Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendini topluma adamış bir idealist ‘türkan saylan ‘

ÇYDD kurucusu ve başkanı Prof Türkan Saylan, hayatını sosyal sorumluluk projelerine ve eğitime adamış bir idealist. Başarısının anahtarını ise ısrarcılık, dürüstlük, kararlılık ve iyi bir hırs olarak özetliyor.

Hayatı bir an önce tanımak istediği için köy hekimi olmayı isteyen, öğrencilik yıllarında cüzzamla savaşmaya başlayan, ihtisasını kimsenin tercih etmediği deri ve zührevi hastalıklar üzerine yapan Türkan Saylan, bugün Türkiye’nin en güvenilir derneklerinden biri olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu ve başkanı.
Binlerce kişinin hayatına dokunan, özellikle kırsal alanda yaşayan kız çocuklarının eğitimi için durmadan çalışan Saylan, kendini yine de bir işkolik olarak görmüyor. “Ben işkolik değilim. Çok iyi bir takipçiyim, başladığım işi bitirmek isterim. Emek veriyorum tabii ama sinemaya, tiyatroya, gezmeye de giderim, arkadaşlarımla da buluşurum. Uygar bir insanın ihtiyaç duyduğu şeylerden alıkoymam kendimi.”

Hayatınız boyunca sivil toplum örgütleri için çalışmışsınız. Kariyerinize neden böyle bir yön verdiniz?
Ben hekim olmayı çocukluğumdan beri istedim. Hayatı bir an önce tanımak istediğim için köy hekimi olmayı istiyordum. Evlendim, 2 tane çocuğum oldu. Tıp eğitimim sırasında bir sürü hastalık geçirdim dolayısıyla İstanbul’da kalmam gerekti. İhtisasımı kimsenin tercih etmek istemediği deri ve zührevi hastalıklar konusunda yaptım. Bu bölüme fuhuş nedeniyle gelen kadınlar ve cüzam konusu beni çok ilgilendiriyordu. Cüzamla öğrenciliğimde tanışmıştım. İhtisasımı işçi sigortalarında yaptım, burada işçiyi tanıdım. Bir yandan fuhuş yapan kadınlar, bir yandan cüzamlı hastalar nedeniyle tüm Türkiye’yi dolaştığım için Türkiye’nin temel toplumsal sorunlarını yakından gördüm. Hepsinin eğitime bağlı olduğunu gördüm. İstanbul’da tesadüfen öğretim üyesi olmaya çağrıldım, hiçbir zaman akademisyen olmayı istemiyordum. 38 senedir çalıştığım halde bugün de bir cübbem olmamıştır. Ben pratisyenlikten hoşlanan biriyim. Hep mutfakta çalışmaktan, hep pozitif düşünerek sorunları çözmekten yanayım.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bu noktada kuruluş amacı ne oldu?
1989’da aynı fikirde olan birçok insanın katılımıyla kuruldu. Biz Atatürkçüyüz, çağdaşız diyoruz ama Türkiye’de milyonlarca kadın 2. ve 3. sınıf muamele görüyor. Nazım’ın da dediği gibi “ineğinden sonra gelir masadaki yeri”. Bu uçurumu nasıl yok edebiliriz, Atatürk’ün çocukları olarak laik düzeni nasıl sağlamlaştırabiliriz, 1946’dan sonraki çok partili rejimde sürekli dincilere ödün verilerek Türkiye’nin üniter yapısını ve laikliğini bozmak isteyen insanların karşısına daha bilinçli insanları nasıl yetiştirebiliriz diye düşündük ve 1989 yılında derneğimizi kurduk.

Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, bunu da çağdaş eğitim yoluyla yapıp çağdaş insana ulaşmak ve onlardan da çağdaş topluma ulaşmak amacına yönelik, bu amaçtan hiç sapmadan 17 yıldan beri çalışıyoruz.

Hangi projelerle başladınız, devam eden projeler neler?

Önce yoksul üniversite öğrencilerine burs vermeye başladık. Milyonlarca gencimiz kırsal alanlarda, eksik öğretmenlerle liseleri bitiriyor, hiçbir kurs görmedikleri halde üniversiteyi kazanıyorlar. Bu insanı heyecanlandıran bir çelişki. O çocuklara destek vererek en azından düzeylerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. O tarihten beri Bir Işık Da Siz Yakın projesiyle 20 bin çocuğumuza yüksek öğretim bursu verdik. Ama ben bunun 100 bine çıkmasını hayal ediyorum.
Türkiye’de 100 bin çocuğu destekleyecek kapital her zaman var. Herkes cebinden 100 lirayı ayırıp bir çocuk okutabilir. Bir de son yıllarda kız çocuklarının eğitimden çok geri kaldığını gördük. Avrupa Birliği’nin yaptığı araştırmalarla da ortaya çıktı ki biz 7 milyon okuma yazma bilmeyen insan üretmişiz, bunun 6 milyonu kadın. Bunun nedeni Cumhuriyetin 2. döneminde koruyucu aile planlamasının dışlanması ve bilinçsiz seçmenler üresin diye devlet ve hükümetler tarafından aile planlanmasının gerçek bir proje olarak kabul edilmemiş olması.
Bu durum içinde en mağduru kız çocukları. 1 milyona yakın kız çocuğu okula gidemiyor. 1 milyona yakın kız çocuğu 8. sınıfı bitirip liseye gidemiyor. Bizim projelerimiz burs bularak okula giden kız çocuklarının sayısını artırmak üzerine kurulu. Ayrıca her ilçede bir kız yurdu olması gerekiyor. Sanata ve kültüre destek vermek istiyoruz.
Mesela 51 tane güzel sanatlar lisesi var. Kurmuşlar, yetenekli çocukları da almışlar ama enstrümanları yok. Çeşitli projelerle gerekli araçları bulmaya çalışıyoruz. Okulların bahçelerine oyun parkları kuruyoruz. Van’da bir okula gitmiştik, çocuk hayatında ilk defa görüyordu bir salıncağı. Sponsorlar bularak ana sınıfları yapmaya çalışıyoruz. Çünkü okul öncesi eğitim, özellikle kırsal alanda dil sorunu olduğu için çok gerekli. Danone’la ana sınıfı projesiyle binlerce çocuğa okul öncesi eğitimi veriyoruz.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Herkes kadar çalışıyorum. Kafamı konsantre ediyorum bazı şeylere. Haftanın belli günleri derneğe geliyorum. Ama ben işkolik değilim. Çok iyi bir takipçiyim, başladığım işi bitirmek isterim. Arkadaşlarım bu konuda bana çok destek oluyor. Çok iyi bir ekibiz. Her zaman başladığımız işi sıkı takip ederiz. Emek veriyorum tabii ama sinemaya, tiyatroya, gezmeye giderim, arkadaşlarımla da buluşurum.
Uygar bir insanın ihtiyaç duyduğu şeylerden alıkoymam kendimi. Ama önceden haftada 2 kere sinemaya gidiyorsam şimdi 1 kere gidiyorum. Mavi turlara çok çıktım, artık çıkmıyorum. Cüzam kongreleri, Behçet hastalığı için dünyanın her yerini gezdim. Kedim, köpeğim var, hayvanlarla yaşıyorum. İki torunum var. Mutlu bir anne oldum, mutlu bir babaneyim. İnsan hayatta isterse her şeyi yapabilir. Ben olumsuz şeylere hiç yokmuş gibi bakarım. Hep olumlu şeyler üzerinde yaşadığım için olumsuzluklar beni etkileyemez. Metastazım var, kemoterapi oluyorum, arada bir saçım dökülüyor, kanım düşüyor. Biraz sonra iyileşiyorum. Hiç yatağa düşmedim, direncim şimdilik iyi. Doktorum ne derse onu yapıyorum, idare ediyorum. İştahım da fena değildir. Yani kendimle barışığım.

Kurumlarla hangi sosyal sorumluluk projelerini yürütüyorsunuz?

Turkcell’le 5000 kız okutuyoruz, 1900 mezunumuz var. Onlardan geçen sene 550’ü üniversiteye girdi. Mercedes, meslek liselerinde 400 kızımızı okutuyor. Ericcson, Schneider Electric’le projelerimiz var. Doğuş Çocuk Orkestrası’yla yaptığımız projede elde edilen gelirle güzel sanatlar okullarına ihtiyaç duydukları enstrümanları alıyoruz.
Boyner, Hakkari’deki kızlarımızın yaptığı kilimlerin satışını sağlıyor. Aras Kargo okullara göndereceğimiz herşeyi ücretsiz taşıyor. TNT bir kitap projesi yürütüyor, evlere gidip 2. el kitapları alıyorlar, binlerce okula götürüyorlar. HSBC, Metro kız öğrencilerine burs veriyor. Oriflame 500 kız okutuyor.

Toplumsal sorumluluk projesi gerçekleştirmek isteyen kurumlarla neye göre çalışıyorsunuz?

Önce kurumlar bizi araştırıyorlar, bizi buluyorlar. Sonra biz onları inceliyoruz. Atatürk ilkelerinden sapmadan, Türkiye’nin ileri gitmesini isteyen insanların desteğini almak istiyoruz.

“İNSAN HAYATTA İSTERSE HER ŞEYİ YAPABİLİR. BEN OLUMSUZ ŞEYLERE HİÇ YOKMUŞ GİBİ BAKARIM. HEP OLUMLU ŞEYLER ÜZERİNDE YAŞADIĞIM İÇİN OLUMSUZLUKLAR BENİ ETKİLEYEMEZ.”

Türkiye’de sivil toplum örgütlerine insanların ilgisi ne durumda?

Biz bir 12 Eylül yaşadık. İnsanlar örgüt sözcüğünden korktu, canları yandı. İnsanlar çocuklarının bir şeylere karışmasından korkuyorlar. Ben de o dönemde iki evlat yetiştirdim. Çocuklarımın arkadaşları da bizimle kalıyordu, akşam çocukları sayıyorduk, birinin başına bir şey geldi mi diye. Bu konuda önemli mesafe kat ettik. Kadın konusundaki çalışmalar hızlı gidiyor. Dünyaya uyum sağlama konusunda Türkiye müthiş ilerliyor.
Dikkat edin köylerde bile dernekler kuruldu. AB’nin de etkisiyle devlet karnesini iyi göstermek için, kadınları korumaya yönelik atılımlar yapıyor. Bunların hepsi birleşiyor ve Türkiye’de sivil toplum örgütleri gelişiyor. Bunun aksini söyleyenler bence yanılıyor. Ama sivil toplum örgütüyüm demek yeterli değil, eylem önemli. Pratikte ne yapıyorsun? Ülkene ne katıyorsun? Kimisi laf üretiyor, kimisi iş…

Gönüllüler size başvurduğunda nasıl bir yol izliyorlar?

95 şubemiz ve 15 bini aşkın üyemiz var. Evinize yakın bir şubeye başvuruyorsunuz, yaklaşık 6 ay gönüllü olarak çalışıyorsunuz, sizi inceliyorlar. Çok defa insanlar gönüllü geliyorlar ama bu kararlı oldukları anlamına gelmiyor. Bana küçük iş verdiler, benimle ilgilenmediler deyip gidenler oluyor. 10 kişi geliyorsa 1 kişi kalıyor ama o 1 kişi sağlam kalıyor. Bizim o gönüllülere ihtiyacımız var. Eğitim, kırsal alan, tanıtım, iletişim gibi komisyonlarımız var. Herkesin meslek ve eğitim durumlarına göre bu komisyonlarda görev veriyoruz. AB komisyonlarında dil bilen arkadaşlara ihtiyacımız oluyor.

Bugüne kadar yaptıklarını değerlendirdiğinizde nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz?

Yaptığımız herşey için iyi ki yapmışız diyoruz ama hiç yeterli bulmuyoruz kendimizi. O kadar çok şeyi eksik yaptım ki. Yapmak istediğim bir sürü şey var. Bu işlere 30 yaşımda başladım, keşke 20 yaşımda başlasaydım, şimdi 10 yıl daha ilerde olurdum. Ben kendim için hiçbir şey istemedim hayatta, kendi yolumu kendim seçtim. Çocuklarım da kendi yollarını seçtiler. Oğlum doktor, gelsin burada profesör olsun demedim.
Hayatını istediği gibi yönlendirdi. Almanya’da uzman hekim olarak çalışıyor. Bütün hayalim benim yaşadığım durumu arkadaşlarımın da algılaması ve çözüm üretmeyi öğrenmesi. Israrcılık, dürüstlük, kararlılık, iyi bir hırs… İstiyorum ki kırsal alandaki insanların da zengin çocuklarıyla şartları eşit olsun. En ağırıma giden şey şu: niçin oraya mahrumiyet bölgesi diyoruz? Niçin oralara hekim, öğretmen göndermiyoruz da İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de öğretmenlik yapmak makbul oluyor? Bence asıl bölücülük bu. Oralara mahrumiyet bölgesi demişiz, bir damga basmışız.
Tüm bunlar benim çok ağırıma gidiyor. Neden Hakkari’yi ve Muş’u, en güzel toprakları öylece bırakmışız, ilgi göstermemişiz? Oraların koşulları da İstanbul, İzmir, Eskişehir gibi olsaydı, oradaki insanlar da başka şeylere ilgi göstermeyecekti. Bugün de yapılması gereken şey budur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND