Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendinden emin çocuk nasıl yetiştirilir?

İnsanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön buluyor. Pekiyi öyle ise çocuklara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. İşte uzmanından çocuğunuz için özgüven geliştirici öneriler…

kişisel gelişim

İnsanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön buluyor. Pekiyi öyle ise çocuklara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. İşte uzmanından çocuğunuz için özgüven geliştirici öneriler…

Çocuklara Güven Duygusu Nasıl Verilmelidir? 

Güven duygusu yeterli olmadan ba­şarılara imza atabilmek öyle kolay bir şey değildir. Çocuklar ve gençler he­nüz yetişkin değillerdir. Psikososyal yönden erginliğe ve olgunluğa ulaşmış değillerdir. O, adı üzerinde çocuktur. Çocuk ile yetişkinlik arasında bir ko­numdadır. Bir erişkine çocuk denilse bu yerine göre hakaret kabul edilebi­lir. Çünkü çocuk tabii ki olgunlaşmamış, gelişmesi devam etmekte olan anlamlarındadır. Çocuklar ve gençler henüz psikososyal gelişim evreleri içersinde olduklarından elbette o anne, baba, ebeveyn, öğretmen, idareciler vd. gibi kimselerin yardımları­na, sevgilerine, yerine göre korumalarına ihtiyaç duyacaktır. Ona güven duy­gusunu vermede bu insanlar usta olmalıdırlar. Çocuğun ve gencin sosyal çevresini oluşturan bu bireyler onlara güven duygusu vermekle de görevli­dirler.

Annelik, babalık, öğretmenlik, ebeveynlik, idarecilik tek kelimeyle onun büyüğü olmak kolay değildir. Bunun sorumlulukları vardır. Bu sosyal çevre bireyleri çocuklara ve gençlere güven duygusu aşılayabilecekler yahut da bu­nu beceremeyeceklerdir. Bazı çocuklar ve gençler de kendi kendilerine gü­ven duygusu kazanabilme de yetenekli olabilirler. Bu doğuştan getirilen tür­lü yeteneklere de bağlıdır. İnsanlar içersinde deha seviyesinde olabilen değerler de pek seyrek de olsa çıkmaktadır. Böyle özelliğe sahip insanlar için durum farklıdır. Ama böyle yüksek yeteneklere sahip kimseler is­tatistik olarak söylersek son derece azınlıktadır. “Aşığa Bağdat sorulmaz ufukları aşar gider” şarkı sözünde belirtildiği gibi, onlar adeta burada belir­tildiği şekilde hedeflerini aşıp gidebileceklerdir. Deha seviyesine ulaşmış, nice değerli dünya liderleri vardır ki hiç uygun olmayan şartlarda yetişmiştir, yine de evrene damgasını vurabilmiştir. Bunları olumlu işler yapmış büyükler için söylemekteyiz. Olumlu işler yapmamış fakat o da dünyada ün­lü olmuş, dünyayı kana bulamış nice başka özellikteki bireylerde vardır ki bunların anlatıldığı yer psikopatoloji kitaplarıdır. 

Özetle şunlar verilebilmelidir:

1. Onun bizim çocuğumuz, gencimiz olduğundan dolayı sevinç ve mutluluk duyduğumuzu onlara şu veya bu şekilde hissettirebilmeliyiz. Şu veya bu şe­kilde ne demektir. Yani her vesileyle anlamındadır. Onlarla konuşmalarımız­da, onlardan beklentilerimizde vs. Her türlü fırsatı kullanarak yeri, geldiğin­ce her vesileyle bunu yapabilmeliyiz. Onun bizim çocuğumuz bizim genci­miz olduğundan dolayı normal olarak sevinç ve haz duymamız normaldir. Bu sevinci ve hazzı duyamamak anormalliktir. Normalde herkes çocuğunu gencini sever ve sevmelidir de, onun sevilmeyecek davranışları ve halleri varsa da yine bu sevgi karşılıksız olarak sürdürülmelidir. Sevginin bir tarifi de karşılıksız verilmesi gereğidir. Zaten çocuk ve genç artık sevilmeyecek tu­tum ve davranışlar içersine girmişse bunda onu yönetenlerin de durumları, onunla etkileşimleri de yerine göre suçlanmalı, eleştirilmelidir. Aile “Ben bu çocuğumdan yahut gencimden dolayı sevinç ve mutluluk duymuyorum, o benim canıma yetti” diyebilir.

Hemen belirtelim ki bu normal bir ifade değildir. Çocuk ve genç elbette başta ailesi olmak üzere çevresine beraberinde bazı fedakârlıkları da yap­maları görevini verecektir. Ama bunu bir fedakârlık olarak değil de görev olarak yapmak gereklidir. Biz yetiştirenlere olan borcumuzun bir bakıma ödenmesidir bu. Bizleri nasıl ki yetiştirdilerse biz de çocuklarımızı gençleri­mizi yetiştireceğiz ki böylece biz de toplumumuza karşı ve yapmamız gere­ken görevlerden birisini daha yapmış olabilelim. Çocuk sahibi olmak iste­yen insanların belki büyük bir kısmı “Bir çocuğum olsun toplumumuza kar­şı görevlerimi yapayım, ailem beni nasıl yetiştirdiyse ben de böylece onlara karşı borcumu ödeyeyim” gibi düşünmeyebilir.

Öyle ise çocuğa ve gence güven duygusu verebilmenin birinci yolu onunla olmaktan dolayı duyguları­mızın olumlu olduğunun ona hissettirilmesi olayıdır. Çocuk ve gencin ken­di kendine güven duymasında bu bize göre en önemli ve birinci olarak bi­linmesi gereken husus olmaktadır. Çocuk ve genç “annem, babam, ailem beni seviyor, ben ailenin önemli bir üyesiyim, ben olmazsam onlar pek üzü­lür, perişan olurlar, ben aranan istenen bir kimseyim” diyebilmelidir. Bu duy­gu onlara kazandırılmalıdır.

2. Çocuk ve genç yenilgiye düşülmeden daha çok sevilmelidir. Yani çe­şitli sabırsız davranışlarla onlar eleştirilip durulmamalıdır. Sevginin yalnız çocuk ve gençler için değil tüm insanlar için gerekli bir ihtiyaç olduğu bilin­melidir. Konuyu uzatmak istemiyorum ama sevgi hayvanların, bitkilerin bile çok ihtiyaç duydukları özel ve güzel bir kavramdır. Sevgi ile hayvanla­rın ıslah edildiğine dair örnekler çoktur. Yalova’da bir serada yani çiçek ye­tiştirilen camlı odalarda, bir bahçıvan hem işini yapar ve hem de radyodan sık sık şarkı türkü dinlermiş, radyonun sesinin ulaştığı yerdeki çiçeklerin da­ha güzel büyüdüğünü gözlemiş, uzmanlar olayı incelemişler ve anlamlı bir şekilde şarkı sesi ile büyüyen çiçeklerin daha güzel ve kaliteli olduğu gerçe­ğini tespit etmişler. Ben bir hayli duydum, sayın okuyucularımızdan da du­yanlar olmuştur, evlerinde çiçek yetiştiren bahçıvanlığa meraklı kimi ha­nımlar çiçekleri ile konuşuyorlarmış onlara güzel olduklarını söylüyorlarmış, onları seviyorlarmış, böyle yapıldığında çiçeklerin daha iyi gelişme göster­dikleri görülüyormuş.

Sonuç şudur: sevgi bu kâinatın temel taşlarındandır. Sevgisiz hiçbir şey olmaz denilebilir. Burada da çocuklara ve gençlere kendi kendilerine güven duyabilmeleri için yenilgiye düşmeden yani usanmadan, bıkmadan, zaaf göster­meden, unutuvermeden yeterli sevgi gösterilebilmelidir, verilebilmelidir.

Sevgi nedir, sevgi nasıl gösterilir diye de sorulacaktır. Son derece yerinde sorudur. Sevmek hak­kını vermektir. Çocuğun ve gencin ailesi üzerindeki hakkının ne olduğu in­celenmeli, öğrenilmelidir ve çocuklara ve gençlere bu hakları verilmelidir. Birinci hakları çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları konularında ebeveynlerinin ve kendisine vasilik eden­lerin bilgili ve duyarlı olmalarıdır. Hak demek yalnız parasal meseleler için anlaşılmamalıdır.

3. Daha çok sevgiye ihtiyacı olan çocuk ve gence daha çok sevgi göste­rilmelidir. Eğer bunlar kardeş ise, aralarında kıskançlık duygusunun geliş­memesi için bu sevgi bir diğerinin olmadığı zaman daha çok verilmek sure­tiyle yerine getirilmelidir. Bu da açıktır. Biraz süratlenmek için artık uzun açıklamalara girmeyeceğiz. Çünkü daha anlatılması gereken pek çok konu­muz bulunmaktadır. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki her çocuğun ve gencin sevgiye ihtiyaçları farklı farklı olabilmektedir. Belki kaba bir benzet­me ama bir fikir verebilir. Bazı insanlar bir kap yemekle doyarlarken bazıla­rı da biraz daha yemek isteyebilir. Buna benzetilebilir. Herkese doyana kadar yemek vermek gibi bir benzetme yapabiliriz. Ama söylediğim gibi yemek ile sevgi aynı kefeye konulmamaktadır. Bu sadece bir örnektir. Öyle ise sevgide kısırlık, cimrilik yapılma­malıdır.

Bu yapılırken de çocukların ve gençlerin aralarında bir kıskançlık doğma­masına azami özen de gösterilmelidir. Sevgi kuvvettir. Sevgi karanlık yolları aydınlatan bir ışıktır. Bu ışık ile güven duygusu arasında kuvvetli “bir bağ var­dır. Sevilen, ilgi gören, sevgiye doyan çocuklarda güven duygusu daha ça­buk gelişmektedir. Kendine güven duygusu olmayan çocuk ve gencin de ha­yatta başarılı olması hayli zordur. Yetişkin psikiyatrisinde de kendi­ne güven duyamamak sorunuyla hekime gelen vakalar sayı olarak az değil­dir. İncelendiği zaman görülmektedir ki o kimse sevgiden uzak kalmış, ço­ğu zaman da hep aşağılanmış, hor görülmüş kimselerdir. Karıkoca ilişkile­rinde de bu hal sıkça görülebilmektedir.

4. Meşgale terapisi yapılmalıdır. Yani çocuklar ve gençlerin boş zamanla­rı kendileri, aileleri ve çevre için en faydalı bir şekilde değerlendirilmelidir. Eli boşluk çok kötü bir olaydır. “Eli boşluk her kötülüğün anasıdır” diye çok güzel bir atasözümüz de vardır. Çocukların ve gençlerin kendilerine güven
duyabilmelerinde meşgale terapisi (occupational therapy) meşguliyetle tedavi etmek oldukça yaygındır. Boş zamanı olmayan dünyada belki hiç kim­se bulunmayacaktır. Herkesin kendine göre bazı boş zamanları olabilecek­tir. Bunları en yapıcı bir şekilde değerlendirmek için de güzel planlar yapılabilmelidir. Mutluluk, kendine güven başarısının üzerindedir. İnsanın mutlu olabilmesi için, kendine güven duyabilmesi için önce başarması lazımdır. Tembel tembel oturan bir insanın kendi kendine güveni haliyle giderek körlenecektir.

5. Yarı meslek ağırlığında bir uğraş türü olan hobi’ye çocuğun ve gencin sahip olabilmesi için aileler çok gayret etmelidirler. Herkesin kendi­ne göre bir mesleği, uğraşı olanı vardır, olmalıdır, olabilir. Hobi yarı meslek ağırlığında bir uğraş türüdür. Yani insan bu hobisiyle para kazanmaz ama ileride başı sıkıya gelirse bu hobisi sayesinde kendisine bir başka ekmek ka­pısı bulabilir. Örneğin bir doktor bu hekimlik mesleğinin yanında iyi bir bes­teci ve müzisyen olabilir. Bir nevi arabanın el freni gibi diyebiliriz. Büyük fren tutmazsa, el freni bir dereceye kadar yardımcı olabilir. Çocuğun ve gencin kendi kendilerine gü­ven duyabilmeleri için boş zaman faaliyetlerinin daha üstünde olan yarı meslek ağırlığında bir uğraş türlerinin becerilerinin olabilmesi çok faydalı­dır.

Buna daha açık bir ifade ile ikinci bir meslek de diyebiliriz. İnsanın ikin­ci mesleğinin olması güven duygusu kazanabilmelerinde oldukça faydalıdır. Unutulmamalıdır. Görüldüğü gibi bunlarda çocuk küçüklüğünden itibaren düşünülmelidir ve aileleri tarafından yapılabilmelidir. Güven duygusu “ken­dine güven duy” demekle olmamaktadır. Bunun da bir alt yapısı vardır. Eğer ol demekle oluverecek olsaydı bunca terapistlik alanlarına ne ihtiyaç ola­caktı.

6. Çocuğun ve gencin ailesinin, özellikle anne babasının birbiriyle iyi ge­çinen insanlar olması bunların kendi kendilerine güven duyabilmelerinde ciddi önemli unsurlardan birisidir.

Kan-koca arasında geçimsizlik olabilir, olmaması iyidir ama ne yazık ki olabilmektedir. Bir dereceye kadarı olağan sayılabilir. Çünkü iki değişik kişi­lik bir arada yaşamaktadır vs. Ama bunlar normal hayatı sarsmamalıdır. Bizim eşe tavsiyemiz şudur. Kan-koca olarak birbirinizle ilgili sorunlarınızı ço­cukların olmadığı zamanlarda konuşunuz. Örneğin o uyurken olabilir, çocuk okuldayken de olabilir. Ama çocuğun yahut gencin yanında kan-koca sorun­larınızı ortaya dökmeyiniz. Münakaşa etmeyiniz. Bunun çocuklarınız ve gençleriniz üzerine çok zararı olacaktır. Dolayısıyla bu zarar dönüp dolaşıp yine size fatura edilecektir. Kan-koca her zaman tartışıp durmamalıdır. Karı-koca pürüzlü meseleler varsa bunları görüşmeleri için haftanın belli bir gün ve saatini belirlemelidirler, örneğin her salı saat 22.00-24.00 arasında bir gündemle toplanılması gibi, bu süre içersinde görüşülecek meseleler eşler tarafından bir kağıda notlar halinde yazılır ve toplantı günü geldiği zaman bunlar sıra ile ele alınır ve görüşülür. Nasıl ki işyerimizde her zaman toplan­tı olmamaktadır. Haftanın, ayın muayyen gün ve saatinde yapılması gibi, bu­rada da böyle bir takvim söz konusu olabilmelidir. Böylece o toplantı günü­ne kadar zaten çok meseleler güncelliğini kaybedecektir, belki unutulacak­tır. Eğer öyle olmazsa da o zaman toplantıda enine boyuna tıpkı işyerlerimiz-de yaptığımız toplantı gibi ciddi boyutlarda gerçekleştirilebilecektir. Bu gü­zel bir yöntemdir. Sonuçta çocuğun ve gencin kendi kendilerine güven duyabilmeleri için anne ve babalarının birbirleri ile iyi geçinmeleri çok gerekli ve fayda­lıdır. Karı-koca kavgalarının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerinin başla­rında onların kendi kendilerine güven duygularını zedelemesi olduğu unu­tulmamalıdır.

7. Aile, çocuklar ve gençler arasında eşitliğe değil adalete riayet etmeli­dir. Bu ne demektir? Kardeşler arasında-tabii eğer kardeşler varsa- eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir. Bunun onların kendilerine güven duymalarıyla olan ilişkileri şöyledir:

Diyelim yedi ve oniki yaşlarında iki çocuğu olan bir aile vardır. Yedi yaşın­daki çocuğun ihtiyacı yaşı beş yaş daha ileri kardeşinden farklı olabilecek­tir, örneğin küçüğe çikolata büyüğe harçlık olabilir vs. büyüğe büyük, küçü­ğe küçük hediye verilmelidir. Herkesin ihtiyacı oranında, durumuna uygun değerlendirme yapılmalıdır. Bir memur ile onun amiri, müdürü durumunda olan iki kimsenin aynı ücreti almaması gibi bir olay burada da vardır. Birisi o kadar yıl çalışmış, dereceler sahibi olmuş bir kimsedir, çocukları büyü­müştür, ihtiyaçları artmıştır vs. diğeri ile genç, yeni memurdur. Görüldüğü gi­bi burada eşitlik yoktur adalet vardır. Derslerine çok çalışmış, sorulan iyi bi­len bir öğrenci ile bunun aksi olan bir kimseye aynı notun verilmemesi de burada örnek olarak zikredilebilir. Öyle ise kardeşler arasında eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir.

Delikanlı çocuğa verilen harçlık ile çocuğa verilen harçlık elbette bir ol­mayacaktır. Adil olmak çocukların ve gençlerin kendi kendilerine güven duyabilmelerinde etkilidir. Çünkü bilinmelidir ki bu iki grup da henüz psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa tam olarak kavuşmuş değillerdir. Böyle olmaz ise çocuk şımarabilir, genç de üzülebilir “Kardeşimin ağabeysiyim, aramız­da bu kadar yıl yaş farkı vardır, ona da aynı para veriliyor, bana da, bu ada­let midir? Demek ki beni annem babam sevmiyor, tabii olacağı bu, zaten beni hayatları boyunca hiç sevmediler, onların varsa yoksa çocukları küçük kardeşimdir” diye düşünmesi de bir bakıma normaldir. Böyle olunca ne ola­caktır, bu gencin kendine güven duygusu iyi gelişmeyecektir. Kendine güve­ni azalacaktır.

8. Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygularının gelişebilmesi için bir diğer faktör de: Onların sosyal çevreden gerektiği şekilde karşılık görebilmeleridir. Karşılıkgörebilmek yani insanlar tarafından ciddiye alınmak, muhatap kabul edilmek, desteklenmek, beğenilmek herkes için temel psikolojik ihtiyaçlar­dan, beklentilerdendir. Bu olmaz ise elbette güven duygularının oluşması ve gelişmesi zorlaşacaktır. Gelişmiş ise de bu durumdan zarar görecektir. Bu­nun için çocuğun ve gencin sosyal çevreden ihtiyacı olan mukabele görebil­me beklentisini bilerek çaba sarf etmeliyiz. Onların çevrelerindeki kimseler­den daha farklı olabilmeleri için küçüklüklerinden itibaren kendileri buna göre yetiştirilmelidir. Örneğin akranları içersinde onun keman çalması ve müzik ile meşguliyeti ona özel bir ilginin doğmasına sebep olabilecektir. Bu da onun çevreden karşılık görme psikolojik ihtiyacını daha iyi karşılaya­caktır. Arkadaşları çevre onun için “Ne kadar güzel, bak derslerinin yanın­da bir de müzikle meşgul oluyor, keman çalıyor, konservatuara gidiyor” di­ye takdir hisleri duyabilecektir. Böyle bir hal onun kendi kendine güven duy­gusu duymasını kuvvetlendirecektir. Bu keman örneği sadece bir misaldir, elbette daha pek çok farklı becerilerin geliştirilmesi için ona kazandırılacak alışkanlıklar da burada sayılabilir.

9. Diğer konular: Çocukların ve gençlerin kendilerine güven duyabilmeleri için aileleri tarafından onlara verilmesi gereken diğer bazı hiz­metler şöylece özetlenebilir:

Onlara yaşam amaçlarının belirlenmesinde hizmet edilmesi, onlara niçin yaşıyoruz, yaşamaktan amacımız, hedefimiz, idealimiz nedir gibi konularda köklü roller verebilmeliyiz. Çocuk ve gencin belirlenmiş iyi istikbal planları olabilmelidir “Ben büyüyeceğim vatanıma, milletime, aileme, topluma hizmet edeceğim, ben büyüyeceğim iyi bir doktor olacağım” gibi hedefleri ola­bilmelidir. Hedefini bilmeyen çocuk ve gencin haliyle kendi kendine güven duygusu da iyi bir gelişme seyri gösteremeyebilecektir ve en ufak sarsıntıdan rahatsız olacaktır. Oysa iyi bir amaca doğru gittiğini bilen kimse o hedefin güzelliği karşısında şimdi çekmekte olduğu sıkıntıları rahatlıkla tolere edebilecektir. Yani çocuklara ve gençlere bir hedef verilebilmelidir, bir amaçla­rı olabilmelidir ki bu değerli arzularına kavuşabilmek için çalıştıkları hatır­lansın, onun zevki ile sıkıntıları unutabilsin. Güven duygusu için bunların değeri tahminlerin de üzerinde büyüktür.

Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygulan duyabilmeleri ve bunu geliştirebilmeleri için düşünce ve anlama zevki kazandırılmalıdır. Böy­lece olayları akıl süzgeçlerinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarabilme yetenekleri de geliştirilmelidir. Bunun için onlarla meşgul olmak la­zımdır. Çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumları­nın esasları dâhilinde çok değerli hizmetlerin onlara götürülebilmesi müm­kündür. Yeter ki bilgi; ilgi, destek, sevecenlik, hoşgörü, sabır, ilmi rehber edinmek gibi güzel meziyetlerle önce o çocuk ve gençlerin aileleri donan­mış olsunlar, esasen böyle olunca daha burada saymak istediğimiz kimi ko­nularda okuyucularımızın akıllarına gelebilecektir. Çocukları ve gençleri ya­rınlara iyi bir şekilde hazırlamak zannedildiği gibi zor değildir. Bir kilidin şif­resi bilinirse onu açmak bir an meselesidir. Bunu da buna benzetebiliriz. Çocukların ve gençlerin de tanınabilmesi için diyelim onların da psikosos­yal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları gibi şifreleri vardır. Bunlar bilinirse kilidin açılması an meselesi olacaktır.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND