Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kendi beyninizin patronu olun!

Zamanımızın en popüler konularından biri, kuşkusuz beyin gücü ve kullanma yöntemleri; şu bir gerçek ki, beynimizi yönetmeyi öğrendiğimiz takdirde gücümüzün ve yapabileceklerimizin sınırı yok. Beyin gücümüzün kapasitesini artırmak için neler yapmalıyız? Detaylar sadece bir tık ötede…

Prof. Dr. Richard restak, mozart'ın beyni ve savaş pilotu, kitap önerileri, beyin gücünü geliştirme

Beyin gücünü geliştirme anlatan kitaplara bir yenisi eklendi: “Mozart”ın Beyni ve Savaş Pilotu”

Zamanımızın en popüler konularından biri, kuşkusuz beyin gücü ve kullanma yöntemleri; şu bir gerçek ki, beynimizi yönetmeyi öğrendiğimiz takdirde gücümüzün ve yapabileceklerimizin sınırı yok.

Bu konuyla ilgili binlerce kitap yazıldı ama içlerinde bir tane yeni olanı var ki diğerlerinin arasından kolayca sivriliyor: “Mozart”ın Beyni ve Savaş Pilotu”. Kitap, beyin performansından en iyi şekilde faydalanmayı öğretiyor.


Kitabın adına bakmayın. İçinde Mozart”ın adının birkaç örnekte geçmesi dışında Mozart”la bir alakası yok. Yazarı Prof. Dr. Richard Restak, George Washington Üniversitesi”nde nöroloji profesörü ve beyin gelişimi Öğrencilerine dersler veriyor.

“Mozart”ın Beyni ve Savaş Pilotu” bizlere beynimizi nasıl tanıyacağımızı ve ona sinyaller gönderme yöntemlerini anlatıyor. Tabii ki kitabı okurken şaşırmamak elde değil. Gündelik hayatımızda alışık olduğumuz renkler, ışıklar, sesler ve kokuların beynimiz için ne kadar önemli uyarıcılar olduğunu ve bize alışkanlıklarımızı hatırlattıklarını biliyor muydunuz? İşin en ilginç kısmı da, beynimize komutlar vererek kötü alışkanlıklarımızdan kolayca kurtulabiliyoruz, buna birçoğumuzun bırakmakta zorlandığı sigara da dahil.
Bu kitap, konsantrasyon ve hafıza sorunlarını ortadan kaldırmanın yollarını öğretiyor. Ancak aynı bedensel egzersizler gibi, her gün, düzenli olarak beyin egzersizleri de yapmak gerekiyor.

Restak, beyin gücünüzün kapasitesini artırmak için yapmanız gerekenleri şöyle sıralıyor:

1. Beyninizin kapasitesini keşfedin.

Beyninizin kapasitesini çözmek için ille de nörolog olmanıza gerek yok. Ayni anda pek çok şeyi beynimiz sayesinde yapabiliyoruz. Diyelim ki tango öğreniyorsunuz. Başlangıçta zor görünüyor… Adımları tek tek saymak, öğrenmeye yoğunlaşmak ve kavramak.
Ama deneyim kazanınca bu yoğunlaşma azalıyor. Zamanla tango yaparken akşam ne yemek pişireceğinizi, kızınızın notlarını, ertesi günkü toplantıyı düşünebiliyorsunuz.

2. Bisiklete binmeyi unutabilir misiniz? Bir işe uzun süre ara verseniz de tekrar hatırlayabilirsiniz.

İlginizi çeken konuları öğrenmekten vazgeçmeyin. Sürekli tekrar, beyni güçlü kılar. Yazar Restak, kendinden bir örnek veriyor: “Tai chi eski bir savaş egzersizidir. Ben bu egzersizi 20 yıl önce yapıyordum. 20 yıl sonra sokakta tai chi yapan bir gruba rastladım, onlara katıldım. Hareketlerin çoğunu biliyordum. Ama yapmaya kalkınca unuttuğumu fark ettim.
Başıma gelen şeyin bilimsel açıklaması şuydu: Beynimdeki nöron ağlarının bağlantısı kopmuştu ve bağı kurmak zor değildi.”Unuttuğunuz her şeyi yeniden hatırlamanın yolu var: Nöron ağını yeniden kurmak! Bazı durumlarda nöron ağları daha kolay kurulur, bisiklete binmek gibi… Bu kolay unutulmaz.

3. Olaylarda kronolojiye takılmayın… Fotomontaj yapın.

Beyninizin en iyi biçimde çalışmasını istiyorsanız her şeyle katı, kronolojik yöntemlerle uğraşma eğiliminizden kurtulun. Yaşamınızın farklı dönemlerine ait olayların belleğinizde bir arada var olmalarına izin verin. Rastlantılardan derin anlamlar çıkarmak yerine, (bazen doğru olsalar da) onları yaşadığınız anı zenginleştiren şeyler olarak görün.

4. Hafızanızı gerektiğinde değil, her zaman kullanın. Ona güvenin ve onu diri tutun.

Çoğumuzun sorunudur bellek zayıflığı. Doktorların kapısını bu yüzden aşındırırız. “Hiçbir şey hatırlamıyorum” diye şikâyet ederken, büyük bir hastalığımızın olduğunu sanırız. Oysa bellek zayıflığının temelinde depresyon yatar. Ayrıca bellek zayıflığı kültüreldir. Yaşama biçimi çok önemlidir. Bu yüzden hafızanızı kullanın, beyninizi hatırlamaya zorlayın.

5. Semboller ve takma adlarla bellek gücünüzü geliştirin.

İşte bir örnek. Hafızayı güçlendirmenin yollarından biri de şu: Mutlaka bilmeniz gereken bir bilgi var. Ama bir türlü ezberleyemiyorsunuz. Örneğin gezegenlerin güneşe olan uzaklıklarına göre sıralanmasını hatırlamak zorundasınız. Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton, “Meltem Veli”ye döndü. Jale, Selim”i unutamadı. Nalân’sa partnersiz.” Bu cümlelerin ilk harflerine bakarsanız, gezegenleri sırayla sayabilirsiniz. Meltem Merkür oluyor, Veli de Venüs. Döndü Dünya”yı anlatıyor vs… Bu sıralama hatırlamanıza yardımcı olabilir.

6. Geçmişe mazi demeyin. 0 günleri yeniden yaşayın.

Geçmiş yıllarda yaşadığımız farklı günlerde çekilmiş fotoğrafları barındıran bir albüme baktığımızı düşünelim. O resimlerde kendinizi tanımış olsanız ve o an hakkında bir şeyler hatırlayabilseniz de bir şekilde geçmişteki duygu ve düşüncelerinizi yeniden hissedemediğinizi fark edeceksiniz. Kaybedilen bu duygusal devamlılık belleğinizin çok önemli bir parçasını oluşturuyor. Duygusal belleğimizin silinmesine izin verirsek, kendimizle olan ilişkimiz de kopar.

7. Zekâ testleriyle konsantrasyonunuzu artırın.

Nörologlar, bulmaca, yap boz, zeka testleri gibi basit testlerin konsantrasyon gücünü büyük ölçüde geliştirdiğini söylüyor. Her gün okuduğunuz gazetede bulunan bulmacayı çözmek, beyniniz için çok faydalı bir egzersiz olacaktır. Bu küçük bulmacalar, büyük işlere yoğunlaşmanızı sağlayacaktır.

8. Beyninizi gereksiz düşüncelerin kuklası haline getirmeyin.

Beyninizin en iyi şekilde çalışmasını sağlamak için, ilk önce onu lüzumsuz düşünceler ve faaliyetlerden arındırın. Eğer bunu başaramazsanız, beyninizi istediğiniz gibi kullanamadığınızı göreceksiniz, çünkü arıza yapacaktır. Eğer aşağıda sıraladığımız arızalardan bazılarını yaşıyorsanız, belli ki beyninizi bazı gereksiz faaliyetlere maruz bırakıyorsunuz.

Dikkati toplamakta ve odaklanmada güçlükler

Zayıf hayal gücü

Bellek zayıflığı

Düzenleme ile ilgili problemler

Ruh halinde tutarsızlık

Bilinenin aksine, beyin bilgisayar veya makine gibi çalışmaz. Bu yüzden beyni gereksiz ve verimsiz şekillerde çalıştırmaktan vazgeçin.
Örneğin bazı parlak öğrenciler standart testlerde başarısız olurlar, çünkü basit bir soruyu okuyup doğru olan cevabı seçmek yerine, doğru olan cevap hakkında kendiyle konuşmakla meşguldürler.

9. Stresten kurtulmak için aktif ölçümler yapın.

Yaşadığımız gündelik ve hızlı hayat içerisinde stres kaçınılmaz bir gerçek. Stres aynı zamanda beyin faaliyetlerini azaltan, kapasitemizi daha az kullanmamıza sebep olan bir faktör. Beynimizden daha çok faydalanmak için, stresli ortamda strese girmemeyi öğrenmeliyiz. Nasıl mı?
Endişeleri ortadan kaldırın.
En kötü korkularınızın yer aldığı olumsuz senaryolarla uğraşmayı bırakın.
Hedeflerinize ve fikirlerinize konsantre olun.
Egonuzu tatmin edici arayışlar içine girmektense, hedeflerinizi hatırlayın.
Sık sık sevdiğiniz şeyleri yapın; sevdiğiniz bir kitabi yeniden okuyun mesela. Bu, fazla yüklenen bilgi stresine karşı ilaç gibi gelecektir.

10. Mantık gücünüzü eğitin.

Kendinizi bir kaleci gibi düşünün. Zihniniz sürekli rakip takımın golcüleri ve savunma pozisyonlarıyla meşgul. Büyük ihtimalle hedefiniz hiç gol yemeyip maçtan galip ayrılmak olacaktır. Şartların iyi olduğu ve şansınızın yaver gittiği günlerde az gol yiyip, kötü gittiği günlerde yenilgiyi kabul etmeniz gerekecek. Mantığınızı kullanarak başarıyla sonuçlanan maçlarda sizin veya takımınızın neden iyi olduğunuza ya da rakip takımın neden kötü olduğunu düşünün. Bu diğer maçlarda işinize yarayacaktır. Bir örnek daha: Bir taksi şoförüsünüz. Herkes gibi siz de az çalışıp çok kazanmak istiyorsunuz. Kazancın iyi olduğu günlerde birkaç saat fazla çalışıp, kötü olduğu günlerde işi erken bırakabilirsiniz, Tek yapmanız gereken mantığınızı devreye sokmak.

11. Belirsizliğe karşı tolerans gösterin, kalıp düşüncelerden uzaklaşın.

Bir örnek: Steve çok utangaç ve içine kapanık biridir. Her zaman yardımseverdir ama insanlarla pek ilgilenmez. Alçakgönüllü ve derli topludur. Her zaman düzenleme ve planlama yapmaya ihtiyaç duyar ve detay tutkusu vardır.
Soru: Bu tanımlamaya göre Steve”in kütüphaneci mi yoksa çiftçi mi olma olasılığı daha yüksektir?
Yanıt: Büyük ihtimalle siz de Steve”in kütüphaneci olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Çünkü Steve”in düzen tutkusunun kütüphanecilikte işe yarayabileceğini tahmin ediyorsunuz. “Utangaç” ve “düzenli” tanımlamaları yüzünden basmakalıp düşünceleri benimseyebiliyorsunuz. Farklı düşünecek olursak bir çiftçi de utangaç, aynı zamanda düzenli olabilir. Ya da bir tamirci benzer özellikleri içinde barındırabilir. Sorulan bir soruda ilk akla gelecek cevabı vermeden önce mutlaka diğer ihtimalleri düşünün.

12. Egonuzu kenara koyun zayıflığınızı kabullenin.

Beyin performansımız söz konusu olduğunda, hepimizin güçlü veya zayıf olduğu durumlar vardır. Güçlü olduğumuz durumlarda sorun yok ama zayıf olduğumuz durumları kabullenip kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Çok sayıda telefon numarasını aklınızda tutabiliyor musunuz? Ya da en sevdiğiniz kitabı kimin ödünç aldığını aylar, yıllar sonra hatırlayabiliyor musunuz? “Önemi yok” diye düşünmeyin. Bunları yapamıyorsanız, özeleştiriden kaçınmayın, farklı yorumlara açık olun. Performans kaybına neden olabilecek unsurları düşünün. Sıkıntılarınızı ve egonuzu bir kenara koyun. Hedefiniz, zihinsel usta statüsüne erişebilmek ve beyin performansınıza hâkim olmaktır. Belleğinizin sınırlarını öğrenin. Neyi aklınızda tutup neyi tutamadığınızı bilin ve programlı olun. Genel görüntüye odaklanın. Bu sizi duygusallıktan uzak tutup sorunun çözümünde fayda sağlayacaktır.

13. Çok geniş çaplı okuyarak zihinsel keskinliğinizi arttırın.

“Ricardo Reis”in Öldüğü Yıl” adlı bir kitap vardır. Nobel ödüllü bir kitaptır bu. Kitabın yazarı Jose Saramago şöyle der: “Bir insan çok okumalıdır, her şeyden biraz veya ne okuyabilirse… Her kitap öğretici olmadığı için, okumaya öğretici kitaplardan başlayın. Herkesin ilgi alanı farklı olsa da bu tür kitaplar kişinin bilgi dağarcığını geliştirir. Sonra kişisel seçimler gelebilir.

14. Sanat ve müzik öğrenin, deneyimlerinizi geliştirin.

Salvador Dali ve Leonardo da Vinci, yıllar önce öğrencilerine dünyadaki şekil, nesne ve olayları saçma da olsa yorumlattı. Bu iki sanatçının amacı öğrencilerin hayal gücünü geliştirerek bir çeşit beyin egzersizi yaptırmaktı. Bugün hâlâ bazı ustalar bu tekniği kullanıyor. Da Vinci, resmi ve müziği birbirine karıştırarak çalışmanın doğruluğuna inandığı için, öğrencileriyle bunu paylaştı. Hiç kuşku yok, bu yüzden “deha” olarak anıldı. Dali”ye göre müzik, beynin yaratıcı güçlerini kuvvetlendiren bir araç. Beyninizin, basmakalıbın dışına, sınırların ötesine seyahat etmesine izin verirseniz çok yaratıcı sonuçlar alabilirisiniz. Farklı müzikler dinlemekten, anlamadığınız bir resme bakmaktan korkmayın. Onlarda kendinizden bir şeyler arayın.

15. Tai Chi beyninizi geliştiren en iyi egzersizdir.

Bütün fiziksel egzersizler beyin performansını geliştirir. Ama bazıları var ki direkt olarak beyne etki eder. Denge hareketleri ve bacaklardaki kuvveti geliştirici egzersizler beyne çok faydalı egzersizlerdir. Buna göre, yavaş hareketli eski Çin egzersizi “Tai Chi”yi size önerebiliriz.
Türkiye”de yapılmamasına rağmen Tai Chi”nin nasıl yapıldığını internetten öğrenip evde uygulayabilirsiniz.

Bonus Madde: Beyninizi Rahatlatma Teknikleri

Kitap okudunuz, farklı müzikler dinlediniz, bulmaca çözdünüz. Yani hep çalıştınız. Hiç mi dinlenmeye ihtiyacınız yok. Beynimiz dinlenmeyi de ister. işte beyni rahatlatıcı birkaç egzersiz:

1) Sırtüstü uzanın ve göbeğinize bir kitap yerleştirin.
Mide kaslarınızı rahatlatın ve kitabı hoplatacak şekilde karnınızdan nefes alın ve verin. Bu egzersizle ciğerlerinizin alt bölümlerine de oksijen gitmesini sağlarsınız.

2) Dik oturun ve sağ elinizi karnınıza, sol elinizi de göğsünüze koyun. Solunum sırasında karnınızdaki elinizi yükseltip alçaltacak kadar derin nefes alın. Burnunuzdan nefes alın ve yine burnunuzdan veya ağzınızdan verin.

3) Cep telefonunuzun ya da saatinizin kronometresini ayarlayın. Beş saniyede karnınızın havayla dolduğunu hissederek yavaş yavaş nefes alın ve yine beş saniyede yavaş yavaş nefesinizi verin. Bu solunum egzersizini stresli hissettiğiniz zamanlarda yapabilirsiniz. Stresiniz azalacak ve rahatlayacaksınız.

Kaynak: www.yazgulu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Geleceğin dünyası bilgi üretme kapasitesi olanların olacak

steve jobs, Manşet, geleceğin dünyası, edison, bilgi üretmek

Zeka ve yetenek yetmez, yenilik ve değişim yaratabilecek fikirlerimiz olmalı!

Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!

İnsanın yaratıcılığının sınırları yok. Hangi yaşta olursanız olun. Ancak işin özü MERAK, bilinmeyeni merak etme ve araştırma duygusu!

Beraberinde inovatif düşünce yapısı da olmalı: Bunun için araştırma ve merak duygusu yetmez, ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor.

İnovatif düşünce, beklenmedik bağlantıları görebilme ve bu bağlantıları geliştirerek bir soruna çözüm bulmaya dönük zihinsel süreçleri kapsar.

Beklenmedik bağlantılar görünür olanlardan çok daha güçlüdür.

“İşte, bu!” dediğimiz türden.

Dr. Govindappa Venkataswamy, hekim

Dr. Govindappa Venkataswamy, milyonlarca gözü kurtaran adam olarak biliniyor. Yaşamını katarakt olarak bildiğimiz göz körlüğünü ortadan kaldırmaya adamış Hintli bir göz hekimi.

O dönemlerde Hindistan’da katarakt inanılmaz boyutlarda bir sorun. Hastaların sağlığına kavuşmaları için ameliyat olmak durumundalar, ancak sağlık sistemi yetersiz; durmaksızın ameliyat yapılsa bile mevcutları halletmek için 100 yıldan fazla zaman gerekiyor.

Dr. Venkataswamy, bir santranç turnuvasını izlerken katarakt sorunu ile sorunun çözümü arasında güçlü bir bağlantı kuruyor. Turnuvada çok sayıda oyuncu, bir santranç ustasına karşı oynuyorlar. Usta, sırayla masaları dolaşıyor, hamlesini yaptıktan sonra hızla bir sonrakine gidiyor.

“İşte, bu!”

Ve Hindistan, katarakt sorunuyla başeder hale geliyor.

Dr. Venkataswamy’ın kurucusu olduğu Aravind Eye Hastanesinde her yıl 200.000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Milyonlarca insana yüksek kaliteli, yüksek hacimli, düşük maliyetli bir hizmet sunum modeli geliştirilmiş. Ve hastaların yüzde 70’i ya çok az ödeme yapıyor ya da hiç ödemiyor.

2006 yılında hayata veda eden Dr. Venkataswamy’nin 100 bin hastayı ameliyat ettiği söyleniyor.

Bu, yüzbinlere birer göz armağan edildiği anlamına gelmiyor mu?

Dr. Govindappa Venkataswamy diyor ki: Zeka ve yetenek yetmez, güzel ve iyi bir şey yapmanın sevinci de olmalı.

Steve Jobs, girişimci

Güzel ve iyi bir şey yapmanın sevincini en çok yaşayanlardan birisi şüphesiz Steve Jobs!

Apple Computer ve Pixar Animation Stüdyolarının CEO’su olarak, Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılı mezuniyet töreninde yaptığı olağanüstü çarpıcı konuşmasında diyor ki: “Merakım ve sezgilerimle elde ettiklerimin çoğu paha biçilmez türdendi!”

Biliyorsunuz, Steve Jobs evlat edinilen bir çocuk. Biyolojik anne, üniversite eğitimi sağlanması koşuluyla evlat edinilmesine izin veriyor.

Jobs, 17 yaşına geldiğinde Reed College’da eğitimine başlıyor, ancak okula ödenen ücretin ailesine maliyetinin çok fazla olduğu, bu eğitimin ona değmeyeceği gerekçesi ile ilk 6 ayın sonunda okulu bırakma kararı alıyor.

O sırada Reed College, belki de ülkedeki en iyi “kaligrafi” eğitimi sunmakta. Kampüs boyunca her afiş, her dolap ve çekmecedeki her etiket güzel ve farklı bir tarzla yazılıdır. Jobs bu yazım stillerinden çok etkilenir. Diğer derslerini bırakır ve yalnızca kaligrafi dersi almaya karar verir.

Serif ve sans serif yazı tiplerini, farklı harf kombinasyonları arasındaki boşluğu değiştirmeyi, harika tipografiyi ve onları harika yapan her detayı öğrenir. Öğrendikleri bilimin yakalayamayacağı türden güzel, tarihi ve sanatsal olarak incelikli ve büyüleyicidir.

Sezgileri ve merakı bu kararında tek etken güç, bunların hiçbiri için yaşamında geleceğe dönük herhangi bir pratik uygulama planı yoktur. Ancak 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlarken, bu dersteki edinimleri güçlü bağlantılarla geri döner.

“İşte, tam da bu!” dedirten türden.

İşte o kaligrafi dersi Steve Jobs yaratıcılığıyla bugün bizim hayatımızda ve vazgeçilmez: San scrif, Roman Times, Arial, latin vs. Aslında hepsi birer grafik tasarım harikası, grafik tasarım ve yazılı basının da en önemli araçlarının en başında.  

Steve Jobs, yıllar sonra geriye baktığında, merakı ve sezgilerini takip ederek öğrendiklerinin paha biçilmez değerde olduğunu söyler. 

Gerçekten de öyledir!

Edison, mucit

Edison, gelmiş geçmiş en büyük mucit olarak liste başıdır, tartışmasız.

Onu bu denli üretken yapan zekası mı, bilgisi mi ya da yeteneği mi?

Yanıt elbette hepsi, ama bir eksikle: Olağanüstü inovatif düşünce gücünü de katmak gerek.

Edison, laboratuvarının önündeki gölün kıyısında bir taşın oluşturduğu su dalgalarını izlerken ses dalgalarının da aynı şekilde yayıldığını düşünüyor. Çünkü her ikisi de dalga ve maddesel ortamda yayılmaktadır.

Edison, su dalgaları ile ses dalgarı arasında o beklenmedik bağlantıyı kurar: Su dalgalarında olduğu gibi ses dalgaları da dondurabilirse, sabitlenebilirse, onları da kopyalamak, tekrarlamak ve hatta geriye hareketini sağlamak neden mümkün olmasın?

İşte bu beklenmedik bağlantı önce taş plaklarla başlayan ve sonrasında radyo istasyonları, televizyolar, film stüdyoları ve cep telefonlarına kadar birbirini innovatif anlamda tetikleyen buluşlar dizisine dönüşür.

Edison bir mucit, Jobs bir girişimci ve Dr. Venkataswamy bir hekim; ancak her üçü de bilgi ile donatılmış inovatif yönü çok güçlü tarihi kişilikler.

Onlar bilim insanı değildiler ama kritik bilgiye sahiptiler; merak duygularını ve sezgilerini izleyerek değişim yarattılar ve diğer insanların yaşamlarına dokundular.

Bilgi olmadan olur muydu?

Olmazdı, bilgi temel güç: Merak ve yaratıcılık, bilgi ile sentezlenirse ancak yeni fikirler ve yeni buluşlar ortaya çıkar.

Günümüzde en büyük sermaye bilgiye ve bilgiden bilgi üretebilme yetisine sahip olmak; hem sizin hem de içinde yaşadığınız toplum için. Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!


Kaynakça

Yazar: Güneç Kıyak
Kaynak: T24 Haftalık

Okumaya devam et

MAKALE

Mesut Özil: Alman gibi başardı Türk gibi bitme yolunda

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet

Real Madrid’de oynağı dönemlerde taraftarların ‘Kayıp Balık Nemo’ lakabını taktığı Mesut Özil Alman gibi başardı ama Türk gibi bitirmeye aday bir kariyer hikayesi sunuyor bize.

Alman gibi düşünmek ama Türk gibi hissetmek… Bunu yaşayınca ortaya Mesut Özil gibi bir adam çıkıyor. Almanya’nın en zirvesini gören Türk artık Real Madrid’deki lakabının hakkını veriyor.

Mesut’u anlatmaya nereden başlamak doğru olur tam bilmiyorum. Çünkü kariyeri ortadan ikiye bu kadar keskin bölünen çok az futbolcu tanıyoruz. Onunla ilgili yapılabilecek en net tespit herhalde şu olurdu; Alman gibi başladı, Türk gibi bitiriyor…

GELSENKIRCHEN SOKAKLARINDAN DÜNYA VİTRİNİNE…

Almanya’nın batısında, Gelsenkirchen sokaklarında başlayan hayatı onu dünya vitrininin en önüne kadar nasıl getirdiyse öyle de aşağıya indirdi. Ense uzatıp uçlarını sarıya boyadığı yaşlarda kaç gurbetçi Türk çocuk Schalke A Takımı’yla maça çıkabiliyor? İşte Mesut’a bu fırsatı sunan saf yeteneği onu konuşurken tartışmaya kapalı tek konu.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ekran-alintisi.jpg

ABİLERLE OYNAYAN DAYAK YEMEYE ALIŞKINDIR

17 yaşında Bundesliga’da forma giymek size ağır gelebilir ama Türkçe konuştuğunuz Almanya sokaklarında yaşıtlarınız yerine abinizin arkadaşlarıyla top oynadıysanız ‘dayak yemeye’ alışıksınızdır.

Üstelik o takımda yine Türkçe konuşan Hamit ve Halil Altıntop abileriniz varsa olaya hiç de yabancı değilsinizdir.

19 maç oynadığı ilk sezon Almanya Milli Takımı avcıları onun her adımını takip etti. Topa yaptığı sihirli dokunuşlara ve oyun zekasına hayran kalan Almanlar onu bir Alman gibi yetiştirmeyi çok istedi.

CEBİNE KOYULAN ALMAN PASAPORTU…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136320_800x538.jpg

Mesut’un Türk pasaportu mutlaka değişmeli ve bu özel yetenek zaman kaybetmeden Alman ekolünün bir parçası olmalıydı. 5 Eylül 2006’da Almanya U19 takımı ile ilk maçına çıkarıldığında cebine koyulan Alman pasaportunun hayatını değiştireceğini elbette biliyordu.

Ama kendisine şu soruyu da soruyordu genç Mesut; Ben kimim ve ne olmak istiyorum? Alman mıyım, Türk mü? Sadece kendisi de değil. Doğup büyüdüğü kuzenleri, okuldaki arkadaşları, yaz tatillerinde görüştüğü Zonguldak’taki akrabaları hep bu soruyu soruyordu ona. Bu soru ‘pizza mı yemek istersin, makarna mı?’ gibi basit bir soru değildi onun için. Kafasının içinde yüzlerce ses varken hayatını değiştirecek bir seçim yapmak zorundaydı.

ALMANYA-TÜRKİYE SEÇİMİ VE KAFASINDAKİ YÜZLERCE SES

Annesi Gülizar hanım ve amcası Erdoğan Türkiye için oynamasını istiyordu. ‘Dedelerin Türk’se buraya aitsin ve kökenlerine bağlı kalmak zorundasın’ diyorlardı ona. Ancak Mesut onlar gibi hissetmiyordu. Babası ve abisi ile aynı taraftaydı. Almanya’da doğup büyümüş, Alman takımlarında futbol oynamış ve hayatını bir Alman gibi yaşamıştı. ‘Dünyanın en tepesine çıkmalıysam Almanya için oynamalıyım’ diyerek kendi yolunu çizdi. Bu yol tıpkı kariyeri gibi ailesini de ikiye bölmüştü.

Türkiye tarafı da kolay pes etmeyecekti elbette. Dönemin milli takım sorumlusu Metin Tekin, Köln’de baba Özil ile bir randevu ayarladı. Fatih Terim’in Mesut’u istediğini söyleyip Milli Takım kampına davet ettiler. Almanya’daki en yakın aile dostları Hamit ve Halil Altıntop’u da devreye soktular. Mesut’un üzerinde müthiş bir baskı vardı. Her an yanlış bir şey yapabilirim hissi onu bir çıkmaza sürüklemişti. Hala seçim yapmak için zamanı olduğunu düşündü ve acele etmedi…

UÇMAYI ÖĞRENEN KUŞ YUVADAN AYRILIR

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16611832_800x534.jpg

Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçına çıktığında 19 yaşındaydı. Kariyerine küçük gibi görünse de önemli bir Galatasaray etkisi olmuştu. Lincoln’ün Türkiye’ye transferi Mesut’u Schalke 11’nin değişmezi haline getirmişti.

Ocak 2008’de Schalke yönetimiyle ters düşen babası Mesut’un yüzünü Werder Bremen’e, dönüm noktası yaşayacağı yere çevirdi. Devre arasında ailesinden ilk kez ayrılarak 5 milyon Euro bonservis bedeliyle Bremen’e 3 yıllık imza attı. Bu onun ilk büyük transferiydi ve Almanya’nın kuzeyindeki Bremen Gelsenkirchen’e epey uzaktı. Artık uçmayı öğrenen bir kuş gibi yuvadan ayrılma vakti gelmişti.

FORMAYI GİYERSE TÜRKİYE’Yİ UNUTACAKTI

İlk sezon Bremen’de 47 maçta tam 23 asist yaptı. Bunların 3’ü Şampiyonlar Ligi’nde İnter’e karşıydı. Bremen, Özil etkisiyle Bundesliga’da harika bir sezon geçirerek ligi 2. sırada bitirdi.

Diego’nun Juventus’a transferiyle tamamen Werder Bremen’in beyni haline gelen Mesut 2009/10’da inanılmaz bir patlama yaptı. 46 maçta 10 gol 29 asist yapan Mesut, ligin tozunu attırdı ve takımda yılın oyuncusu seçildi.

Bu performans onu hayatının en önemli anına getirdi; karar anı. Almanya A Milli Takımı kampına davet edildi. Eğer o formayı giyerse bir daha Türkiye için oynayamazdı… Öyle de oldu. Bu stresli süreci şöyle anlatıyor;


”Gerçek anlamda karar verdiğim zaman Werder Bremen’de oynuyordum. Medya çok üzerime gelmişti. Teknik direktör Löw, ”Türk kökenleri olmasına rağmen Mesut’un Almanya’yı seçmesinden çok mutluyum, buzları kıran oyuncu oldu. Bundan sonra başka ülke kökenli futbolcular da Milli Takım’da oynayabilir” demişti. Buzları kırmak istemiyordum ki. Almanya ve Türkiye arasında kalmak da istemiyordum. Almanya ve Türkiye tercihinden dolayı uykusuz geceler geçirmedim. Almanya’yı seçtim diye Türkiye’de kötü olmam gerekmiyor. Almanya’yı seçtim diye kalbim Türkiye diye atmaktan vazgeçmiyor.”


‘KALBİM ALMAN ATIYOR, KALBİM TÜRK ATIYOR’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136327_800x533.jpg

2010 yılında Berlin’de oynanan maçta tüm medya onu konuşuyordu. Alman basını, ”O bir Türk, Alman değil. Nasıl Alman olmaktan gurur duyuyor?” derken Türkiye’de medya ”O gerçek bir Türk” manşetlerini atıyordu.

Maçta gol attığında sevinmemişti, saygısızlık olacağını biliyordu. ‘Kalbim Alman atıyor, kalbim Türk atıyor. Hiçbir zaman kendimi başka bir şey üzerine koymadım. Alman gibi düşünüp, Türk gibi hissedebilirsiniz. Baskıya rağmen seçimimle gurur duyuyorum’ sözleriyle bu tartışmaya kendince bir nokta koyacağını düşündü.

REAL MADRİD’İN KAPISINI AÇAN İLK TÜRK

2010 Dünya Kupası’nda Almanlar’ın etrafında birleştiği bir beyin haline geldi. İlk büyük turnuvasında yaptığı işler ona kariyerinin en büyük fırsatını verdi. Werder Bremen kariyerini 16 gol 54 asistle tamamlayan Özil, İspanya’nın başkenti Madrid’e 18 milyon Euro’ya transfer oldu. İmza günü Türkiye için de anlamlıydı. Çünkü Mesut şu cümleleri kurmuştu;


”Real Madrid’de forma giyecek ilk Türk olduğum için mutluyum”


Dönemin en iyisi Jose Mourinho, Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e onun için şu cümleleri kurmuştu; ”Bu çocuğu, Mesut’u mutlaka almanızı istiyorum!”

MOURINHO: SENİ RAHAT BIRAKMAYACAĞIM

Real Madrid tarihinin en şahane dönemlerinden birinde Ronaldo’lu, Ramos’lu, Benzema’lı kadro onun etrafında birleşti. Tekniğiyle ‘Kadife Ayak’ lakabını alan Mesut Özil bir anda dünyanın konuştuğu isim haline geldi. Kariyerinin en parlak yıllarında dünya tarihinin gördüğü en iyi 10 numara performanslarından birine imza atıyordu Mesut. İnanılmaz bir popülarite yakalamıştı. Takım arkadaşları ona gözlerinin benzerliğinden dolayı çizgi film kahramanı ‘Nemo’ lakabını takmıştı.

Bir maçın devre arasında Jose Mourinho ile yaşadığı büyük tartışma onu bir daha ulaşamayacağı bir seviyeye çıkardı. Mesut o diyaloğu şu sözlerle anlatıyordu;


”Bu tartışmadan bir kaç gün sonra Mourinho’nun yanına giderek ona teşekkür ettim. Söyledikleri kafam dank etmişti. Gözlerimin içine bakarak zayıf yönlerimi söylediği için ona minnettarım. Bana ‘tüm potansiyelini kullanana kadar seni rahat bırakmayacağım’ dedi. Mourinho haklıydı. Güzel oyun yeterli sanıyordum. O beni bu tavrımdan kurtardı”


BELKİ DE BALE SEVDASINA BİTTİ

3 sezon sonunda 159 maçta 27 gol 80 asist yapan Mesut Özil, kariyerinin ilk şampiyonluğunu da Madrid’le yaşadı. 2013 yazında bir rekor uğruna, Angelotti onayıyla 100 milyon Euro’ya Bale transferi yapan Madrid o parayı çıkarmak için Mesut’u Arsenal’a 47 milyon Euro’ya sattı. Bu ayrılık herkes gibi Ronaldo’yu da şoke etmişti. Kendisi en iyi uyum sağladığı partneri hakkında şu sözleri kullanacaktı;

”Özil’in gidişi benim için gerçekten kötü oldu. Bu transferden dolayı çok sinirliyim. Mesut benim koşularımı bilen ve başlı başına fark yaratan bir oyuncuydu”

SON ÖPÜCÜK, PLATİNİ’YE VERDİĞİ SON FORMA…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15477895_800x585.jpg

Premier Lig transferi Mesut için artık bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağının işaretiydi. Ama düşüşe geçmeden önce son bir şarkı söyleyecekti elbette; 2014 Dünya Kupası. Almanya Milli Takımı ile kariyerinin en büyük kupasını kaldıran Mesut için sanki her şey oracıkta bitmişti. O dönem birlikte olduğu şarkıcı Mandy Capristo’nun ruj izleri yanağındaydı. Kupa töreninde UEFA Başkanı Michel Platini’ye sırtından çıkarıp verdiği forma belki de futbola son hatırasıydı…

UYUŞTURUCU HABERİ VE DEPRESYON

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/mesut-ozil-uyusturucu-partisinden-sonra-formayi-11589474_1435_amp.jpg

Mesut’un ihtişamlı hayatı çok geçmeden başına dert oldu. Arsenal’dan yıllık 7 milyon Euro kazanan Alman yıldız deyim yerindeyse parayı parçalamaya başladı. Çılgın partilerde sabahlamaya başlayan Mesut Özil’in mankenlerle yaşadığı ilişkiler İngiliz basınının manşetlerini süslemeye başladı. Son olarak bir gece kulübünde ‘Hippy Crack’ adlı uyuşturucu madde kullandığı iddia edilerek servis edilen görüntüler Mesut Özil’in kariyerini bitirme seviyesine getirdi.

Tüm bu yaşananların üzerine Mesut maddi anlaşmazlıklar nedeniyle eski menajeri olan babası Mustafa Özil ile mahkemelik oldu. Bu süreçte nişanlısı Amine Gülşe ile de arası bozulan Mesut büyük bir depresyona girdi. Vakit artık onu sevmeyenlerin sesinin fazlaca çıktığı vakitti.

‘KAZANDIĞIM ZAMAN ALMAN, KAYBETTİĞİM ZAMAN TÜRK’ÜM!’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15842873.jpg

2018 Dünya Kupası öncesi yaşananlarsa turnuvadaki hezimetin adeta fragmanı gibiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra’ya ziyareti sırasında Mesut Özil ile poz vermesi hem Almanya’da hem de İngiltere’de büyük yankı bularak siyasi tepkilere neden olacak, Dünya Kupası’na erken veda eden Almanya’da Mesut Özil hedef tahtası haline getirilecekti. Almanya’nın Dünya Kupası’na veda ettiği gecenin sabahı Almanya’da tüm televizyonlar, gazeteler Mesut’u günah keçisi ilan etti. ‘Anti Mesut’ propagandası tüm Almanya’yı etkisi altına almıştı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ozilll.jpg

Ne Almanya Federasyonu’ndan, ne de takım arkadaşlarından hiçbir destek göremeyen Mesut ipleri kopardı. Tüm bu saldırılara cevap veren Mesut şu cümleleri kullanarak Almanya Milli Takımı formasını bir daha giymemek üzere asıyordu;


”Kazandığımız zaman Alman, kaybettiğimiz zaman Türk’üm. Artık yeter! Irkçılık ve saygısızlık hissettiğim için artık Almanya forması giymeyeceğim”


MADRİD MAÇINDA ÖPTÜĞÜ EKMEK…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/270420181435355039961_2-41.jpg

Yaşadığı bu duygusal kırılma onun kulüp kariyerini de aşağıya çekti. Nisan 2018’de Avrupa Ligi’nde oynanan Atletico Madrid maçında tribünden kendisine atılan ekmeği üç kere öperek kenara koyan Mesut tüm dünyaya şu mesajı veriyordu; Ben Türk kültürüne bağlıyım ve siz buna saygı duyacaksınız.

SANAL OYUNLAR VE SIRT AĞRILARI!

Yaşadığı ırkçılık karşısında futboldan iyice uzaklaşan Mesut Arsene Wenger’in Arsenal’dan gidişinin ardından iyice koptu. Aslında ilk 2 sezonu çok da kötü geçmemişti Mesut’un. Ancak Sanchez ile yakaladıkları ritim yeni bir başlangıç için belli ki yetmedi. Unai Emery ile yıldızını bir türlü barıştıramayan ve idmana bile çıkmak istemeyen Mesut kendisini sanal oyunlara verdi.

İngiliz spor basının önde gelen gazeteleri sırt ağrıları olduğu için maçlara çıkmayan Mesut’un ‘Fortnite’ adlı bir bilgisayar oyununun bağımlısı olduğunu ve tam 72 gün, 1740 saat bu oyunu oynadığını yazdı.

ACUN’UN DAMGA VURDUĞU TÜRK DÜĞÜNÜ

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16395250_800x300.jpg

O sezonun yaz tatilinde Türkiye’ye gelen Mesut Özil, Haziran ayında nişanlısı Amine Gülşe ile evlendi. Çalgılı çengili Türk düğünü yapan Özil çiftinin nikah şahitliğini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan yaptı. Görkemli düğüne bir çok ünlü isim katılırken Acun Ilıcalı’nın Mesut’la karşılıklı dansı geceye damga vurdu.

KUZEY LONDRA’DAKİ BIÇAKLI SALDIRI SON DAMLA

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/indir-1.jpg

Aldığı maaş nedeniyle İngiliz taraftarların sıkça eleştirdiği Mesut Türkiye’de düğün yaparken Londra’da istenmeyen adamdı. Olanlar adeta olacakların habercisiydi. Kuzey Londra’da bir Türk restoranında bıçaklı saldırıya uğrayan Mesut belki de ölümle burun buruna geldi.

Özil’in Golders Green bölgesinde kullandığı aracına motosikletli 2 kişi tarafından yapılan bıçaklı saldırıdaki en büyük şansı yanında bulunan Bosna Hersekli takım arkadaşı Sead Kolasinac olmuştu. Saldırganları bıçaklı olmalarına rağmen uzaklaştırmayı başaran Kolasinac ‘nefret edilen Mesut’un tek koruyucu meleğiydi.

Tüm dünyanın etkilendiği inanılmaz olayda gördü tanığı Azuka Alintah durumu şu sözlerle özetliyordu;


“Kasklarını çıkarmamışlardı, siyah giyimlilerdi. Bu sıcak havaya rağmen uzun kollu giymişlerdi. Özil, bıçaklı adamlar tarafından kovalanan herkes gibi dehşete düşmüş görünüyordu. Can havliyle kaçıyor gibiydi.”


AŞAĞI 350 BİN POUND YUKARI 350 BİN POUND

Bu büyük tramvadan sonra Mesut bir daha eski Mesut olamadı. Performansı giderek yere çakıldı. Haftalık 350 bin Pound’luk kazancı sürekli gündeme getirildi, sürekli başına kakıldı. Unai Emery’nin gidişi bile onu geri döndürmek için yeterli olmadı. Maddi yükünden kurtulmak isteyen Arsenal yönetimi ondan indirim talep etti ancak Mesut mukavelesini savunarak bu indirime yanaşmadı. Mikel Amatriain Arteta’nın kadrosuna da giremeyen Mesut son olarak UEFA Avrupa Ligi listesine de yazılmadı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/maskttt.jpg

Mesut’un bir Türk’e evrilişinin son örneği ise kulüpte işine son verilen maskot Gunnersaurus’a hayat veren 27 yıllık çalışanı Jerry Quy’e sahip çıkması oldu. Özil, Arsenal’ın pandemi nedeniyle ekonomik küçülmeye gitmesi ve statlarda seyirci olmaması nedeniyle işene son verilen Gunnersaurus’ın maaşını karşılama teklifinde bulundu. Mesut’u bu davranışa iten şey belki de bu konunun bile maaşı üzerinden kendisine dönmesiydi. Ama neresinden bakarsan bak bu merhamet bir Türk’e daha çok yakışıyor derim.

HİKAYENİN SONU TÜRKİYE…

31 yaşındaki Mesut Özil’in böyle büyük bir düşüşün ardından tekrar futbola dönüp dönemeyeceğini hep birlikte göreceğiz ama şundan çok eminim; bu hikayenin sonu (Acı Vatan Almanya)’dan dönen gurbetçi gibi Türkiye’de bitecek.

Derleyen: Ümit Genç
Kaynak: Sözcü

Okumaya devam et

MAKALE

Ünlü modacı Kenzo Takada hayatı ile ‘İnsan İsterse’ diyor

Manşet, Kenza Takada, Japon Modacı

Moda dünyasının en ünlü isimlerinden olan Kenzo Takada’nın başarı hikayesi ‘insan isterse başarı bilir‘ dedirtiyor. İşte, Kenzo Takada: Mutlu, özgür, sınır tanımaz bir tasarımcı…

Moda dünyasının ikon tasarımcılarından Kenzo Takada, 81 yaşında Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. 60’larda Paris’in yolunu tutan Japon tasarımcı, Fransa’nın ve modanın başkentinde, zorluklar içinde, ilham veren, seyir değiştiren kreasyonlarla adını tarihe yazdırdı. İşte Kenzo Takada’nın hikâyesi…

Birer sanat eseri olarak görebileceğimiz moda tasarımları, işlevselliğinden ziyade anlatımıyla, manifestosuyla kendine alan bulur ve ilham verme şansı yakalar. Bu şansı yakalayan ve tasarımın yönünü değiştiren isimler tahmin edilebileceği gibi oldukça azdır. Kuşkusuz onlardan biri de Kenzo Takada’ydı. Aykırı, kadını özgürleştiren, kalıpları yıkan, renkli ancak geçmişi de gelişim ve yenilik için bir durak olarak kullanan Takada, zorluklara bulduğu yaratıcı çözümlerle de fark yaratmıştı. İster yokluk içinde ilk kreasyonunu hazırla, ister kaya tırmanışı yap, ister uluslararası bir projeyi yönetiyor ol, istersen de üçüncü dalga bir kahveci açmaya koyul! Zorluklar esnasında verdiğin kararlar, attığın yaratıcı adımlar, hikayeni anımsanmaya değer yapacak. Kenzo’nun hikayesi gibi…

Moda dünyası ünlü Japon tasarımcı Kenzo Takada’nın Covid-19’a yenik düşmesiyle sarsıldı. Dünyaca ünlü KENZO markasının yaratıcısı olan 81 yaşındaki Takada, Paris’te yaşamını yitirirken ardında ölümsüz bir miras ve sayısız ilham kaynağı bıraktı.

Zamanının ötesinde tasarımlarının yanı sıra karakterini de çizgilerine yansıtan Takada, yakın çevresinin de söz ettiği gibi enerji dolu, nazik ve yetenekli kişiliğini kreasyonlarına da taşımayı başardı. Çok renkli tasarımlarını, bol ve asimetrik kesimlerle sunan Kenzo Takada, ilkleri başarmasının yanında kadını özgürleştiren çizgileriyle de her zaman önde gelen bir isim oldu.

Japonya’dan dünyaya açılan ve modanın kalbinin attığı Paris’i adeta fetheden Kenzo Takada, ünü dünyaya yayılmış ilk Japon modacıydı. Takada, aynı zamanda Tokyo’daki Bunka Moda Okulu’na kabul edilen ilk erkek öğrenci olmuştu. Üniversiteyle arası pek de iyi olmayan Kenzo Takada, ailesinin de isteğiyle edebiyat okumak için Kobe Üniversitesi’ne girse de bu macerası kısa sürdü. “Üniversite bana göre değildi” diyen Takada, Bunka’da da ilk zamanlarda oldukça zorlandığını: “Bunka’da sanki herkesin gerisinde gibi hissediyordum, anlatılanlardan hiçbir şey anlamıyordum” sözleriyle aktarıyordu.

Mezuniyetinin ardından kısa bir dönem Japonya’da çalışsa da 1964 Yaz Olimpiyat Oyunları hazırlık sürecinde Tokyo’daki evi istimlak edilince, 1965’te okuldan hocası Chie Koike’nin tavsiyesine uyarak gemiye atladığı gibi hayallerine açıldı ve Paris’in yolunu tuttu.

The Godfather 2’de Vito’nun Özgürlük Anıtı’nı ve New York’u ilk defa gördüğü anda yaşadığı veya Yeşilçam filmlerinde kahramanımızın Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden İstanbul’a baktığında yaşadığı büyülenme hissi Tanaka için Notre Dame Katedrali’ni görünce oluşmuştu. Bu iki örmekteki “Yeneceğim seni New York/İstanbul” hissi Kenzo’da bu kadar dramatik bir şekilde oluşmamıştır muhtemelen ancak onun da Paris sahnesine adını kazımak gibi bir hedefi vardı elbette…

‘Freelance’ bir tasarımcı olarak, neredeyse beş parasız, eser miktarda Fransızca’yla atıldığı yolculuğunda kumaşlarını bit pazarlarından alarak bir “yeni” bulmaya çalışıyordu. İçine düştüğü bu çaresizlik durumu da aslında Kenzo’nun tasarım dünyasına adını yazdırmasına neden oldu. Japonya’dan getirdiği ve özenle sakladığı kaliteli kumaşlarla, Paris’in bit pazarlarından, eskicilerinden topladığı ucuz kumaşları bir araya getirmek zorunda kalan Kenzo’nun bu sıkıntısı ikonlaşmış, eklektik tarzının da doğuşuna sebep oldu.

1970’te kendi imzasıyla çıkardığı koleksiyondaki iri çiçek motifleri ve bol kesim tarzı, bir manifaturacıdan aldığı seri sonu ucuz kumaşlardan doğmuştu ancak bir moda koleksiyonunu değerli kılan elbette “malzeme” değil, tasarımcının tasarım dili ve çığır açıcı anlatımı olduğundan Kenzo Takada’nın yükselişi de bu şekilde başlayacaktı.

Zorluklar ve bulunan çözümler noktasına biraz daha değinmek gerekirse karşımıza unutulmaz bir Kenzo hikayesi çıkıyor. Bit pazarında karşılaştığı bir kadın, Galerie Vivienne’de ona ucuza bir yer ayarlayabileceğini söylediğinde heyecanla bu cömert teklifi kabul eden Kenzo, toplamda 200 dolara aldığı kumaşlarla hazırladığı ilk kreasyonunu ile fark yaratacaktı. “Jungle Jap” böyle doğacaktı.

Marci McDonald, Maclean’s dergisinin 8 Ağustos 1977 tarihli sayısında şöyle anlatıyor:
‘Ayırdığı 200 dolar ve altı arkadaşıyla, Montmartre’deki bir ucuzluk dükkanından en çılgın kumaşları satın aldı; çiçek baskıları, ekoseleri ve pötikareleri pastişlerle bir araya getirdi, tuhaf tül dallarını Banana Split’i andıran ayakkabılara yapıştırdı ve bir parti vermeye karar verdi. Dekorasyon için hiç parası kalmayınca, tüm duvarları sürreal bir Tropicana görüntüsüne boyadı ve adına da ‘orman’ dedi -bu isim dükkanının adı için ona, öfkelendirdiği iki Japon meslektaşı tarafından açılan iki davaya ilham verecekti. Avurtları çökük mankenlere parası yetmediği için bir arkadaşı, foto modellik yapan mültecilerden karmaşık bir ekip oluşturdu içlerinden biri, yüzü akne içinde defileye gelmişti ve Kenzo ile arkadaşları çözümü bütün sivilceleri yeşile boyamakta bulmuştu.’

Bir başka tanık da Vogue Fransa’dan Patrick Hourcade… 14 Kasım 1976 tarihli New York Times’a Kenzo’nun hikayesini aktaran ve o gün modellerin makjayını yapan Hourcade, “Çılgıncaydı. Hayal edebileceğinizin sınırındaydı. Kenzo olağanüstü kumaşlar kullanıyordu… Ucuz oyuncak bebeklerin üzerinde gördüğünüz cinsten. Ve aksesuarlar -muz şeklinde yanları uçuşan ayakkabılar. Sürrealdi ve model Apollonia sivilce içinde gelmişti. Tüm aknelerini yeşile boyadık” sözleriyle şok etkisi yaratan defileyi anımsıyordu.

Bir klasik, bir klişe olarak sürekli dile getirilen doğu-batı sentezinin gerçek ve başarılı temsilcilerinden biri aynı zamanda Kenzo Tanada. Sentezcilik ile kalmayıp yol da göstermiş elbette. Yohji Yamamoto ve Issey Miyake gibi tasarımcıların önünü açan Tanaka, rock temalı ancak Japon kültürünün de derin etkilerini barındıran defileleri ile sadeliği ve durgunluğu, eğlence ve renklerle birleştiriyordu.

“İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum.”
Kenzo Takada

2000 yılında Vogue dergisine “İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum” demişti ve aslında bir kalıba sokulamayacak, bir sınırla hapsedilemeyecek bir yaratıcılık alanı vardı. Takada, hakkında konuşanlardan biri de hippi imajı denince akla gelen ve 70’lere damga vuran modellerden biri olan İsveçli Gunilla Lindblad’dı. O günleri hatırlayan ve Kenzo ile çalışmanın farkını anlatan Lindblad, 2015’te şöyle demişti:

Kenzo, modeller için o zamanın en gözde tasarımcılarından biriydi. Herkes Kenzo ile podyuma çıkmak isterdi zira ‘catwalk’ları başlatan Kenzo’ydu. Önceden moda tasarımcılarının şovları çok yapısaldı, verilen numarayı giyerdin… Hazır giyimde bu daha başlamamıştı. Yolu açan Yves Saint Laurent’le Kenzo oldu ama Kenzo daha gençti. Dergilerde çıkan bütün top modelleri ayarlardı, onun şovunda yer almak çok güzeldi o yüzden. Ve sık sık giydiklerinizi size verirdi. Ödemeyi kıyafetle yapardı.”

ABD’li moda yazarı Armand Limmander, Vogue’a yazdığı bir yazısında Takada’nın felsefesini “Kenzo tasarımlarına başladığında mantrası yatıştırıcı bir şekilde çok basitti: Dünya güzeldir” ifadeleriyle aktarıyordu. The Guardian’a demeç veren Vogue’un moda yazarı ve muhabiri Suzy Menkes ise Kenzo’yu “uluslararası stilin amblemi” olarak nitelendirerek “Bana ‘mutlu’ kıyafetler tasarlamak istediğini söylediğini hatırlıyorum. Bu renkli ve kadın bedenini özgürleştiren bir tasarım anlamına geliyordu ve beynelmilel davranışı zamanının çok ötesindeydi” ifadelerini kullandı.

https://www.instagram.com/p/CF7xxJVnFpd/?utm_source=ig_web_copy_link

1999’da son kreasyonunu tasarlayan ve emekliye ayrılan Kenzo Takada, KENZO markasını 1993’te LVMH Louis Vuitton’un da sahibi olan şirkete sattı ve markasına uluslararası bir kimlik kazandırdı.

Parfüm sektörüne de adım atan Kenzo Takada’nın markası; güçlü, enerjik, renkli ve bağımsız kadın imajının altını reklamlarında da çizdi. 2016’da Spike Jonze’un çektiği ve Margaret Qualley’nin performansıyla baş döndürdüğü ödüllü Kenzo World reklamı da bu mirasın ışığında hayat buldu ve ses getirdi.

Paris’teki ilk butiğini açtıktan 50 sene sonra yaşamını yitiren Kenzo Takada’nın ardından Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo da bir paylaşım yaptı ve “Paris, evlatlarından birinin yasını tutuyor” dedi. Vefatına kadar Fransa’nın ve modanın başkentinde yaşamını sürdüren Takada, 1990’da yaşamını yitiren eşi Xavier de Castella ile Paris’te yaşadıkları eve otantik bir çay evi ve sazan balıklarının yüzdüğü bir gölet inşa ettirerek vazgeçemediği Paris’e, Japon kültürünü taşımıştı.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND