Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendinden emin çocuk nasıl yetiştirilir?

İnsanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön buluyor. Pekiyi öyle ise çocuklara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. İşte uzmanından çocuğunuz için özgüven geliştirici öneriler…

İnsanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön buluyor. Pekiyi öyle ise çocuklara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. İşte uzmanından çocuğunuz için özgüven geliştirici öneriler…

Çocuklara Güven Duygusu Nasıl Verilmelidir? 

Güven duygusu yeterli olmadan ba­şarılara imza atabilmek öyle kolay bir şey değildir. Çocuklar ve gençler he­nüz yetişkin değillerdir. Psikososyal yönden erginliğe ve olgunluğa ulaşmış değillerdir. O, adı üzerinde çocuktur. Çocuk ile yetişkinlik arasında bir ko­numdadır. Bir erişkine çocuk denilse bu yerine göre hakaret kabul edilebi­lir. Çünkü çocuk tabii ki olgunlaşmamış, gelişmesi devam etmekte olan anlamlarındadır. Çocuklar ve gençler henüz psikososyal gelişim evreleri içersinde olduklarından elbette o anne, baba, ebeveyn, öğretmen, idareciler vd. gibi kimselerin yardımları­na, sevgilerine, yerine göre korumalarına ihtiyaç duyacaktır. Ona güven duy­gusunu vermede bu insanlar usta olmalıdırlar. Çocuğun ve gencin sosyal çevresini oluşturan bu bireyler onlara güven duygusu vermekle de görevli­dirler.

Annelik, babalık, öğretmenlik, ebeveynlik, idarecilik tek kelimeyle onun büyüğü olmak kolay değildir. Bunun sorumlulukları vardır. Bu sosyal çevre bireyleri çocuklara ve gençlere güven duygusu aşılayabilecekler yahut da bu­nu beceremeyeceklerdir. Bazı çocuklar ve gençler de kendi kendilerine gü­ven duygusu kazanabilme de yetenekli olabilirler. Bu doğuştan getirilen tür­lü yeteneklere de bağlıdır. İnsanlar içersinde deha seviyesinde olabilen değerler de pek seyrek de olsa çıkmaktadır. Böyle özelliğe sahip insanlar için durum farklıdır. Ama böyle yüksek yeteneklere sahip kimseler is­tatistik olarak söylersek son derece azınlıktadır. “Aşığa Bağdat sorulmaz ufukları aşar gider” şarkı sözünde belirtildiği gibi, onlar adeta burada belir­tildiği şekilde hedeflerini aşıp gidebileceklerdir. Deha seviyesine ulaşmış, nice değerli dünya liderleri vardır ki hiç uygun olmayan şartlarda yetişmiştir, yine de evrene damgasını vurabilmiştir. Bunları olumlu işler yapmış büyükler için söylemekteyiz. Olumlu işler yapmamış fakat o da dünyada ün­lü olmuş, dünyayı kana bulamış nice başka özellikteki bireylerde vardır ki bunların anlatıldığı yer psikopatoloji kitaplarıdır. 

Özetle şunlar verilebilmelidir:

1. Onun bizim çocuğumuz, gencimiz olduğundan dolayı sevinç ve mutluluk duyduğumuzu onlara şu veya bu şekilde hissettirebilmeliyiz. Şu veya bu şe­kilde ne demektir. Yani her vesileyle anlamındadır. Onlarla konuşmalarımız­da, onlardan beklentilerimizde vs. Her türlü fırsatı kullanarak yeri, geldiğin­ce her vesileyle bunu yapabilmeliyiz. Onun bizim çocuğumuz bizim genci­miz olduğundan dolayı normal olarak sevinç ve haz duymamız normaldir. Bu sevinci ve hazzı duyamamak anormalliktir. Normalde herkes çocuğunu gencini sever ve sevmelidir de, onun sevilmeyecek davranışları ve halleri varsa da yine bu sevgi karşılıksız olarak sürdürülmelidir. Sevginin bir tarifi de karşılıksız verilmesi gereğidir. Zaten çocuk ve genç artık sevilmeyecek tu­tum ve davranışlar içersine girmişse bunda onu yönetenlerin de durumları, onunla etkileşimleri de yerine göre suçlanmalı, eleştirilmelidir. Aile “Ben bu çocuğumdan yahut gencimden dolayı sevinç ve mutluluk duymuyorum, o benim canıma yetti” diyebilir.

Hemen belirtelim ki bu normal bir ifade değildir. Çocuk ve genç elbette başta ailesi olmak üzere çevresine beraberinde bazı fedakârlıkları da yap­maları görevini verecektir. Ama bunu bir fedakârlık olarak değil de görev olarak yapmak gereklidir. Biz yetiştirenlere olan borcumuzun bir bakıma ödenmesidir bu. Bizleri nasıl ki yetiştirdilerse biz de çocuklarımızı gençleri­mizi yetiştireceğiz ki böylece biz de toplumumuza karşı ve yapmamız gere­ken görevlerden birisini daha yapmış olabilelim. Çocuk sahibi olmak iste­yen insanların belki büyük bir kısmı “Bir çocuğum olsun toplumumuza kar­şı görevlerimi yapayım, ailem beni nasıl yetiştirdiyse ben de böylece onlara karşı borcumu ödeyeyim” gibi düşünmeyebilir.

Öyle ise çocuğa ve gence güven duygusu verebilmenin birinci yolu onunla olmaktan dolayı duyguları­mızın olumlu olduğunun ona hissettirilmesi olayıdır. Çocuk ve gencin ken­di kendine güven duymasında bu bize göre en önemli ve birinci olarak bi­linmesi gereken husus olmaktadır. Çocuk ve genç “annem, babam, ailem beni seviyor, ben ailenin önemli bir üyesiyim, ben olmazsam onlar pek üzü­lür, perişan olurlar, ben aranan istenen bir kimseyim” diyebilmelidir. Bu duy­gu onlara kazandırılmalıdır.

2. Çocuk ve genç yenilgiye düşülmeden daha çok sevilmelidir. Yani çe­şitli sabırsız davranışlarla onlar eleştirilip durulmamalıdır. Sevginin yalnız çocuk ve gençler için değil tüm insanlar için gerekli bir ihtiyaç olduğu bilin­melidir. Konuyu uzatmak istemiyorum ama sevgi hayvanların, bitkilerin bile çok ihtiyaç duydukları özel ve güzel bir kavramdır. Sevgi ile hayvanla­rın ıslah edildiğine dair örnekler çoktur. Yalova’da bir serada yani çiçek ye­tiştirilen camlı odalarda, bir bahçıvan hem işini yapar ve hem de radyodan sık sık şarkı türkü dinlermiş, radyonun sesinin ulaştığı yerdeki çiçeklerin da­ha güzel büyüdüğünü gözlemiş, uzmanlar olayı incelemişler ve anlamlı bir şekilde şarkı sesi ile büyüyen çiçeklerin daha güzel ve kaliteli olduğu gerçe­ğini tespit etmişler. Ben bir hayli duydum, sayın okuyucularımızdan da du­yanlar olmuştur, evlerinde çiçek yetiştiren bahçıvanlığa meraklı kimi ha­nımlar çiçekleri ile konuşuyorlarmış onlara güzel olduklarını söylüyorlarmış, onları seviyorlarmış, böyle yapıldığında çiçeklerin daha iyi gelişme göster­dikleri görülüyormuş.

Sonuç şudur: sevgi bu kâinatın temel taşlarındandır. Sevgisiz hiçbir şey olmaz denilebilir. Burada da çocuklara ve gençlere kendi kendilerine güven duyabilmeleri için yenilgiye düşmeden yani usanmadan, bıkmadan, zaaf göster­meden, unutuvermeden yeterli sevgi gösterilebilmelidir, verilebilmelidir.

Sevgi nedir, sevgi nasıl gösterilir diye de sorulacaktır. Son derece yerinde sorudur. Sevmek hak­kını vermektir. Çocuğun ve gencin ailesi üzerindeki hakkının ne olduğu in­celenmeli, öğrenilmelidir ve çocuklara ve gençlere bu hakları verilmelidir. Birinci hakları çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları konularında ebeveynlerinin ve kendisine vasilik eden­lerin bilgili ve duyarlı olmalarıdır. Hak demek yalnız parasal meseleler için anlaşılmamalıdır.

3. Daha çok sevgiye ihtiyacı olan çocuk ve gence daha çok sevgi göste­rilmelidir. Eğer bunlar kardeş ise, aralarında kıskançlık duygusunun geliş­memesi için bu sevgi bir diğerinin olmadığı zaman daha çok verilmek sure­tiyle yerine getirilmelidir. Bu da açıktır. Biraz süratlenmek için artık uzun açıklamalara girmeyeceğiz. Çünkü daha anlatılması gereken pek çok konu­muz bulunmaktadır. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki her çocuğun ve gencin sevgiye ihtiyaçları farklı farklı olabilmektedir. Belki kaba bir benzet­me ama bir fikir verebilir. Bazı insanlar bir kap yemekle doyarlarken bazıla­rı da biraz daha yemek isteyebilir. Buna benzetilebilir. Herkese doyana kadar yemek vermek gibi bir benzetme yapabiliriz. Ama söylediğim gibi yemek ile sevgi aynı kefeye konulmamaktadır. Bu sadece bir örnektir. Öyle ise sevgide kısırlık, cimrilik yapılma­malıdır.

Bu yapılırken de çocukların ve gençlerin aralarında bir kıskançlık doğma­masına azami özen de gösterilmelidir. Sevgi kuvvettir. Sevgi karanlık yolları aydınlatan bir ışıktır. Bu ışık ile güven duygusu arasında kuvvetli “bir bağ var­dır. Sevilen, ilgi gören, sevgiye doyan çocuklarda güven duygusu daha ça­buk gelişmektedir. Kendine güven duygusu olmayan çocuk ve gencin de ha­yatta başarılı olması hayli zordur. Yetişkin psikiyatrisinde de kendi­ne güven duyamamak sorunuyla hekime gelen vakalar sayı olarak az değil­dir. İncelendiği zaman görülmektedir ki o kimse sevgiden uzak kalmış, ço­ğu zaman da hep aşağılanmış, hor görülmüş kimselerdir. Karıkoca ilişkile­rinde de bu hal sıkça görülebilmektedir.

4. Meşgale terapisi yapılmalıdır. Yani çocuklar ve gençlerin boş zamanla­rı kendileri, aileleri ve çevre için en faydalı bir şekilde değerlendirilmelidir. Eli boşluk çok kötü bir olaydır. “Eli boşluk her kötülüğün anasıdır” diye çok güzel bir atasözümüz de vardır. Çocukların ve gençlerin kendilerine güven
duyabilmelerinde meşgale terapisi (occupational therapy) meşguliyetle tedavi etmek oldukça yaygındır. Boş zamanı olmayan dünyada belki hiç kim­se bulunmayacaktır. Herkesin kendine göre bazı boş zamanları olabilecek­tir. Bunları en yapıcı bir şekilde değerlendirmek için de güzel planlar yapılabilmelidir. Mutluluk, kendine güven başarısının üzerindedir. İnsanın mutlu olabilmesi için, kendine güven duyabilmesi için önce başarması lazımdır. Tembel tembel oturan bir insanın kendi kendine güveni haliyle giderek körlenecektir.

5. Yarı meslek ağırlığında bir uğraş türü olan hobi’ye çocuğun ve gencin sahip olabilmesi için aileler çok gayret etmelidirler. Herkesin kendi­ne göre bir mesleği, uğraşı olanı vardır, olmalıdır, olabilir. Hobi yarı meslek ağırlığında bir uğraş türüdür. Yani insan bu hobisiyle para kazanmaz ama ileride başı sıkıya gelirse bu hobisi sayesinde kendisine bir başka ekmek ka­pısı bulabilir. Örneğin bir doktor bu hekimlik mesleğinin yanında iyi bir bes­teci ve müzisyen olabilir. Bir nevi arabanın el freni gibi diyebiliriz. Büyük fren tutmazsa, el freni bir dereceye kadar yardımcı olabilir. Çocuğun ve gencin kendi kendilerine gü­ven duyabilmeleri için boş zaman faaliyetlerinin daha üstünde olan yarı meslek ağırlığında bir uğraş türlerinin becerilerinin olabilmesi çok faydalı­dır.

Buna daha açık bir ifade ile ikinci bir meslek de diyebiliriz. İnsanın ikin­ci mesleğinin olması güven duygusu kazanabilmelerinde oldukça faydalıdır. Unutulmamalıdır. Görüldüğü gibi bunlarda çocuk küçüklüğünden itibaren düşünülmelidir ve aileleri tarafından yapılabilmelidir. Güven duygusu “ken­dine güven duy” demekle olmamaktadır. Bunun da bir alt yapısı vardır. Eğer ol demekle oluverecek olsaydı bunca terapistlik alanlarına ne ihtiyaç ola­caktı.

6. Çocuğun ve gencin ailesinin, özellikle anne babasının birbiriyle iyi ge­çinen insanlar olması bunların kendi kendilerine güven duyabilmelerinde ciddi önemli unsurlardan birisidir.

Kan-koca arasında geçimsizlik olabilir, olmaması iyidir ama ne yazık ki olabilmektedir. Bir dereceye kadarı olağan sayılabilir. Çünkü iki değişik kişi­lik bir arada yaşamaktadır vs. Ama bunlar normal hayatı sarsmamalıdır. Bizim eşe tavsiyemiz şudur. Kan-koca olarak birbirinizle ilgili sorunlarınızı ço­cukların olmadığı zamanlarda konuşunuz. Örneğin o uyurken olabilir, çocuk okuldayken de olabilir. Ama çocuğun yahut gencin yanında kan-koca sorun­larınızı ortaya dökmeyiniz. Münakaşa etmeyiniz. Bunun çocuklarınız ve gençleriniz üzerine çok zararı olacaktır. Dolayısıyla bu zarar dönüp dolaşıp yine size fatura edilecektir. Kan-koca her zaman tartışıp durmamalıdır. Karı-koca pürüzlü meseleler varsa bunları görüşmeleri için haftanın belli bir gün ve saatini belirlemelidirler, örneğin her salı saat 22.00-24.00 arasında bir gündemle toplanılması gibi, bu süre içersinde görüşülecek meseleler eşler tarafından bir kağıda notlar halinde yazılır ve toplantı günü geldiği zaman bunlar sıra ile ele alınır ve görüşülür. Nasıl ki işyerimizde her zaman toplan­tı olmamaktadır. Haftanın, ayın muayyen gün ve saatinde yapılması gibi, bu­rada da böyle bir takvim söz konusu olabilmelidir. Böylece o toplantı günü­ne kadar zaten çok meseleler güncelliğini kaybedecektir, belki unutulacak­tır. Eğer öyle olmazsa da o zaman toplantıda enine boyuna tıpkı işyerlerimiz-de yaptığımız toplantı gibi ciddi boyutlarda gerçekleştirilebilecektir. Bu gü­zel bir yöntemdir. Sonuçta çocuğun ve gencin kendi kendilerine güven duyabilmeleri için anne ve babalarının birbirleri ile iyi geçinmeleri çok gerekli ve fayda­lıdır. Karı-koca kavgalarının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerinin başla­rında onların kendi kendilerine güven duygularını zedelemesi olduğu unu­tulmamalıdır.

7. Aile, çocuklar ve gençler arasında eşitliğe değil adalete riayet etmeli­dir. Bu ne demektir? Kardeşler arasında-tabii eğer kardeşler varsa- eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir. Bunun onların kendilerine güven duymalarıyla olan ilişkileri şöyledir:

Diyelim yedi ve oniki yaşlarında iki çocuğu olan bir aile vardır. Yedi yaşın­daki çocuğun ihtiyacı yaşı beş yaş daha ileri kardeşinden farklı olabilecek­tir, örneğin küçüğe çikolata büyüğe harçlık olabilir vs. büyüğe büyük, küçü­ğe küçük hediye verilmelidir. Herkesin ihtiyacı oranında, durumuna uygun değerlendirme yapılmalıdır. Bir memur ile onun amiri, müdürü durumunda olan iki kimsenin aynı ücreti almaması gibi bir olay burada da vardır. Birisi o kadar yıl çalışmış, dereceler sahibi olmuş bir kimsedir, çocukları büyü­müştür, ihtiyaçları artmıştır vs. diğeri ile genç, yeni memurdur. Görüldüğü gi­bi burada eşitlik yoktur adalet vardır. Derslerine çok çalışmış, sorulan iyi bi­len bir öğrenci ile bunun aksi olan bir kimseye aynı notun verilmemesi de burada örnek olarak zikredilebilir. Öyle ise kardeşler arasında eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir.

Delikanlı çocuğa verilen harçlık ile çocuğa verilen harçlık elbette bir ol­mayacaktır. Adil olmak çocukların ve gençlerin kendi kendilerine güven duyabilmelerinde etkilidir. Çünkü bilinmelidir ki bu iki grup da henüz psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa tam olarak kavuşmuş değillerdir. Böyle olmaz ise çocuk şımarabilir, genç de üzülebilir “Kardeşimin ağabeysiyim, aramız­da bu kadar yıl yaş farkı vardır, ona da aynı para veriliyor, bana da, bu ada­let midir? Demek ki beni annem babam sevmiyor, tabii olacağı bu, zaten beni hayatları boyunca hiç sevmediler, onların varsa yoksa çocukları küçük kardeşimdir” diye düşünmesi de bir bakıma normaldir. Böyle olunca ne ola­caktır, bu gencin kendine güven duygusu iyi gelişmeyecektir. Kendine güve­ni azalacaktır.

8. Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygularının gelişebilmesi için bir diğer faktör de: Onların sosyal çevreden gerektiği şekilde karşılık görebilmeleridir. Karşılıkgörebilmek yani insanlar tarafından ciddiye alınmak, muhatap kabul edilmek, desteklenmek, beğenilmek herkes için temel psikolojik ihtiyaçlar­dan, beklentilerdendir. Bu olmaz ise elbette güven duygularının oluşması ve gelişmesi zorlaşacaktır. Gelişmiş ise de bu durumdan zarar görecektir. Bu­nun için çocuğun ve gencin sosyal çevreden ihtiyacı olan mukabele görebil­me beklentisini bilerek çaba sarf etmeliyiz. Onların çevrelerindeki kimseler­den daha farklı olabilmeleri için küçüklüklerinden itibaren kendileri buna göre yetiştirilmelidir. Örneğin akranları içersinde onun keman çalması ve müzik ile meşguliyeti ona özel bir ilginin doğmasına sebep olabilecektir. Bu da onun çevreden karşılık görme psikolojik ihtiyacını daha iyi karşılaya­caktır. Arkadaşları çevre onun için “Ne kadar güzel, bak derslerinin yanın­da bir de müzikle meşgul oluyor, keman çalıyor, konservatuara gidiyor” di­ye takdir hisleri duyabilecektir. Böyle bir hal onun kendi kendine güven duy­gusu duymasını kuvvetlendirecektir. Bu keman örneği sadece bir misaldir, elbette daha pek çok farklı becerilerin geliştirilmesi için ona kazandırılacak alışkanlıklar da burada sayılabilir.

9. Diğer konular: Çocukların ve gençlerin kendilerine güven duyabilmeleri için aileleri tarafından onlara verilmesi gereken diğer bazı hiz­metler şöylece özetlenebilir:

Onlara yaşam amaçlarının belirlenmesinde hizmet edilmesi, onlara niçin yaşıyoruz, yaşamaktan amacımız, hedefimiz, idealimiz nedir gibi konularda köklü roller verebilmeliyiz. Çocuk ve gencin belirlenmiş iyi istikbal planları olabilmelidir “Ben büyüyeceğim vatanıma, milletime, aileme, topluma hizmet edeceğim, ben büyüyeceğim iyi bir doktor olacağım” gibi hedefleri ola­bilmelidir. Hedefini bilmeyen çocuk ve gencin haliyle kendi kendine güven duygusu da iyi bir gelişme seyri gösteremeyebilecektir ve en ufak sarsıntıdan rahatsız olacaktır. Oysa iyi bir amaca doğru gittiğini bilen kimse o hedefin güzelliği karşısında şimdi çekmekte olduğu sıkıntıları rahatlıkla tolere edebilecektir. Yani çocuklara ve gençlere bir hedef verilebilmelidir, bir amaçla­rı olabilmelidir ki bu değerli arzularına kavuşabilmek için çalıştıkları hatır­lansın, onun zevki ile sıkıntıları unutabilsin. Güven duygusu için bunların değeri tahminlerin de üzerinde büyüktür.

Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygulan duyabilmeleri ve bunu geliştirebilmeleri için düşünce ve anlama zevki kazandırılmalıdır. Böy­lece olayları akıl süzgeçlerinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarabilme yetenekleri de geliştirilmelidir. Bunun için onlarla meşgul olmak la­zımdır. Çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumları­nın esasları dâhilinde çok değerli hizmetlerin onlara götürülebilmesi müm­kündür. Yeter ki bilgi; ilgi, destek, sevecenlik, hoşgörü, sabır, ilmi rehber edinmek gibi güzel meziyetlerle önce o çocuk ve gençlerin aileleri donan­mış olsunlar, esasen böyle olunca daha burada saymak istediğimiz kimi ko­nularda okuyucularımızın akıllarına gelebilecektir. Çocukları ve gençleri ya­rınlara iyi bir şekilde hazırlamak zannedildiği gibi zor değildir. Bir kilidin şif­resi bilinirse onu açmak bir an meselesidir. Bunu da buna benzetebiliriz. Çocukların ve gençlerin de tanınabilmesi için diyelim onların da psikosos­yal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları gibi şifreleri vardır. Bunlar bilinirse kilidin açılması an meselesi olacaktır.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND