Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kariyeri kanatlandıran sertifikalar

Kariyer yapmak zor, ama kariyeri korumak daha da zar. Çünkü kariyer durduğu yerde durmuyor. İş dünyasının acımasız rekabet ortamında konumunuzu korumak ve geliştirmek için fark yaratmanız ve becerilerini parlatmanız gerekiyor. Bunun yolu da eğitimlerden geçiyor.

sertifika programları, kişisel gelişim, eğitim

Kariyer yapmak zor, ama kariyeri korumak daha da zor. Çünkü kariyer durduğu yerde durmuyor. İş dünyasının acımasız rekabet ortamında konumunuzu korumak ve geliştirmek için fark yaratmanız ve becerilerini parlatmanız gerekiyor. Bunun yolu da eğitimlerden geçiyor.

KUŞ KONDURAN SERTİFİKALAR

Rekabet yoğun. Sağımız solumuz yetenek deryası… Kariyer dediğiniz şey ise öyle koltukta durduğu gibi durmuyor. Korumak ve geliştirmek için fark yaratmanız ve becerilerini parlatmanız gerekiyor. İşte hem cebinize hem de bordronuza iyi gelecek sertifikalar…

Vaktiyle üniversitelerin kapısına gidip, son sınıf öğrencilerine iş teklifinde bulunan şirketler varmış. Bu şirketler öğrenci hele de İngilizce biliyorsa başının tacı yapar, memnun olsun diye kuş sütünü eksik etmezmiş. Söz konusu patronların tek amacı şirketlerindeki iyi eğitimli ve dil bilen çalışan sayısını mümkün olduğunca artırmakmış. Gel zaman git zaman bu gençlerden öyle çok artmış ki patronlar aralarında seçim yapmakta zorlanır olmuş. ’En iyisi bundan sonra mastır yapanları şirketime alayım’ demişler, bir süre de onları baş tacı etmişler. Ancak onlardan da etrafta çoğalınca başka kriterler eklenmiş. Girişimci, iletişimi güçlü, yaratıcı vs. vs. Sonunda patronlar işin içinden çıkamaz olmuşlar… Kulağa hoş gelen bir masal değil mi? Çok değil sadece 15 yıl önce üniversiteden mezun olanların kariyerlerini anlatırken ortaya koyduğu hikayeler de üç aşağı beş yukarı bu masala benzer. Şimdi öyle mi! Elinizi sallasanız üniversite mezunu – hatta yurtdışından diplomalılar da buna dahilİngilizce bilen yeteneklere çarpıyor. Yetenek dünyasında yaşanan hızlı değişim süreci ’hayat boyu öğrenme’ kavramını da dikkat çekici hale getiriyor. Çalışanlar, içinde bulunduğumuz kriz dönemlerinde olduğu gibi toplu eleman çıkarma dönemlerinde farklılaşmak ve işlerini korumak için gelişimlerine giderek daha çok yatırım yapmak zorunda kalıyor. Hem kariyerlerine hem de kişisel gelişimlerine katkı sağlamak için çalıştıkları kurumların düzenlediği eğitimler dışında bireysel olarak da kendilerinin belirlediği sertifika programlarına katılanların sayısı da hızla artıyor. Peki, bu tür eğitimlere katılmak için doğru bir zaman var mı? Kişilerin kariyer planlamaları çerçevesinde ihtiyaçlarını öngörerek değil, bu eksiklik engel teşkil ettiğinde harekete geçmeyi tercih etmelerinin yanlış olduğunu söyleyen uzmanlar, çalışanların en çok mutsuzluk ve umutsuzluk anında eğitim arayışına girdiğini belirtiyor. Oysa bu durumda alınan eğitimler kişilerin çalıştıkları şirkette ya da sektörde ilerlemesine değil farklı meslek ya da iş arayışları amaçlarına hizmet ediyor.

Proaktif eğitimler tercih ediliyor


Çalışanlarını artık sadece ’etten ve kemikten’ görmeyen şirketlerle kendi yeteneklerinin farkına varan çalışanlar, sertifika programlarına rağbet ediyor. Teknik eğitimlerin yanı sıra kişisel gelişim eğitimlerinin de oldukça ilgi gördüğü günümüzde en çok tercih edilen eğitim konuları çalışan ve kuruma göre değişiyor. Tercih edilen eğitim listelerinin çok çeşitli ve uzun olduğunu söyleyen Baraka Kurumsal ve Kişisel Gelişim Danışmanlık’ın kurucusu ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) eğitmenlerinden Reha Abi, yetişkin eğitim sektöründe birçok eğitimin isim değiştirip çekici farklı isimlerle tekrar tekrar satıldığına dikkat çekiyor. Çalışanların en çok hayatlarına dokunacak, eğitimlerine katkı sağlayabilen, birlikte gelişim yarattıkları programları tercih ettiklerini söyleyen Reha Abi, “Bir şeyleri düzeltmek için edilgen değil, bizzat eğitim sürecinin içinde olduğu, deneyimleriyle katkıda bulunduğu, yaptığı katkıya da saygı duyulduğuna inandığı eğitimleri tercih ediyorlar” diyor. Bu noktada eğitimciyle iletişim kurabiliyor olmak da çalışanların eğitim seçiminde önemli tercihler arasında yer alıyor. Abi’ye göre hareketli ve risksiz ortamlarda deneyimleme imkânı sağlayan eğitimler de önemli bir etken.

Verimlilik ön planda


Geçmiş yıllarda ağırlıklı olarak teknik konulara odaklı eğitim talebi olduğu bilgisini veren Management Centre Türkiye Yönetici Danışmanı ve Ortağı Erhan Feridun’a göre ise son dönemde birlikte daha verimli çalışabilmeye odaklı gelişim uygulamaları önem kazandı. Bu nedenle de bireysel gelişim, ilişki yönetimi, koçluk, liderlik gibi insan ilişkileri ve yönetimiyle ilgili konuların daha popüler hale geldiğine tanık olduklarını söylüyor Feridun. Çalışanların deneyim seviyeleri ve çalışma alanları da eğitim tercihlerinde etkili oluyor. İlk yıllarda daha çok oryantasyon, bilgisayar ve yabancı dil gibi alanlarda yoğunlaşıldığını söyleyen PriceWaterhouseCoopers (PwC) Türkiye İnsan Kaynakları Bölüm Yöneticisi Murat Demiroğlu ise uzmanlıklarına göre muhasebe, finans, satış ve pazarlama gibi konuların tercih edildiğini belirtiyor. “Yöneticiliğe hazırlanan gruplarda ve deneyimli yöneticilerde özellikle tutum ve davranış değişimine yönelik eğitimlerle birlikte liderlik odaklı konular ön planda” diyen Demiroğlu, sınıf içi eğitimin yerini giderek farklı öğrenme aktivitelerinin karması, kişisel yaklaşımlardan oluşan eğitimlerin aldığı bilgisini veriyor.

Yetenek havuzunun da ihtiyaçları var


Hemen her sektörde çalışanlar sertifika programlarına katılıp hem kariyerlerine hem de kişisel gelişimlerine katkı sağlıyor. Ancak en çok satış departmanları olan şirketlerde eğitime talep fazla. İlaç ve bankacılık sektörünün eğitim alan sektörler arasında liderliğini koruduğunu söyleyen Reha Abi, son zamanlarda hızlı tüketim ürünlerine yönelik şirketlerin ve çağrı merkezleri ile dağıtım şirketlerinin de eğitimlere yoğun bir şekilde yöneldiğini belirtiyor. İşe giriş çıkış oranları yüksek olan satış kadroları, kanun ve düzenlemelerin hızla değiştiği finans ve muhasebe ile yönetim kadrosu çalışanları da en çok eğitim alan çalışanlar arasında yer alıyor.

Sertifikalar çalışanın ücretini artırıyor mu?


Reha Abi / Baraka Kurumsal ve Kişisel Danışmanlık Kurucusu Eğitimlerin doğrudan ücret artışı gösterdiği durumlar sadece teknik bilgileri güncellenen ve öğrendiklerini uygulayarak yaptıkları işte fark yaratabilenler için söz konusu olabiliyor. Örneğin bazı bankaların eğitim programını başarıyla tamamlayanlar, terfi ederek yeni ücret skalasından ücret alabiliyor. Tutum ve davranış değişikliği yaratan eğitimler hayata geçirildiyse, yıllık performans değerlendirme süreçlerinde ücret artışına dönüşebiliyor. Ücret artışına yönelik belirli yüzde vermek çok zor ancak, aldığı eğitimi iş dünyasında hayata geçirebilenlerin ücreti değişiyor.

En çok tercih edilen eğitimler


Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Direktörü Elif Çetin günümüzde en çok şu eğitimlerin öne çıktığını belirtiyor:
İç Denetim Uzmanlığı Sertifika Programı
İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanlığı
Uzmanlık Seviyesi İnsan Kaynakları Sertifika Programı
Eğitim Yönetimi ve Liderliği
Kariyer Geliştirme Danışmanlığı

Eğitimler çalışana ne katıyor?


Üniversite bünyesinde alınan sertifikaların işe alımlarda adayı bir adım öne geçirdiğini savunan Elif Çetin, eğitimcilerin profesyonel hayattan olması nedeniyle kişilerin iş hayatına yönelik daha gerçekçi bilgilerle donandığını söylüyor. Murat Demiroğlu ise bu eğitimlerin çalışanların kuruma olan bağlılığını artırdığı görüşünde. Eğitim ve gelişimin kariyer için artı değer yarattığını söyleyen Demiroğlu’na göre bu eğitimler, farklı görev ve sorumluluklara hazırlanmada işe yarıyor.

Kaynak: www.yoneticiokulu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yabancı dil öğrenmenin yaşı olur mu?

yeni bir dil öğrenmek, yabancı dil, Manşet, kaç yaşına kadar dil öğrenilir, ileri yaşta yabancı dil öğrenme

Bilimsel yargılar insan yaşı ilerledikçe öğrenme yetilerinin azaldığını kabul eder. Fakat ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İşte bbc.com yazarlarından Sophie Hardach’ın düşüncelerinizi berraklaştıracak yazısı…

Yabancı dil en iyi hangi yaşta öğrenilir?

Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor.

Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor.

Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir.

Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler.

Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor”.

Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez.

“Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace.

İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi.

Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü.

İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü.

Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı.

Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir.

Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir.

2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı.

Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder.

Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler ‘l’ sesi ile ‘r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır.

Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor.

Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil.

York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”.

Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir.

Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”.

Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü.

“Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.”

Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü (MIT) bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu.

Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü.

“İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic.

Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor.

“Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”

MIT’in testinde Trenkic, anadili İngilizce olan biri olarak nitelendirilmişti.

Yazar:  Sophie Hardach 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND