Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kariyerinizin başlarında bu hatalara dikkat!

İstekli ve hırslı olduğumuz kadar acemi ve deneyimsiz olduğumuz dönem işe ilk girdiğimiz dönemlerdir. Tecrübe edinene kadar yapılan ilk basamak hataları uzun vadeli ve geri dönülmez sonuçlar sonuçlar doğurabilir. Peki bu temel yanlışlar neler? İşte kariyerin başlarında düşülen o çukurlar…

kişisel gelişim

İstekli ve hırslı olduğumuz kadar acemi ve deneyimsiz olduğumuz dönem işe ilk girdiğimiz dönemlerdir. Tecrübe edinene kadar yapılan ilk basamak hataları uzun vadeli ve geri dönülmez sonuçlar sonuçlar doğurabilir. Peki bu temel yanlışlar neler? İşte kariyerin başlarında düşülen o çukurlar…

Kariyerin başlarında yapılan 5 stratejik hata 

1- Karaktere uygun olmayan meslek seçimi:

Kişiye uygun meslek seçimi, hem bireysel mutluluk, hem de kurumsal verimlilik anlamında çok önemli. Aslında meslek seçiminin geçmişi, üniversite bölüm seçimine kadar dayanabiliyor. Maalesef, ülkemizde meslek seçiminde iyi bir yönledirme olmadığından, çoğu kişinin sevdiği işi yapmadığını görmek mümkün. Sınava girecek gençlere, hangi mesleği seçmek istiyorsun diye sorduğumda, çoğu zaman ‘puan gelsin bakarız’ cevabını alıyorum . Bu, tek başına durumu ifade etmeye yetiyor sanırım.

Üniversite bittikten sonra da bu durum devam edebiliyor. Bir çok kişi, okuldan mezun olduktan kariyer odaklı değil, iş veya şirket odaklı seçimler yapıyor. Yahut o kadar çok başvuru yapıyor ki, artık gelişigüzel her yere başvuracak ve kabul edildiği ilk yere girecek duruma gelebiliyor.

Eğer kendinizi doğru yönde hissetmiyorsanız, hiç bir zaman geç değil. Her zaman istediğiniz bir alana yönelebilirsiniz. Zor olan geçiş yapmak değil, ne istediğini bilmektir.

Kariyerin başlarında ideal seçimi yapmak zor. Ben de üniversitede fizik okumuş sonradan bölüm değiştirmiş ve iş hayatında da sevdiğim alana sonra geçiş yapmış biriyim. O yüzden, hatalı seçimler için kimsenin kendini kötü hissetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Durum her ne olursa olsun, kariyerin başlarında yapılan hatalı seçimler ve memnuniyetsizlikler tolere edilebilir. Ancak, ilk 1-2 yıl içinde, kişinin gerçekten hangi meslekte başarılı olacağına karar verip o alana yönelmesi kritik.

 Kendinizi iyi hissedeceğiniz, severek çalışacağınız alanı bulun ve ona geçmek için herşeyi yapın. Değişim fazla mı cesaret gerektiriyor? İşi severek yapmanın da bir bedeli var ne yazık ki.. Önce ne istediğinize karar verin, sonra gerisi gelecektir.

2-Kısa vadeli düşünmek:

İş hayatına yeni başlayan kişilerde gözlemlediğim diğer bir husus, orta ve uzun vadeli bir kariyer planına sahip olmamaları. Genelde, iş ile kariyer birbirine karıştırılan kavramlar. Kariyer, birbiriyle bağlantılı bir çok işten oluşan, işe göre daha uzun süreli bir fırsatlar bütünüdür. Bir başka anlatımla;

İş, uzun bir yolculukta uğradığınız duraklarsa, kariyer yolculuğun tamamıdır. (GY)

Uzun vadeli mutluluk için, kişinin, hangi rotada ilerlemek istediğini ve yolculuk için yanına neler alması gerektiğini belirlemesi gerekiyor. Kısa vadeli olarak hareket etmek, nereye doğru ilerlediğini şansa bırakmak olur. Bu da, zaman içinde istenmeyen yere doğru gitmeye sebep olabilir.

Kariyer, sadece yapılan iş değil, sahip oldunan tüm donanım ve networkü de içine alır. Bu yüzden kariyer hedefini oluştururken tüm elementleri dikkate alarak, bütüncül bir yaklaşım geliştirildiğinden emin olmak gerek.

 Gitmek istediğiniz yolu çizin. Buraya ulaşmanız için gerekli herşeyi hedefleyin (eğitim, sertifka, network, teknik yeterlilik vb.). Hedefinizi yazılı hale getirin. Uzun vadeli düşünün, orta vadeli planlar yapın, kısa vadeli aksiyonlar alın.

3-Basamakları hemen tırmanma arzusu:

Mesleğinde yükselmek istemek, terfi almak, daha iyi pozisyonlara gelmek herkesin istediği şeyler. Ancak, bu yükselmelerin de belirli olgunluk ve uzmanlık seviyelerilerine ulaştıkça gerçekleşiyor olmasına dikkat etmek gerek. Günümüzde, işe yeni başlayanlar, herşeyi hemen elde etmek; bulundukları pozisyonda yeterli deneyim kazanmadan bir üst pozisyona zıplamak istiyor. Bu, aslında gösterdikleri cesaret ve sorumluluk alma istekleri anlamında güzel. Ancak, istediklerini alamadıklarında ise demoralize olmaları açısından kötü.

Şirketlerin İK departmanları, hem yükselme taleplerini sınırlı tutmak, hem de çalışanları mutsuz etmemek için ara kademeler oluşturma yolunu tercih ediyor.

Yükselmeyi istemek ve bunun için çalışmak oldukça normal belki, ama bunun bir an önce olması, bazı şeyleri kaçırmaya neden olabilir. Bu bana, Adam Sandler’ın Clickfilmini hatırlatıyor. Hoşumuza gitmese de bazen sindirerek ilerlemek daha iyidir. Hızlı ilerlemek aynı zamanda, uzmanlaşmayı baltalayabilir.

Bir üst pozisyona yükselmek, sadece, zeka ve performans gerektirmeyip, aynı zamanda pozisyonun gerektirdiği sorumluluğu taşımayı da gerektirir. Bu da, stres yönetimi, bütçe yönetimi, ekip yönetimi, vaka tecrübesi vb. donanımları bulundurmayı gerektiriyor.

Zaman, terfi için yegane şart değil elbette, önemli olan zamanın nasıl kullanıldığı. Gerçekten bir üst pozisyonun gerektirdiklerini taşıyan birini sırf zaman için bekletmek de günümüz iş dinamizmine aykırı. Ancak, çoğu şirketin terfi politikası henüz bu kadar esnek bir tarzı yönetebilecek durumda değil maalesef.

 Bir üst pozisyonun unvanını almaya değil, kariyer yolunda emin adımlarda ilerlemeye odaklanın. Uzmanlaşma ve network geliştirme konusunda derinleşin. Bir üst pozisyonun sorumluluk bilinciyle hareket edin. Pozisyonlar kendiliğinden gelecektir.

4-Öğrenme isteğinin zayıflaması:

Çoğumuz uzun yıllar okullarda kalıyoruz. Buralarda geçirilen sürenin çoğu, bilinçli olarak, kendini gelecekteki durumlara karşı yetiştirmek amaçlı değil, mecburi bir yolculuğun içinde ilerlemek şeklinde oluyor. Bu da, bir amaç için öğrenme düşüncesini öldüren bir durum.

Okulda, öğrendiklerimizden; iş hayatında, yaptıklarımızdan sınav oluruz.(GY)

Üniversitenin son yılında hemen okulu bitirip iş hayatına atılmak için bir istek duyulur. Bu gayet normal, ancak, işe başlandığında öğrenme yolculuğunun biteceğini sanmak büyük bir hata olur. Çünkü asıl öğrenme iş hayatı ile birlikte başlar. Okulda, sadece eğitim almak belki yeterli iken, iş hayatında öğrenmek yeterli olmayıp, bunları uygulamak da gerekiyor.

İnsan herşeyin fazlasından bıkar, bilgi hariç. (GY)

İş hayatında gözüme çarpan şeylerden biri de öğrenmeye karşı duyulan isteksizlik. Aslında, bilgili olmayı sevmeyen yok, fakat, bilgi edinmek için efor harcamak bazen zor geliyor. Genelde öğrenmekten çok, uygulamayı seviyoruz. Öğrenmeden iş yapıldığında da takdir edersiniz ki yeterli etkinliğe ulaşmak güç olabiliyor.

Uzun vadeli kariyer hayatında istenen başarıyı elde etmenin yolu sürekli öğrenmekten geçiyor. Yeterince öğrendiğini düşünen ve araştırma isteği zayıflamış birinin, yerinde saydığını görmek zor olmaz sanırım. Devamlı araştıran, kendisine anlatılanla yetinmeyen, çok soru soran, istekli biri her zaman bir adım önde olacaktır.

 Sevdiğiniz alanı bulun ve onunla ilgili herşeyi öğrenin. Bir veya bir kaç konuda uzman olun, etrafındaki diğer konularda bilgi sahibi olun. En kalıcı bilgiler, öğretirken elde edilenlerdir. Öğretmek için öğrenin.

5-Sıradanlaşmak:

Çok güzel üniversitelerin, çok güzel bölümlerinden mezun olmuş, oldukça kaliteli kişiler çalışma hayatına atılıyor. Ancak ne oluyorsa, bir süre sonra bu kişilerin, kendini geliştirmeyi bıraktıklarını, etrafındaki örneklere benzer vasat bir hal aldıklarını görmek mümkün olabiliyor.

Bu, biraz da sosyoloji ve şirket kültürü ile ilgili de bir konu. Çalışanların, aynı ortamdaki, aynı seviyedeki diğer çalışanların ortalamasına göre kendilerini ayarladıklarını söylemek mümkün. Bu süreç kendiliğinden ve zamana yayılmış bir şekilde geliştiğinden, bu durumun içindeki kişiler tarafından farkedilmesi oldukça güç.

Diğer bir durum, kişilerin farklılaşmak için pek de bir şey yapmıyor olmaları. Performans değerlendirmesinde en yüksek notları bekleyen kişilerin, aslında üretkenlik olarak ortalamanın pek de üstünde olmadığını görmek mümkün olabiliyor.

Ancak, yüksek motivasyonlu ve işine tutkuyla bağlı kişiler gerçekten fark yaratabilir. (GY)

Kişiler bazen aralarındaki etkileşim nedeniyle birbirlerinin motivasyonunu da olumsuz etkileyebiliyor. Bu durum, işteki verimin ve bireysel olarak işten alınan hazzın azalmasına neden oluyor. Takdir beklentisine odaklı dışsal motivasyon ihtiyacı, karşılanmadığında, işten soğumaya neden olabiliyor. Ta ki, kişi içsel olarak kendi motivasyonunu sağlamadıkça.

 Dış motivasyonu bir gereklilik değil, artı bir unsur olarak görün. Motivasyonunuzu düşüren kişilerden uzaklaşın. Size verilen görevi, üzerine kendinizden bir şeyler koyarak nasıl yapacağınızı düşünün.

________________

Burada üzerinde durduğum hatalar sadece çalışanların sorumluluk alanında değil elbette. Şirketlerin ve devletin de bu konularda atması gereken adımlar olduğu bir gerçek. Ancak, çalışanlar olarak, herkes kendi kariyerinden sorumlu olduğundan, başkalarının aksiyon almasını beklemeden harekete geçmek gerekiyor.

Bana göre nihai amaç, bireyin mutluluğudur. Bu açıdan kariyer, amaç değil, sadece bir araç olabilir. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND