Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kariyerini sabote etme…!

Sık sık özür diliyor, ”yani” gibi anlamsız kelimeler kullanıyorsanız, ellerinizi masa altında saklıyor, yükselmekten korkuyorsanız kariyerinizi sabote ediyorsunuz demektir. Bunlardan bir an önce vazgeçin. Kendi lider rolünüzü üstlenmenin vakti geldi.

Kaynak: Milliyet
Özgür Gözler/ Pınar Çelik

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Azize Ergeneli, bankacılık sektöründe ilk kademe yöneticisi 150 kişiye kadınların iş hayatında yükselmeleriyle ilgili 34 soru sordu. Ortaya çıkan sonuç: Erkekler, kadın yöneticilere daha olumlu bakıyor.

Ergeneli”nin ”Bankacılık sektöründe cam tavan” araştırmasında, erkek yöneticilerin 34 ifade içinde 33 ifadede kadın yöneticilerden daha olumlu bir tutum içinde olduğu saptandı. Bu ifadelerden 15”i kadınların üst düzey yönetici olmalarına ilişkin ifadeleri oluşturuyordu.

Peki ama kadınlar ”yükselme” konusunda neden daha olumsuz bir tutum içinde. Pek çok açıklaması olabilir: İş hayatında daha fazla zorlukla karşılaşmak, rakip görülen bir başka kadın yerine erkek otoritesini kabul etmek, ”evinin kadını olma” kimliğini üzerinden atamamak…

Küçük kız olmayı bırakın

ABD”li Psikolog Lois P. Frankel de ”Neden?” diye soruyor. Bulduğu yanıtlar yukarıdaki gerekçelerden pek de farklı değil. Ama o ısrarla kadınlara ”küçük bir kız olmayı bırakın” diyor. Çünkü, “Hayat bize nasıl davranırsa davransın, sonuçta buna nasıl cevap vereceğimizi seçme ikileminde kalırız. Burada bizim kontrolümüz var.”

Frankel, binlerce profesyonelle yaptığı görüşmelerden çıkarttığı sonuçları ”İyi kızlar köşe ofisleri alamaz: Kadınların kendi kariyerlerini sabote etmek için yaptıkları 101 bilinçsiz hata” kitabında toplarken, ”köşe ofisleri” kapmak isteyen kadınları şu hataları yapmamaları için uyarıyor:

Oyunu yanlış oynamak: Bu bir oyun değilmiş gibi davranmak ve sınırlar içinde oynamak, başkalarının işini yapmak, aralıksız çalışmak, istediklerinizin size verilmesini beklemek, ofis politikalarından uzak durmak.

Yanlış davranışlar: Karar vermeden herkesin görüşünü almak, sevilmeye ihtiyaç duymak, aptalca olduğu korkusuyla soru sormamak, erkek gibi davranmak, kişisel bilgiyi paylaşmak, paranın önemini inkâr etmek, flört etmek, ofisi oturma odası gibi dekore etmek.

Yanlış düşünceler: Tüm sorumluluğu almak, otorite olan erkekleri baba figürü gibi görmek, özel hayatınızın yerine işinizi koymak, insanların zamanınızı harcamasına izin vermek, kariyer amaçlarınızı zamansız terk etmek.

Kendini markalaştıramama: İşinizi ve ünvanınızı küçümsemek, sadece adınızı ya da lakabınızı kullanmak, fark edilmeyi beklemek, yüksek profilli atamaları reddetmek, mütevazı olmak, fikirlerinizinden vazgeçmek, görünmez olmak.

Yanlış ifadeler: Raporları soru gibi beyan etmek, izin istemek, özür dilemek, küçümseyici kelimeler kullanmak, “yani”, “diyorum ki” gibi sık tekrarlanan anlamsız kelimeler kullanmak.

Başarısız görüntü: Kafanızı yana yatırmak, uygunsuz giyinmek, ayağınızın üzerinde oturmak, toplum içinde kendine çeki düzen vermek, toplantıda elleriniz masanın altında oturmak, okuma gözlüklerinizi boynunuzun etrafına takmak, göz kontağını sürdürmekte başarısız olmak.

Yanlış tutumlar: Başkalarının sizden daha fazla şey bildiğine inanmak, uygunsuz davranışları tolere etmek, fazlasıyla sabır göstermek, kör görevleri kabul etmek, başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkilerin önüne koymak, emrivakileri kabul etmek, cinsiyet kartını oynamak, cinsel tacizleri tolere etmek, ağlamak.

”Mutlaka öncelik sıralamam vardır”

Özlem Düzen Fidancı

Philips Kişisel Bakım ve Ev Aletleri Grubu Genel Müdürü Özlem Düzen Fidancı, 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi”nden mezun olmuş. 1991”de henüz öğrenciyken, Tetra Pak”ta yarı zamanlı çalışmaya başlayan Fidancı, okul bittikten sonra da Tetra Pak”ın iş teklifi üzerine aynı firmada satış, pazarlama ve iş geliştirme departmanlarında çalışmaya devam etmiş.

Tetra Pak”ta yaklaşık yedi yıl çalıştıktan sonra, Philips”e geçmiş. Philips”te Kişisel Bakımdan Sorumlu Grup Ürün Müdürü olarak çalışmaya başlayan Fidacı, 2001 yılında Pazarlama Müdürlüğü”ne terfi etmiş. 1 Ocak 2005”ten bu yana ise Ev aletleri ve Kişisel Bakım Ürünleri Grubu Genel Müdürü. 10 yıldır evli olan Fidancı”nın 1 yaşında olan bir oğlu var.

Fidancı, özel – iş yaşam dengesini sağlamak için önceliklerini belirliyor ve buna göre hareket ediyor: “Bunun için çok çalışırım, genel olarak hiçbirşeyi yapmak istediğim işin, ulaşmak istediğim hedefin önünde bir engel olarak görmüyorum. Bugün için önceliğim iş ise özel hayatımdan fedakârlık yaparım, eğer özel hayatıma yoğunlaşmamı gerektiren bir dönem yaşıyorsam, işimi ona göre planlarım. Mutlaka bir öncelik sıralamam vardır” diyor. Fidancı”nın kadınlara tavsiyesi işi özel hayatın bir parçası olarak algılamaları ve böyle davranmaları.

”Ağladım ama cam tavanı da kırdım”

Yasemin Tutal

İstanbul Üniversitesi, İşletme Fakültesi mezunu Yasemin Tutal, üniversitede ilk profesyonel işine bir telekomünikasyon firmasında, Üretim Planlama Kontrol departmanında başlamış. Beş yıl önce emekli olan Tutal”ın şu an AB Projelerinde danışmanlık ve uluslararası lobi faaliyetleri sürdürdüğü bir şirketi var.

Çalışan kadınların erkeklere göre daha fazla engelle karşılaştığını kabul eden Tutal, bu engellerin biraz da kadınların kendileri tarafından oluşturulduğunu, belirterek “Benim de iş hayatında tuvaletlerde ağladığım zamanlar oldu. Ama üstesinden kendi cam tavanınızı kırarak geliyorsunuz. Bunun için iyi bir eğitim, kendinizi geliştirmek ve aileye katkı için değil kendiniz için çalışmak gerek” diyor.

İş hayatına başladıktan 9 – 10 yıl sonra evlenen Tutal”ın 20 yaşında bir oğlu var. Çocuk sahibi olmanın ve işten bir süre ayrı kalmanın kadınların performansını düşürücü bir etkisi olmadığını savunan Tutal, şöyle konuşuyor: “Oğlum doğduktan sonra 1,5 yıl iş hayatına ara verdim. Geri döndüğümde oğlumun yuvasını işime yakın bir yerde seçtim. Mümkün olduğunca öğle aralarında onunla ilgilendim. Kendimi geliştirirken bile onunla ilgilendim, ona masal değil, kendi mesleki gelişim kitaplarımı yüksek sesle okudum.”

Doktorluğun stresini resimle atıyor

Doç. Dr. Fazilet Dinçbaş

Cerrahpaşa Hastanesi”nde Onkoloji Bölümü”nde çalışan Doç. Dr. Fazilet Dinçbaş aynı zamanda resimle ilgileniyor, sergiler açıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1986”da mezun olan Dinçbaş, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi bölümünde ihtisasa başlamış.

İstanbul”a geldiği yıl, çocukluğundan beri ilgilendiği resim aşkını nasıl tatmin edebilirim diye araştırmalar yapmış. Resim Heykel Müzeleri”nin düzenlediği bir kursa başlayan Dinçbaş ve birkaç arkadaşına sadece haftasonları birkaç saat süren bu kurs yetmemiş.

Kendilerine ders veren hocaları ressam Yusuf Tatak ile birlikte 10 yıl boyunca çalışacakları Atölye Üçgen”i kurmuşlar. Aralarından bazıları mesleklerini bırakıp sadece resimle ilgilenmeye başlamış. Doktorluğun gerçekten fedakârlık isteyen, stresli bir meslek olduğunu vurgulayan Dinçbaş, resime ayırdığı süreyi kendisi ile başbaşa kalabildiği, tüm stresinden uzaklaştığı bir zaman olarak nitelendiriyor.

1992”de evlenen Dinçbaş, çok yoğun çalışan bir kadının eşinin ya çok sabırlı, ya kendi kendine yetebilen ya da çok meşgul biri olması gerektiğini söylüyor. Dinçbaş, “Eşim benim resim yapmak için ayırdığım vakte hiçbir zaman karışmadı. Ben de ona aynı şekilde özen gösteriyorum” diyor.

Boş zamanlarında Antik dilleri öğreniyor

Ayşegül İldeniz

Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu Ayşegül İldeniz, San Fransisco Üniversitesi”nde elektronik iletişim konusunda yüksek lisans yaptı. 1998”de Intel”in Akdeniz, Ortadoğu ve Afrika Pazarlama Müdürü görevine getirildi. Şu anda sorumlu olduğu Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Bölgesindeki 67 ülkeden sorumlu ve bu bölgedeki tüm Intel operasyonlarını yürüten İldeniz, aynı zamanda da Intel Avrupa Yonetim Kurulu Üyesi. Sekiz farklı ülkedeki ofislerin tüm elemanları İldeniz”e bağlı çalışıyor.

İldeniz”in hayatının büyük bir bölümü seyahatlerde geçiyor. İş seyahatlerinden kendine özel bir zaman yaratıp gittiği ülkelerde birkaç saat de olsa ilgisini çeken yerleri, müzeleri ya da ören yerlerini görmeye çalıştığını söylüyor. “Haftasonlarında ise elimden geldiğince İstanbul”da olup özel meraklarıma ve dostlarıma zaman ayırmaya çalışıyorum” diyen İldeniz, kadın olduğu için bugüne dek herhangi bir sorunla da karşılaşmadığını söylüyor iş hayatında.

“Tamamen iş odağına dönünce cinsiyetinizin ne olduğunun hiç de önemi kalmıyor” diyen İldeniz, her bireyin kendini mutlu hissedeceği, iş dışında beynini rahatlatabilecek ozel alanlar yaratabilmesi olduğunu söylüyor. İldeniz”in diğer ilgi alanı ise arkeoloji. İldeniz, bu konuda kitaplar okuyup boş zamanlarında antik dilleri öğrenmeye çalışıyor.

”Pembe zamanlar” ile kendini ödüllendiriyor

Selen Kocabaş

Selen Kocabaş Turkcell İş Destek Genel Müdür Yardımcısı. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümü mezunu Kocabaş, iş hayatına başladıktan 4 – 5 sene sonra Marmara Üniversitesi”nde İnsan Kaynakları ve İş Geliştirme Yönetimi üzerine master programına devam etmiş.

Kocabaş, farklı sektörlerde finans, pazarlama, satış stajları yapmış. Arçelik”te öncelikle MT (Management Trainee – yetiştirme elemanı) olarak o dönemki adıyla Endüstriyel İlişkiler Bölümü”nde çalışma hayatıma başlayan Kocabaş, bir süre sonra insan kaynakları uzmanı olmuş. Daha sonra DanoneSa”da Organizasyonel Gelişim ve İnsan Kaynakları Müdürlüğü”nden İnsan Kaynakları Direktörlüğüne terfi etmiş.

Mayıs 2003”den bu yana Turkcell İş Destek Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor. 250 kişilik bir ekibi yönetiyor.

Haziran”ın 29”unda evliliğinin onuncu yılını tamamlayacaklarını belirten Kocabaş”ın altı buçuk yaşında Sarp adında bir oğlu var. İş – özel yaşam dengesini sorduğumuz Kocabaş şunları söylüyor: “Yapılacaklar listemde acil ve önemli olan işlere odaklanıyorum. Teknoloji ve mobilite işim gereği hayatımın içinde, bu imkânları kullanarak hız kazanıyorum. Mümkün olduğunca delegasyonla hareket ediyorum.

”Pembe zamanlar” dediğimiz kendimi ödüllendirdiğim, tamamen kendime ayırdığım zamanlar yaratmaya çalışıyorum. Spor ve hobilerle aile beraberliğini birlikte yürütmeye çalışıyorum. Bu nedenle kışın kayıyoruz, yazın bisiklete biniyoruz, hobi bahçemiz var, birlikte onunla uğraşıyoruz.”

Türkiye”de yöneticilerin yüzde 8”i kadın

Birleşmiş Milletler”in İnsani Gelişme Raporu 2002 verilerine göre Türkiye”de kadınların mecliste temsil oranı yüzde 4.4. Üst düzey yöneticiler, hukuk ve yönetimde kadın oranı yüzde 8. Profesyonel ve teknik çalışanlarda kadın oranı ise yüzde 31.

Tarım çalışanlarında kadın oranı yüzde 72 (ücretsizler dahil), sanayi çalışanlarında kadın oranı yüzde 10, hizmet sektöründe kadın oranı ise yüzde 18.

Bazı mesleklerde ise kadın oranı, Avrupa ülkelerindeki oranlardan daha yüksek. Mimarların yüzde 31”i, doktor ve operatörlerin yüzde 29”u, eczacıların ise yüzde 51”i kadın.

Birleşmiş Milletler”in 2004 İnsani Geliştirme Raporu”na göre Türkiye”de kadınların kazancı, erkeklerin kazancından yüzde 40 daha az.

2004”te yapılan İş Yaşamında Üst Yönetim ve Siyasette Kadın araştırmasına göre ise Türkiye”de çalışan kadınların yüzde 14”ü cinsel tacize uğruyor. Cinsel tacize uğrayan kadınların yarısından fazlası işten ayrılıyor.

Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi üyelerinden Zeynep Kılıç”ın yaptığı araştırmaya göre kadınlar bütün dünyada işlerin yüzde 70”ini yapıyor ancak yaratılan refahın yüzde 1”inden yararlanıyorlar. Çünkü siyasal karar alma mekanizmalarında yüzde 13.9”luk bir oranda temsil ediliyorlar.

Belçika”da kabul edilen yasaya göre atamayla gelinen makamlarda aynı cins en fazla 3/2 oranında olabiliyor.

Danimarka, Finlandiya, İzlanda ve İsveç”te çıkarılan özel yasalarla kamu kurumlarında atamayla gelinen makamlarda eşit temsil ilkesini benimseyen kotalar uygulanıyor.

Norveç”te tüm organ ve kurullarda her cinsin yüzde 40 oranla temsili benimsendi. Hollanda 1992”de, danışma kurullarında kadın – erkek oranı eşitlenene kadar sadece kadınların yeni görevlere atanabileceğini kabul etti.

Almanya”da danışma kurullarındaki her boş koltuk için mutlaka bir kadın ve bir erkek aday gösterilmesi ilkesi 1994”ten itibaren uygulanmaya başlandı. İngiltere”de hükümet, tüm kamu organlarında yüzde 50 eşit temsil ve adaletli atama prosedürleri izlenmesini karara bağladı.

Bazı ülkelerde üst düzey kamu görevlerinde kadın oranı; Avusturya yüzde 10, Belçika yüzde 12, Finlandiya yüzde 16, Fransa yüzde 7, Almanya yüzde 8, Portekiz yüzde 19, İsveç yüzde 39, İngiltere yüzde 11.

Bazı ülkelerde yargı organları ve mahkemelerdeki kadın oranı: Lüksemburg yüzde 42, Fransa yüzde 28, İsveç yüzde 26, Belçika yüzde 16, Finlandiya yüzde 19, Hollanda yüzde 16, Danimarka yüzde 16, Avusturya yüzde 14, Almanya yüzde 13, İngiltere yüzde 6, Portekiz yüzde 1.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND