Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“kendi everestine çıkmış bir kadın”

Yıl 1960… Erzincan’ın Dersim’inden, bir aile varır Ankara’ya.  Minik elleri, babasıyla annesinin avuçlarında altı yaşındaki küçük kızın zekâ fışkıran gözleri pırıl pırıl yanar söner, Ankara’nın ışıklarını görünce. Henüz altı yaşındaki Yaşar, Anıttepe’de durdukları yerden bakar Anıtkabir’e, Ankara’ya. Geldikleri dağ köyünden sonra ışıl ışıl yanmaktadır başkent. Rıfat Ilgaz’ın şiirindeki; Biz bu güneş ülkesinin çocukları” gibi hisseder kendini… Henüz bilmiyordur, daha nice başkentin ışıklarını göreceği bir yaşama doğru ilerleyeceğini, henüz bilmiyordur, ışıkları, aydınlıkları takip etmek, ışığı olmayanlara fener olmak için ateşten gömlekler giyeceğini…
Anne Güneş Hanım’ın hiç okuması yazması yoktur. Baba Binali Bey askerde öğrenmiş. Karı-koca, ikisinin de içlerinde kalmış okumak. Yaşar’ın gözlerindeki ışığı takip eder, okuma arzusunu desteklerler. Evde duvarda, bir Atatürk portresi, bir de Hazreti Ali’nin resmi asılıdır. “Atatürk yıllarla dağlarda saklanan Alevileri ovaya indirendir. Onun için severiz Atatürk’ü” diyor Yaşar.
45 bin nüfuslu Altındağ Belediye’sinde yirmi bir sene muhtarlık yapan Binali Bey, kızını mahalleden gelen dedikodulara karşı korumaya alır. “Kızın oğlanlarla gidiyor, oğlanlarla dönüyor” diyenlere, “Başka okuyan kız mı var?” deyip, ağızlarının payını verir. Ankara Eğitim Enstitüsü ve Bankacılık Enstitüsünü bitiren kızlarıyla iftihar
ederler.

Sendikacı, yazar, anne kimlikleriyle mücadeleye asılan bir kadın

Şimdi, karşımda oturuyor, benim de dostu olmaktan iftihar ettiğim sevgili Yaşar Seyman ve uzun zamandır özlediğimiz sohbetimizi yaparken, onun Ankara’nın ışıklarını ilk defa gördüğü zaman hissettiği heyecanı hiç yitirmediğini bir kez daha görüyorum.  Çünkü altı yaşındayken Rıfat Ilgaz’ın şiirinden çıkan duyguları, yıllardır kendisi yaratmak, yaşatmak için mücadele vermekte. Siyasi, sendikacı, yazar, eğitmen, gazeteci, anne, babaanne kimliklerinin hepsi mücadeleyle, inanarak asılmak ve başarıyı kovalamakla aydınlanmış bir kadınımız Yaşar Seyman. Dişiliğini kullanmadan ama dişiliğini kaybetmeden, erkekler dünyasında erkek oylarına egemen bir kadın.
“Kadın kimliğini korumak, özellikle erkeklerin daha çok olduğu bir işi yaparken çok önemli” diyor, “Kadının farklı yapısı var.   Kadın, yaşamın rengi. Değişimin ve dönüşümün dinamiği. Siyasi kadrolar, bir mesajın yerine ulaşmasını istiyorsa, kadına mesaj vermeli, kadının sesine de kulak vermeli. Kadın fikri alır ve taşır.”

‘Türkiye’de kadın hâlâ aksesuar’

“Türkiye’de kadın halen daha aksesuar olarak kullanılıyor. Bir törende kurdeleyi kesen erkek, makası uzatan kadın hâlâ.  Kongrelerde erkekler divan başkanı olur, kadınlar kâtip. Kadının örgütün kuruluşundan itibaren yer alması gerek ki adım adım ilerlesin. Karadeniz’i boydan boya geçin. Parti binalarına hep kahveden geçilip girilir. Politikanın mekânları bile erkekler için. Bankacılık bu anlamda özel bir yerde Türkiye’de. Sınavla hak kazanıldığı için kadın yüzde ellilerin üzerinde oranda yer tutuyor. Öyle kadınlar da dört vardiya çalışıyor. Eş-iş-ev-çocuk.”
Burada gülerek kendisine dönüyor:
“Bende bir de sendikacılık ve yazarlık vardiyaları var, etti altı” diyor.
Yaşar Seyman, İş Bankası’nda çalışmaya başladığı 1976’dan bu yana sendikacı. Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası’nda (BASİSEN) üç dönem Divan Başkanlığı yapmış, 1989’dan beri de Ankara ve İç Anadolu Bölgesi Başkanı. Tek rakiple girdiği birinci seçimden sonra, rakipsiz olarak ve yüzde 90 erkek oyuyla seçilmeye devam ediyor bu göreve.

‘Yazarlık Avrupa’da çok önemseniyor’

“90’larda gelişen kadın hareketi her kesimden sözcüsünü buldu. Ben de çalışan kadının sesi oldum” diye devam ediyor, bir dönem de CHP Genel Başkan Yardımcılığı yapmış arkadaşım.
23 Nisan 2007 yılında Avrupa’nın en başarılı kadın sendikacısı seçildiği Atina’daki töreni anlatıyor:
“Aday ve kazanan kadınların yaşam öyküleri okunuyordu. Ben anlatılırken yazar olduğum söylenince salonda alkış koptu. Bizde pek de önemsenmeyen yazarlığın Avrupa ülkeleri için ne büyük anlamı olduğunu fark ettim.”
Yaşar Seyman’ın nice emeğinin ürünü ödüllü kitaplarından birisi, ‘Hüznün Coşkusu’ 1993’te oyunlaştırılmış ve Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmişti.
“Benim büyüdüğüm gecekondu mahallesinde tiyatro afişleri asılırdı. Uzun uzun seyrederdim o afişleri. Yıllar sonra o tiyatroda benim yazdığım eser oynandı” derken, yine bu güneş ülkesinin gözleri parıldıyor karşımda. Daha sonra Van’da müzikal olarak sergilenen bu oyunun ardından, yine Yaşar’ın metnini yazdığı ‘Kadının Türküsü’ müzikâli 3 Nisan 2004’te Almanya’da, Oberhausen’da 12.000 kişinin izlediği bir şölene dönüşmüş. Yedi lisanda yayınlanmış.
“Yüreğime dokunan her şeyi yazdım onun için de yüreklere dokunabildim” diyor, Deniz Gezmiş’ten, aşka, Aleviliğe uzanan yazılar zincirinden bahsederken.
Sessiz sedasız aldığı ödüller bir değil, iki değil Yaşar Seyman’ın. Ama ödüller ve titrler onun için reklâmı yapılacak ve kullanılacak basamaklar da değil. Ödül aldıysa, kazandığını bilmenin haklı gururunu yaşıyor ama bir sonraki başarı durağı için koşmaya devam ediyor.  Örgütlü toplum, örgütlü birey olmayı savunuyor, yüzlerce panelde bunu aşılamaya çalışıyor. “Anneme armağan edemediğim demokrasiyi, oğluma, torunuma armağan edebilmek istiyorum” diyor, Fırat’larını düşünürken. Fırat nehrine duyduğu sevgi, oğluyla, torununu isimlendirip yüreğine daha farklı bir aşkla yerleşmiş.
“Fırat akarken kıyı boyu bir cemevinde ibadete rastlarsın. Çıkarsın, Fırat akar gider, bakarsın bir camide ezan, dinlersin. Fırat akar gider, birden bir çan sesi duyarsın, kiliseye gidenleri görürsün. Bu ne zenginliktir. Ne güzelliktir” derken, heyecanı akarsu gibi dalgalanıyor.

‘Cehennem korkusu değil, sevgiyle büyüdük’

“Munzur’da da onun için direniyoruz, HES el atmasın diye. ‘Neden karşısınız?’ diye soruyorlar. Çok basit, Munzur kutsaldır. Uzak kalan, gelince ekmeğini banar Munzur’a. Kutsallığın nedeni, niçini olur mu? Kutsal, kutsaldır.”
Yaşar Seyman, kadının da kutsal kabul edildiği bir kültürden. Onun için kadının sesi olurken, kimileri gibi yanlış tonlamalar çıkmıyor dudaklarından. Âşık Veysel, Daimi, Mahsuni Şerif, Musa Eroğlu, Arif Sağ, babasının masasında dem almışlar, sazlarıyla. “Biz Cehennem korkusuyla değil, sevgiyle büyütüldük” diye bir çoğundan farklılığını anlatıyor. “Kadın, erkek eşittir Alevilikte. Nefesler önemlidir. ‘Kadın bağlamada tel/Kadın düğünde tül/Yaşamda gül/Doğumda candır’ Çok güzel anlatır, kadına verilen değeri. Hacı Bektaş’ı Veli derki; ‘Erkek, dişi sorulmaz muhabbetin dilinde/ Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde/ Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok/Noksanlık da, eksiklik de senin görüşlerinde.”

‘Bu ülkede değişimi kadınlar başlatacak’

Kadınlara güveniyor Yaşar Seyman. “Bu ülkede bir şeyler değişecekse yine kadınlar değiştirecek” diyor. “Bu güzelim zengin topraklarda linç kültürü oluşturmuşuz maalesef. Bizim hikâyelerimiz hep fısıltıyla anlatılır. Artık fısıldamayın, yüksek sesle söyleyin diyorum Alevilere. Hikâyelerimiz yarım, şarkılar yaralı bizde. Ana dil diyorsun, ana dil yok. Dil, aklın ayak izleridir. Anayasa diyorsun, içinde kadınlar yok. Anayurt diyorsun, ağlayan yurt yaratıyorsun. Yazık… Homeros aynı bu topraklarda, Türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür.” demiş. İşte, türkülerimiz de, nefeslerimiz de ispatı. Yazılamasa da, nesilden nesile geçmiş gelmiş.”
Yazılıp, basılıp da yok edilenleri konuşuyoruz. “Ben 1980’den itibaren duvarlara yazamayınca evde kâğıtlara yazmaya başladım” diye gülerek anlatıyor Yaşar. Ve bir de anneliği tattırdı bana o zaman dilimi. ‘Göçmen Kalem’ kitabını yazarken İsveç’te tanıştığı bir Alevi göçmeninden  o dönemi dinlemiş, “Nehir kitap aktı” diye.
“Annem de, benim lise fotoğraflarımı yakmıştı, beni ve arkadaşlarımı 12 Eylül gazabından korumak için” diye devam ediyor arkadaşım, “Ben de hâlâ çok üzüldüğüm bir kaybı kendim yarattım. Türkân Saylan’ın evini bastıklarında “Aşk mektuplarıma dokunmayın lütfen” ricasını duyduğumda o kadar içim acımıştı ki, o bilinmezlik içinde kendi günlüklerimi yaktım. Hâlbuki, benim hayatımdı, beni anlatan defterlerdi onlar. Yazılar, nefesler anlatır bir insanın hayatını. Konfiçyus’u, Sokrates’i öldürtenlerin ismi neydi, hatırlamıyoruz değil mi? Ama Pir Sultan’ın katili Hızır Paşa’yı biliyoruz. Neden? Pir Sultan’ın kendi nefesleri sayesinde. Yoksa onu da bilmeyecektik.”
Türkiye’de başarı öykülerini özlüyor Yaşar Seyman. “Kızım Yıldız Kenter, oğlum Yaşar Kemâl olsun istiyorum diyen anneler, babaları özlüyorum” diyor. “Kitap okuyanları özlüyorum. Ankara’nın Cumhuriyeti kuran felsefeden uzaklaşmasına üzülüyorum. Türkiye, daha bağımsız bir politikayla var olan çağdaş-lâik düzenini korusaydı, Orta Doğu’nun gerçek lideri olurdu. Arap Baharı, projesiz, plânsız esen bir rüzgâr olmaktan öteye gidemedi. Kendi değerlerimizle kalkınmalıyız. Unesco Yunus Emre yılı deyince fark ediyoruz Yunus Emre’yi. Piri Reis yılı deyince fark ediyoruz Piri Reis’i. Bu zenginlikte kendimize yoksunluk yaratıyoruz. Yoksunluk da yoksulluğu getiriyor. Dilim varmıyor ama insan kirlendi.”

‘Asla piyon olmayacak’

Minik Yaşar’ın Ankara’nın ışıklarını ilk gördüğü günden bu güne epey sular akmış zamanın üzerinden. Bambaşka başkentler ve onların ışıklarını izlemiş olgun yazar, sendikacı, siyasetçi Yaşar. “O zaman gerçek ışıklı şehir ne demekmiş anladım” diyor, “Ve o zaman Aleviliği yeniden öğrendim, Avrupa’daki Alevilerimizi tanıyınca değerlerimizi yeniden derinliğine anladım. Avrupa’nın sularını görünce ülkemin sularının yalnızlığını, yetimliğini fark ettim.”
“Ben, dikenli tellerin arasında fışkıran bir kır çiçeğiyim” diye tanımlıyor kendisini dostum. “Yara, bere içinde kalıyorum ama muhakkak açıyorum.”
İnançları, hayata karşı duruşunda tavizsiz bir kadın Yaşar. Kendisini tarif ederken, tarifinin aksine bir inanış ve duruşa piyon veya konu mankeni olmayacağını gayet kararlı belirtiyor.
“Ben” diyor, “Lâik Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir kadınım. Ben devrimci bir kadınım. Ben alevi bir kadınım.” Ve ekliyor:  “Ben kendi Everest’ine çıkmış kadınım.”
Ve bir nefesle demlenmeye devam ediyoruz: “Koyun beni Hak aşkına yanayım/ Dönen dönsün/ Ben dönmezem yolumdan/ Yolumdan dönüp mahsun mu kalam Dönen dönsün/ Ben dönmezem yolumdan…

 

KAYNAK: Vatan

YAZAR: Nermin Bezmen

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND