahve tüketen ve suyu az içen, sindirim problemleri yaşayan grup olarak ortaya çıkıyor. Bu grup eğer düzenli egzersiz yapmıyor ve doğru beslenmeyi henüz öğrenmemiş ise genelde hep kilo problemi yaşıyor. Özellikle iş yerinde sağlıklı ve düzenli bir yemek servisi yok ise dışarıdan sipariş verme bu eğilimi arttırıyor. Beyaz yaka kadında 35 -40 yaşları erkekte ise 45 -50 yaşları kilo almak için kritik dönemler olarak göze çarpıyor. Mavi yaka ise çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor.

Çevrenizi değiştirin: Sağlık ve beslenme ilişkisinde genetik faktörleri göz ardı etmek mümkün değil ancak genetik faktör kadar önemli olan diğer konu çevresel faktördür. Seçtiğimiz besinler yaşam kalitemizi belirler. Restoran seçimi, market alışverişi, arkadaş sohbetleri, iş yemeği düzeni, meslek seçimi… Yaşam stilinizi gözden geçirin küçük değişiklikler ile sağlığınıza ve yaşam sürenize önemli katkılar yapabilirsiniz.

Sürekli oturanlar kabızlık problemine dikkat: Lifli besin ve su tüketimi arttırılmalı, mümkünse hareketli bir yaşam şekli tercih edilmelidir. Diyetin lif oranını arttırmak için özellikle rafine edilmemiş, tam buğday, tam çavdar ve kepekli ürünler ile sebze, kabuğu ile yenebilen meyve ve kuru baklagillere yer verilmelidir.

Mesaiye kalıyorsanız erken yeyin: Öğün atlamanız gece daha fazla acıkmanıza ve bir sonraki öğünde ihtiyacınızdan fazla yemenize sebep olur. Gece geç saatte yemek yediğinizde yağlanma olasılığı daha yüksektir üstelik sabah tok uyanırsanız kahvaltı ve tüm gün düzeniniz de bozulabilir.

Sürekli aynı pozisyonda oturmayın: Mümkün olduğunca esneme hareketleri yapın ve doğru oturuş pozisyonunu öğrenin. Dolaşım probleminiz için akşamları ayaklarınızı yükseğe kaldırmak veya masaj çözüm olabilir. Özellikle selülit sorunu olanlar, sürekli bacak bacak üstüne atmayın. Merdiven kullanın, arkadaşınıza telefon etmek yerine ofis yakın ise yürüyün. Egzersiz sırasında mutluluk hormonu olan endorfin salınımının olumlu etkilerini de unutmayın.

Şirketinizden destek isteyin: Şirket çalışanlarına sağlıklı beslenme ve egzersiz fırsatı vermek şirket politikasında sosyal bir sorumluluk projesi gibi yer almalı. Çünkü hastalık oluşmadan önlem almanın maliyeti sağlık harcamalarından çok daha ucuza geliyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND