Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Keser, göz kırpan silecekler ve yaratıcılık

Bilgi çağının bilgiye aç vatandaşlarıyız. Doymayan bir iştahla bilgi tüketiyoruz. Başkasının bilgisiyle bilgili, başkasının fikirleriyle itibarlı, başkasının emeğiyle yaratıcı oluyoruz. Emek göstermekten, özveride bulunmaktan ve itibar inşaa etmekten uzaklaştıkça yaratıcılıktan da uzaklaşıyoruz. İşte kutup yıldızınız olacak 3 anahtar kavrama dair 3 anektod…

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Hâlbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal. Kızılderili Atasözü özellikle ticaret hayatında görüneni veya görünmeyeni satan emekçiler bugün markalarının, modellerinin hakkını korumak için mücadele içerisindeler. Fikirlerin bu kadar kolay alınıp satıldığı, eser niteliği taşıyan çalışmaların bu kadar kolay talep edilebildiği ve değerlendirilmediği, emeğin yemek kadar çabuk tüketildiği günümüz iş dünyasından bir dakika işlerinee ara vererek bu yazıyı emek sahipleri için okumalarını rica ediyorum…

Fikirleri pervasızca alanlar, uygulayanlar ve sahibine bilgi bile vermekten çekinmeyenler bu alışkanlıklarının normal karşılandığını düşünerek yanılmaya devam ediyorlar. Oysaki farkında olmadıkları bir konu var. İtibar para ile satın alınmaz. Yetenek kişiye özeldir, eser sahibine aittir, taklit kısa ömürlüdür, imtiyaz sahibinin hakkını taklit ederek alabileceğini zannedenler büyük bir yanlış içerisine düşerler. Sihir kalemde, boyada, cetvelde, hamur da değil, sihir onu eser yapan ellerde, zihinde ve çevresini saran derin bilgidedir.

“Evvel zaman içinde, yaşlı bir baba ile üç oğlu vardı. Baba ölümünden önce; büyük oğluna kulübesini, ortanca oğluna ineğini, en küçük oğluna ise bir çift iş eldiveni ile bir keser bırakmıştı. Büyük oğlu evde oturuyor, ortancası ineğin sütüyle geçiniyor, küçüğü de keseriyle öteberi yaparak geçimini sağlıyordu. Uzun yıllar sonunda, tembel büyük oğlun kulübesi bakımsızlıktan yan yattı. Ev, artık içinde oturulamayacak hale gelmişti. Ortancanın ineği ise yaşlanmış, gün geçtikçe daha az süt vermeye başlamıştı. Sonunda besinsizlikten ölmüştü zavallı.
Oysa küçük kardeşleri gece demedi, gündüz demedi, çalıştı. Kendisine bir ev yapıp bir de besili inek satın aldı. Çünkü o, yetenekli ve istekli olunca bir keserle kentler, köprüler kurulduğunu; kapılar, masalar yapıldığını çok iyi biliyordu.
Kıskançlıktan çatlayan ağabeylerden büyüğü, ortanca kardeşe:
-Keseri büyülü olmasa, bunların hiçbirini yapamazdı. Keserini alalım, dedi.
Anlaşıp keseri aldılar. Kesere, kendilerine de pencereler, kapılar, evler, sandalyeler, köprüler yapmasını emrettiler. Keserin hiç tındığı yoktu, yerinden bile kıpırdamıyordu.
Bunun üzerine ortanca kardeş:
-Anlaşılan yalnız keserle olmuyor, eldivenleri de almamız gerekecek, dedi. Sonra onları da aldılar; ama yine bir sonuca ulaşamadılar. Bu arada, keseriyle eldivenlerinin kaybolduğunu gören küçük kardeş, koşup yenilerini satın aldı. Yeniden işe koyuldu. Bir yandan şarkılar söylüyor, öte yandan tahtalara şekiller veriyordu.
Bu kez ağabeyleri:
-Tamam! Bu işin sırrı şarkıdaymış. İyice kulak kabartıp söylediği şarkıları bir öğrenelim, gerisi kolay, dediler.
İşin sırrını açıklayan birkaç dizelik şarkı şöyleydi:
“Her ne kadar keskinse keserim,
bütün ustalık ellerimde derim.
Yeterince kazancım var.
Aç kalmaz çalışanlar”

İşte yıllarca gece gündüz demeden çalışan, bütün ustağı yaratma gücünde, keskin zekâsında ve keşfetme arzusunda olan bir kişiden bahsetmek ve bu konuda çıkan bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

Profesör Robert Kearns;
Üniversitede profesör olan Kearns, 1958 yılının yağmurlu bir gününde ailesi ile otomobilinde giderken yağmurda çalışan sileceklerine dalıp sürekli çalışmalarından ve camı çizdiklerinden dolayı yakınır, ve o sırada insan göz kapağı gibi gerektiğinde kapanacak, sürekli çalışmayarak belirli bir zaman periyodunda çalışıp duran bir silecek modeli yapmak aklına gelir ve silecekler üzerinde çalışmaya başlar.
Çalışmaları sonucunda 1959’da şu anda otomobillerimizde kullandığımız ve genelde sileceklerin birinci kademesini oluşturan aksak ritimde çalışan fasılalı sileceği icat eder. Ford, bu icatla yakından ilgilenir. Kearn’den bir prototip ister, ve aldığı prototipi inceleyen şirket tam beraber çalışmaya başlayacaklarken, Kearns’e olumsuz yanıt verir. Sonrasında onun buluşunu kullanmaktan da çekinmezler. Aradan geçen bir yılın sonunda Kearns, Detroitteki yeni Mustang tanıtım fuarında kendi geliştirdiği otomatik silecekler ile karşılaşır. Şaşkınlıktan donakalan Kearns, ertesi gün Ford’un kapısını çalarak kendi icadının haklarının kendisine verilmesini ister. Ancak olumsuz cevap alan Kearns Ford hakkında bir hukuk mücadelesi başlatmak zorunda kalır. Tam 12 yıl süren dava süresince kendi avukatlığını kendisi yapan Kearns, kendisine önerilen paradan daha düşük bir tazminat ile davayı kazanır ve böylece itibarını geri alarak, Ford’un icadı kendisinden izinsiz kullnadığını ıspatlar Aynı sistemi bazı modellerinde de kullanan Chrysler’dan da 18 milyon dolar tazminat kazanan Kearns, artık bu icadın tescilli mucidi sayılır. 2005 yılında aramızdan ayrılan Robert Kearns’ün hayat hikayesi itibarın para ile ölçülemeyeceği dersini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bugün dünyada fasılalı silecekli 150 milyondan fazla araç var.
“Herkes öğrenmek ister; kimsede karşılığını vermeye kalkışmaz.” JUVENAL

Andırmak kelimesi dilimize yerleşti, hatta dilimize yerleşmenin de ötesine geçerek zihnimize kazındı. Fikir hırsızlığının yerine andırıyor, esinlenmiş gibi kelimeler koyarak içini rahatlatan üretmekten uzak, değerli fikirleri kendine adapte eden bir toplumunun içinde yaşıyoruz.
Acaba ne acil, ne önemli? Neye gerçekten şu an için ihtiyacımız var? Neyi öncelikli olarak yapmalıyız? Bizim için üreten insanlardan istediklerimiz gerçekten şu için değerlendireceğimiz projeler mi ? Yoksa öylesine fikir almak, öylesine emek gerektiren eserler hazırlatmak ve beklenen yanıtlara öylesine cevap vermek artık ilke haline mi geldi?
Roger Von Oech Beyninizi Kamçılayın adlı kitabında reklamcılık efsanesi Carl Ally ile yaptığı bir sohbetten bahsediyor; Oech sohbet sırasında Ally’ye yaratıcı bir insanı neyin memnun ettiğini soruyor. Ally soruyu şöyle yanıtlıyor : “Yaratıcı insan her şeyi bilen olmak ister. Sayısız şeyden haberdar olmayı arzular: Eskiçağ tarihi, 19.yüzyıl matematiği, mevcut imalat teknikleri, çiçek aranjmanı ve daha sayısız bilgiye aç gözlü bir şekilde saldırır. Bu bilgilerin ne zaman yeni bir fikir oluşturmak için bir araya geleceğini kendi de bilmez, altı dakika sonra olabileceği gibi altı yılda sürebilir bunun olması. Ancak yaratıcı bir insanın bunun bir gün olacağına inancı tamdır.”
İşte yaratıcı bir insan olmanın beraberinde getirdiği emek, özveri, çalışma ruhu, araştırma gücü Ally’nin yanıtında son derece açık. Bir eser, bir marka, bir plan, bir proje , bir oyun veya bir takım ortaya çıkartmak üretmekle, emekle mümkün.
Oysa ki çevremizde ne 6 dakikaya, ne de 6 yıla ihtiyaç duymayan, yaratıcı insanların tam olan inançları ile ortaya çıkarttığı eserleri 6 saniye gibi bir sürede sahiplenen kesim bugün Robert Kearny’nin savaşını en üst düzeyde haklı kılıyor. Karşımızdaki ister dev bir şirket olsun, ister bir kişi olsun, ister on kişi. Göz kırpan silecekler sadece bir örnek. Bu haklı mücadelenin bir sembolü. Ve her zaman da emek sahiplerinin eserlerini korumaktaki kararlılığının bir sembolü olarak kalmaya devam etmeli…
Fikir bilgiden doğar, bilgi yenilikçi düşünce ile hayat bulur. Yaratıcı olmanın, eser yaratmanın asıl anahtarı bildiklerimizle ne yaptığımıza bağlıdır.
Bir gün Picasso evinin çevresinde gezinirken eski bir bisiklet bulur.Bir süre bisikleti inceler daha sonra selesini ve sonra da gidonunu söker, sonrada bu parçaları bir boğanın kafasını andıracak şekilde birbirine ekler. Burada bir yaratıcılık, düşüncenin gücü ve emek var. Emek ister kısa süreli ortaya çıksın isterse uzun yıllar alsın değerinden hiçbir şey kaybetmez. Eser sahipleri yaratıcı beyinleri ile nesneleri birbirine dönüştürme gücüne sahiptirler. Eserleri pervasızca alıp uygulayanlar ve eserin gizliliğine aldırmaksızın paylaşanlar ise bu güçten çok uzakta sığ sularda yüzme yarışlarına katılmaktadır.
Nobel ödüllü fizikçi Albert Sezent Györgyi şöyle der ; “Buluş dediğimiz şey herkesle aynı yere bakıp farklı bir şeyler düşünebilmektir”.
Bakteri küfünü inceleyip antibiyotiği bulmak, elektrik olmadan mekaniğin gücü ile ilk robotu yapmak, geminin yelkenine bakıp ilk yel değirmenini düşünmek ve göz kırparken fasılalı sileceği yaratmak eser sahibi olmak ayrıcalığını getirir, yaratıcık ve keşfetmenin o harika duygusunu insana yaşatır. Bir dakika düşünün lütfen siz herhangi bir şeye baktığınızda sizde farklı düşünceler oluşturuyor mu? Siz de bu güç var mı?
Yoksa siz başkalarının gücünü mü akşamları çekmecelerinize kaldırıyorsunuz ?

Eğer değerli bir çalışma ürettiyseniz ve onun gerçekten değerini bilecek kişiler tarafından keşfedilmesini, incelenmesini, okunmasını, izlenmesini ve kullanılmasını istiyorsanız ve hak etmeyen bununla beraber hak etmediğini bile düşünemeyen kişiler tarafından kullanılmasını ve paylaşılmasını istemiyorsanız; birincisi fikrinizde ısrarcı olun ve ikincisi emeğinizin eserinizin tüm detaylarını hikmetinizden kaynaklanan iyi niyetle paylaşmayın uzun lafın kısası sır saklamayı bilin.
Benjamin Franklin’in dediği gibi ;

“Bırak bütün insanlar seni tanısın ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın: İnsanlar sığ yerini gördüklerinde dereyi rahatça geçerler.”
Emeğin hakkını veren ve esere saygı gösteren profesyonellere teşekkürlerimle…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND