Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kariyerinizin başlarında bu hatalara dikkat!

İstekli ve hırslı olduğumuz kadar acemi ve deneyimsiz olduğumuz dönem işe ilk girdiğimiz dönemlerdir. Tecrübe edinene kadar yapılan ilk basamak hataları uzun vadeli ve geri dönülmez sonuçlar sonuçlar doğurabilir. Peki bu temel yanlışlar neler? İşte kariyerin başlarında düşülen o çukurlar…

kişisel gelişim

İstekli ve hırslı olduğumuz kadar acemi ve deneyimsiz olduğumuz dönem işe ilk girdiğimiz dönemlerdir. Tecrübe edinene kadar yapılan ilk basamak hataları uzun vadeli ve geri dönülmez sonuçlar sonuçlar doğurabilir. Peki bu temel yanlışlar neler? İşte kariyerin başlarında düşülen o çukurlar…

Kariyerin başlarında yapılan 5 stratejik hata 

1- Karaktere uygun olmayan meslek seçimi:

Kişiye uygun meslek seçimi, hem bireysel mutluluk, hem de kurumsal verimlilik anlamında çok önemli. Aslında meslek seçiminin geçmişi, üniversite bölüm seçimine kadar dayanabiliyor. Maalesef, ülkemizde meslek seçiminde iyi bir yönledirme olmadığından, çoğu kişinin sevdiği işi yapmadığını görmek mümkün. Sınava girecek gençlere, hangi mesleği seçmek istiyorsun diye sorduğumda, çoğu zaman ‘puan gelsin bakarız’ cevabını alıyorum . Bu, tek başına durumu ifade etmeye yetiyor sanırım.

Üniversite bittikten sonra da bu durum devam edebiliyor. Bir çok kişi, okuldan mezun olduktan kariyer odaklı değil, iş veya şirket odaklı seçimler yapıyor. Yahut o kadar çok başvuru yapıyor ki, artık gelişigüzel her yere başvuracak ve kabul edildiği ilk yere girecek duruma gelebiliyor.

Eğer kendinizi doğru yönde hissetmiyorsanız, hiç bir zaman geç değil. Her zaman istediğiniz bir alana yönelebilirsiniz. Zor olan geçiş yapmak değil, ne istediğini bilmektir.

Kariyerin başlarında ideal seçimi yapmak zor. Ben de üniversitede fizik okumuş sonradan bölüm değiştirmiş ve iş hayatında da sevdiğim alana sonra geçiş yapmış biriyim. O yüzden, hatalı seçimler için kimsenin kendini kötü hissetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Durum her ne olursa olsun, kariyerin başlarında yapılan hatalı seçimler ve memnuniyetsizlikler tolere edilebilir. Ancak, ilk 1-2 yıl içinde, kişinin gerçekten hangi meslekte başarılı olacağına karar verip o alana yönelmesi kritik.

 Kendinizi iyi hissedeceğiniz, severek çalışacağınız alanı bulun ve ona geçmek için herşeyi yapın. Değişim fazla mı cesaret gerektiriyor? İşi severek yapmanın da bir bedeli var ne yazık ki.. Önce ne istediğinize karar verin, sonra gerisi gelecektir.

2-Kısa vadeli düşünmek:

İş hayatına yeni başlayan kişilerde gözlemlediğim diğer bir husus, orta ve uzun vadeli bir kariyer planına sahip olmamaları. Genelde, iş ile kariyer birbirine karıştırılan kavramlar. Kariyer, birbiriyle bağlantılı bir çok işten oluşan, işe göre daha uzun süreli bir fırsatlar bütünüdür. Bir başka anlatımla;

İş, uzun bir yolculukta uğradığınız duraklarsa, kariyer yolculuğun tamamıdır. (GY)

Uzun vadeli mutluluk için, kişinin, hangi rotada ilerlemek istediğini ve yolculuk için yanına neler alması gerektiğini belirlemesi gerekiyor. Kısa vadeli olarak hareket etmek, nereye doğru ilerlediğini şansa bırakmak olur. Bu da, zaman içinde istenmeyen yere doğru gitmeye sebep olabilir.

Kariyer, sadece yapılan iş değil, sahip oldunan tüm donanım ve networkü de içine alır. Bu yüzden kariyer hedefini oluştururken tüm elementleri dikkate alarak, bütüncül bir yaklaşım geliştirildiğinden emin olmak gerek.

 Gitmek istediğiniz yolu çizin. Buraya ulaşmanız için gerekli herşeyi hedefleyin (eğitim, sertifka, network, teknik yeterlilik vb.). Hedefinizi yazılı hale getirin. Uzun vadeli düşünün, orta vadeli planlar yapın, kısa vadeli aksiyonlar alın.

3-Basamakları hemen tırmanma arzusu:

Mesleğinde yükselmek istemek, terfi almak, daha iyi pozisyonlara gelmek herkesin istediği şeyler. Ancak, bu yükselmelerin de belirli olgunluk ve uzmanlık seviyelerilerine ulaştıkça gerçekleşiyor olmasına dikkat etmek gerek. Günümüzde, işe yeni başlayanlar, herşeyi hemen elde etmek; bulundukları pozisyonda yeterli deneyim kazanmadan bir üst pozisyona zıplamak istiyor. Bu, aslında gösterdikleri cesaret ve sorumluluk alma istekleri anlamında güzel. Ancak, istediklerini alamadıklarında ise demoralize olmaları açısından kötü.

Şirketlerin İK departmanları, hem yükselme taleplerini sınırlı tutmak, hem de çalışanları mutsuz etmemek için ara kademeler oluşturma yolunu tercih ediyor.

Yükselmeyi istemek ve bunun için çalışmak oldukça normal belki, ama bunun bir an önce olması, bazı şeyleri kaçırmaya neden olabilir. Bu bana, Adam Sandler’ın Clickfilmini hatırlatıyor. Hoşumuza gitmese de bazen sindirerek ilerlemek daha iyidir. Hızlı ilerlemek aynı zamanda, uzmanlaşmayı baltalayabilir.

Bir üst pozisyona yükselmek, sadece, zeka ve performans gerektirmeyip, aynı zamanda pozisyonun gerektirdiği sorumluluğu taşımayı da gerektirir. Bu da, stres yönetimi, bütçe yönetimi, ekip yönetimi, vaka tecrübesi vb. donanımları bulundurmayı gerektiriyor.

Zaman, terfi için yegane şart değil elbette, önemli olan zamanın nasıl kullanıldığı. Gerçekten bir üst pozisyonun gerektirdiklerini taşıyan birini sırf zaman için bekletmek de günümüz iş dinamizmine aykırı. Ancak, çoğu şirketin terfi politikası henüz bu kadar esnek bir tarzı yönetebilecek durumda değil maalesef.

 Bir üst pozisyonun unvanını almaya değil, kariyer yolunda emin adımlarda ilerlemeye odaklanın. Uzmanlaşma ve network geliştirme konusunda derinleşin. Bir üst pozisyonun sorumluluk bilinciyle hareket edin. Pozisyonlar kendiliğinden gelecektir.

4-Öğrenme isteğinin zayıflaması:

Çoğumuz uzun yıllar okullarda kalıyoruz. Buralarda geçirilen sürenin çoğu, bilinçli olarak, kendini gelecekteki durumlara karşı yetiştirmek amaçlı değil, mecburi bir yolculuğun içinde ilerlemek şeklinde oluyor. Bu da, bir amaç için öğrenme düşüncesini öldüren bir durum.

Okulda, öğrendiklerimizden; iş hayatında, yaptıklarımızdan sınav oluruz.(GY)

Üniversitenin son yılında hemen okulu bitirip iş hayatına atılmak için bir istek duyulur. Bu gayet normal, ancak, işe başlandığında öğrenme yolculuğunun biteceğini sanmak büyük bir hata olur. Çünkü asıl öğrenme iş hayatı ile birlikte başlar. Okulda, sadece eğitim almak belki yeterli iken, iş hayatında öğrenmek yeterli olmayıp, bunları uygulamak da gerekiyor.

İnsan herşeyin fazlasından bıkar, bilgi hariç. (GY)

İş hayatında gözüme çarpan şeylerden biri de öğrenmeye karşı duyulan isteksizlik. Aslında, bilgili olmayı sevmeyen yok, fakat, bilgi edinmek için efor harcamak bazen zor geliyor. Genelde öğrenmekten çok, uygulamayı seviyoruz. Öğrenmeden iş yapıldığında da takdir edersiniz ki yeterli etkinliğe ulaşmak güç olabiliyor.

Uzun vadeli kariyer hayatında istenen başarıyı elde etmenin yolu sürekli öğrenmekten geçiyor. Yeterince öğrendiğini düşünen ve araştırma isteği zayıflamış birinin, yerinde saydığını görmek zor olmaz sanırım. Devamlı araştıran, kendisine anlatılanla yetinmeyen, çok soru soran, istekli biri her zaman bir adım önde olacaktır.

 Sevdiğiniz alanı bulun ve onunla ilgili herşeyi öğrenin. Bir veya bir kaç konuda uzman olun, etrafındaki diğer konularda bilgi sahibi olun. En kalıcı bilgiler, öğretirken elde edilenlerdir. Öğretmek için öğrenin.

5-Sıradanlaşmak:

Çok güzel üniversitelerin, çok güzel bölümlerinden mezun olmuş, oldukça kaliteli kişiler çalışma hayatına atılıyor. Ancak ne oluyorsa, bir süre sonra bu kişilerin, kendini geliştirmeyi bıraktıklarını, etrafındaki örneklere benzer vasat bir hal aldıklarını görmek mümkün olabiliyor.

Bu, biraz da sosyoloji ve şirket kültürü ile ilgili de bir konu. Çalışanların, aynı ortamdaki, aynı seviyedeki diğer çalışanların ortalamasına göre kendilerini ayarladıklarını söylemek mümkün. Bu süreç kendiliğinden ve zamana yayılmış bir şekilde geliştiğinden, bu durumun içindeki kişiler tarafından farkedilmesi oldukça güç.

Diğer bir durum, kişilerin farklılaşmak için pek de bir şey yapmıyor olmaları. Performans değerlendirmesinde en yüksek notları bekleyen kişilerin, aslında üretkenlik olarak ortalamanın pek de üstünde olmadığını görmek mümkün olabiliyor.

Ancak, yüksek motivasyonlu ve işine tutkuyla bağlı kişiler gerçekten fark yaratabilir. (GY)

Kişiler bazen aralarındaki etkileşim nedeniyle birbirlerinin motivasyonunu da olumsuz etkileyebiliyor. Bu durum, işteki verimin ve bireysel olarak işten alınan hazzın azalmasına neden oluyor. Takdir beklentisine odaklı dışsal motivasyon ihtiyacı, karşılanmadığında, işten soğumaya neden olabiliyor. Ta ki, kişi içsel olarak kendi motivasyonunu sağlamadıkça.

 Dış motivasyonu bir gereklilik değil, artı bir unsur olarak görün. Motivasyonunuzu düşüren kişilerden uzaklaşın. Size verilen görevi, üzerine kendinizden bir şeyler koyarak nasıl yapacağınızı düşünün.

________________

Burada üzerinde durduğum hatalar sadece çalışanların sorumluluk alanında değil elbette. Şirketlerin ve devletin de bu konularda atması gereken adımlar olduğu bir gerçek. Ancak, çalışanlar olarak, herkes kendi kariyerinden sorumlu olduğundan, başkalarının aksiyon almasını beklemeden harekete geçmek gerekiyor.

Bana göre nihai amaç, bireyin mutluluğudur. Bu açıdan kariyer, amaç değil, sadece bir araç olabilir. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND