Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kelebekler acı çeker mi?

Tırtılın kozasından çıkıp kelebeğe dönüşmesi değişimi en iyi anlatan metafordur. Peki bu süreçte kelebekler acı çeker mi? Bu sorunun cevabını vermek zor. Ancak kesin olan şu ki değişim her zaman konfor alanından uzaklaşmayı göze almayı gerektirir…

Değişim, en büyük korkularımızdan biri. Ama düşünün, tırtıl kozasının yırtıp çıkmazsa nasıl kelebeğe dönüşebilir?

“Kelebekler dönüşümleri sırasında acı çeker mi acaba? Sadece bedenleri değiştiği için belki de hiç acı hissetmezler… Acısız bir değişim? Bir kelebek olabilseydim keşke ben de. Görünüşümü değiştirebilmek için değil ama! Duygularımı, düşüncelerimi, algılayışımı, alışkanlıklarımı hatta tamamen kişiliğimi değiştirebilmek için… Bir gece yastığa başımı koyup ertesi sabah yepyeni bir insan olarak uyanabilsem. Birileri benim için seçimleri yapsa. “Bundan sonra artık senin hayatın şu şekilde olacak.” dese. Verilecek kararların, yapılacak seçimlerin sonuçlarının benim ama sadece benim değil ailemin hayatına da getireceği değişikliklerden korkuyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum. Milyonlarca insan var benim gibi. Statükoyu bırakıp bilinmeyene doğru ufak adımlar atmaya başlayan ve bunun için kendini suçlayan, içi korkuyla dolup geri adım atan milyonlarca insan… Birden kendisine seslenen yöneticisinin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Evet bazı konularda farklı bir yerlerde olmak farklı şeyler yapmayı çok isterdi ama yine de şükretmesi gerektiğini düşündü. Neyine gerekti değişmek? Elindekilerle yetinmesi gerektiğini, yoksa Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabileceğini söylerdi annesi.

Değişimi düşünmek
Küçük ya da büyük değişimleri hemen hepimiz hayal ediyoruz. Çalıştığımız şirketi değiştirmek, mesleğimizi değiştirmek, beslenme alışkanlıklarımızı ya da arkadaş çevremizi değiştirmek… Hatta bazen arabamızı ya da oturduğumuz evi değiştirmek. Bazen de kendimizle ilgili değişiklikleri hayal ediyoruz, hedef koyuyoruz: Daha iyi iletişim kurabildiğimizi, “hayır” demeyi başarabildiğimizi ya da iş/özel hayat dengemizi kurduğumuzu, bazı günlük alışkanlıklarımızı yenilediğimizi düşlüyoruz. Bazı hedefler var ki aslında onlara düş demek gerekiyor çünkü onların gerçekleşmeleri pek kolay değil. Hatta bazı bakış açılarına göre imkansız. Bazı hedefler ise aslında hayal değil tasavvur. “Tasavvur” Öztürkçe’de tek bir kelime ile açıklayamadığım, karşılığını bulamadığım bir fiil. Hayal etme anlamına geliyor ama aynı zamanda amaç, niyet demek. Yani aslında yaratılabilen, gerçekleştirilebilecek aynı zamanda amacınız/hedefiniz haline gelebilen bir hayal. Bir başka deyişle bir potansiyel bir değişim; hayatınızda ya da kendinizde, belki de sevdiklerinizde. İşte bütün bunları düşünürüyoruz ama harekete geçiyor muyuz?

Peki ya siz istiyor musunuz değişimi?
Çevrenizde kaç kişinin hedefine ulaşmak için, aslında çok kolay olmasa da, yaratabileceği değişim/dönüşümler için korkusuzca, bahaneler üretmeden birşeyler yaptığınızı görüyorsunuz? Sizin nasıl bir değişim/dönüşüme ihtiyacınız var? Bunu sağlamak için neler yapıyorsunuz? Yoksa yapmıyor musunuz? Herşey yolundaymış gibi davranıp, o değişimlere ihtiyacınız olduğu halde, bunun farkında değilmiş gibi davranıyorsunuz belki. Eğer neye ihtiyacınız olduğunu biliyor ama harekete geçemiyorsanız yine de bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan bir adım ilerdesiniz demektir. Çünkü çoğu insan daha düşünme aşamasına bile gelmemiştir. Düşünmek, sadece içinden geçirmek bile bazen insanların suçluluk duymasına sebep olur. Çoğu bütün ailelerini, çevrelerini etkileyebilecek değişiklikleri değil yapmaktan düşünmekten bile kaçınırlar. Peki ama neden?

Neden korkuyoruz?
Aslında şöyle bir çevremize baktığımız zaman insanların zihinlerinden geçirdikleri değişimleri yaşayabilmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için yapmaları gerekenin, bazı alışkanlıklarını değiştirmek olduğunu görüyoruz. Örneğin daha sağlıklı bir yaşama ulaşmayı hayal ediyorsanız, onu hedefiniz haline getirip sonra da hedefinizi gerçekleştirmek için beslenme ve spor yapma alışkanlıklarını değiştirmeniz gerekiyor. Ama değişimi gerçekten istemezseniz inanılmaz zor oluyor alışkanlıkları değiştirmek. Çoğu alışkanlıklar sağlam, kırılması neredeyse imkansız zincirler halini alıyor. Bırakın günlük ve uzun süreli alışkanlıklarınızı, bazen evde bir eşyanın yerini değiştirmek bile insanda inanılmaz bir stres yaratabiliyor. Alışkın olduğumuz ortamları, günlük rutinlerimizi hatta aslında hiç sevmediğimiz iş yerimizi değiştirmeyi düşünmek bile bazen göğümüzde ya da tam nefes borumuzda bir ağırlığa sebep oluyor. Aklımızdan geçen fikri kovmak için çeşitli bahaneler üretiyoruz. Neden mi? Korkuyoruz çünkü… İçinde bulunduğumuz, tanıdığımız, bir şekilde yürüyen düzenimizi bozmaktan koruyoruz. Hem de delicesine… Risk almak istemiyoruz…

Korkulardan sıyrılıp ilk adımı atabilmek
Karanlık bir gecede, önümüze ne çıkacağını bilmeden yürümeye benziyor bu. Düşebiliriz, elimizdekileri düşürüp kaybedebiliriz ama en önemlisi kaybolabiliriz. Pek çoğumuz sonunu bilmediğimiz, göremediğimiz herşeyden korkuyoruz. Kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu hatta başarı korkusu hayatımıza nasıl da hakim olmuş durumda! Yersiz bir korku mu? Bazen… Sigarayı tüketmek size zarar veriyorsa artık alışkanlığınızdan vazgeçme zamanınız gelmiştir. Ama siz denemiyorsunuz bile. Sigaranın yokluğunun size neler getireceğini ya da sizden neler götüreceğini bilmiyorsunuz. Bırakmayı başaracaksınız belki ve sağlığınız düzelecek ama ya sizi sigara içmeye güdüleyen zevk alma duygunuz? Birlikte zaman geçirdiğiniz bütün arkadaşlarınız sigara içiyor. Acaba siz o grubun ritmini mi bozacaksınız? Ya da belki sigarayı bırakınca duman altı bu ortam size eskisi kadar cazip gelmeyecek? Belki de deneyecek ama başarısız olup tekrar başlayacaksınız. Çevrenizdekiler nasıl da dalga geçerler sizinle? “Başından belliydi bırakamayacağın. Boşuna acı çektin!” sözlerini duyarsınız heryerden. Kendinizi kötü hissedersiniz. Ama denemezseniz hep bir umut kalır içinizde, öyle değil mi? Kesinlikle! Öyleyse hiç denemeyin sigarayı bırakmayı, nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz, öyle değil mi? Çoğu insanın zihninde yaşadığı savaş işte bu şekilde ilerler. Hem başarmaktan ve alışkanlıklarımızı değiştirmekten korkarız hem de değiştiremeyip başarısız olmaktan. Aslında değişimi hedeflemek ya da hedefe ulaşmak için değişmeye karar vermek çok çetin bir mücadelenin başlangıcı çünkü bizlerin hayatında var olan düzeni başka bir deyişle “konfor alanı”mızı genişletmeye ya da onun dışına çıkmaya itiyor bizi. Bazısları mücadeleyi, risk almayı, macerayı çok seviyor… Ya diğerleri?

Konfor alanımız aslında kafesimiz mi?
Çoğumuz tanıdık ortamlarda, öngörülebilir davranış kalıplarıyla çevrili olduğumuzda kendimizi güvende hissediyoruz. Stres yaşamadan, alışkanlıklarımızla geliştirdiğimiz bu görünmez alana konfor alanı adını veriyoruz. Bizi tehdit eden değişimlerin olmadığı rahat bir ortamdan bahsediyoruz. İçimizde büyüyen husursuzlukları susturup, korkularımızın farkına varmadan yaşayıp gittiğimiz o alan. Rahatımızı bozmamak için o alanın dışına çıkmamaya özen gösteriyoruz. Hatta sınırlara yaklaştığımız an bile heyecan ve stres yaşıyoruz. Kaybedebileceklerimizin çok olduğunuz düşündüğümüz zaman yerimizden kıpırdamak, risk almak istemiyoruz. Bazen de bir adım atıyor ama ilk denemede yürümezse arkamızı dönüp güvenli alanımıza koşuyoruz. Chicago Üniversitesi’nden Mihaly Csikzentmihaly, çalışma ve araştırmalarını topladığı Akış (Flow:The Psychology of Optimal Experience) adlı kitabında en başarılı olanların sürekli konfor alanlarının sınırlarını zorlayarak dışına çıkanlar olduğunun altını çiziyor. Csikzentmihaly, ilk denemelerinde aldıkları sonuçları görünce geri adım atmayan bu kişilerin, yeni alanlarında ilk başta rahatsızlık ve acı hisleri duyduklarını, yüksek performans seviyesine alıştıklarında ise en sonunda acının yerini rahatlama ve güven hissi alana kadar dayandıklarını ifade ediyor.

Gelişmek için değişmek gerekir…
Çok sevdiğim bir söz var: Dün yaptıklarınızın aynısını yaptığınız sürece yarın bugünden farklı olmaz. Alışkanlıklarınızın sizi yönetmesine izin vermeyin. Aldous Huxley’in dediği gibi:”Dünyayı değiştirmek istedim ama sonunda farkettim ki değiştirebildiğim tek şey kendimdim.” Değişmenin kolay olmadığını ben de biliyorum. Hem de hiç kolay değil. Ama unutmayın ki gelişmek için değişmek gerekir. Gerçekten kelebekler dönüşümleri sırasında acı çeker mi acaba?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND