Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendinizi nasıl geliştirmelisiniz?

Kigem.com köşe yazarlarından Faruk Türkoğlundan süper bir makale. Kendinizi nasıl geliştirmeniz gerektiği üzerine. Faruk hocanın hayat bilgisi derslerinden mutlaka yararlanmanızı, bu makalesini mutlaka okumanızı öneriyoruz.

kişisel gelişim, kendinizi nasıl geliştirmelisiniz, bireysel performansı yükseltmek

Türkiye, çağdaş uygarlığı yakalamak ve 2023’te Avrupa Birliği’nin ortalama refah düzeyine ulaşmayı hedefliyor. Ancak sürdürülebilir bir büyüme ivmesini yakalamak yalnız hükümetlerin sorunu değil. Bu büyük hedef için herkesin kendine göre bir şeyler yapması gerekiyor. Sızlanmanın, yakınmanın ve onu bunu eleştirmenin bir faydası yok. İşlerin rayına oturması ise yönetimlerin kalitesi kadar, insanların bilgi, beceri ve moral düzeylerini yükseltmelerine de bağlı. Ülkenin, ekonominin daha iyi bir yere gelmesi ancak 7 ile 70 yaş arasındaki milyonlarca kişinin, tek tek daha bilgili, üretken ve verimli olması ile mümkün olabilecek.

İnsanlar her yıl, önceki yıla göre daha üretken, yaratıcı ve girişimci olmadıkları takdirde, ekonominin sürekli olarak gelişmesi, milli gelirin reel olarak artması imkânı var mı? Kişiler, bireysel performanslarını yükseltemedikleri takdirde, hangi doğaüstü güç, hangi bilgili ve yetenekli lider ülkeyi ve ekonomiyi daha iyi bir yere getirebilir ki? Tek tek hücrelerin ve dokuların zayıf olduğu bir bünye gelişebilir mi? Tabii ki hayır.

Bu gerçekleri fark edenler, son yıllarda kişisel gelişime çok önem veriyor. Bu konuda çok sayıda kitaplar yayımlanıyor, kurslar ve seminerler düzenleniyor. Çalışanlar köşelerine çekilip kendilerini daha iyi yetiştirmek için programlar hazırlıyor.

İrade, emek ve bilgi

Kişisel gelişim, ancak üç temel unsura dayandırıldığında kalıcı olabilir. Ölçülü bir yükselme hırsı ve bir öğrenme tutkusu ile bir üretim heyecanı kişisel gelişimin itici gücüdür. Çünkü tutku ve heyecan, sezgiyi berraklaştırır, zekâyı keskinleştirir.

Tutku, gözlem, analiz ve deneyimle beslendiğinde kişisel gelişim konusunda mesafe almak mümkün olabilir. Yeni bilgi ve beceriler edinen kişi ise hayata karşı daha donanımlı olur.

Kişisel gelişim ancak irade, beyin emeği ve bilgi birleştiğinde gerçekleşebilir. Son yıllarda kişisel gelişimin yalnız bir irade sorunu olduğu yönündeki görüşler yaygınlaşıyor. İstemekle her şeyin olabileceğini savunanların kitapları, çok satanlar listesine giriyor. İki-üç haftalık kurs ve seminerlerle yeni becerilerin elde edileceği ileri sürülüyor. ABD’de 10 milyar dolarlık bir iş konumuna gelen “kişisel gelişim sektörü” ve “kendi kendine yardım” akımı, bünyesinde yararlı danışmanlık hizmetleri kadar, şarlatanları ve mucize yöntem pazarlamacılarını da barındırıyor.

Kişisel gelişimi amaçlayanların konu hakkındaki kitapları okuyup, bazı kursları izledikten sonra bunları kendi öğrenme ve iş yapma tarzlarına uyarlamaları gerekiyor. Kariyer başarısına ise yalnız kişisel gelişimin yıllar isteyen bir süreç olduğunu dikkate alanlar ve gerçekçi bir kendini yetiştirme programı uygulayabilenler ulaşıyor.

Hayat stratejisi

Kişisel gelişim, günümüzde en önemli “iş güvencesi” sayılıyor. Kişiliklerini ve yeteneklerini geliştirenler, bıkmadan, usanmadan yeni bilgilerin ve becerilerin peşinde koşanlar, işsiz kaldıklarında daha kolay iş bulabiliyor. Kişisel gelişim, terfileri de hızlandırabiliyor.

Dünyaya meraklı gözlerle bakan ve olan biteni anlamaya çalışanlar, hayatın akışı içinde bir saman çöpü gibi sürüklenmekten bir noktaya kadar kurtulabiliyor. Kişisel gelişim, insanların hayatlarına bir anlam kazandırıyor ve onları daha mutlu yapıyor.

Kişisel gelişim öyküleri hep mutlu sonla bitmiyor tabii. Değişime ayak uydurmak için bir kariyer stratejisi hazırlayanların, günler akıp giderken ortaya çıkabilecek sorunları ve aksilikleri de hesaba katmaları şart! Kişisel gelişimi bir “hayat stratejisi” olarak görmek, başarısızlıkları ve yenilgileri de hayatın bir parçası olarak kabul etmek, mücadelenin soluklu olmasını sağlıyor.

Ünlü Rus yazarı Anton Çehov, “Düello” adlı hikâyesinin sonunda, açıktaki bir gemiye yolcu götüren tekneyi gözlemlerken, kişisel gelişimin inişlı çıkışlı rotasını bakın ne güzel anlatıyor:

“Dalgalar sandalı hep geriye atıyor. Üç adım ileri, bir adım geri… Ama kürekçiler inatçı insanlar, yorulmadan kürek çekiyorlar, yüksek dalgalardan yılmıyorlar. Sandal ileri, hep ileri gidiyor. İşte artık gözükmüyor. Yarım saat sonra kürekçiler, vapurun ışıklarını görecekler , bir saat sonra da bordaya yanaşacaklar.

Hayatta da böyle. İnsanlar gerçeğin peşinde iki adım ileri, bir adım geri giderler. Hayatın acıları, yanılgıları, sıkıntıları onları geriye atar ama gerçeklik sevgisi, direnç, irade ileriye, hep ileriye sürükler. Sonunda neler olacağını kim bilir? Böyle böyle gerçeğe ulaşacaklardır…”

GELİŞİMİN İLK KOŞULU KENDİNİ BİLMEK

Sokrates’in ders verdiği akademinin kapısında “Kendini bil” yazıyordu. Yunus Emre yüzyıllar önce “Seni senden iyi kim bilebile…”, “Seninle sen danış, gör nerdesin sen.” demişti. Zen Budizmi’nden Zerdüştlüğe kadar her inançta kendini bilmenin önemi anlatılıyor.

Esasında kendini bilmek zor bir iş. Çünkü özgüvenimizi korumak için iyi yönlerimizi abartabilir, kötü yönlerimizi ise görmezden geliriz. Bazen kendimizi şımartır, bazen de suçu başkalarının üstüne atarak rahatlamak isteriz. Kendimizi olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi görme eğilimi de kendi özümüzü tanımayı zorlaştırır.

Kendini tanımayanların arkasında hep heder olmuş yıllar, kaçırılan fırsatlar, komplekslerin girdabında yok olmuş iyi niyetler vardır. Bazen hırsımız, yeteneklerin önüne geçer, hayat oyununda “ofsayt”a düşeriz. Çoğu kez de elimizin ulaşabileceği kadar yakın olan bir başarıyı ıskalayabiliriz.

Aşağıdaki öneriler kendinizi tanımanızı ve kişisel gelişim için sağlam bir temel atmanızı sağlayabilir:

Kendiniz için bir SWOT analizi yapın: Şirketler ve sektörler için yapılan SWOT (güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler) analizinin bir benzerini kendi kişiliğiniz için yapın. Bu analizde kendinize torpil yapmadan tüm zaaf ve erdemlerinizi sıralayın. Önünüze çıkabilecek fırsatların ve risklerin de bir listesini yapın. Bu analiz geleceğinize yön vermenize yardım edecek.

Kendinize karşı “tarafsız” olun: Bu tür bir tarafsızlık Türkiye’de epey zor bir iş. İnsanlarımızın bir bölümü, bir birey olarak potansiyelinin farkında ve kendi değerinin bilincinde değil. Diğer bir bölümü ise kendini olduğundan daha güçlü ve bilgili sanıyor. Değişimin, yılların biriktirdiği bilgiyi kısa sürede hurdaya çevirdiğinin farkında olmayanlar da var. Performansı yükseltmek için kendinizi olduğunuzdan daha aşağıda veya yukarıda görmekten kaçınmanız şart.

Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçlamayın: Beğenmediğiniz yönlerinizi ve zaaflarınızı ortadan kaldırmak için tutum ve davranışlarınızı değiştirmeyi amaçlayın. Kişiliğinizi değiştirmeyi amaçladığınızda sonuç alamayacağınızı bilin. Çünkü kişiliğin oluşma süreci, genlerden gelen niteliklerin büyüme ve yetişme ortamından gelen etkilerle yoğrulması ile gençlik yıllarında tamamlanır. 25-30 yaşlarından sonra kişiliği değiştirme çabaları, başarısızlık ve mutsuzluk getirir. Kişiliğinizi ve iş yapma tarzınızı “veri” olarak kabul edip, buna uygun iş ve görevler bulmaya gayret ettiğinizde hedeflerinize daha kolay ulaşabilirsiniz.

Bir “niyet mektubu” yazın: Zaaflarınızı azaltmak ve güçlü yönlerinizi geliştirmek için altı ay veya bir yılı kapsayan bir sürede neler yapmak istediğinizi bir köşeye yazın. Kendinize yazacağınız bu niyet mektubunda somut “performans kriterleri” de bulunsun. Belirlediğiniz süre sonunda yaptıklarınızı gözden geçirin ve niyetlerinize ne ölçüde ulaşabildiğinizi belirleyin. Bu kişisel geri bildirim (feedback) analizi sayesinde kendinizi ve yeteneklerinizi daha iyi tanıyacaksınız. Hedeflerinizi ve performansınızı sık sık karşılaştırdığınızda kişisel gelişiminiz konusunda neler yapmanız gerektiği iyice somutlaşacak.

BÜYÜK DÜŞÜNÜN, KÜÇÜK ADIMLAR ATIN

Şirketlerin belirli bir strateji ile eleman aradıkları dönemde, sizin de bir “iş stratejisi”ne sahip olmanız gerekiyor. Bu kişisel strateji, sizin aşağıdaki yol ayrımlarında doğru yolu seçmenize yardımcı olabilir.

Tavşan ve kaplumbağa öyküsü: Kişisel gelişimi amaçladığınızda, zihninizde büyük ve iddialı hedefler bulunmalıdır. . Hazırlayacağınız kendini yetiştirme ve çalışma programları da bu büyük hedeflere uygun olmalıdır. İşe kapsamlı kişisel projeler ve atılım programlarıyla başladığınızda ve sabırsızlıktan kurtulamadığınızda, sorunlar çıkabilir. Ancak mevcut işin verdiği yorgunluk ve aile hayatının sorumlulukları nedeniyle bu tür programları sürdürmeniz her geçen gün biraz daha zorlaşır. Sıkıştırılmış eğitim programları ile beyne kısa sürede doldurulan bilgi, aynı hızla uçar gider.

Sürdürülebilir bir kişisel gelişim için büyük düşünüp ama işe küçük adımlarla başladığınızda daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Yarını bugünden ve adım adım kurmak için her gün en az yarım saatinizi kişisel gelişiminize ayırın. Güçlü yönlerinizi geliştirecek çalışmaları yarına bırakmayın. Her gün yabancı bir dilden 5-10 kelime öğrenin, iyi bir kitaptan hiç olmazsa 4-5 sayfa okuyun. İnternet karşısında geçirdiğiniz 2-3 saatin bir 40 dakikasını araştırmaya ve bilgi edinmeye ayırın. Günler, haftalar ve aylar geçtikçe ortaya çıkacak birikim sizi de şaşırtabilir.

İddialı hedeflere, La Fontaine’in öyküsündeki tavşan gibi arada bir hızlanarak ulaşmak istediğinizde kariyer yarışını kaybetme ihtimali yükselir. Bir kaplumbağa gibi sabırlı ve istikrarlı adımlar ise sizi eninde sonunda başarıya götürür.

“Mükemmel başlangıç” sorunu: Çalışma hayatına dört dörtlük bir eğitimi tamamladıktan sonra başlamak istediğinizde de sorunlar çıkabilir. Lisans öğrenimi, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını iş dünyasından uzak geçirdiğinizde, ekonominin gerçekliğinden kopabilir ve pratik deneyimlerden uzak kalabilirsiniz. Yaşınız ilerledikçe, şirketlerdeki çalışma ritmine uyum beceriniz de zayıflayabilir. Daha üniversite yıllarında iş hayatı ile tanıştığınızda ve bilimsel çalışmaları bir işte piştikten sonra başlattığınızda ise yarışta daha avantajlı olabilirsiniz.

Seçicilikte ölçü: İş stratejisi belirleyenlerin karşısına şu yol ayrımı hep çıkar: “İlk bulduğum işlerden birine fazla seçici olmadan balıklama dalayım mı? Yoksa en hayırlı “kısmet” için biraz daha beklemek yararlı olabilir mi?” Bu konuda kararı siz vereceksiniz. İlk yöntemde, eksiklerinizi, çalışırken, işbaşında giderecek bir strateji izlemek zorundasınız. İkinci yolu seçtiğinizde ise iş arama günlerini bir “kendini geliştirme programı” ile doldurmanız gerekecek.

“Gölge iş”: Yeni işlerin neler olduğunu hangi mesleklerin yıldızının parlayıp, hangilerinin söndüğünü araştırdığınızda işsizlik dönemlerinizin süresi kısalabilir. Ekonomideki ve sektörlerdeki trendleri araştırdığınızda ise iş dünyasının geleceği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Size çekici gelen işlerdeki gelişmeleri gölge gibi izleyip (job shadowing), gelecekte sizi bekleyenleri zihninizde canlandırdığınızda, bir iş değişikliği size yeni ufuklar açabilir.

KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN ÖNERİLER

Geçmiş dönemlerde, aile büyüklerinin, piyasaların eski kurtlarının ve deneyimli girişimcilerin öğütleri ve uyarıları gençler için bir hazine değerindeydi. Günümüzde ise hızlı değişim nedeniyle önceki kuşakların edindiği bilgi ve deneyimin son kullanma tarihi kısa sürede dolduğu için öğütler pek fazla işe yaramıyor. Bu nedenle siz kişisel gelişiminiz için kendi göbeğinizi kendiniz keseceksiniz. Bir noktada kendi kendinizin müdürü ve hamisi olacaksınız.

Mucizelere bel bağlamayın: Son saniyedeki üçlük, 90 + 4. dakikadaki gol, ancak üç-dört yılda bir maçın kaderini değiştirebilir. Assolistin hasta olup, ortalıkta dolaşan güzel sesli çiçekçi kıza şans yaratması da ancak eski Türk filmlerinde görülür. Bir kitap okuyup da hayatı değişenlerin sayısı ise çok azdır. Başarıya giden kestirme ve zorlama yollar ise çoğu kez Kartal Cezaevi’ne çıkar. Normal koşullarda ve uzun vadede şansın; gücünü ve gücünün sınırlarını bilen, bilgi ve beceri düzeyini sürekli yükselten ve beynini terleten kişilere güleceğini hiç unutmayın.

Altyapınızı sağlam tutun: Aşırı uzmanlaşma, tablonun bütününü ve işin geleceğini görmenizi engelleyebilir. Bu sakıncadan kurtulmak için uzmanlık bilginizi geniş bir tabana oturtun. Bilgi piramidinizin gözlemlerinizden ve deneyiminizden süzülüp gelen bir hayat ve iş kültürü bulunsun. Bunun üstüne işinizde yararlı olacak sosyolojik, psikolojik ve demografik bilgileri koyun. Teknolojinin baş döndürücü gelişme hızını hep dikkate alın. Üretimle ilgili bilgilerinizi ise finans ve pazarlama birikiminizle zenginleştirin.

Bilgiyi içselleştirerek öğrenin: ABD’li ünlü mimar Louis I. Kahn “Kendinizin bir parçası haline getiremediğiniz bilgiyi hiçbir zaman öğrenemezsiniz” diyor. Siz de gelişim ve öğrenme sürecinde edindiğiniz her bilgiyi içselleştireceksiniz. Yeni bilgileri, kendi kişiliğinizin çizgilerine, kendi ülkemizin kültürüne uyum sağlayacak hale getirdiğinizde sorunları çözmeniz kolaylaşacak, üretkenlik düzeyiniz yükselecek.

Analitik düşünün ve araştırın: İş hayatında dikkatinizi çeken bir konuyu ele alın derinlemesine ve her boyutuyla analiz ettiğinizde hem kişiliğiniz hem de girişimcilik bilginiz gelişecek. Başkalarının görüşlerini ezberleyip benimsemek yerine, bilgi üretiminde mesafe aldığınızda, başkalarının bakıp da göremediklerini siz kolayca fark edeceksiniz. Bilginiz arttıkça kişiliğiniz de gelişecek. Örneğin “Türkiye’de ithal otomobil satışları niye yüksek düzeyde” sorusunun teknik, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik cevaplarını bir bütün olarak incelediğinizde önemli ipuçlarına ulaşabileceksiniz. İçinde yaşadığınız toplumu, insanların tutum ve davranışları, kur ve fiyat politikası gibi farklı konularda özgün fikirlere sahip olacaksınız.

Bir “B” planınız olsun: Hedefinize ulaşmak için gece-gündüz çabalasanız da durgunluk yılları ve iş hayatının değişen oyun kuralları önünüze aşılmayacak engeller çıkarabilir. Böylesi durumlar için hiç olmazsa 2-3 yıl sizi ayakta tutacak alternatif planlarınız da olsun.

“İkinci yarı” için hazırlık yapın: Normal iş hayatınızda sağlayamadığınız başarıya, değiştirdiğiniz işinizde veya 45 yaşından sonra ulaşabilirsiniz. Bunun için yedeğinizde bir “paralel kariyer” planı bulunsun ve bu kariyer için daha şimdiden yeni bilgi ve beceriler edinmeye bakın.

Yazar: Faruk Türkoğlu
Kaynak: www.xing.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND