Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendinizi nasıl geliştirmelisiniz?

Kigem.com köşe yazarlarından Faruk Türkoğlundan süper bir makale. Kendinizi nasıl geliştirmeniz gerektiği üzerine. Faruk hocanın hayat bilgisi derslerinden mutlaka yararlanmanızı, bu makalesini mutlaka okumanızı öneriyoruz.

kişisel gelişim, kendinizi nasıl geliştirmelisiniz, bireysel performansı yükseltmek

Türkiye, çağdaş uygarlığı yakalamak ve 2023’te Avrupa Birliği’nin ortalama refah düzeyine ulaşmayı hedefliyor. Ancak sürdürülebilir bir büyüme ivmesini yakalamak yalnız hükümetlerin sorunu değil. Bu büyük hedef için herkesin kendine göre bir şeyler yapması gerekiyor. Sızlanmanın, yakınmanın ve onu bunu eleştirmenin bir faydası yok. İşlerin rayına oturması ise yönetimlerin kalitesi kadar, insanların bilgi, beceri ve moral düzeylerini yükseltmelerine de bağlı. Ülkenin, ekonominin daha iyi bir yere gelmesi ancak 7 ile 70 yaş arasındaki milyonlarca kişinin, tek tek daha bilgili, üretken ve verimli olması ile mümkün olabilecek.

İnsanlar her yıl, önceki yıla göre daha üretken, yaratıcı ve girişimci olmadıkları takdirde, ekonominin sürekli olarak gelişmesi, milli gelirin reel olarak artması imkânı var mı? Kişiler, bireysel performanslarını yükseltemedikleri takdirde, hangi doğaüstü güç, hangi bilgili ve yetenekli lider ülkeyi ve ekonomiyi daha iyi bir yere getirebilir ki? Tek tek hücrelerin ve dokuların zayıf olduğu bir bünye gelişebilir mi? Tabii ki hayır.

Bu gerçekleri fark edenler, son yıllarda kişisel gelişime çok önem veriyor. Bu konuda çok sayıda kitaplar yayımlanıyor, kurslar ve seminerler düzenleniyor. Çalışanlar köşelerine çekilip kendilerini daha iyi yetiştirmek için programlar hazırlıyor.

İrade, emek ve bilgi

Kişisel gelişim, ancak üç temel unsura dayandırıldığında kalıcı olabilir. Ölçülü bir yükselme hırsı ve bir öğrenme tutkusu ile bir üretim heyecanı kişisel gelişimin itici gücüdür. Çünkü tutku ve heyecan, sezgiyi berraklaştırır, zekâyı keskinleştirir.

Tutku, gözlem, analiz ve deneyimle beslendiğinde kişisel gelişim konusunda mesafe almak mümkün olabilir. Yeni bilgi ve beceriler edinen kişi ise hayata karşı daha donanımlı olur.

Kişisel gelişim ancak irade, beyin emeği ve bilgi birleştiğinde gerçekleşebilir. Son yıllarda kişisel gelişimin yalnız bir irade sorunu olduğu yönündeki görüşler yaygınlaşıyor. İstemekle her şeyin olabileceğini savunanların kitapları, çok satanlar listesine giriyor. İki-üç haftalık kurs ve seminerlerle yeni becerilerin elde edileceği ileri sürülüyor. ABD’de 10 milyar dolarlık bir iş konumuna gelen “kişisel gelişim sektörü” ve “kendi kendine yardım” akımı, bünyesinde yararlı danışmanlık hizmetleri kadar, şarlatanları ve mucize yöntem pazarlamacılarını da barındırıyor.

Kişisel gelişimi amaçlayanların konu hakkındaki kitapları okuyup, bazı kursları izledikten sonra bunları kendi öğrenme ve iş yapma tarzlarına uyarlamaları gerekiyor. Kariyer başarısına ise yalnız kişisel gelişimin yıllar isteyen bir süreç olduğunu dikkate alanlar ve gerçekçi bir kendini yetiştirme programı uygulayabilenler ulaşıyor.

Hayat stratejisi

Kişisel gelişim, günümüzde en önemli “iş güvencesi” sayılıyor. Kişiliklerini ve yeteneklerini geliştirenler, bıkmadan, usanmadan yeni bilgilerin ve becerilerin peşinde koşanlar, işsiz kaldıklarında daha kolay iş bulabiliyor. Kişisel gelişim, terfileri de hızlandırabiliyor.

Dünyaya meraklı gözlerle bakan ve olan biteni anlamaya çalışanlar, hayatın akışı içinde bir saman çöpü gibi sürüklenmekten bir noktaya kadar kurtulabiliyor. Kişisel gelişim, insanların hayatlarına bir anlam kazandırıyor ve onları daha mutlu yapıyor.

Kişisel gelişim öyküleri hep mutlu sonla bitmiyor tabii. Değişime ayak uydurmak için bir kariyer stratejisi hazırlayanların, günler akıp giderken ortaya çıkabilecek sorunları ve aksilikleri de hesaba katmaları şart! Kişisel gelişimi bir “hayat stratejisi” olarak görmek, başarısızlıkları ve yenilgileri de hayatın bir parçası olarak kabul etmek, mücadelenin soluklu olmasını sağlıyor.

Ünlü Rus yazarı Anton Çehov, “Düello” adlı hikâyesinin sonunda, açıktaki bir gemiye yolcu götüren tekneyi gözlemlerken, kişisel gelişimin inişlı çıkışlı rotasını bakın ne güzel anlatıyor:

“Dalgalar sandalı hep geriye atıyor. Üç adım ileri, bir adım geri… Ama kürekçiler inatçı insanlar, yorulmadan kürek çekiyorlar, yüksek dalgalardan yılmıyorlar. Sandal ileri, hep ileri gidiyor. İşte artık gözükmüyor. Yarım saat sonra kürekçiler, vapurun ışıklarını görecekler , bir saat sonra da bordaya yanaşacaklar.

Hayatta da böyle. İnsanlar gerçeğin peşinde iki adım ileri, bir adım geri giderler. Hayatın acıları, yanılgıları, sıkıntıları onları geriye atar ama gerçeklik sevgisi, direnç, irade ileriye, hep ileriye sürükler. Sonunda neler olacağını kim bilir? Böyle böyle gerçeğe ulaşacaklardır…”

GELİŞİMİN İLK KOŞULU KENDİNİ BİLMEK

Sokrates’in ders verdiği akademinin kapısında “Kendini bil” yazıyordu. Yunus Emre yüzyıllar önce “Seni senden iyi kim bilebile…”, “Seninle sen danış, gör nerdesin sen.” demişti. Zen Budizmi’nden Zerdüştlüğe kadar her inançta kendini bilmenin önemi anlatılıyor.

Esasında kendini bilmek zor bir iş. Çünkü özgüvenimizi korumak için iyi yönlerimizi abartabilir, kötü yönlerimizi ise görmezden geliriz. Bazen kendimizi şımartır, bazen de suçu başkalarının üstüne atarak rahatlamak isteriz. Kendimizi olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi görme eğilimi de kendi özümüzü tanımayı zorlaştırır.

Kendini tanımayanların arkasında hep heder olmuş yıllar, kaçırılan fırsatlar, komplekslerin girdabında yok olmuş iyi niyetler vardır. Bazen hırsımız, yeteneklerin önüne geçer, hayat oyununda “ofsayt”a düşeriz. Çoğu kez de elimizin ulaşabileceği kadar yakın olan bir başarıyı ıskalayabiliriz.

Aşağıdaki öneriler kendinizi tanımanızı ve kişisel gelişim için sağlam bir temel atmanızı sağlayabilir:

Kendiniz için bir SWOT analizi yapın: Şirketler ve sektörler için yapılan SWOT (güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler) analizinin bir benzerini kendi kişiliğiniz için yapın. Bu analizde kendinize torpil yapmadan tüm zaaf ve erdemlerinizi sıralayın. Önünüze çıkabilecek fırsatların ve risklerin de bir listesini yapın. Bu analiz geleceğinize yön vermenize yardım edecek.

Kendinize karşı “tarafsız” olun: Bu tür bir tarafsızlık Türkiye’de epey zor bir iş. İnsanlarımızın bir bölümü, bir birey olarak potansiyelinin farkında ve kendi değerinin bilincinde değil. Diğer bir bölümü ise kendini olduğundan daha güçlü ve bilgili sanıyor. Değişimin, yılların biriktirdiği bilgiyi kısa sürede hurdaya çevirdiğinin farkında olmayanlar da var. Performansı yükseltmek için kendinizi olduğunuzdan daha aşağıda veya yukarıda görmekten kaçınmanız şart.

Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçlamayın: Beğenmediğiniz yönlerinizi ve zaaflarınızı ortadan kaldırmak için tutum ve davranışlarınızı değiştirmeyi amaçlayın. Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçladığınızda sonuç alamayacağınızı bilin. Çünkü kişiliğin oluşma süreci, genlerden gelen niteliklerin büyüme ve yetişme ortamından gelen etkilerle yoğrulması ile gençlik yıllarında tamamlanır. 25-30 yaşlarından sonra kişiliği değiştirme çabaları, başarısızlık ve mutsuzluk getirir. Kişiliğinizi ve iş yapma tarzınızı “veri” olarak kabul edip, buna uygun iş ve görevler bulmaya gayret ettiğinizde hedeflerinize daha kolay ulaşabilirsiniz.

Bir “niyet mektubu” yazın: Zaaflarınızı azaltmak ve güçlü yönlerinizi geliştirmek için altı ay veya bir yılı kapsayan bir sürede neler yapmak istediğinizi bir köşeye yazın. Kendinize yazacağınız bu niyet mektubunda somut “performans kriterleri” de bulunsun. Belirlediğiniz süre sonunda yaptıklarınızı gözden geçirin ve niyetlerinize ne ölçüde ulaşabildiğinizi belirleyin. Bu kişisel geri bildirim (feedback) analizi sayesinde kendinizi ve yeteneklerinizi daha iyi tanıyacaksınız. Hedeflerinizi ve performansınızı sık sık karşılaştırdığınızda kişisel gelişiminiz konusunda neler yapmanız gerektiği iyice somutlaşacak.

BÜYÜK DÜŞÜNÜN, KÜÇÜK ADIMLAR ATIN

Şirketlerin belirli bir strateji ile eleman aradıkları dönemde, sizin de bir “iş stratejisi”ne sahip olmanız gerekiyor. Bu kişisel strateji, sizin aşağıdaki yol ayrımlarında doğru yolu seçmenize yardımcı olabilir.

Tavşan ve kaplumbağa öyküsü: Kişisel gelişimi amaçladığınızda, zihninizde büyük ve iddialı hedefler bulunmalıdır. . Hazırlayacağınız kendini yetiştirme ve çalışma programları da bu büyük hedeflere uygun olmalıdır. İşe kapsamlı kişisel projeler ve atılım programlarıyla başladığınızda ve sabırsızlıktan kurtulamadığınızda, sorunlar çıkabilir. Ancak mevcut işin verdiği yorgunluk ve aile hayatının sorumlulukları nedeniyle bu tür programları sürdürmeniz her geçen gün biraz daha zorlaşır. Sıkıştırılmış eğitim programları ile beyne kısa sürede doldurulan bilgi, aynı hızla uçar gider.

Sürdürülebilir bir kişisel gelişim için büyük düşünüp ama işe küçük adımlarla başladığınızda daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Yarını bugünden ve adım adım kurmak için her gün en az yarım saatinizi kişisel gelişiminize ayırın. Güçlü yönlerinizi geliştirecek çalışmaları yarına bırakmayın. Her gün yabancı bir dilden 5-10 kelime öğrenin, iyi bir kitaptan hiç olmazsa 4-5 sayfa okuyun. İnternet karşısında geçirdiğiniz 2-3 saatin bir 40 dakikasını araştırmaya ve bilgi edinmeye ayırın. Günler, haftalar ve aylar geçtikçe ortaya çıkacak birikim sizi de şaşırtabilir.

İddialı hedeflere, La Fontaine’in öyküsündeki tavşan gibi arada bir hızlanarak ulaşmak istediğinizde kariyer yarışını kaybetme ihtimali yükselir. Bir kaplumbağa gibi sabırlı ve istikrarlı adımlar ise sizi eninde sonunda başarıya götürür.

“Mükemmel başlangıç” sorunu: Çalışma hayatına dört dörtlük bir eğitimi tamamladıktan sonra başlamak istediğinizde de sorunlar çıkabilir. Lisans öğrenimi, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını iş dünyasından uzak geçirdiğinizde, ekonominin gerçekliğinden kopabilir ve pratik deneyimlerden uzak kalabilirsiniz. Yaşınız ilerledikçe, şirketlerdeki çalışma ritmine uyum beceriniz de zayıflayabilir. Daha üniversite yıllarında iş hayatı ile tanıştığınızda ve bilimsel çalışmaları bir işte piştikten sonra başlattığınızda ise yarışta daha avantajlı olabilirsiniz.

Seçicilikte ölçü: İş stratejisi belirleyenlerin karşısına şu yol ayrımı hep çıkar: “İlk bulduğum işlerden birine fazla seçici olmadan balıklama dalayım mı? Yoksa en hayırlı “kısmet” için biraz daha beklemek yararlı olabilir mi?” Bu konuda kararı siz vereceksiniz. İlk yöntemde, eksiklerinizi, çalışırken, işbaşında giderecek bir strateji izlemek zorundasınız. İkinci yolu seçtiğinizde ise iş arama günlerini bir “kendini geliştirme programı” ile doldurmanız gerekecek.

“Gölge iş”: Yeni işlerin neler olduğunu hangi mesleklerin yıldızının parlayıp, hangilerinin söndüğünü araştırdığınızda işsizlik dönemlerinizin süresi kısalabilir. Ekonomideki ve sektörlerdeki trendleri araştırdığınızda ise iş dünyasının geleceği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Size çekici gelen işlerdeki gelişmeleri gölge gibi izleyip (job shadowing), gelecekte sizi bekleyenleri zihninizde canlandırdığınızda, bir iş değişikliği size yeni ufuklar açabilir.

KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN ÖNERİLER

Geçmiş dönemlerde, aile büyüklerinin, piyasaların eski kurtlarının ve deneyimli girişimcilerin öğütleri ve uyarıları gençler için bir hazine değerindeydi. Günümüzde ise hızlı değişim nedeniyle önceki kuşakların edindiği bilgi ve deneyimin son kullanma tarihi kısa sürede dolduğu için öğütler pek fazla işe yaramıyor. Bu nedenle siz kişisel gelişiminiz için kendi göbeğinizi kendiniz keseceksiniz. Bir noktada kendi kendinizin müdürü ve hamisi olacaksınız.

Mucizelere bel bağlamayın: Son saniyedeki üçlük, 90 + 4. dakikadaki gol, ancak üç-dört yılda bir maçın kaderini değiştirebilir. Assolistin hasta olup, ortalıkta dolaşan güzel sesli çiçekçi kıza şans yaratması da ancak eski Türk filmlerinde görülür. Bir kitap okuyup da hayatı değişenlerin sayısı ise çok azdır. Başarıya giden kestirme ve zorlama yollar ise çoğu kez Kartal Cezaevi’ne çıkar. Normal koşullarda ve uzun vadede şansın; gücünü ve gücünün sınırlarını bilen, bilgi ve beceri düzeyini sürekli yükselten ve beynini terleten kişilere güleceğini hiç unutmayın.

Altyapınızı sağlam tutun: Aşırı uzmanlaşma, tablonun bütününü ve işin geleceğini görmenizi engelleyebilir. Bu sakıncadan kurtulmak için uzmanlık bilginizi geniş bir tabana oturtun. Bilgi piramidinizin gözlemlerinizden ve deneyiminizden süzülüp gelen bir hayat ve iş kültürü bulunsun. Bunun üstüne işinizde yararlı olacak sosyolojik, psikolojik ve demografik bilgileri koyun. Teknolojinin baş döndürücü gelişme hızını hep dikkate alın. Üretimle ilgili bilgilerinizi ise finans ve pazarlama birikiminizle zenginleştirin.

Bilgiyi içselleştirerek öğrenin: ABD’li ünlü mimar Louis I. Kahn “Kendinizin bir parçası haline getiremediğiniz bilgiyi hiçbir zaman öğrenemezsiniz” diyor. Siz de gelişim ve öğrenme sürecinde edindiğiniz her bilgiyi içselleştireceksiniz. Yeni bilgileri, kendi kişiliğinizin çizgilerine, kendi ülkemizin kültürüne uyum sağlayacak hale getirdiğinizde sorunları çözmeniz kolaylaşacak, üretkenlik düzeyiniz yükselecek.

Analitik düşünün ve araştırın: İş hayatında dikkatinizi çeken bir konuyu ele alın derinlemesine ve her boyutuyla analiz ettiğinizde hem kişiliğiniz hem de girişimcilik bilginiz gelişecek. Başkalarının görüşlerini ezberleyip benimsemek yerine, bilgi üretiminde mesafe aldığınızda, başkalarının bakıp da göremediklerini siz kolayca fark edeceksiniz. Bilginiz arttıkça kişiliğiniz de gelişecek. Örneğin “Türkiye’de ithal otomobil satışları niye yüksek düzeyde” sorusunun teknik, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik cevaplarını bir bütün olarak incelediğinizde önemli ipuçlarına ulaşabileceksiniz. İçinde yaşadığınız toplumu, insanların tutum ve davranışları, kur ve fiyat politikası gibi farklı konularda özgün fikirlere sahip olacaksınız.

Bir “B” planınız olsun: Hedefinize ulaşmak için gece-gündüz çabalasanız da durgunluk yılları ve iş hayatının değişen oyun kuralları önünüze aşılmayacak engeller çıkarabilir. Böylesi durumlar için hiç olmazsa 2-3 yıl sizi ayakta tutacak alternatif planlarınız da olsun.

“İkinci yarı” için hazırlık yapın: Normal iş hayatınızda sağlayamadığınız başarıya, değiştirdiğiniz işinizde veya 45 yaşından sonra ulaşabilirsiniz. Bunun için yedeğinizde bir “paralel kariyer” planı bulunsun ve bu kariyer için daha şimdiden yeni bilgi ve beceriler edinmeye bakın.

Yazar: Faruk Türkoğlu
Kaynak: www.xing.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND