Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kigem ekibinin “İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” dizisi yeni kitaplarla devam ediyor!

Sıfırdaydılar, zirveye çıkmak istiyorlardı, başlangıçta tek sermayeleri azimleriydi. Çok fazla okudular, herkesin iki katı düşündüler, beyinlerini ve cesaretlerini büyüttüler. Sonra kafalarını kullanarak hayallerini gerçekleştirdiler. Mirasla değil, azimle başaranların öyküleri Kigem ekibi tarafından kitaplaştırıldı. “İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” kitap dizisi tüm kitapçılarda…

mümin sekman oku, mümin sekman kitapları, mümin sekman, insan isterse sözleri, insan isterse pdf, insan isterse mümin sekman, insan isterse kitabı, insan isterse, azmin zaferi öyküleri, azmin zaferi

KİGEM EKİBİ “İNSAN İSTERSE: AZMİN ZAFERİ ÖYKÜLERİ” KİTAP DİZİSİNİ DEVAM ETTİRİYOR…

KİGEM ekibi ile ALFA yayınevi işbirliğiyle Türkiye’nin pozitif yaşam öykülerini yayınlamaya başladı. İlham veren, okuyanı güçlendiren, zor zamanlarda güçlü kalmayı öğreten kitaplar “İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” dizisi olarak yayınlanıyor.

Küçük imkanlarla büyük engelleri aşmış, yılmadan hayalinin peşinden koşmuş,azmin gücüyle sıfırdan zirveye çıkmış, okuyana ilham veren insanların öykülerini KİGEM ekibi yazdı, ALFA yayınevi yayınladı.

Mümin Sekman da dizinin danışmanlığını yapıyor. Dizide bugüne kadar 4 kitap içinde 50 kadar başarı öyküsü yayınlandı.

Amacımız içinde büyük bir başarı isteği olan, ama elinde imkanı olmayanlara, kendisinden daha kötü şartlardan gelerek başarmış insanların hikayesini anlatmak.

Bu diziye Rahmi Koç’un hikayesi giremiyor! Bir insanın sadece başarılı olması değil, “sıfırdan gelerek” başarmış olması gerekiyor.

DİZİDE KİMLER ANLATILIYOR?

Dizide küçük imkanlarla, büyük engelleri aşıp, başarılı sonuçlar almış insanların öyküleri yer alıyor.

Kitabın arka kapak yazsında, bu kişiler şöyle anlatılıyor:

  Büyük hayalleri, küçük hayatları vardı.
Hayallerinin verdiği umutla yola çıktılar.
Başlangıçta tek sermayeleri cesaretleriydi.
Paraları yoktu. Çevreleri yoktu. Zorluk çoktu.
Çevredekiler “senden birşey olmaz” derken,
Küçük imkanlarla, büyük engelleri aştılar.
Çoğu kez yenile yenile yenmeyi öğrendiler.
Omuzları yerçekimine yenik düşse de bazen,
Yılgın, yorgun, yalnız olsalar da bazen,
Yenilmediler. Pes etmediler. Başardılar.
“İnsan isterse”, ama gerçekten isterse,
hayata en çok istediğini yapar dedirttiler!
İnsan isterse cenneti cehenneme,
cehennemi de cennete çevirebilir.
Sophokles.

İNSAN İSTERSE’NİN DÖRDÜNCÜ KİTABI ÇIKTI: “BAZILARI ASİ AMA AZİMLİ DOĞAR!”
KAFASININ DİKİNE GİDEREK BAŞARANLARIN ÖYKÜSÜ KİTAP OLDU!

Bazıları asi ama azimli doğar.

Kalıplara sığmaz, sıra dışı yaşarlar. Alanlarında çığır açar, devrimci yenilikler yaparlar. Yerleşik yargılara meydan okurlar. Özgün ve özgür ruhlarıyla, yalnız kalsalar da, ileri yürürler. Ömürleri mücadeleyle geçer. Azimle kalkıp başarıyla oturanların hikayeleri…

Orta Asya bozkırlarında doğdu, önce mülteci, sonra bekçi, sonunda NATO’ya VIP yönetici oldu! Türkistan, Hindistan, Türkiye üçgeninde yaşanan görkemli bir serüven. Kazak kurdu Şerizat’ın film gibi hikayesi ilk kez İnsan İsterse’de…

Tabelacı babasının aldığı bisikleti çalan çocuğu yakalasaydı katil olacaktı, yakalayamayınca dünya ağır siklet boks şampiyonu oldu! Asi efsane Muhammed Ali’nin hikayesi…

Yoksul ve yalnız bir çocuk nasıl yılmaz bir savaşçıya dönüştü? Gözyaşlarını gülmeceye çeviren Aziz Nesin’in insanı başarıya azmettiren hikayesi.

İlkokulu zor bitirdi ama “balonu şişirip satarak” dünya markası oldu! Zeki Başeskioğlu’nun “zekice” yükseliş öyküsü…

Emekliliğine iki ay kala ordudan atılınca inat edip yazdığı kitaplarla ordu kadar okuru oldu! İskender Pala’nın hikayesi..

2.5 yaşında babasını kaybetti, sisteme inat dershaneye gitmeden Boğaziçi’ni kazandı: Teoman’ın azimli yüzü…

Üniversiteyi 6 ayda terk etti, evin garajında kurduğu şirketle efsane oldu: Steave Jobs’un hikayesi…

Erkeklere meydan okudu, “Kadınca” bir başarının kahramanı oldu: Duygu Asena’nın azmi nasıl zaferine ulaştı?

Babasına karşı çıkınca, önce beş parasız kaldı, sonra “my başarı” sahibi oldu: Ali Ağaoğlu’nun hikayesi.

Avukat patronuna kızdı, hukuk okuyup New Yorkta kendi hukuk bürosunu açtı: Çiğdem Acar’ın hikayesi.

“Türkler ancak kebapçılıktan anlar” diyenlere inat, Londra ve Las Vegasta İngilizce kursu açtı: Kazım Kahraman’ın hikayesi.

Heykeli “hayattayken üzerine atılan taşlardan yapılan” Soljenitsin’in hikayesi…

Bir amigonun Alen’i başarı hikayesi: “Çarşı” azimsizliğe de karşı!

Bir grup öğrencini “imkansızın fotoğrafını çekme” hikayesi.

Dizinin dördüncü sayısı daha kapsamlı hazırlandı ve sayfa sayısı 200’ü geçti.

6 Kasım 2009’da çıktı. Öyküsü yazılmaya değer işler başarıldığı sürece, insan isterse de başarı öyküleri anlatmaya devam edecek.

,”İNSAN İSTERSE AZMİN ZAFERİ ÖYKÜLERİ-3″ KİTABINDA KİMLER VAR?

Mümin Sekman yönetiminde Kigem ekibi tarafından hazırlanan “İnsan İsterse: Azmin zaferi öyküleri-3” Eylülün birinden itibaren tüm kitapçılara dağıtılmaya başlandı!

Boylarının ölçüsüne bakmadan büyük hayaller kuranların hikayeleri. Hayalleri büyük ama imkanları küçüktü. Gözleri korkmadan, yorulmadan, yılmadan başardılar. Sonra da nasıl yaptıklarını İnsan İsterse’ye anlattılar.

Bozkırın kızı, büyük şehri nasıl yendi? Çerkeş’ten gelip büyük şehirde bankacı olan, bankadan emekli olduktan sonra 3 kişiyle kurduğu şirketi 3000 kişiye çıkaran Aynur Bektaş’ın hikayesi…

Sürekli sinirlerinin sınırlarında yaşayan, fakir ama fikirli, aykırı ve anlaşılmaz bilge Nietzsche’nin azmin zaferi hikayesi ve başarıya dair sözleri.
Önce bin bir zorluğu yenip başarılı oldu, sonra doğduğu şehre 100 den fazla tesis kurup bağışladı: “Bolunun babası” İzzet Baysalın azimli hikayesi…

Köyde yaşarken oyuncaklarını elinden alındı, o da bir mucit icat etti. Zihni Sinir’in fikir babası İrfan Sayar’ın azmi nasıl zaferine ulaştı?

Öyle bir azimle yaşadı ki hayatı önce roman sonra film oldu: Chris Gardner’in hikayesi…

Bir gün birinden dayak yedi, dünyaya dövüş sanatını öğretti: Bruce Lee’nin hayatı ve başarı önerileri Türkçede ilk defa.

Ailesinde hiç sanatçı yoktu ama o 16 yaşında başrol oynadı. “Selena” Sinem Kobal’ın başarı sihri neydi?

Vasat bir öğrenciydi ama sonunda ödüllü bir bilim adamı oldu: Japonyada “Uzay asansörü” projesini yürüten Serkan Anılır hikayesini İnsan İsterse’ye anlattı.

Babası bisiklet tamircisiydi, o motosikletle dünya şampiyonu oldu: Kenan Sofuoğlu’nun azmi nasıl zaferine ulaştı?

“Yetersiz” diye okul takımından çıkarıldı, o da azmedip Çanakkale boğazını yüzerek geçip rekor kırdı: 11 yaşındaki Mert hikayesi.

Bir kuaförün kendini markalaştırma azmi nasıl zafere ulaşır? Mahmut Ebil anlattı.

Babası hastalanınca 7. Sınıfta okuldan alındı. Kendisi çalışıp kız kardeşlerini okuttu. Sonra da dışarıdan liseyi bitirip, üniversite sınavında rekor kırdı. Ali taşar’ın hikayesi tüm ayrıntılarıyla bu kitapta.

Azim veren insan hikayeleri sevenlerin başucu kitabı olan İnsan İsterse dizisinin üçüncü sayısı 1 Eylülden itibaren kitapçılarda…

Kitap önce D&R mağazlarından, sonra tüm kitapçılarda satılmaya başlanacak..

İlk sayıdan farklı olarak kitabın sayfa sayısı da artırıldı ancak “ulaşılabilir fiyatlandırma” tavrı devam ediyor. Kitabın etiket fiyatı 5 ytl.

İNSAN İSTERSE: AZMİN ZAFERİ ÖYKÜLERİ-2 DE KİMLER VAR?

İnsan İsterse’nin 11 haziran 2007 da dağıtılmaya başlanan 2. sayısı beyin gücüyle başaranları anlatıyor. İşte ikinci sayının arka kapak yazısı:

Sıfırdaydılar, zirveye çıkmak istiyorlardı, başlangıçta tek sermayeleri beyinleriydi. Çok fazla okudular, herkesin iki katı düşündüler, beyinlerini büyüttüler. Sonra kafalarını kullanarak hayallerini gerçekleştirdiler. Mirasla değil, beyin gücüyle başaranların öyküsü İnsan İsterse’de…

•Evlilik dışı bir ilişkiden istenmeyen çocuk olarak doğan zenci bir çocuğun, Missisipi’deki bir domuz çiftliğinden Time dergisinin kapağına uzanan hayatı. ABD’de başkandan bile daha güçlü kadın seçilen Oprah Winfrey’in öyküsü ve başarı için 50 önerisi Türkçe’de ilk defa…

•Türkiye’nin ilk özel bankasını kuran Kazım Taşkent’in inanılmaz mücadele öyküsü ve başarı için 100 önerisi…

•15 yaşındayken Türkiye’ye ilk Avrupa Satranç şampiyonluğunu getiren Kübra Öztürk’ün varoşlardan şampiyonluğa uzanan ilginç öyküsü….

•Hakkari sokaklarında kurduğu hayalinin peşinden koşup dünyada 8 milyon kişiye Anadolu Ateşi’ni izleten Mustafa Erdoğan’ın öyküsü ve başarı önerileri…

•Orta okulu bile olmayan bir yerde doğup, 70’e yakın şubesi olan 20 den fazla eğitim kurumunun sahibi olan Fethi Şimşek nasıl başardı?

•İş ilanı için gittiği şirketin sahibi olmayı kafasına koyan Murat Akdoğan, kendi işinin sahibi olma hayalini nasıl gerçekleştirdi?

•Mersinde bir köyde keçi çobanlığı yaparken dinlediği radyo programıyla hayatı değişen çoban Ahmet nasıl reklam ajansında çalışmaya başladı?

•Aile şirketinde çalışmak yerine kendi öyküsünü oluşturmayı seçen Ali Sabancı, neden böyle yaptığını ve hayalini nasıl gerçekleştirdiğini anlattı…

•Tifüsten kaybettiği ağabeyinin acısıyla doktorluğu seçen, Lice’den yola çıkıp ABD’de “beynin piri reisi” unvanını alan Gazi Yaşargil nasıl azimle zirveye çıktığını anlattı…

İNSAN İSTERSE’NİN BİRİNCİ SAYISINDA KİMLER VAR?

İnsan İsterse’de ilham veren insan öyküleri anlatılıyor. Sıfırdan zirveye büyük engelleri aşarak gelmiş insanlara da, sıradan biri olarak yaşarken sıra dışı bir iş başarmış kişilere de yer veriyor. Bu sayıda kimler var?

Geçirdiği çocuk felci nedeniyle iki bacağını kaybetti. İlk cümlesini 7 yaşına kurmaya başladı. Bir gün kendisiyle yüzleşti ve bir başarı yemini etti. “Topal Seyfettin”in engelli hayat koşusu…

Tek istediği senarist olmaktı ama kendini kabul ettiremedi. Yapımcı oldu. Yine kabul edilmedi. Evdeki çatal bıçak ve masa örtüsünü kullanarak bir dizi çekti. Sonra ne mi oldu?

Üniversiteye hazırlanıyordu. Görme özürlüydü. Rakipleri interaktif CD’lerle hazırlanıyorken, o kitap bile bulamıyordu. Bir baba ile oğlunun çok anlamlı bir başarı hikayesi…

Bir mağazada müşteri temsilcisiydi. Tek istediği şarkı söylemekti. Sezen Aksu’yu 6 ay oyunca aradı, dönen olmadı. Bunun üzerine bir plan yaptı. Bu sanatçı kimdi ve hayalini nasıl gerçekleştirdi?

Liseden sonra okumasına izin verilmedi. Sürekli güzel kız kardeşiyle kıyaslandı. Bir gün çok aşağılandığında kaktı ve dedi ki, ‘Ben az önce bir yemin ettim. Bir gün, hiç kimsenin olmadığı bir yerde olacağım.’ Sonra kim mi oldu?

Sinema salonlarında yer göstericilik ve afiş yapıştırıcılıkla başlayıp, sinemanın yıldızlarından biri oldu. “Çirkin Kral” Yılmaz Güney nasıl başardı?

Okul hayatını ilk okulda noktalayıp, hayat okulunda başarıyla yükselen, bugün 50’yi aşkın şirketle 108 farklı ülkeye mal satan bir işadamının zirveye “zorlu” çıkış öyküsü…

İstanbul’a geldiğinde bir arkadaşına ait bir oda bir salonu olan bir evde kalıyordu. Üç yıl içinde gayrimenkul sektöründeki başarılarıyla ABD’de ödül aldı. Bir girişimcinin İstanbul’u yenme öyküsü…

40 yaşında Türkiye’deki tüm kariyerini bırakıp ABD’de yaşamaya giden bir mühendisin, “Amerikan mucizesi” ile “müthiş Türk” karışımı bir yükseliş öyküsü…
Evdeki gaz lambasının yakıtı bitince sokak lambasında ders çalışan Yozgatlı bir öğrencinin adalet Bakanlığına yükseliş öyküsü…

11 yaşında İstanbul’da parasız yatılı okulda tek başına kalarak başladığı hayat mücadelesinde, sıfırdan sanat dünyasının zirvesine çıkan çıplak ayaklı, kızıl saçlı, bir entelektüel sanatçının öyküsü…

Liseden ayrıldı, azimle çalıştı, Türkiyenin en büyük işadamlarından biri oldu. Sakıp Sabancı nasıl başardı?

Kitapta ayrıca Mümin Sekman’ın “öyküsü yazılmaya değer bir hayat yaşamayı” anlattığı kapsamlı bir makalesi yer alıyor.

İnsan İsterse-1 yayınlandıktan sonra birkaç ay içerisinde 10. baskısını yaptı.

İNSAN İSTERSE: AZMİN ZAFER ÖYKÜLERİ DİZİSİNE NASIL ULAŞABİLİRSİNİZ?

Uzman gazeteci ve yazarlardan oluşan KİGEM ekibinin hazırladığı bu dizi ALFA yayınları tarafından basılıyor. Türkiyedeki tüm büyük kitapçılar ve marketlerde satılıyor.

Anadoluda yaşayıp da kitaba ulaşmakta sorun yaşayanlar iki yolu kullanabilir. 1. kitapçıya parasını önceden ödeyip getirtmesini isteyebilir.
2.İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 daha ucuza) alabilir.

Aşağıdaki kitap satan sitelerden  kitabınızı alabilirsiniz.

www.alfakitap.com

www.ideefixe.com

www.dr.com.tr

www.hepsiburada.com 

www.kitapyurdu.com

Çok sayıda insanın “azim veren bilgi”ye fiyat engeline takılmadan ulaşmasını sağlamak için kitap 5 YTL ye satılıyor. Hayatın engellerinin nasıl aşılacağını anlatan bir kitaba, insanların fiyat engeli yüzünden ulaşmasına göz yumamazdık.

BU KİTAP DİZİSİ KİMİN İÇİN HAZIRLANIYOR?

Eğer bugün zirvede olan insanların, bir zamanlar sizin şartlarınızda yaşadıklarını görüp, o insanların imkansızlıklar içinde yaşayı bugün sizin gözünüze aşılmaz görünen engellerin üzerinden nasıl aştıklarını “yaşanmış” öykülerle öğrenmek isterseniz, İnsan İsterse sizin için.

Hayattan istediğini almak isteynler için, başarının kendi içinde “ukde” olarak kalmasını istemeyenler için, çevresindekilerin onu tanımaktan gurur duyacağı bir iş başarmak isteyenler için, beynini pozitif başarı öyküleri ile beslemek isteyenler için bu dizi hazırlandı.

DİZİNİN KONSEPT DANIŞMANI MÜMİN SEKMAN’IN KİTAPTAKİ SUNUŞUNDAN BİR KESİT

Nobel ödüllü idealist doktor Dr. Albert Schweitzer der ki “Herkesin hayatında bir an gelir, içindeki ateş söner. Sonra, bir başka insanla karşılaşınca alevlenir. Hepimiz içimizdeki ruhu yeniden tutuşturan o insanlara müteşekkir olmalıyız.”

Bize içimizdeki “tam olarak keşfedebilmiş olsaydık, kendimizi oldukça şaşırtacağımız” o potansiyeli gösteren, insan olmanın görkemini yansıtan öykülerin sahiplerine saygılarımızı sunmak, onların başarılarının “görülmesini” sağlamak ve onlardan ilham alınması için bu diziyi hazırladık.

İnsan isterse’den ne mi istiyoruz?
İnsan İsterse dizisinin Türkiye’nin başarı öyküleri antolojisi olmasını çok istiyoruz. Yıllarca devam edip, yüzlerce sayı yayınlayıp, bir klasik olmasını hayal ediyoruz. Duygusal uzaktan kumanda makinesi olsun, okurun ruh durumunu anında negatiften pozitife değiştirsin istiyoruz. Yılgın Türkleri çılgın Türklere çeviren bir tür “moral küpü” olsun istiyoruz.

Başarılı olmak isteyenlerin çok severek okuduğu, büyük bir iş başarmış insanın kendi öyküsünü görmekten sevinç duyduğu bir tür kitap-dergi olmasını hayal ediyoruz.

Bir gün sizin de öykünüzü yayınlamak dileğiylEe.

Siz de bir düşünün, “insan isterse” dizisinde sizin de başarı öykünüze yer verilseydi neler hissederdiniz?

Siz yazılmaya değer şeyler başarın, biz bu yaşanmaya değer öykünüzü yazalım. Bundan büyük bir onur ve sevinç duyarız. Madem okurumuzsunuz, size biraz torpil yapalım!

Sıfırdan zirveye uzanan, öyküsü yazılabilir bir başarıda üç şey çok önemli:

1.Hayata başladığınız yer ile şu an bulunduğunuz yer arasında fark olmalı. Ne kadar dipten başlarsanız, bulunduğunuz yer o kadar “karizmatik” görünür. Zirveye çıkan herkesin değil “sıfırdan” zirveye çıkanların öyküsü yazılır.

2. Önünüzde engeller olmalı. Yürüdüğünüz yolda engel yoksa, o yolun sonuna kadar herkes gidebileceği için, o yolun sonuna gitmiş olmak bir başarı değildir. Engeller öyküsü yazılacak olanları, olmayanlardan elemeye yarar. Engellerinizi sevin ve koruyun. Onlar yüzünden değil, onlar sayesinde başarılı olacaksınız. O engelleri aşmak için bulamayanlar var!

3. Başlangıçta maddi imkanlarınız kıt olması da tercih edilir. Büyük paranız olursa, bu parayla bir şeyler başarırsanız, bu sizin değil o paranın başarı öyküsü olur!

Gördüğünüz gibi, zirvedeki birinin çocuğu olarak “zirvede doğanlar”, öyküsü yazılmaya değer bir iş başarmak için en şanssız insanlardır! Sıfırdan zirveye gelebilmek için, önce sıfırda doğabilmek gerekir, Rahmi Koç’un bu kitaba girmek için ne kadar “dezavantajla” doğduğunu düşünebiliyor musunuz?

“İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” bir kitap dizisi olarak planlandı. İnsan isterse’de yeni öyküler anlatılmaya devam edecek.

İNSAN İSTERSE’NİN GELECEKTEKİ SAYILARINDA “İNSAN İSTERSE” DİZİSİNİ OKUYUP “KAYDA DEĞER” BİR İŞ BAŞARMIŞ OKURLARIN ÖYKÜLERİNE DE YER VERİLECEK!

 {gallery}

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yoksa siz de mi helikopter ebeveynsiniz?

Manşet, helikopter ebeveynlik ölçeği, helikopter ebeveyn, ebeveynler çocukları nasıl etkiliyor, ebeveyn

Helikopter ebeveynler, çocukların etrafında pervane olan aşırı kontrolcü ebeveynlerdir. Peki helikopter ebeveyne sahip olan çocuklar, hayatta ne gibi sorunlarla karşılaşır? İşte yanıtı…

Yeni Nesil (Helikopter) Ebeveynlik: Çocuklar Bu Durumdan Nasıl Etkileniyor?

Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarına dahil olması, onlarla vakit geçirmesi, kararlarında yanlarında olması, koruyucu ve kollayıcı olması – doğru seviyede kaldığı sürece – çocuklar için oldukça olumlu bir durum. Ancak yeni nesil ebeveynler arasında farklı bir ebeveynlik tarzı ortaya çıkıyor: helikopter ebeveynlik1. Adından da anlaşılacağı gibi bu ebeveynlik stilinde ebeveynler fazla çocuk odaklı ve korumacı bir tavırla tıpkı bir helikopter gibi sürekli çocuklarının tepesinde geziyorlar. Onlar adına her şeyi kontrol ediyorlar, kararlar alıyorlar ve problemleri çözüyorlar. Bir ebeveyn için sürekli çocuğuna odaklanmak, daima onu koruyup kollamak ve kontrol etmek hayat tatmini sağlayabilir. Peki bu durum çocukları nasıl etkiliyor? Sürekli yeni neslin artan kaygı düzeyinden, antidepresan ilaç kullanma sıklığından, karar alma konusundaki eksikliklerinden bahsediliyor. Acaba bu durum helikopter ebeveynlik ile ilgili olabilir mi?

Genel olarak ebeveynlik davranışlarına baktığımızda kontrolcü davranmanın zararlarını gösteren birçok bilimsel çalışma var2. Ancak bu kontrolcü davranışlar çoğu zaman çocuğun davranışlarını bilinçli bir şekilde kısıtlama, hayatına sınırlar koyarak sürekli müdahale etme, bağırarak, tehdit ederek, çocuğu sindirerek istediğini yaptırma gibi olumsuz ve çocuğun iyiliğini çok da ön plana koymayan bir şekilde ortaya çıkıyor. Helikopter ebeveynliği bu tarz kontrolcü ebeveynlikten ayıran belki de en önemli özellik amacının aslında tamamen iyi niyetli olması. Helikopter ebeveynler çocuklarını okula götürüyorlar ama sağlıklı bir şekilde oradan ayrılmak yerine, bahçede beklemeyi veya hatta sınıfa girip çocuklarının yanına oturmayı tercih ediyorlar. Üniversite yaşındaki çocukları oda arkadaşlarıyla sorun yaşadıklarında telefon açıp olaya müdahil oluyorlar. Hatta Amerika’da son yıllarda sıkça görüldüğü üzere çocukları üniversitedeki derslerinden düşük notlar aldıklarında hocalara ve hatta okul yönetimine telefon açmada bir sakınca görmüyorlar. Bu ebeveynler sıcak ve şefkatli. Çocuklarının hayatlarına dahil olmayı onlara yaptıkları bir iyilik olarak görüyorlar. Ancak bunu yaparken insan gelişiminde kendiliğinden oluşması gereken otonomi kazanma, kendi kararlarını kendi veren ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olma yeteneğini çocuklarının ellerinden alıyorlar4. Çocuklarının hayatlarında fiziksel ve duygusal olarak yer edinmeyen ve bu şekilde çocuklarına zarar veren ebeveynlerin aksine helikopter ebeveynler bu konuda aşırıya kaçıyorlar ve çocuklarının bireyselleşme sürecini sekteye uğratıyorlar.

Peki çocukların hayatına müdahil olma sınırını belirleyen etkenler nelerdir? Öncelikle çocuğun yaşını ve yaşının getirdiği kabiliyetleri göz önünde bulundurmak çok önemli. Ama bunun yanı sıra durumları da iyi okumak gerekiyor. Çocuğun kişisel alanına müdahale etmeden sınırı koruyabilmek bu işin sırrı. Helikopter ebeveynler bu sınırı koruyamıyorlar. Çocuğun her anını kontrol etmeye çalışıyorlar, kendisine ait özel bir alan bırakmıyorlar. Bunun yanı sıra çocuğun kendini geliştirebileceği, kendi alanında mutlu ve özgür bir şekilde hareket edebileceği alanlar yaratmak onlara iyi gelirken, bu alanlara müdahale etmek çekingen ve çocukların kendini yetersiz görmesine yol açabiliyor4. Özellikle de geç ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde çocuklar tam da kendi kimliklerini bulma çabası içerisindeyken müdahaleci davranışlar çocukların gelişimine iyi gelmiyor5.

Bağlanma Stilleri” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz üzere bağlanma teorisine göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, gelecekteki deneyimlerimizi etkiliyor. Helikopter ebeveynlere sahip çocuklar genellikle güven problemi yaşıyorlar ve bu durum gelecekteki ilişkilerine zarar veriyor6. Bunun yanı sıra, hayata ne yazık ki hazırlıksız yakalanıyorlar. Kendi işlerini kendi başlarına halledemeyecekleri duygusuna kapılıyorlar. Bağımsız olmayı öğrenemediklerinden sıradan aktiviteleri yapabilme yeteneğine bile sahip olduklarını fark edemiyorlar.  Hayatlarında bir sorunla ya da tümsekle karşılaştıklarında, kendileri yerine o sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak bir kişinin ya da varlığın olduğuna inanıyorlar. Savaşmaya ya da mücadele etmeye ihtiyaç duymuyorlar çünkü bu zamana kadar her şey ebeveynleri tarafından onlar için sağlanmış. Dünyayı ya da kendi dünyalarını değiştirme gereklilikleri yok çünkü hiçbir sorun sonsuza kadar sürmez. Sihirli bir güç (yani ebeveynleri) gelip sorunları onlar için kolayca yok edebilir. Bundandır ki bu şekilde büyüyen çocuklar, büyüyünce de hala ebeveynlerine bağımlı yetişkinlere dönüşüyorlar.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre helikopter ebeveynlere sahip olan çocuklarda daha yüksek anksiyete ve depresyon ve daha az hayat tatmini görülüyor7. Helikopter ebeveynlere sahip olan bu üniversite öğrencileri kendilerini yetersiz ve yeteneksiz görüyorlar. Başka bir araştırma ise yine üniversite öğrencilerinin kendi özgüvenlerini arttıracak aktiviteleri keyif verecek aktivitelere (seks yapmak, içki içmek, şeker tüketmek) dahi tercih ettiklerini gösteriyor. Bu çocukların ebeveynlerinden gördükleri şefkatin başarıya ve kendilerine çizilen yolu takip etmeye odaklı bir şefkat olduğu değerlendirildiğinde bu sonuç şaşırtıcı değil. Üstelik bu kadar koşullu gösterilen sevgi çocuklara uzun vadede zarar da veriyor. Ebeveynleri tarafından “matematikten 90 aldığı için”, “komşuların yanında düzgün davrandığı için”, “annesini üzmediği için” sevilen ve övülen çocuklar bunları sağlayamadıklarında sevgisiz ve ilgisiz kalmış gibi hissedebiliyorlar.

Bütün bu araştırmalardan çıkarılan sonuç ise şu: Bu şekilde yetiştirilen çocuklar belki akademik olarak daha başarılı olabilirler ama kendilerini hayatta daha çaresiz ve yetersiz hissediyorlar. Çocuklarımızın hayatlarındaki yerimizi sağlam bir şekilde korurken bunu sevecen ve sıcak bir şekilde ve doğru sınırlar içerisinde yapmaya özen gösterirsek, kendi benliklerini tam olarak oluşturabilen mutlu, başarılı, güçlü ve bağımsız bireyler yetiştirebiliriz.

Yazan: Ande Ömeroğlu & Gizem Sürenkök
Düzenleyen: Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

yaşlanmayı durduran şeyler, yaşlanmak, yaşlanma korkusu, yaşlanma karşıtı, mikrobiyom, Manşet, insan ömrünü uzatma çalışmaları, hücre yenilenmesi

Bilim insanları yıllardır yaşlanmayı önleme konusunda birçok çalışma yapıyor. Peki yaşlanmayı önlemek gerçekten mümkün mü? Ömrümüzü uzatabilir miyiz? İşte tüm bu sorulara cevap niteliğinde yapılan araştırmalar…

Yaşlanma süreci nasıl önlenebilir?

Dünyanın her köşesinde bilim insanları yaşlanmaya çare arıyor. Bunun için üç boyutlu yazıcılarda organ üretiminden vücuttaki mikrobiyomu değiştirme yoluyla yaşlanmayı önlemeye kadar çeşitli çözümler üzerinde duruluyor. Peki insan ömrü ne kadar uzatılabilir?

Yaşlanma kaynaklı kanser, romatizma ve Alzheimer gibi hastalıklardan dünyada her gün 100 bin kişi ölüyor. Ancak pek çok bilim insanı bunun kader olmadığına inanıyor.

Yaşlanma tam olarak nedir? Hücre düzeyinde ele alacak olursak, zamanla azar azar oluşan hasarların hücre, doku ve organlarda yayılmasıdır diyebiliriz.

Hücrelerde hasar, onarımdan daha hızlı geliştiğinde yaşlanma baş gösterir. Danimarkalı doktor Kaare Christensen yıllar boyu hasta tedavisinin ardından, Yaşlanma Araştırmaları Merkezi’ni kurarak bu hastalıkların ortaya çıkmasının nasıl engellenebileceği üzerinde araştırmalara başladı.

Bu konuda bazı gelişmeler kaydedildiğini söylüyor Christensen. 1800’lerin ortalarında ortalama ömür 40 yaş iken bugün Kuzey Avrupa ülkelerinin birçoğunda 80 yıla yaklaşıyor, diğer ülkelerde de önemli gelişmeler gözleniyor.

Diş sağlığı gelişiyor

Aynı zamanda umut verici başka bir gelişme daha olduğunu söylüyor Christensen. “Her geçen yıl yaşlıların diş sağlığında iyileşme gözleniyor.”

Dişler genel sağlık açısından bir tür barometre işlevi görüyor. Onların sağlıklı olması düzgün beslenmeyi ve daha iyi besin emilimini sağlıyor. Ayrıca vücudun diğer kısımlarının da daha sağlıklı olduğunun göstergesi onlar.

Christensen, yaşlıların IQ testlerinde de eskiye kıyasla artık daha iyi sonuç alındığını, bunun ise dünya çapında daha iyi yaşam koşullarıyla bağlantılı olduğunu söylüyor.

“Daha iyi yaşam koşulları, daha iyi eğitim ve ne tür işlerde çalışıldığının etkisi bu.”

Bu gelişmenin devam edeceğine inanıyor. Peki daha ne kadar?

Dünyada kayda geçmiş en uzun ömür, 122 yaşında iken 1997’de ölen Fransız kadın Louise Calment’e ait. Geçen 20 yılda da birçok gelişme kaydedildi.

Yazıcıda organ üretmek

Hindistanlı biyofizikçi Tuhin Bhowmick’e göre, yaşlılıktan kaynaklı ölümlere kalp, akciğer ve karaciğer gibi yaşamsal organların işleyiş bozukluğu neden oluyor. Sağlıklı organ nakli halinde ömür uzatmak mümkün olabiliyor.

Ancak dünyada organa ihtiyaç duyanların sayısı organ bağışı yapanlardan çok daha fazla. Ayrıca uygun organın bulunması sorunu söz konusu. Çoğu zaman bu bekleyiş sırasında yaşlı hastaların öldüğü görülüyor.

Peki bir insandan organ almak yerine ihtiyaç duyulan organın, hastanın vücudunun reddetmeyeceği bir tarzda laboratuvarda üretilmesi, üç boyutlu yazıcıdan çıkarılması mümkün olabilir mi?

Bhowmick, bu tür bir yazıcının kartuşunda mürekkep yerine protein ve hastanın kendi hücreleri olacağını söylüyor. Böylece vücudun yeni organı reddetme ihtimali ortadan kalkıyor.

Bhowmick ve ekibi Hindistan’ın ilk yapay karaciğer dokusunu üretti. Önümüzdeki beş yıl içinde de minyatür bir karaciğer üretilmesi üzerinde çalışıyor. Bunun vücudun dışında, taşınabilir bir cihaz şeklinde olması öngörülüyor.

8-10 yıla kadar ise vücudun içine nakledilerek normal işlev görecek bir karaciğer üretilmesi plan dahilinde.

Peki akciğer ve kalp nakli ile de ömür uzatmak mümkün mü? Bhowmick her durumun kendine özgü yanları olduğunu ve tek tek ele almak gerektiğini söylüyor.

“Hastanın ölümüne neden olan organının yerine yeni organ nakli ile ömrünü 20 yıl uzatabilirsiniz. Örneğin karaciğerde bu mümkündür. Ama beyin ve kalpte aynı şekilde işlemez.”

Bhhowmick, bu tür gelişmeler sayesinde milenyum kuşağının (1981 sonrası doğanlar) ömrünün 135 yaşa kadar uzatılabileceğine inanıyor.

Mikrobiyom umudu

ABD’de moleküler ve insan genetiği profesörü Meng Wang, tıpta en çok heyecan yaratan yeni alanlardan biri olan mikrobiyom üzerine araştırmalar yapıyor.

“Bunlar vücudumuzun içindeki sindirim sisteminden dışındaki derimize kadar bizimle yaşayan minik mikroorganizmalardır.”

Gözle görülmeyen bu organizmaların çoğu bakteridir, ancak mantar, virüs ve diğer mikropları da içeriyor. Eskiden bilim insanları bunlara pek ilgi göstermiyordu. Oysa vücut üzerinde büyük etkileri olduğunu bugün biliyoruz.

Son araştırmalar, mikrobiyomun insan için ek bir organ işlevi gördüğünü gösteriyor. Vücudumuzun farklı ilaçlara verdiği tepkiden davranışlarımıza kadar birçok şeyi etkiliyor.

Wang, mikrobiyomun yaşlanma sürecini nasıl etkilediğini anlamak için, iki-üç haftalık ömrü olan solucanlarla deney yapıyor. Solucanın mikrobiyomunu değiştirerek ömrünü uzatmak mümkün mü sorusuna yanıt arıyor.

Solucanın sindirim sisteminde yaşayan bir bakteriyi seçip genleriyle oynayarak farklı türler elde ediyor ve bu bakterileri farklı solucanlara yediriyor. En fazla üç haftalık ömrü olan solucanları kontrol ettiğinde bazılarının hala canlı olduğunu görüyor.

Solucanlar yaşlandıkça daha zor hareket ederler; oysa yeni mikrobiyom edinmiş olanlar çok daha rahat ettikleri gibi, hastalıklara karşı daha dayanıklıydılar.

Wang bugün aynı deneyi fareler üzerinde yapıyor. Belki de bir gün doktorlar hap yoluyla vücudumuzdaki mikrobiyomu değiştirerek insan ömrünü uzatabilir.

“Bazı meslektaşlarım 200-300 yaştan söz ediyor. Ama bana kalırsa 100 de iyi bir rakam” diyor Wang.

Hücrelere ne oluyor?

Yaşlandığımızda ilginç bir şey olur. Tek tek hücreler yaşlanma sürecinde, ölmekte olan veya hasar gören hücrelerin yerini almak üzere bölünür. Ancak bunun işleyişi mükemmel değildir. Bir hücre ne kadar çok bölünürse o kadar yaşlanır, ömrünün sonuna yaklaşır. Ama ölmek yerine yaşamaya devam eder, etrafındaki diğer hücrelerle haberleşmeye, yıkıcı bir işlev görmeye başlar.

Bu yaşlı hücreler civardaki hücrelere de yaşlılık ‘bulaştırır’, böylece yaşlı hücrelerin sayısı artar ve sonunda vücut artık bunu kaldıramaz hale gelir.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde moleküler genetik profesörü Lorna Harries, bu yaşlı hücrelerden kurtulmanın yolunu arıyor.

Bir süre önce, yaşlı deri hücrelerine bir kimyasal madde sürüldüğünde ne olacağı araştırıldı. Harries bu işlemden sonra hücrelerin gençleştiğini söylüyor. Böylece insan hücresinde yaşlanma sürecinin geriye alındığı ilk deney gerçekleştirilmiş oldu.

Dünyanın birçok yerinden yatırımcı ve bilim insanından teklif alan Harries insan ömrünün doğal bir maksimum limiti olduğuna inanıyor. Ama bu araştırmanın, demans ve kalp ve damar hastalıklarının dejeneratif etkisini gidermeye yönelik yeni tedavilerin bulunmasında bir adım olmasını, böylece doğal ömrünü tamamlamadan erken ölenlere umut olmasını istiyor.

Peki, tekrar aynı soruya dönecek olursak: Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

Belki bir gün, hasar görmüş organlarımızı yenileme, mikrobiyom içeren hap takviyeleri ile vücudumuzu genç tutma ve hücrelerimizin yaşlanmasını önleme olanağımız olacak.

Bütün bunlar insan ömrünü ne kadar uzatabilir? Bhowmick’in öngörüsüyle, milenyum kuşağı 135 yaşına kadar yaşayabilir. Bu, 1981 doğumlu birinin 2116’ya kadar yaşaması demek. O zamana kadar kim bilir başka ne gelişmeler olur?

Yazarlar: Diego Arguedaz Ortiz / Beth Sagar Fenton /
Helena Merriman
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Gamification: Eğlenerek öğrenme

oyunlaştırma uygulamaları, oyunlaştırma tekniği, oyunlaştırma modelinin bileşenleri, oyunlaştırma, oyun, Manşet, gamification, eğlenerek öğrenme, eğitim

Eğitimde oyunlaştırma yöntemi yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bu yöntemin amacı oyunun kendisi değil, oyun-dışı alanlarda motivasyonu artırmaktır. Peki yeni nesile gelecek vaad ettiği düşünülen oyunlaştırma (gamification) tam olarak nedir? İşte yanıtı…

İşte size eğitimde oyunlaştırma

İngilizce’de ‘play’ ve ‘game’ kavramları Türkçe’de isim olarak ‘oyun’ diye çevriliyor ancak arada önemli bir fark var. ‘Game’de bir kural, bir amaç varken; ‘play’de yok. Play’in insanların rahat bir şekilde, herhangi bir amaç ya da kural olmadan oynaması olduğu söylenebilir.

Şöyle düşünelim, bir balon, balonu sınıfın ortasına bırakıyoruz, “çocuklar oynayın” diyoruz, elleriyle balona vuruyorlar ve oynuyorlar. Ne zaman ki çocuklara, “balonu yere değdirmeyin” denilirse o zaman ‘play’ birden ‘game’ oluyor. Hatta daha eğlenceli hale getirmek için aralarından iki kişi seçip, “sizler de balonu yere düşürmeye çalışacaksınız” denilirse oyuna ‘engel’ eklenmiş oluyor. Hatta buna süre de ekleyip, “1 dakikanız var, bu süre içinde balon yere değmeyecek” talimatı da verilebilir. Şimdi düşünün ki bu balonlar farklı özelliklere sahip, her bir balonun üzerinde değişik konular ya da cevaplar yazıyor ve çocuklar doğru balonu özellikle yere düşürmemeye çalışıyor. Böylelikle oyun eğitsel hale geliyor.

Bunun gibi oyunları öğretmenler sınıflarında kullanıyorlar, kullanmalılar ve oyunun gücünden eğitimde de yararlanmaları gerekiyor. Eskiden oynanan çok güzel oyunlar vardı, bunları bile hatırlayıp “nasıl derslerimde kullanabilirim” diye düşünseler, bir başlangıç olur.

‘İsim-şehir’ derslerde kullanılabilir

Oyunlaştırma ise; elementlerin oyun olmayan bir ortamda kullanılması olarak ifade edilebilir. Aslında tanımlar hep bu şekilde geçiyor ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu, ‘oyun olmayan ortam’dan kasıt aslında ‘play’ olmayan bir şekilde kullanılması. Yani oyunlaştırmada aslında bir oyun (play) yok. Ama oyunların içerisinde olan birçok oyun elementi kullanılabilir. Bunlardan bazıları puanlar, başarılar, ödüller, geri bildirim, içerik açma, liderlik tablosu, koleksiyon, rozetler, avatar, seviyeler, kombolar, rastgelelik, hikâye gibi. Bunlar birbirleriyle uyumlu ve pedagojik olarak uygun bir şekilde eğitimde kullanıldığında da eğitimde oyunlaştırma yapılmış oluyor.

Eğitimde oyunlaştırmayı çok güzel bir örnekle, biraz sizi eskiye götürerek açıklayayım. Hatırlarsınız, isim-şehir-bitki-hayvan-eşya-artist oyununu. Aslında tam bir oyunlaştırmadır, çünkü orada oyun oynamazsınız yani ‘play’ yok ama oyun elementleri var. Örneğin zamana karşı yarışırsınız; belirli kurallar, puanlar ve rastgelelik var. Çünkü hangi harfin çıkacağını bilmezsiniz ‘A’ diye başlayıp içinizden “dur” denilene kadar sayarsınız. Ayrıca aynı cevabı bulanlar az puan alırken, farklı cevaba ulaşanlar daha çok puan alırdı. En sonunda puanlar toplanır, bir skor elde edilir, o puanlar toplanır, kazanan belli olurdu. Bu oyunlaştırmayı derslerde öğretmenler konularına göre kullanabilir, sütun sayısını artırabilir veya azaltabilir, dersine göre içeriği değiştirebilir… İşte size eğitimde oyunlaştırma.

Ödül ve ceza motivasyonu düşürebilir

Oyunlaştırma istenilen bir davranışı motive etmek amacıyla kullanılıyor. Dolayısıyla en temelde davranışçı yaklaşım odaklıdır. Dolayısıyla eğitimde oyunlaştırmayı kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar var. Cezayı zaten dahil etmemekle birlikte özellikle oyunlardaki ödül, rozet, liderlik tahtası gibi elementlerin eğitimde mümkün olduğunca kullanmaması gerekiyor. Bir öğrenciyi motive etmeye çalışırken diğerlerinin motivasyonu düşürüldüğünde ve o öğrenciler kaybedildiğinde geri kazanmak çok zor hale gelebilir.

Düşünün ki, bir anne-baba çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaya çalışıyor ve bunun için de oyunlaştırmadan yararlanmak istiyor. Çocuğuna “5 gün boyunca dişlerini fırçalarsan hafta sonu sana oyuncak alacağım” diyor. Çocuk oyuncak almak için 5 gün dişlerini sorunsuz fırçalıyor, buna karşılık oyuncağı da alınıyor (ödülü veriliyor). Ancak sonraki hafta dişlerini fırçalama vakti gelip, “Eğer dişlerimi fırçalarsam ne alacaksın?” diye sorduğunda, anne-baba aslında o anda nasıl bir yanlış yaptığını fark eder.

Halbuki ona dişlerini oyuncak için değil, diş sağlığı için fırçalaması gerektiğini, bunun kendi sorumluluğu olduğunu, ne gibi yararları olacağını, fırçalamazsa ne gibi zorluklar yaşayacağını güzel ve detaylı bir şekilde anlatmak daha faydalı sonuçlar ortaya çıkarır. Aynı durum ödevler için de geçerli. Ödevi bir ödüle bağlamak yapılacak en büyük yanlışlardan biri.

Oyunlaştırma kısa vadede davranışları görmek için olumlu sonuçlar verebilir, ancak uzun vadeli bir sonuç için çözüm değil. Ek olarak, oyunlaştırmada ödül kullanımı bir davranışı tetiklemede işe yarar gibi görünüyor, yani çocuk derste rozet almak için sınıfını temiz tutuyor ancak evde elindeki çikolatanın kağıdını ortalık yerde bırakabiliyor. Dolayısıyla puan/rozet/ödül alacağı ortamda o davranışı sergilerken başka yerlerde aynı performansı göstermeyebilir.

Önemli olan davranışı içselleştirmek

Asıl önemli ve zor olan ise bu davranışları içsel motivasyona dönüştürmek; yani çocuğun kendiliğinden, herhangi bir dışsal motivasyona bağlı kalmadan, yerdeki çöpü almasını ve onu çöpe atmasını sağlamak. Aynı şekilde kendi kendine ödevini bir sorumluluk olarak anlamlandırıp, siz söylemeden veya bir ödüle bağlamadan bunu yapması. Dışsal motivasyonlar, kişiden kişiye değişmekle birlikte, bazen davranışı içsel motivasyona dönüştürebilir. Aynı şekilde her dışsal motivasyon, herkesi motive edecek diye bir genelleme de yapılamaz. Yani çikolata, her gün çikolata yiyen bir öğrenciyi motive etmeyebilir ya da puan, zaten başarılı olan bir öğrenciyi motive etmeyecektir.

Bir diğer elementi ise çok basit bir şekilde şöyle örneklendirelim, sınava girerdik, sınavdan sonra kimin kaç puan aldığı, sizin en yüksek puanı alıp almadığınız, arkadaşlarınızı ya da en yakın arkadaşınızı geçip geçmediğiniz, sınıfın kaçıncısı olduğunuz çok daha önemli hale gelirdi (dışsal motivasyon). Asıl önemli olan öğrenip öğrenemediğimiz, hangi konularda eksik olduğumuz, hangi konuları daha çok çalışmamız gerektiği değildi, hiçbir zaman da olmadı neredeyse (içsel motivasyon). Ama oyunlarda ve oyunlaştırmada çok sık kullanılan ‘liderlik tablosu’ndaki yerimiz bizim için önem taşıyordu, tablonun yukarısında olanlar için üst sıralara çıkma yarışı varken, alt sıralardakiler ise “nasılsa biz hiç başaramayız bari dersten geçmeye bakalım” şeklinde düşünüp derse yönelik motivasyonlarını kaybediyorlardı. 

Onları yarıştırmak hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşebilir

Öğrencilerin birbirleri ile yarıştırılmaları bunun rekabete, hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşmesine, birbirleriyle dalga geçmelerine neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda, öğrencilerin henüz bu gibi durumları duygusal olarak anlamlandıramadıkları ya da yanlış anlamlandırabilecekleri seviyede oyun elementlerini derslere entegre etmemek daha doğru olur. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde oyunlaştırmanın işe yaradığını kanıtlayan örnekler ve akademik çalışmalar da mevcut. Eğitimde oyunlaştırmadan ille de yararlanacaksak becerilere odaklanmak daha akılcı olabilir. Problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi becerileri teşvik etmek için oyunlaştırmadan yararlanılabilir.

Bu noktada, şunu da belirtmek gerekiyor, kesinlikle öğrencilerin doğru davranışlarının pekiştirilmemesi, yanlış davranışlarının düzeltilmemesi gerektiği savunulmuyor. Onların bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, davranışlarıyla ilgili anlık, düzenli ve eksikliklerine yönelik tamamlayıcı geri bildirimler verilmeli. Bu sayede, öğrenciler pekiştiricilere bağımlı hale gelmeden, iç denetimli bireyler olabilirler. Ancak o zaman öğrenci kaç aldığını, ya da sonucunda karşılık olarak ne alacağını değil, nerede yanlış yaptığını ve neyi düzeltmesi gerektiğini merak eder.

Oyunda kalın, oyunla kalın, bir de çok fazla sokağa çıkamayan günümüz çocuklarıyla özellikle fiziksel oyunları çok oynayın.

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Yavuz SAMUR 
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER3 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND