Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kentli, kariyerli, işte başarılı ama ilişkilerinde mutsuz kadınlar konuştu

Sex and The City’nin İstanbul versiyonu bir hayat yaşayan altı kafadar kadın, hayata bakış açılarını ve yaşam biçimlerini anlattılar… Bir de neden ve ne kadar mutsuz olduklarını!

KENTLİ, KARİYERLİ, İŞTE BAŞARILI AMA İLİŞKİLERİNDE MUTSUZ KADINLAR KONUŞTU

Sibel ARNA
Hürriyet

New York’ta yaşayan 4 kadının hayatlarını konu alan Sex and The City (Seks ve Şehir) adında bir dizi var. İsminden de anlaşılacağı gibi Sex and The City tabu yıkan bir dizi. Güçlü, başarılı, kariyerli, zevk düşkünü, eğlenceli, moda tabiriyle marjinal kadınların yaşadığı başarısız ilişkiler anlatılıyor.

Ülkemizde de yaklaşık 4 yıldır çeşitli televizyon kanallarında gösteriliyor. Beğeniyle de izliyoruz. Son zamanlarda bu dizinin adını çok sık duyar olduk. Çünkü ‘Yerli malı yurdun malı herkes onu seyretmeli’ inancında olan televizyoncularımız Sex and The City’nin Türk versiyonlarını çekmeye başladılar. Kanal D’de yayınlanan Omuz Omuza ve Show TV’de geçen hafta gösterime giren Metro Palas’ın senaryoları bu diziden esinlenerek yazılıyor. İkisinde de 30’lu yaşlarını yaşayan, özgür, ayakları yere basan, kariyer sahibi İstanbullu kadınların hayatları konu ediliyor.

Dizide anlatılmaya çalışılanı biz gerçek hayatta bulduk. Sex and The City dizisindeki New York’lu kadınların İstanbul versiyonu olan altı kişilik genç kadınlar grubunu konuşturduk. Karşınızda Bade, Işın, Füsun, Şebnem, Nuşin ve Esma…

Beyoğlu Tünel’deki Doğan Apartmanı’nın tepesindeyiz. Terasta İstanbul manzarasına nazır yapacağımız fotoğraf çekiminin hazırlıkları sürüyor. Füsun’un evi defile kulislerine benzemiş. Kızlar birbirlerine ‘Allığı uzatsana, pembe ayakkabıyı verir misin, saçımı toplayayım mı, dağınık mı kalsın’ diye bağırıyor. Ortalık takı, incik, boncuk, kemer ve makyaj malzemesi kaynıyor. Koltuklarda biz değil pantolon ve tişörtler oturuyor. Hepimiz ayaktayız. Süs püs faslı bittikten sonra hep birlikte terasa çıkıyoruz. Rüzgarlı bir çekimden sonra kepekli spagetti ve diyet kola eşliğinde bir röportaj yapıyoruz.

Bade Birol Başiplikçi, Işın Görmüş, Füsun Tezcan Feridun, Nuşin Mısırlı, Esma Yağcı, Şebnem Yıldırım’ı uzun uğraşlar sonucu bulduk. Nicedir kariyer sahibi, özgür, eğlenceli, 30’larında bir kadınlar grubu arıyorduk. Kanlı, canlı, gerçek bir ekibin peşindeydik. Aslında yedi kişiler ama Pemra Balkır son anda iş seyahatine çıktı.

Önce birbirlerini nasıl bulduklarını sorduk. Pazar bulmacalarını anımsatan bir yanıt verdiler: ‘Merkezde Bade var. Nuşin, Pemra, Füsun ve Bade 25 yıllık arkadaş. Aynı mahallede saklambaç oynamışlar. Bade ile Işın ise yedi yıl önce tanışmış. Işın, Elle Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni olduğunda Bade derginin marka müdürüymüş. Aynı yıllarda Bade bir iş ortamında Esma ile tanışmış. Esma ile Şebnem ise çocukluktan beri arkadaşlar.’

Bu yedi kadını birleştiren en büyük özellik şu: Hiçbiri diğerine benzemiyor! Ortak noktaları yok denecek kadar az. Müzik zevkleri, giyim tarzları, okudukları kitaplar, izledikleri filmler hepsi birbirinden farklı. Ama bir legonun parçaları gibi birbirlerini tamamlıyorlar. Her gün birbirlerinden yeni şeyler öğreniyorlar.

Söze Bade başlıyor: ‘Birbirimize karşı açık, dürüst ve acımasız davranıyoruz. Galiba bizi ayakta tutan şey bu. Kadınlar birbirini kıskanır. Aralarında gizliden gizliye ilerleyen bir rekabet vardır. Biz mutluluğu ve başarıyı da paylaşıyoruz. Birimizin başarısı hepimizin başarısı!’

Işın devam ediyor: ‘Bizim psikiyatriste ihtiyacımız yok. Çünkü birbirimizin doktoru olabiliyoruz. Yaşadığımız en ufak şeyi bile paylaşıyoruz. Aşık olduğumuzda, işte sorun yaşadığımızda, biriyle tanıştığımızda kısacası bütün olağanüstü durumlarda toplanıyoruz. Kurul toplantısı yapıyoruz ve karara bağlıyoruz. Tartışıyoruz ama asla kavga etmiyoruz. Bugüne kadar hiç küsmedik.’

Grup haftada bir gece genellikle de Salı akşamları toplanıyor. Ayda bir iki kere ise pazarları brunch (kahvaltı-öğlen yemeği karışımı bir öğün) yapıyorlar. Favori mekanları İstinye’de Sonay Aile Çay Bahçesi, Yeniköy Circle Cafe ve Teşvikiye House Cafe. Gece çıktıkları zaman ise Angelique, Buz ve Niş’i tercih ediyorlar. Ev partisi düzenlemekte iddialı olduklarını da saklamıyorlar: ‘Biz bir parti yaparız, tanımadığımız 150 kişi gelir. Geceden iki gün önce telefonlarımız çalar ‘Cumartesi akşamı parti yapıyormuşsunuz, adresi alabilir miyiz?’ diye sorarlar.

ÜÇ KONUDA ANLAŞIYORLAR

Ekipte çoğunluğun bir takma ismi var. Bade’ye Bademim diyorlar. Nuşin Madam Rottenmeir, Esma Herbokalok, Füsun Füs, Şebnem ise Şebo. Işın’ın bir lakabı yok. Bazen ‘Huysuz’ diye sesleniyorlar ama her daim öyle demeye de kıyamıyorlar.

Başta da söylediğimiz gibi ekibin kişisel bakım, moda, kitap, film, müzik zevkleri tamamen farklı. Esma çarpıcı bir örnek veriyor: ‘Bade ile ben kitapçıya gideriz, o 20 kitap alır ben 20 kitap alırım. Çıkınca bakarız bir tane bile aynı kitap almamışız. Tamamen farklıyız. Beğendiğimiz erkekler bile birbirine benzemez. Ama şöyle bir Brad Pitt’e hiçbirimiz hayır demeyiz.’

Aynı kuaföre gitmiyorlar. Birlikte spor yapmıyorlar. Farklı mağazalardan alışveriş ediyorlar. Fakat üç konuda çok iyi anlaşıyorlar. Hepsi Sex and City izliyor, Bir İstanbul Masalı’nı fanatik gibi takip ediyor ve Frida’ya tapıyor. ‘Hepimizin evinde Frida DVD’si var. Toplandığımız akşamlar tekrar tekrar izliyoruz. Her izlediğimizde de ağlıyoruz’ diyen Işın oradaki güçlü kadından çok etkilendiklerini söylüyor.

ERKEKLER

Kafası çalışan her erkek bu gruba girmek ister

Sizce ideal erkek nasıl olmalı?

Esma: Erkeklerde derinlik arıyoruz. Kriterlerimiz çok yüksek.

Işın: Yüksek değil. Biz normal olanı arıyoruz. Saygı ve dürüstlük arıyoruz.

Esma: Aynı frekansta olmamız gerekir. Masaya oturduğunuz zaman konuşabilmeliyiz.

Nuşin: Ama günümüz erkeği sapıtmış ve doyumsuz durumda.

Evliliğe inanıyor musunuz?

Işın: Evliliğe inanıyoruz ama aradığımız erkekleri kolay kolay bulamıyoruz.

Esma: Evleneceğimiz erkek, hayat arkadaşımız olmalı. Aynamızı arıyoruz, bizim bir örneğimizi arıyoruz.

Işın: Çok sosyaliz, akıllıyız, kariyerliyiz, güçlüyüz. Birçok erkeği korkutuyoruz. Bizimle birlikte olacak erkeğin çok özgüvenli bir adam olması lazım.

Şebnem: Erkek daha baskın olmalı. Bizim bu dominantlığımızı ikinci plana itebilecek, öyle olmasa bile buna tahammül edebilecek bir erkek olmalı. Bizim kuvvetli ve özgüvenli olmamız rahatsız olunacak bir durum değil. Tam tersi gurur duymalı.

Esma: Diyelim ki içimizden birinin yeni bir sevgilisi oldu. Tanıştıktan hemen sonra söz konusu erkeğin taklidini yaparız.

Nuşin: Bunları anlatırsanız hangi erkek bu gruba girmek ister?

Işın: Kafası çalışan her erkek abi!

Dizideki gibi uçsuz bucaksız bir seks hayatımızın olması mümkün değil, çünkü Müslüman, ataerkil bir toplumda yaşıyoruz

Sex and The City’deki kadınlara ne kadar benziyorsunuz?

Işın: New York’taki o kadınlar İstanbul’da olsa nasıl yaşar diye düşünüyorsanız işte böyle yaşar. Sex and The City’nin İstanbul versiyonuyuz. Ben kendimi o dizideki kadınlardan pek farklı görmüyorum. Onlar gibi yaşamak istiyorum. Ama Türkiye’de ve İstanbul’da kendimi kısıtlanmış gibi hissediyorum.

Füsun: Sex and City’nin İstanbul’a birebir uyarlanması mümkün değil. Burada aynen dizideki gibi yaşayan kadınlar bulamazsınız. Bence bulabileceğiniz en yakın örnek biziz. Bizim dizideki gibi uçsuz bucaksız bir seks hayatına sahip olmamız mümkün değil. Her şeyden önemlisi Müslüman, ataerkil ve gelişmekte olan bir toplumda yaşıyoruz.

Esma: Sex and City’yi izleyenlerin birçoğu diziyi abartılı buluyor. Ama bize normal geliyor. Çünkü biz de öyle yaşıyoruz. Çok doğal olarak yapıyoruz bunları. Biz pazar brunch’a trendy olduğu için gitmiyoruz. Bir arada olmak, paylaşmak için gidiyoruz. Dizinin abartılı tarafları da yok değil. Bir gün içinde 10 kıyafet değiştiriyorlar mesela. Giydikleri, yedikleri, içtikleri sahte. Öyle yaşamak imkansız. Bütün gün topuklu ayakkabılarla sokakta dolaşamazsın mesela.

ANILAR

Düğünde detone seslerle sözlerini bilmediğimiz şarkı okuduk

ŞEBNEM:

Bade iki ay önce evlendi. Düğün gecesinde bu kız grubundan bir şov istedi. Günler boyu ne yapacağımızı düşündük. Esma radyocu olduğu için stüdyoya girip ‘Arkadaş’ şarkısını söyledik. O kadar komik oldu ki! Düşünsenize hiçbirimiz şarkıyı bilmiyoruz, seslerimiz berbat ve detone. Düğün Swissotel Evian’da oldu. Gece saat 12’de barın içine girdik, ellerimizde kağıtlarla playback olarak söyledik. Bade ağladı ama konukların gülmekten karınları ağrıdı.

Elif’in cozuttuğunu düşünürken bahçeden 15 kişi şampanyalarla çıktı

IŞIN:

Geçen yıl doğum günümde herkesi evime çağırdım. Bir pazar günüydü, yemekler yedik, içkiler içtik, bikinilerimizi giyip güneşlendik. Hatta bir arkadaşımız yanında pırlanta koleksiyonu getirmişti. Bütün gün pırlantalar takıp fotoğraflar çektirdik. Bu arada kimse doğum günümü kutlamadı. Saat dört gibi hepsi bir bahane uydurup gitti. Bir tek arkadaşım yanımda kaldı. Ben biraz bozuldum açıkçası. Çünkü onlara ‘Akşam gelin balık yapalım’ dedim. Hiç kimse balık yemek istemedi. Benim canım çok balık istiyordu. Pişirdim, yedim. Ben balık yediğim zaman soğan da yerim. Soğanımı da yedim. Ben yerken yanımdaki kız arkadaşım Elif bana şöyle şeyler söylüyordu: ‘Işın soğan yemesen’, ‘Işın yedin bari dişlerini fırçala’, ‘İyisi mi sen duş al saçların da yağlı gözüküyor’, ‘Işın üzerindeki mavi şortu değiştir’, ‘Müzik koyalım mı?’ ‘Mumları yakalım mı?’ Ben Elif’in aklından şüphe etmeye başladım. Bu arada Elif modacı ama şöyle telefon konuşmaları yapıyor: ‘Gemi geldi mi? Limana girdi mi?’ Ben iyice cozuttuğunu düşündüm ama çok da üzerinde durmadım. Bahçede kitap okuyup, çekirdek yemeye başladım. Yarım saat boyunca da çekirdek yememem için yalvardı. Derken bahçenin arka tarafından 15 kişilik bir grup geldi. Ellerinde mumlar, pastalar, şampanyalar. Hiç beklemiyordum. Ağladım tabii!

Kapıyı açınca beni, Şebnem’i ve karpuzu görünce dumura uğradı

ESMA:

Bundan üç yıl önceydi. Bade ve Gökhan’ın kavga ettiği bir gece, Bade beni böğüre böğüre ağlayarak aradı. İkimiz de Nişantaşı’nda oturuyoruz. Şebnem de o gece bende kalmıştı. Pijamalarla sokağa fırladık, Bade’nin evine doğru koşa koşa gidiyoruz. Tam Teşvikiye Camii’nin önünden geçerken Şebnem’e bir baktım, elinde kocaman bir karpuz tutuyor. Neymiş efendim o karpuzu soğutmuş, dolapta kalamazmış, yememiz gerekiyormuş. Arkadaşımızın acılı gününde Şebnem karpuz peşinde. Bade kapıyı açıp da beni, Şebnem’i ve bir de karpuzu görünce dumura uğradı tabii.

Bade: Üstelik geldiklerinde gözyaşları içinde Orhan Gencebay’dan ‘Batsın Bu Dünya’yı dinliyordum.

Uğurlu eteği giyeceğim diye şimdiki kocama rezil olduk

BADE:

Bundan iki yaz evveldi, hep birlikte Bodrum’dayız. Ben, şimdiki kocam o zamanki erkek arkadaşım Gökhan’la ayrılmanın eşiğindeyim. Belki toparlarız diye tatile çıkmışız. Gece dışarı çıkarken minicik bir kot etek giydim. O gece aramız düzeldi. Gece döndüğümde Esma’ya durumu anlattım. Esma eteğin uğurlu geldiğini düşündü. Ertesi gün de biz İstanbul’a döneceğiz, Esma kalacak. Eteği bırakmam için ısrar etti. Bıraktım. Sabırsız olduğu için sabah kahvaltıya inerken giydi. Ve kahvaltıda Gökan’la karşılaştık. Gökhan hemen durumu anladı. Ufak çaplı rezil olmuştuk.

NUŞİN MISIRLI (34)

Pierre Loti Lisesi mezunu. Üniversiteye gitmek yerine çalışmayı tercih etti. İş hayatında çabuk yükseldi. Şu anda Emirates Hava Yolları’nda Satış Pazarlama yöneticisi olarak çalışıyor. Akatlar’da oturuyor. 3 senedir yalnız yaşıyor. ‘En duygusal’ unvanını kimselere bırakmıyor.

Nuşin

Hayatımıza yeni bir insan girecekse ekipten onay alıyoruz. Kızlar onu teste tabi tutuyorlar. Yuvarlak bir masanın etrafında sorguya çekiliyor. Ne yediği, ne içtiği, hayvanları sevip sevmediği… Banka hesaplarına kadar öğreniyoruz. Kızlar onay verince bir de Gökhan (Bade’nin kocası) ve Erhan’la (Füsun’un kocası) tanıştırıyoruz. Çünkü ekibe yeni katılacak erkeğin onlarla da anlaşması gerekiyor. Bu muameleye maruz kalan erkek arkadaş adaylarının birçoğu arkasına bakmadan kaçıyor tabii. Bazıları bize ‘Duygusal Amazonlar’ diye ad takmışlar.

FÜSUN TEZCAN FERİDUN (33)

İkinci soyadına yani Feridun’a özellikle dikkat çekiyor. Evli ve kocasına aşık. 5 yıl önce evlenmiş ama ilişkileri 11 yıl önce başladı. Adeta birlikte büyümüşler. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde master yaptı. 6,5 sene Turkcell’de Pazarlama İletişim Müdürü olarak çalıştı. Son iki senedir de Siemens’te İletişim Grubu yöneticiliği yapıyor. Motora binmekten, seyahat etmekten ve fotoğraf çekmekten çok hoşlanıyor. Dolayısıyla ekibin en cool ve en entelektüeli sayılıyor.

FÜSUN

Bade ve ben evliyiz. Evde bir hayat arkadaşımız var. Kocalarımız grubumuza o kadar alıştılar ki! Kızlar, deyince akan sular duruyor. Onlar bir kişi ile evlenmediklerinin farkındalar.

IŞIN GÖRMÜŞ (33)

Ekibin en trendy üyesi. Elle dergisinin Genel Yayın Direktörü olduğu için modayı bu ülkedeki birçok insandan daha iyi biliyor. İstanbul doğumlu. ODTÜ İngiliz Dili ve Eğitimi mezunu. 93 senesinden beri gazetecilik yapıyor. 6 senedir de Elle dergisinin Yayın Direktörü olarak çalışıyor. Bekár, yalnız yaşıyor. Reçel ve Feelix adında iki kedisi var. Söylediğine göre İstinye’de bahçeli ve deniz manzaralı süper bir evde oturuyormuş.

IŞIN

Çocukken mahallede oynamaya çıkardım. Sürekli düşer, dizlerimi dirseklerimi yaralardım. İlk düştüğüm gün babam bana ecza dolabının yerini gösterdi ve sadece o seferlik oksijenli suyla temizledi, tentürdiyot sürdü, bantladı. O günden sonra her düştüğümde kendi yaralarımı kendim temizledim. Biz hepimiz yaralarla başa çıkmayı iyi beceriyoruz. Ama artık her şey daha kolay. Çünkü ben üzüldüğüm zaman 6 kişinin daha benimle üzüldüğünü biliyorum.’

ŞEBNEM YILDIRIM (31)

İstanbul Üniversitesi İngilizce Bölümü mezunu. Şimdi Anadolu Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler okuyor. Yaklaşık 8 senedir açık hava reklamcılığı yapıyor. 1,5 senedir de Bakaç Reklam’da pazarlama yöneticiliği yapıyor. Arkadaşları Şebnem için ‘Çok komik ve çok fırlama. O aslında oyuncu olabilirdi’ diyor. Çünkü hanımefendi her fırsatta birilerinin taklidini yapıyor.

ŞEBNEM

Işın’ın üç gün kafamı dinlemek istiyorum diye telefon kapattığını bilirim. Ben bunu sorun yapmam, üç gün sonra ararım. Çünkü onu her şeyiyle kabul etmişim. Eksileriyle, artılarıyla tüm huysuzluğuyla… Kardeşim gibi…

BADE BİROL BAŞİPLİKÇİ (33)

Grubun çiçeği burnunda gelini… Henüz iki ay önce evlendi. Sorbonne Üniversitesi Psikoloji Mezunu. 5 yıldır Vestel Şirketler Grubu’nun İletişim Müdürlüğü’nü yapıyor. Tarabya’da oturuyor. İnatçılığı ve bilmişliği ile tanınıyor. Mesela siz bugün pazar dediğinizde o hayır pazartesi diye tutturabiliyor.

BADE

Hepimiz çok yoğun çalışıyoruz. İş hayatımız çok ön planda. Ne olursa olsun birbirimize vakit ayırıyoruz. Ne yapıp edip bir araya geliyoruz. Bir mail grubumuz var. Gün için sürekli yazışıyoruz.

ESMA YAĞCI (30)

Bilkent Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni yarım bıraktı. 8 yıl çeşitli medya kuruluşlarının reklam departmanlarında çalıştı. Şu anda Show Radyo, Radyo 5, Radyo Nostalji ve Radyo Viva’nın Reklam Grup Başkanı. Yeniköy’de oturuyor. Yalnız yaşıyor. Grubun en tembeli o. Kendi kahvesini kendi koymuyor. Esma’nın empati yeteneği çok gelişmiş. Her fırsatta kendini karşısındakinin yerine koyup düşünüyor.

ESMA

Geçen hafta erkek arkadaşımla Işın’ı tanıştırdım. İlk kez tanışıyorlar. Dördüncü dakikasında Işın şöyle şeyler anlatmaya başladı: ‘Paris’teyim. Erkek arkadaşımla Cafe Flore’da oturuyoruz. Birden kavga etmeye başladık. Her şey burnumdan geldi. Düşünsenize Cafe Flore yılda dört kez gidebildiğim bir yer.’ Işın’ı hiç tanımayan biri onun son derece züppe olduğu düşünebilir. Ama değil. Bu grupta herkesin birtakım defoları var ama biz birbirimizi çok iyi tolere edebiliyoruz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND