Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kaygılıyım… O halde varım!

Kaygı, modern insan için bir yaşam belirtisi halini almış durumda. Hatta öyle ki kaygılarımız bile başlı başına bir kaygı kaynağı… Oysa, insanın kendine şu basit soruyu sorması gerekmektedir: Eğer kaygı dolu düşünceleri sürdürürsem gerçekten de bu düşünceler kaygımı ortadan kaldırmamı sağlayacak mı?

papança, kaygılarımızdan kurtulmanın yolları, kaygı

Kaygı, modern insan için bir yaşam belirtisi halini almış durumda. Hatta öyle ki kaygılarımız bile başlı başına bir kaygı kaynağı… Oysa, insanın kendine şu basit soruyu sorması gerekmektedir: Eğer kaygı dolu düşünceleri sürdürürsem gerçekten de bu düşünceler kaygımı ortadan kaldırmamı sağlayacak mı?

Kaygıyı Sonlandırmak için Kaygılanmak

Benim için hayatı dolu dolu yaşamanın tek anlamlı yolu bir diğer insanın kâlbine, onu iyi yönde dönüştürebilecek ve ilham ile doldurabilecek şekilde dokunabilmek. Elbette ki her kâlp kendine dokunulmayı istemez.

Eğer bu yolda kendime bir hayat amacı edinmeye karar verseydim bu amaç insanlara, deneyimledikleri zihin hallerini deneyimlemeye mecbur olmadıklarını anlatabilmenin bir yolunu bulmak olurdu. Elbette bunu öğrencilerimin bir bölümüne öğretebiliyorum ama bunu tüm öğrencilerime, tüm insanlara anlatabilmenin ortak bir yolunu keşfedebilmeyi çok isterdim.

İnsan zihni tam anlamıyla şekil alabilen bir özden oluşur. Bunca yıllık gözlemlerime, kendi ustalarımdan öğrendiklerime ve kadim metinlerden anladıklarıma dayanarak beynin bilinci değil bilincin beyni yönettiğini ve deneyimlediğimiz her şeyin kesintisiz akış ve değişim halindeki bir zihnin ürünü olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle de zihin şekil alabilen bir özden oluşmaktadır. Şekil alabildiği için de zihnin deneyimlediği her hâl değiştirilebilir ve zihin hiçbir şekilde deneyimlemeye zorlandığı zihin halini deneyimlemek zorunda değildir.

Bunu başarabilmek ve zihinsel hallerimizi özgürleştirebilmek için ilk olarak hissettiğimizi hissetmek zorunda olmadığımızı anlayabilmeliyiz. Hissettiğimizi hissetmek için belli bir düşüncenin sürekli olarak bu zihin halini orada tutması gerekmektedir. Kaygının var olmasını sağlayan en büyük güç, kaygılanmama kaygısıdır. Kaygılı insan, eğer kaygılanmazsa kendini kaygılanacak bir durumda bulacağını zanneder. Bu sebeple de “kaygıyı sonlandırmak için kaygılanmak” diyebileceğimiz bir kısır döngüye yakalanır. Bu kısır döngü hatalı düşüncelerle beslenir ve sürdürülür. Eğer hatalı düşünceler varsa kaygı vardır, hatalı düşünceler yoksa kaygı yoktur.

İnsanın kendine şu basit soruyu sorması gerekmektedir: Eğer kaygı dolu düşünceleri sürdürürsem gerçekten de bu düşünceler kaygımı ortadan kaldırmamı sağlayacak mı?

Bu noktada yapılacak gerçekçi bir gözlem bize, kaygı dolu düşüncelerin zannettiğimiz gibi kaygılandığımız durumun çözümüne bir katkı sağlamayacağını kanıtlayacaktır. Ayrıca o an hissettiğimiz stresin ortadan kalkmasını da sağlamadığı gibi tersine stresin şiddetini artırmaktadır. Yanlış anlamalarımız nedeniyle “eğer kaygılanmazsak kaygılanacağımız bir duruma düşeceğimize” inanmaktayızdır. Bu durumun bize anlattığı gerçek şudur: kaygı dolu düşünceleri bırakmak sorunun çözümüne OLUMSUZ bir katkıda bulunmayacaktır. Bu, ilk önemli anlayıştır. Eğer kaygı dolu düşünceleri bırakmanın bize zarar vermeyeceğini anlayabilirsek o zaman kaygı dolu düşünceleri sürdürmek yükünü sırtımızdan atabiliriz. Kaygı verici bir ihtimalin kendisinden çok daha zararlı olan tek şey kaygılanmazsak kendimizi kaygı verici bir durumda bulacağımız yanılgısıdır. Aynı şekilde kaygılanmamıza sebep olan durum bir İHTİMAL, dolayısıyla HAYALİ olmasına karşın kaygılanmamız gerektiğine inandığımız için hissettiğimiz stres GERÇEKTİR.

Peki kaygı verici bir olasılık karşısında, örneğin “Ya gelecekte hasta olursam?”, “Ya gelecekte parasız ve sersefil bir hayat yaşarsam?”, “Ya gelecekte tek başıma yaşlanır ve ölürsem?”, “Ya patronum beni işten çıkarırsa?” tarzı bir düşünce karşısında düşünmemeli miyim? Hayır, düşünmeliyiz. Sadece kaygı yaratacak düşünceleri kullanarak düşünmemeliyiz. Bunun için kaygılanmanın duruma olumlu bir katkı sağlamadığını sadece olumsuz katkı sağladığını anlamalıyız. Durumun çözümü için gerekli olan düşünme biçimi analitik, gözlemci düşünme biçimidir.

Kısacası iki tür düşünce ile düşünebiliriz:

Bunlardan ilki Budhist felsefede PAPANÇA olarak adlandırılan ve eldeki yetersiz verilerle varsayıma dayalı, vesveseli düşünme biçimidir. Burada bizi mutsuz eden düşünme biçimi budur. İkinci düşünme biçimi ise eldeki verilerin doğru değerlendirildiği, yapabileceklerimiz ile yapamayacaklarımızın net bir şekilde belirlenmesini takiben, yapabileceklerimizi yaptığımız, yapamayacaklarımız için hasara hazırlandığımız ya da kabullenmeyi kabul ettiğimiz bir düşünme biçimidir.

Özetlemek gerekirse, hissetmek ZORUNDA OLDUĞUMUZ olumsuz zihin halleri yoktur; yanlış anlamalarımız sebebiyle koruyup sürdürdüğümüz ve bu sebeple olumsuz zihin hallerine yakalandığımız KUSURLU DÜŞÜNCELERİMİZ vardır. Zihin son derece yoğurulabilir ve şekil alabilir bir malzeme olduğu için tercih ettiğimiz düşüncelere uygun tepkileri verecektir.

İşte bu sebeple zihnin ve kalbin üç yüce güçle, yani farkındalık, konsantrasyon ve bilgelikle eğitilmesi gerekir.

Konu üzerinde yazılacak çok şey olduğu ortadadır. Açıklanması gereken, çalışılması gereken çok şey olduğu da ortadadır. Bununla birlikte bunların bir sosyal medya ortamında derinlemesine incelenemeyeceği de gün gibi ortadadır. Yine de umarım ki sabırla okuduğunuz bu yazı size doğru düşünme biçimi yoluyla neşeli ve huzurlu bir zihin hali geliştirmek için ilham vermeyi başarır.

Dostluk duygularımla 

Yazar: Mustafa Yücelgen

Kaynak: www.kalpyolu.org

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND