Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendinizi nasıl geliştirmelisiniz?

Kigem.com köşe yazarlarından Faruk Türkoğlundan süper bir makale. Kendinizi nasıl geliştirmeniz gerektiği üzerine. Faruk hocanın hayat bilgisi derslerinden mutlaka yararlanmanızı, bu makalesini mutlaka okumanızı öneriyoruz.

kişisel gelişim, kendinizi nasıl geliştirmelisiniz, bireysel performansı yükseltmek

Türkiye, çağdaş uygarlığı yakalamak ve 2023’te Avrupa Birliği’nin ortalama refah düzeyine ulaşmayı hedefliyor. Ancak sürdürülebilir bir büyüme ivmesini yakalamak yalnız hükümetlerin sorunu değil. Bu büyük hedef için herkesin kendine göre bir şeyler yapması gerekiyor. Sızlanmanın, yakınmanın ve onu bunu eleştirmenin bir faydası yok. İşlerin rayına oturması ise yönetimlerin kalitesi kadar, insanların bilgi, beceri ve moral düzeylerini yükseltmelerine de bağlı. Ülkenin, ekonominin daha iyi bir yere gelmesi ancak 7 ile 70 yaş arasındaki milyonlarca kişinin, tek tek daha bilgili, üretken ve verimli olması ile mümkün olabilecek.

İnsanlar her yıl, önceki yıla göre daha üretken, yaratıcı ve girişimci olmadıkları takdirde, ekonominin sürekli olarak gelişmesi, milli gelirin reel olarak artması imkânı var mı? Kişiler, bireysel performanslarını yükseltemedikleri takdirde, hangi doğaüstü güç, hangi bilgili ve yetenekli lider ülkeyi ve ekonomiyi daha iyi bir yere getirebilir ki? Tek tek hücrelerin ve dokuların zayıf olduğu bir bünye gelişebilir mi? Tabii ki hayır.

Bu gerçekleri fark edenler, son yıllarda kişisel gelişime çok önem veriyor. Bu konuda çok sayıda kitaplar yayımlanıyor, kurslar ve seminerler düzenleniyor. Çalışanlar köşelerine çekilip kendilerini daha iyi yetiştirmek için programlar hazırlıyor.

İrade, emek ve bilgi

Kişisel gelişim, ancak üç temel unsura dayandırıldığında kalıcı olabilir. Ölçülü bir yükselme hırsı ve bir öğrenme tutkusu ile bir üretim heyecanı kişisel gelişimin itici gücüdür. Çünkü tutku ve heyecan, sezgiyi berraklaştırır, zekâyı keskinleştirir.

Tutku, gözlem, analiz ve deneyimle beslendiğinde kişisel gelişim konusunda mesafe almak mümkün olabilir. Yeni bilgi ve beceriler edinen kişi ise hayata karşı daha donanımlı olur.

Kişisel gelişim ancak irade, beyin emeği ve bilgi birleştiğinde gerçekleşebilir. Son yıllarda kişisel gelişimin yalnız bir irade sorunu olduğu yönündeki görüşler yaygınlaşıyor. İstemekle her şeyin olabileceğini savunanların kitapları, çok satanlar listesine giriyor. İki-üç haftalık kurs ve seminerlerle yeni becerilerin elde edileceği ileri sürülüyor. ABD’de 10 milyar dolarlık bir iş konumuna gelen “kişisel gelişim sektörü” ve “kendi kendine yardım” akımı, bünyesinde yararlı danışmanlık hizmetleri kadar, şarlatanları ve mucize yöntem pazarlamacılarını da barındırıyor.

Kişisel gelişimi amaçlayanların konu hakkındaki kitapları okuyup, bazı kursları izledikten sonra bunları kendi öğrenme ve iş yapma tarzlarına uyarlamaları gerekiyor. Kariyer başarısına ise yalnız kişisel gelişimin yıllar isteyen bir süreç olduğunu dikkate alanlar ve gerçekçi bir kendini yetiştirme programı uygulayabilenler ulaşıyor.

Hayat stratejisi

Kişisel gelişim, günümüzde en önemli “iş güvencesi” sayılıyor. Kişiliklerini ve yeteneklerini geliştirenler, bıkmadan, usanmadan yeni bilgilerin ve becerilerin peşinde koşanlar, işsiz kaldıklarında daha kolay iş bulabiliyor. Kişisel gelişim, terfileri de hızlandırabiliyor.

Dünyaya meraklı gözlerle bakan ve olan biteni anlamaya çalışanlar, hayatın akışı içinde bir saman çöpü gibi sürüklenmekten bir noktaya kadar kurtulabiliyor. Kişisel gelişim, insanların hayatlarına bir anlam kazandırıyor ve onları daha mutlu yapıyor.

Kişisel gelişim öyküleri hep mutlu sonla bitmiyor tabii. Değişime ayak uydurmak için bir kariyer stratejisi hazırlayanların, günler akıp giderken ortaya çıkabilecek sorunları ve aksilikleri de hesaba katmaları şart! Kişisel gelişimi bir “hayat stratejisi” olarak görmek, başarısızlıkları ve yenilgileri de hayatın bir parçası olarak kabul etmek, mücadelenin soluklu olmasını sağlıyor.

Ünlü Rus yazarı Anton Çehov, “Düello” adlı hikâyesinin sonunda, açıktaki bir gemiye yolcu götüren tekneyi gözlemlerken, kişisel gelişimin inişlı çıkışlı rotasını bakın ne güzel anlatıyor:

“Dalgalar sandalı hep geriye atıyor. Üç adım ileri, bir adım geri… Ama kürekçiler inatçı insanlar, yorulmadan kürek çekiyorlar, yüksek dalgalardan yılmıyorlar. Sandal ileri, hep ileri gidiyor. İşte artık gözükmüyor. Yarım saat sonra kürekçiler, vapurun ışıklarını görecekler , bir saat sonra da bordaya yanaşacaklar.

Hayatta da böyle. İnsanlar gerçeğin peşinde iki adım ileri, bir adım geri giderler. Hayatın acıları, yanılgıları, sıkıntıları onları geriye atar ama gerçeklik sevgisi, direnç, irade ileriye, hep ileriye sürükler. Sonunda neler olacağını kim bilir? Böyle böyle gerçeğe ulaşacaklardır…”

GELİŞİMİN İLK KOŞULU KENDİNİ BİLMEK

Sokrates’in ders verdiği akademinin kapısında “Kendini bil” yazıyordu. Yunus Emre yüzyıllar önce “Seni senden iyi kim bilebile…”, “Seninle sen danış, gör nerdesin sen.” demişti. Zen Budizmi’nden Zerdüştlüğe kadar her inançta kendini bilmenin önemi anlatılıyor.

Esasında kendini bilmek zor bir iş. Çünkü özgüvenimizi korumak için iyi yönlerimizi abartabilir, kötü yönlerimizi ise görmezden geliriz. Bazen kendimizi şımartır, bazen de suçu başkalarının üstüne atarak rahatlamak isteriz. Kendimizi olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi görme eğilimi de kendi özümüzü tanımayı zorlaştırır.

Kendini tanımayanların arkasında hep heder olmuş yıllar, kaçırılan fırsatlar, komplekslerin girdabında yok olmuş iyi niyetler vardır. Bazen hırsımız, yeteneklerin önüne geçer, hayat oyununda “ofsayt”a düşeriz. Çoğu kez de elimizin ulaşabileceği kadar yakın olan bir başarıyı ıskalayabiliriz.

Aşağıdaki öneriler kendinizi tanımanızı ve kişisel gelişim için sağlam bir temel atmanızı sağlayabilir:

Kendiniz için bir SWOT analizi yapın: Şirketler ve sektörler için yapılan SWOT (güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler) analizinin bir benzerini kendi kişiliğiniz için yapın. Bu analizde kendinize torpil yapmadan tüm zaaf ve erdemlerinizi sıralayın. Önünüze çıkabilecek fırsatların ve risklerin de bir listesini yapın. Bu analiz geleceğinize yön vermenize yardım edecek.

Kendinize karşı “tarafsız” olun: Bu tür bir tarafsızlık Türkiye’de epey zor bir iş. İnsanlarımızın bir bölümü, bir birey olarak potansiyelinin farkında ve kendi değerinin bilincinde değil. Diğer bir bölümü ise kendini olduğundan daha güçlü ve bilgili sanıyor. Değişimin, yılların biriktirdiği bilgiyi kısa sürede hurdaya çevirdiğinin farkında olmayanlar da var. Performansı yükseltmek için kendinizi olduğunuzdan daha aşağıda veya yukarıda görmekten kaçınmanız şart.

Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçlamayın: Beğenmediğiniz yönlerinizi ve zaaflarınızı ortadan kaldırmak için tutum ve davranışlarınızı değiştirmeyi amaçlayın. Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçladığınızda sonuç alamayacağınızı bilin. Çünkü kişiliğin oluşma süreci, genlerden gelen niteliklerin büyüme ve yetişme ortamından gelen etkilerle yoğrulması ile gençlik yıllarında tamamlanır. 25-30 yaşlarından sonra kişiliği değiştirme çabaları, başarısızlık ve mutsuzluk getirir. Kişiliğinizi ve iş yapma tarzınızı “veri” olarak kabul edip, buna uygun iş ve görevler bulmaya gayret ettiğinizde hedeflerinize daha kolay ulaşabilirsiniz.

Bir “niyet mektubu” yazın: Zaaflarınızı azaltmak ve güçlü yönlerinizi geliştirmek için altı ay veya bir yılı kapsayan bir sürede neler yapmak istediğinizi bir köşeye yazın. Kendinize yazacağınız bu niyet mektubunda somut “performans kriterleri” de bulunsun. Belirlediğiniz süre sonunda yaptıklarınızı gözden geçirin ve niyetlerinize ne ölçüde ulaşabildiğinizi belirleyin. Bu kişisel geri bildirim (feedback) analizi sayesinde kendinizi ve yeteneklerinizi daha iyi tanıyacaksınız. Hedeflerinizi ve performansınızı sık sık karşılaştırdığınızda kişisel gelişiminiz konusunda neler yapmanız gerektiği iyice somutlaşacak.

BÜYÜK DÜŞÜNÜN, KÜÇÜK ADIMLAR ATIN

Şirketlerin belirli bir strateji ile eleman aradıkları dönemde, sizin de bir “iş stratejisi”ne sahip olmanız gerekiyor. Bu kişisel strateji, sizin aşağıdaki yol ayrımlarında doğru yolu seçmenize yardımcı olabilir.

Tavşan ve kaplumbağa öyküsü: Kişisel gelişimi amaçladığınızda, zihninizde büyük ve iddialı hedefler bulunmalıdır. . Hazırlayacağınız kendini yetiştirme ve çalışma programları da bu büyük hedeflere uygun olmalıdır. İşe kapsamlı kişisel projeler ve atılım programlarıyla başladığınızda ve sabırsızlıktan kurtulamadığınızda, sorunlar çıkabilir. Ancak mevcut işin verdiği yorgunluk ve aile hayatının sorumlulukları nedeniyle bu tür programları sürdürmeniz her geçen gün biraz daha zorlaşır. Sıkıştırılmış eğitim programları ile beyne kısa sürede doldurulan bilgi, aynı hızla uçar gider.

Sürdürülebilir bir kişisel gelişim için büyük düşünüp ama işe küçük adımlarla başladığınızda daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Yarını bugünden ve adım adım kurmak için her gün en az yarım saatinizi kişisel gelişiminize ayırın. Güçlü yönlerinizi geliştirecek çalışmaları yarına bırakmayın. Her gün yabancı bir dilden 5-10 kelime öğrenin, iyi bir kitaptan hiç olmazsa 4-5 sayfa okuyun. İnternet karşısında geçirdiğiniz 2-3 saatin bir 40 dakikasını araştırmaya ve bilgi edinmeye ayırın. Günler, haftalar ve aylar geçtikçe ortaya çıkacak birikim sizi de şaşırtabilir.

İddialı hedeflere, La Fontaine’in öyküsündeki tavşan gibi arada bir hızlanarak ulaşmak istediğinizde kariyer yarışını kaybetme ihtimali yükselir. Bir kaplumbağa gibi sabırlı ve istikrarlı adımlar ise sizi eninde sonunda başarıya götürür.

“Mükemmel başlangıç” sorunu: Çalışma hayatına dört dörtlük bir eğitimi tamamladıktan sonra başlamak istediğinizde de sorunlar çıkabilir. Lisans öğrenimi, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını iş dünyasından uzak geçirdiğinizde, ekonominin gerçekliğinden kopabilir ve pratik deneyimlerden uzak kalabilirsiniz. Yaşınız ilerledikçe, şirketlerdeki çalışma ritmine uyum beceriniz de zayıflayabilir. Daha üniversite yıllarında iş hayatı ile tanıştığınızda ve bilimsel çalışmaları bir işte piştikten sonra başlattığınızda ise yarışta daha avantajlı olabilirsiniz.

Seçicilikte ölçü: İş stratejisi belirleyenlerin karşısına şu yol ayrımı hep çıkar: “İlk bulduğum işlerden birine fazla seçici olmadan balıklama dalayım mı? Yoksa en hayırlı “kısmet” için biraz daha beklemek yararlı olabilir mi?” Bu konuda kararı siz vereceksiniz. İlk yöntemde, eksiklerinizi, çalışırken, işbaşında giderecek bir strateji izlemek zorundasınız. İkinci yolu seçtiğinizde ise iş arama günlerini bir “kendini geliştirme programı” ile doldurmanız gerekecek.

“Gölge iş”: Yeni işlerin neler olduğunu hangi mesleklerin yıldızının parlayıp, hangilerinin söndüğünü araştırdığınızda işsizlik dönemlerinizin süresi kısalabilir. Ekonomideki ve sektörlerdeki trendleri araştırdığınızda ise iş dünyasının geleceği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Size çekici gelen işlerdeki gelişmeleri gölge gibi izleyip (job shadowing), gelecekte sizi bekleyenleri zihninizde canlandırdığınızda, bir iş değişikliği size yeni ufuklar açabilir.

KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN ÖNERİLER

Geçmiş dönemlerde, aile büyüklerinin, piyasaların eski kurtlarının ve deneyimli girişimcilerin öğütleri ve uyarıları gençler için bir hazine değerindeydi. Günümüzde ise hızlı değişim nedeniyle önceki kuşakların edindiği bilgi ve deneyimin son kullanma tarihi kısa sürede dolduğu için öğütler pek fazla işe yaramıyor. Bu nedenle siz kişisel gelişiminiz için kendi göbeğinizi kendiniz keseceksiniz. Bir noktada kendi kendinizin müdürü ve hamisi olacaksınız.

Mucizelere bel bağlamayın: Son saniyedeki üçlük, 90 + 4. dakikadaki gol, ancak üç-dört yılda bir maçın kaderini değiştirebilir. Assolistin hasta olup, ortalıkta dolaşan güzel sesli çiçekçi kıza şans yaratması da ancak eski Türk filmlerinde görülür. Bir kitap okuyup da hayatı değişenlerin sayısı ise çok azdır. Başarıya giden kestirme ve zorlama yollar ise çoğu kez Kartal Cezaevi’ne çıkar. Normal koşullarda ve uzun vadede şansın; gücünü ve gücünün sınırlarını bilen, bilgi ve beceri düzeyini sürekli yükselten ve beynini terleten kişilere güleceğini hiç unutmayın.

Altyapınızı sağlam tutun: Aşırı uzmanlaşma, tablonun bütününü ve işin geleceğini görmenizi engelleyebilir. Bu sakıncadan kurtulmak için uzmanlık bilginizi geniş bir tabana oturtun. Bilgi piramidinizin gözlemlerinizden ve deneyiminizden süzülüp gelen bir hayat ve iş kültürü bulunsun. Bunun üstüne işinizde yararlı olacak sosyolojik, psikolojik ve demografik bilgileri koyun. Teknolojinin baş döndürücü gelişme hızını hep dikkate alın. Üretimle ilgili bilgilerinizi ise finans ve pazarlama birikiminizle zenginleştirin.

Bilgiyi içselleştirerek öğrenin: ABD’li ünlü mimar Louis I. Kahn “Kendinizin bir parçası haline getiremediğiniz bilgiyi hiçbir zaman öğrenemezsiniz” diyor. Siz de gelişim ve öğrenme sürecinde edindiğiniz her bilgiyi içselleştireceksiniz. Yeni bilgileri, kendi kişiliğinizin çizgilerine, kendi ülkemizin kültürüne uyum sağlayacak hale getirdiğinizde sorunları çözmeniz kolaylaşacak, üretkenlik düzeyiniz yükselecek.

Analitik düşünün ve araştırın: İş hayatında dikkatinizi çeken bir konuyu ele alın derinlemesine ve her boyutuyla analiz ettiğinizde hem kişiliğiniz hem de girişimcilik bilginiz gelişecek. Başkalarının görüşlerini ezberleyip benimsemek yerine, bilgi üretiminde mesafe aldığınızda, başkalarının bakıp da göremediklerini siz kolayca fark edeceksiniz. Bilginiz arttıkça kişiliğiniz de gelişecek. Örneğin “Türkiye’de ithal otomobil satışları niye yüksek düzeyde” sorusunun teknik, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik cevaplarını bir bütün olarak incelediğinizde önemli ipuçlarına ulaşabileceksiniz. İçinde yaşadığınız toplumu, insanların tutum ve davranışları, kur ve fiyat politikası gibi farklı konularda özgün fikirlere sahip olacaksınız.

Bir “B” planınız olsun: Hedefinize ulaşmak için gece-gündüz çabalasanız da durgunluk yılları ve iş hayatının değişen oyun kuralları önünüze aşılmayacak engeller çıkarabilir. Böylesi durumlar için hiç olmazsa 2-3 yıl sizi ayakta tutacak alternatif planlarınız da olsun.

“İkinci yarı” için hazırlık yapın: Normal iş hayatınızda sağlayamadığınız başarıya, değiştirdiğiniz işinizde veya 45 yaşından sonra ulaşabilirsiniz. Bunun için yedeğinizde bir “paralel kariyer” planı bulunsun ve bu kariyer için daha şimdiden yeni bilgi ve beceriler edinmeye bakın.

Yazar: Faruk Türkoğlu
Kaynak: www.xing.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Uzaktan eğitim deneyimi

uzaktan eğitim, okul hayatı, öğrenme becerisi, Manşet

Uzaktan eğitimin faydaları nelerdir? Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Daha fazla ve daha kolay öğrenim sağlıyor olabilir miyiz? İşte bir öğrencinin gözünden uzaktan eğitim deneyimi…

Bir Öğrenci Anlatıyor: Neden Uzaktan Eğitimde Daha İyi Öğreniyorum?

Sıra beklemeden konuşmak. Sınıf malzemelerine zarar vermek. Öğretmenlere saygısızlık yapmak. Sınav esnasında cevapları ağzından kaçırmak. Birbirini iten, tekmelemeyen, vuran ve hatta yerlerde yuvarlayan çocuklar. Bunlar okulumda her gün olan şeyler. 

Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz, ama gerçekten şaka yapmıyorum. 

Akranlarımın davranışlarına göre ikinci ya da dördüncü sınıfta olduğumu düşünebilirsiniz. Ama aslında New York’ta liseye geçmek üzereyim ve ortaokul hayatım boyunca bu tür sorunlar hemen her derste defalarca yaşandı.

Bu yüzden, koronavirüs pandemisi sebebiyle New York eyaletinde başlatılan uzaktan eğitimi kesinlikle destekliyorum. Okullarımız bu deneyimi sınıftaki öğretmenleri daha iyi nasıl destekleyeceğini anlamak için kullanırsa, geri döndüğümüzde öğrenciler daha etkili bir şekilde öğrenme şansına sahip olurlar.

Nedenini açıklayayım.

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim alıyorum ve normal sınıf derslerinden daha fazla ve daha kolay öğrendiğimi fark ediyorum. Dikkatimi dağıtan öğrenciler ve bu öğrencileri idare etmekte zorlanan öğretmenler olmadan kesintisiz bir şekilde kendi hızımda çalışabiliyorum. 

Kendilerini kontrol edemeyen veya kontrol etmek istemeyen öğrenciler nitelikli sınıf zamanından çalarlar ve genellikle sınıf arkadaşlarının testlere ve değerlendirmelere hazırlanmasını engellerler. Üzerinden geçemediğimiz ya da yeterince odaklanamadığımız için, hiç hakim olmadığımız konuları içeren testlere girdiğim zamanlar oldu.

Bir ortaokul öğretmeninin işi hiç kolay değil. 26 ergeni gözetmenin çok daha ötesinde bir iş bu. Ortaokul hayatımda, sınıflarına hakimiyeti güçlü olan, kuralları tutarlı bir şekilde uygulayan, öğrencilere adil davranan ve saygılarını kazanan sadece birkaç öğretmenle karşılaştım.

İşbirliğine dayalı öğrenmeye büyük önem veren bir okula gidiyorum. Yaptığımız çalışmaların yaklaşık yüzde 80’i, öğretmen tarafından belirlenmiş 3 ila 5 öğrenciden oluşan gruplar halinde yapılıyor. Bu durum, çalışmalarını tamamlamak isteyen öğrencileri, olumsuz davranışlar sergileyen akranlarını disipline etmek ve isteksiz öğrencileri katkıda bulunmaya ikna etmek zorunda bırakıyor.

Uzaktan eğitim, çalışmalarım üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmamı sağlıyor. Daha fazla çaba ve çalışma gerektiren konulara daha fazla zaman ayırabiliyorum. Yanıtları zaten bilinen soruların üzerinden geçildiği bir dersi sonuna kadar oturup izlemem gerekmiyor. Hala diğer öğrencilerle işbirliği yapabiliyorum ama çok daha etkili bir şekilde. Çalışmaya farklı bakış açıları getiren ve daha güçlü olmasını sağlayan arkadaşlarla online görüşmeler yapmaktan gerçekten keyif alıyorum; birbirimize meydan okuyoruz ve bu daha zengin bir öğrenme deneyimi sağlıyor. 

Ayrıca, öğretmenlerimin şahsen verdikleri dersler yerine Google Classroom’da yayınladığı kayıtlı dersleri tercih ettiğimi de fark ettim. Bu yıl matematikle ilgili sorunlar yaşadım. Öğretmen, dersin en az üçte birini düzeni sağlamak için harcadığı için soruları cevaplamaya sabrı kalmıyordu. Çoğu zaman, okuldan önce onunla görüşmek için randevu aldığımda, kapısında soruları için sıraya girmiş olan bir yığın öğrenci olurdu. 20 dakika süremiz olduğu için hepimize yardımcı olamazdı. Diğer zamanlarda ise onu göremezdik.

Uzaktan eğitim ile boşa harcanan zamanın tamamı ortadan kalkıyor. Gerektiğinde öğretmenin kaydını durduruyorum, başlatıyorum, hatta ihtiyacım olursa geri alıyorum. Bu sayede dersi derste anlayabiliyorum. Kafam karışırsa, öğretmenimin haftalık çevrimiçi görüşme saatlerine (60-90 dakika uzunluğunda) katılıyorum; hiçbir zaman iki ya da üçten fazla öğrenci olmuyor. 

Uzaktan eğitimde, sınıfta olduğundan çok daha iyi öğrenmem eğitim sistemimizde bir sorun olduğunu gösteriyor. İki hafta önce okulum, Google Meet’te canlı video dersi denemeye başladı. Sınıfta öğrencileri idare etmekte zorlanan aynı öğretmenler, ne yazık ki çevrimiçi derslerde de idare etmek zorlanıyorlar. 

Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Birkaç önerim var. Birincisi, öğretmenler dersten sonra tüm öğrencilere kaydedilmiş dersleri video olarak göndermeliler (e-posta veya Google Classroom gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla). İkincisi, öğretmenler öğrencilere birebir veya küçük grup görüşmeleri için online haftalık çalışma saatleri sunmalılar. Üçüncü olarak, sınıf yönetimi konusunda son derece yetenekli olan öğretmenler, diğer öğretmenlere bu konuda ücret karşılığı eğitim vermeliler.

İlk iki öneri uzaktan eğitim döneminde zaten başladı ve şimdiden büyük bir başarı elde etti. Umarım okula döndüğümüzde de devam ederler ve okullar bu fırsatı tüm öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini geliştirmek için kullanır.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Değişime uyum sağlayanlar kazanır

Manşet, kriz, ekonomi, değişime uyum sağlamak, değişim

Son dönemlerde birçok kişi rutini dışında bir hayat yaşamaya çalışıyor. Peki, yaşanan bu süreç kitleleri nasıl etkiliyor? Bu durgunluk döneminin bir sonu olacak mı? Kısa, uzun ve orta vadede ne tür etkilerle karşılaşacağız? İşte yanıtı…

Krizde Ne Yapmalı?

Daralan ekonomide kitlelerin ruh hali nasıl olur,  tüketiciler nasıl davranır, bu durumda şirketler ne yapmalı? Daha önce yaşadıklarımızdan bazı dersler çıkarmak mümkün.

1.Tüketicinin ruh hali ülkedeki bütün makro değişkenlerin en önemli belirleyicisidir. Bu dönemde tüketiciler kötümser eğilim içine girer ve her aile,  daha temkinli davranır. Bazı harcamalarını kısar, bazılarını ise tamamen keser. Tüketiciler çoğu harcamalarında hem daha az miktarda hem de daha düşük fiyatlı olanı tercih ederek yeni bir denge oluştururlar. Bu, talebin hem daralması hem de daha ucuz ürünlere (down trade) yönelmesi demektir. Önceleri daha pahalı markaları tüketenler, kendi bütçelerini gözden geçirerek daha ucuz markalara yönelirler. Bu dönemde her marka kendi müşterilerinden bir kısmını kaybeder ama buna karşılık kendilerine ilk kez yönelen yeni müşteriler bulurlar.

2. Ekonomik daralma dönemleri genel olarak tüketimin daraldığı ama bazı ürünlere de talebin arttığı dönemlerdir. Bu dönemlerde, tüketici genel olarak daha az harcama yaparken bazı ürünleri de kendine ödül olarak seçer, bunları daha çok tüketir. Mesela otomotiv sektörü daralmadan daha çok etkilenir ama evde eğlence imkânı veren ürünlere talep artar. Çünkü hemen bütün harcamalarını kontrol altına alan insanlar bir yerde kıstıklarını başka bir yerde telefi ederler. Her daralma döneminin “ödül ürünleri ve markaları” vardır.

3. Ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin para harcaması kendilerinde bir suçluluk duygusu yaratır. Tam tersine paralarını faydalı şeylere harcamak ise tüketicilerin suçluluk duygusunu hafifletir. Bu sebeple gerek markaların gerekse perakendecilerin tüketicilerine “iyi nedenler” sunmaları, ekonomik daralma dönemlerinde her zamankinden daha fazla önem kazanır.

4. Kötümser ruh hali, insanların ait olma ihtiyaçlarının arttığı dönemlerdir. Bu dönemlerde aile ve arkadaşlık değerleri yükselir. “Ben” olma ihtiyacı gerilerken dayanışma ve paylaşım üzerine kurulu “biz” olma ihtiyacı yükselir.

5. Ekonomik daralma dönemlerinde, yöneticiler harcamaları kısma kararı alır ve bunun ilk adımı da pazarlama harcamalarıdır. Ama bu yanlışı yapmayan şirketler daralma döneminden sonra en hızlı büyüyen şirketler olurlar. Elbette reklam harcamaları dahil her harcamayı gözden geçirmek ve her harcamadan tasarruf etmek gerekir ama tamamen kesmek son derece yanlıştır. Çünkü markalar için reklam, “olsa da olur, olmasa da olur” değil, “olmazsa olmaz” bir pazarlama faaliyetidir. Üstelik rekabetin daha az reklam yaptığı bir ortamda reklam yapan markanın sesi daha iyi duyulur.

6. Ekonomik daralma dönemleri şirketlerdeki verimsizlikleri azaltmanın zamanıdır. Ama bu dönemler, toplumun moralinin düşük olmasına paralel olarak çalışanların da moralinin düşük olduğu dönemlerdir. Ücretleri yeniden düzenleme, şirket içinde fonksiyonları birleştirme, işten çıkarma gibi uygulamaları yaparken şeffaf ve adil davranmaya çok özen göstermek gerekir. Zor zamanlarda güven yaratan şirketler orta vadede kazanan tarafta olurlar.

7. Ekonomik daralma dönemlerinde tüketiciler, “paralarının karşılığını alma” konusunda çok hassas olurlar. Bu dönemlerde, markaların hangi faydaları vaat ettiklerini ve bu bu faydalara karşılık istedikleri fiyatın makul olduğunu çok iyi anlatmaları, reklamlarında bunu vurgulamaları gerekir. 2020 Salgını Markaları Nasıl Etkileyecek

8. Bu dönemde tüketicilerin veya müşterilerin güven duygusunu zedeleyen şirketler zararlı çıkarlar. Mesela ambalajlı ürünler satan bir şirketin  1 kg yerine 850 gram koyarak fiyat düşürmesi kısa dönemde işe yarar ama tüketici bunun farkına varır ve markadan uzaklaşır. Rekabet ederken bu tür “cin fikirlere” itibar etmeyen ilkeli markalar, bu dönemden faydalanarak çıkarlar. Tüketicinin en akılcı olmak istediği bir dönemde onun zekâsıyla alay etmek, marka için hiç de akılcı olmayan bir davranış olur. Buna karşılık her kategoride daha küçük ve daha düşük fiyatlı seçeneklere ihtiyaç artar. Tüketicinin tasarruf etme ihtiyacını anlayan ve buna uygun seçenekler sunan markalar bu dönemden kazançlı çıkarlar.

9. Bu dönem, şirketlerin kendi bütçelerini sağlıklı yapılabileceği bir dönem değildir çünkü her bütçe bir dizi varsayım üzerine kurulu bir plandır. Olağan dışı dönemlerde bu varsayımlar çok hızlı değişir. Bir yıllık bir dönemi kapsayan bütçeler bu ortamda gerçekçi olmaz. Böyle dönemlerde en uygun bütçe yapma yöntemi, her ay yenilenen bütçeler yapmaktır.10. Bu dönemde şirketin pazar segmentlerine yeni bir gözle bakması gerekir. Her şirketin bugüne kadar hedeflemediği müşteri kesimleri mutlaka vardır. Şirketin bunları değerlendirmesi ve yeni imkânların olup olmadığını araştırması gerekir. Daralma dönemleri, henüz ulaşılmamış tüketicilere gitmek için bir fırsattır. Bu dönemler aynı zamanda her türlü inovasyonu yapmak için en elverişli dönemlerdir. Bu dönemde girişimci bir ruha sahip olanların yapacağı inovasyonlar şirkete paha biçilmez değer katar. Markalara Söylemesi Kolay Tavsiyeler

Her değişim, içinde bir çok fırsatı barındırır. Bu durgunluk döneminin de bir sonu olacak ve ekonomi tekrar büyüme dönemine girecektir.

Değişime en hızlı ve en iyi uyum sağlayan şirketler, bu dönemden en karlı çıkan şirketler olurlar.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND