Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kariyer çıkmazı: tamam mı, devam mı?

İş yaşamında çalışan memnuniyetini sağlamak kolay değil. Kimi zaman maaş, kimi zaman koşullar, kimi zaman çalışma arkadaşları çalışanların kariyer beklentilerinin yıkılmasına neden oluyor. Ancak tüm bunlara rağmen işi bırakma kararını vermek kolay değil…

İşimizi sevmiyoruz!

Düşük maaşlar, zor çalışma şartları, uyumsuz iş arkadaşları, sevilmeyen bir meslek… Bunlar çalışanların mutsuzluk nedenleri. İş hayatındakiler ya mesleklerini ya da çalışma ortamını sevmediğinden mutsuz oluyor. İki türlü de sonuç aynı. Asık suratlar, verimsizlik, stres. Bu durum zaman zaman sağlığı da bozabiliyor. Halimizden memnun olmasak da iş/meslek değiştirmek riskli. Bu nedenle mutsuz şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Bu durumun değişmesinde şirketlere, İK departmanlarına ve çalışanlara görev düşüyor.

 

34 yaşında bir erkek. İnşaat mühendisi. Üniversitede bu bölümü ailesi istediği için seçmiş. Mezun olunca da ilgili bir işte çalışmaya başlamış. İşe girme, kariyer yapma telaşında istediğinin gerçekten bu olup olmadığını anlayamamış bile. Hayatı düzene girince durup düşünme fırsatı bulmuş ve mesleğini sevmediğini fark etmiş. İş arkadaşlarını, çalışma ortamını sevse bile yaptığı artık ona zor gelmeye başlamış. Bir işe, projeye başladığında yapmamak için türlü bahaneler aramaya koyuluyormuş artık. Ofiste tek sevdiği anlar da öğle yemeğinde arkadaşlarıyla sohbet ettiği zamanlar olmuş. Bir yandan işini değiştirmek istiyor diğer yandan bunun için çok geç kaldığını düşünüyor ve risk almak istemiyor. Bunun gibi iki arada bir derede kalan insan çok.

İş hayatında mutsuz olmak için çok neden var. Düşük maaş, iyi olmayan çalışma şartları, sevilmeyen patron ve iş arkadaşları, yaptığımız meslek, hatta işe gidip gelirken maruz kaldığımız trafik! Çalışanlar işlerinden, iş ortamlarından ne kadar memnun? Araştırmalara bakıldığında farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin TÜİK’in 2011’deki Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına bakılırsa çalışanların bulundukları işten memnuniyet oranları yüzde 70’i buluyor. Buna karşılık uluslararası ölçekte faaliyet gösteren Kelly Services adlı kuruluşun Global İşgücü Endeksi’ne göre Türkiye’deki her iki çalışandan biri, yani yüzde 50’si çalıştıkları iş yerinde kendini mutsuz hissediyor. Bu araştırmaya göre çalışanların kendini işyerinde mutsuz hissetme seviyeleri açısından Türkiye 28 ülke arasında üçüncü sırada yer alıyor. Çalışan mutsuz olunca yaptığı iş de verimli olmuyor. İşyerinde mutsuz çalışan demek, yüksek düzeyde hata, kaza, hastalık, iş saati kaybı, çalışan devir hızı maliyeti, dedikodu, çatışma demek. Ayrıca bu durum iş arkadaşlarını da etkiliyor. Bütün gün suratı asık dolaşan biri çevresindekileri de olumsuz etkiliyor.

Neden mutsuzuz?

Bizi mutsuz eden şeyler arasında ücret, takdir azlığı, adil olmayan değerlendirme biçimleri, fazla mesai, kararlara katılım azlığı, çatışmalı ilişki ortamı, mobbing, yeterince değer görmeme, şirket tarafından verilen sözlerin tutulmaması gibi faktörler yer alıyor. Çalışanların en çok ikna edilmeye çalışıldığı konuların başında ücret geldiğini belirten Uzman Psikolog Nazım Serin, bu konudaki beklentinin sanıldığı gibi yüksek ücret değil, kendi pozisyonunun piyasadaki emsali olan ücret olduğunu söylüyor. Bir diğer mutsuzluk nedeni de aynı pozisyondaki diğer arkadaşlarıyla kendisi arasına derin uçurum olması. Eğer bu iki husus yerine geliyorsa çalışan, ücret konusunda adil değerlendirildiğine inanıyor. Eğer gelmiyorsa çalışanın memnuniyetini yükseltemek zor.

Kariyer danışmanı Figen Küçükkoner Kırca’ya göre mutsuz olmanın bir başka nedeni uzun süre aynı işi yapmak. Eğer bir de terfi veya değişim şansı olmadığı biliniyorsa, bu tıkanmışlık hissine dönüşüyor. Belli bir yaş ve tecrübeden sonra kişinin sabır ve tahammül sınırlarının daraldığı görülüyor.

Sevilmeyen meslek mi yoksa iş yeri mi?

İşimi sevmiyorum dendiğinde ortaya iki olasılık çıkıyor. Sevilmeyen meslek mi yoksa iş yeri mi? İkisine de sık rastlanıyor. Çalışan mesleğini sevse de patronuyla, iş arkadaşlarıyla veya müşterileriyle sorun yaşayabiliyor. Yahut da tam tersi, patronu ve iş arkadaşlarıyla arası çok iyi olsa da mesleğini sevmeyebiliyor. İki türlü de mutsuzluk ve sonucunda verimsizlik söz konusu. Serin, bu konuda beyaz yaka içinde mesleğini sevmeyenlerin oranının işyerlerini veya pozisyonlarını sevmeyenlerin oranından daha düşük olduğunu görmüş. Diğer bir ifadeyle işyerlerini veya pozisyonlarını sevmeyenlere daha çok rastlıyor.

Mesleğini sevmeyenlerin büyük bir kısmı lise yıllarında üniversite tercihini çok bilinçli yap(a)madığı veya ailesinin, öğretmenlerinin yönlendirmesiyle okul/bölüm seçtiği için ileride sevmeyeceği mesleklerin eğitimini alıyor. Bu meslekler de gelecekte iş bulabilme ihtimali daha yüksek sanılan veya saygın olarak kabul edilen meslekler oluyor. Bu kadar okudum boşa gitmesin diyerek aynı alanda iş arayışlarına girip çalışmaya başlayınca dönüşü zor olan bir yola giriliyor. 

DORinsight’ın 2012’de 1.500 kişiyle yaptığı Çalışan Memnuniyeti ve Beklentileri araştırmasına göre çalışanların yüzde 31’i istedikleri eğitim alma veya çalışma şansı elde edememiş. Ancak bunların arasında hali hazırdaki işini sevmeyenlerin oranı ise yüzde 21. Serin, bu bulgunun, insanların iş hayatında istediklerini bulabildikleri takdirde mesleklerine olan bakışlarının değişebildiğine dair pratikteki gözlemleriyle örtüştüğünü söylüyor.

Tamam mı devam mı?

İş yerinde kendini mutsuz hissedenlerin işlerine devam edip etmeyeceklerini belirleyen bir süreçten bahseden Serin, kişinin önce kendisini mutsuz eden durumla baş etmeye ve durumu değiştirmek için bir şeyler yapmaya çalıştığını söylüyor. Eğer bu çabalarının sonuç vermediğini görürse hayal kırıklığı ve öfke dönemine giriyor. Bu aşamada da durumunu değerlendiriyor. Eğer işini değiştirebilmesinin koşulları varsa arayışa giriyor ve alternatifini bulur bulmaz gidiyor. Gidişinin kolay olmadığını, riskinin fazla olduğunu düşünürse, bu sefer mutsuz olduğu yerde işine katlanmaya çalışıyor. Böylesi bir durumun ruhsal açıdan örseleyici olduğunu belirten Serin, bu örselenme ile çalışmak zorunda kalma arasında sıkışan insanların önce tükenme, sonra da ağır depresyona kadar giden kötü bir yolculuğa çıkmasının olası olduğunu söylüyor.

İş ortamında çoğu kişinin mutsuz olduğu ortamı değiştirmek için mucize beklediğini düşünen Kırca, memnuniyetsizliği değiştirmek için ne yapabilirsin dendiğinde birçok kişinin dış şartların değişmesine odaklandığını söylüyor: “Araştıma yapmak, farklı sektörlerde, şirketlerde çalışanlarla konuşmak, fikir almak, düşünmek ve cesaret gösterip adım atmak gerekiyor. Devekuşu gibi başını gömüp çalışıp ondan sonra mutsuzum demeyi anlamlı bulmuyorum. İşin ekonomik tarafını da unutmamak lazım tabii. Günün sonunda para kazanmak temel hedeflerden biri ve kişi mutsuz da olsa; sorumlulukları sebebiyle çalıştığı işe katlanıyorum diyor.”

İK departmanlarına da görev düşüyor

Serin’e göre çalışan mutluluğunu sağlamanın iki ana boyutu var. Birincisi şirket düzeyinde, ikincisi birey düzeyinde yapılması gerekenler. Şirket düzeyinde yapılması gerekenler daha çok sistemler ve yönetim politikalarıyla ilgili. Örneğin, iş süreçlerini kurumsal bir yapı içinde standardize edin. Kariyer yönetim sistemi, ücret yönetim sistemi gibi uygulamalar sadece kağıt üzerinde kalmasın.

Bireye yönelik yapılması gerekenlerin başında ise insanın duygularına dokunan yaklaşımlar ortaya koymak geliyor. Gelecekte şirketlerin en çok karşısına çıkacak olan kavramın bağlılık olduğunu belirten Serin, bağlılık olmadan iş yerinde mutluluk olmayacağını hatırlatıyor: “Bu bağlamda iş psikologluğu ve çalışan destek sistemleri, çalışan mutluluğunu artırmada etkili araçlardan biri. Bu çalışma, iş yerinde kendisini mutsuz hisseden kişinin bu durumun kaynaklarını daha iyi tespit edebilmesine yardım ederek doğru karar almasına ciddi bir katkı sağlıyor.” İnsan kaynakları departmanlarının da çözüm aşamasında önemli bir rolde olduğunu belirten Kırca, çalışanın kariyer yolu isteklerinin ve yetkinlikleri ile paralel bir şekilde planlanabilmesi gerektiğini söylüyor: “Çalışanın hissettiği tıkanıklık ve sıkıntılar aslında yöneticileri ve dolayısıyla şirket tarafından da çoğunlukla biliniyor, ancak çözüm üretilemiyor. Süreçler, kurallar hepsi anlaşılabilir ama bir çalışan yaptığı bir şeyi farklı yapmak istiyorsa, başka bir bölüme geçmek istiyorsa bu fırsat yaratılabilmeli. İş dünyası artık bu kadar katı değil; olmamalı. Şirketler, departmanlar ve yöneticiler değişime kucak açar ve hızlı adapte olursa çalışanlara da bu yansıyacaktır.”

Kurban oldum

T.K (26): Telekom sektöründeyim. Şu an bulunduğum iş yerindeki onuncu ayım. Ben mesleğime benim için yanlış olduğunu bile bile başladım. İdealim ve hayalim olan işi mezun olmadan önce ve devamında 4-5 ay yapabildim. Hayatımın en mutlu günleriydi gerçekten. Hani Türk filmlerinde vardır ya bu mutluluğun bir gün bitmesinden çok korkuyorum der oyuncu. Tam anlamıyla böyle cümleler kurduğumu hatırlıyorum. Ama 5 kuruş para almadım yaptığım işlerden. Sigortam da yatırılmadı. Böyle olunca ailem de duruma üzülünce banka sınavlarına girdim. Kazandım. Yönetici adayı unvanıyla ticari bir şubeye yerleştirildim. Bu teklifi kabul ederken nasıl hüzünlü ve çaresiz olduğumu hatırlıyorum. Bankacılıkta 1 yıl kadar çalıştım. Bu süre zarfında insanın kendine ayırabildiği özel saat, tam anlamıyla sıfırdı. Bu yüzden ayrılmam gerektiğine inandım. Medya sektörüne geçmeye çalıştım. O da olmadı. En azından bir şirketin reklam, kurumsal iletişim departmanı olsun dedim. Ama üstünüze bir uzmanlık yapıştı mı sektör değiştirmek çok zor. Satışçı olarak başladığım kariyerimi telekom sektöründe satışçı olarak devam ettiriyorum. Satış dışındaki hangi işe başvursam bir tane bile dönüş olmuyor. Çalıştığım yerde yükselmem çok zor. Beni de benim bu işten mutlu ve tatmin olacağımı hiç düşünmeden almışlar. O dönem çok ihtiyaç varmış. Kurban olmuşum. Senaryo, şiir yazıyorum. Bundan 3-4 ay önce Cüneyt Özdemir’in Televizyonculuğun 5N1K’sı eğitim programına katıldım. Ben televizyon izlerken, kameranın çekiş açılarını düşünüyorum. O sırada yönetmen, reji odası, yapımcı, editör her şey geliyor aklıma. Bu işin içinde olmak en büyük hayalim gerçekten.

Asıl sorun mesleğim değil iş yerim

K.N (26): Makine sektöründeyim. Şirketteki altıncı ayım. Meslekte ise 5 yıl oldu. Mutsuz olma nedenlerim nezaket kurallarından bihaber yöneticilerim ve gündüz müzik dinleyip, dizi izleyip, her gece mesaiye kalan, bunu da kendilerini akşamları bile çok yoğun çalışıyormuş gibi göstermek için yapan iş arkadaşlarım. Ben sabah 08:30 akşam 18:30’a kadar tuvalete bile gitmeden çalışıyorm, ama akşam olunca kendime vakit ayırmak, gezmek, eğlenmek, evde kafa dinlemek için mesaiye kalmamam tembellik olarak algılanıyor. Aslında işimi çok seviyorum. Kurumsal iletişim uzmanıyım, çok keyifli, yaratıcılığımı ve estetik zevkimi kullanabildiğim bir işim var ama aynı paralelde olmadığınız kişilerle çalıştığınızda fikirleriniz yaratıcı veya farklı değil, saçmalık olarak değerlendiriliyor. Asıl sorun mesleğim değil iş yerim. İşimi seviyorum ve şu anda devam eden iş arayışımı yine aynı meslekte yapıyorum. Sorun şu ki ben işimi iş saatinde yapmak, akşam da özel hayatımı yaşamak istiyorum ama şirket çalışanlarının büyük çoğunluğu özel hayatı, arkadaşları, ailesi olmayan veya buna ihtiyaç duymayan insanlardan oluşuyor. Yöneticiler de ne kadar iş yaptığına değil, ne kadar mesaiye kaldığına bakıyor. İmkanım olsa kendi işimi kurmak, mutfak atölyesi açıp dünya mutfaklarından eğitimler vermek isterdim. Özel sektör hep aynı, birinde maaşını zamanında vermiyorlar, birinde gece gündüz çalışıyorsun, birinde evde kalmış manyak bir yöneticin oluyor. Ya kamuda çalışacaksın ya da kendi işini yapacaksın.

İş tanımım net değil

Ç.K (25): Bilişim sektöründe çalışıyorum. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum mesleği icra edemiyorum, ülke şartları nedeniyle. Ekmek parası deyip herhangi bir sektörde çalışmaya başlamak zaten oldukça sinir bozucu. Hayallerinizden ve emeklerinizden uzaktasınız. Nasıl mutlu olacaksınız ki? İş tanımının firma içinde net olarak yapılmaması ve iş verenin kendi iş alanındaki işleri aksatması nedeniyle, diğer birimlerdeki işlerin yürümemesi beni rahatsız ediyor. Sürekli olarak müşteri memnuniyetsizlikleri ve geciken işler söz konusu. İşi öğrendikten sonra yapılamayacak bir şey değil, ancak iş yerindeki işleyiş bozuklukları sorun üstüne sorun doğuruyor. Bu da sizi hem işten soğutuyor, hem iş yerinden. Ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle iş değiştiremiyorum. İş değiştirmek bu ülkede kumar oynamak gibi! İmkanım olsaydı anaokulu öğretmeni olurdum!

İmkanım olsa tarımla uğraşırım

A.Y (25): İletişim sektöründe halkla ilişkiler uzmanı olarak çalışıyorum. Şirketin küçüklüğü ve size gelecek vaad etmiyor oluşu işimi sevmememin nedenleri arasında. Yanlış meslek seçmedim, istediğim mesleği yapıyorum, fakat şu anda çalıştığım yerden dolayı iş değiştirmeyi düşünüyorum. Doğru bilinen yanlışların çok olduğu bir sektörde çalışıyorum. Farklı eğitimler alıp, bu sektörde çalışan birçok insanın yanlış iş yapış biçimleri hem sektörü, hem işimizi zorlaştırıyor. Yani, yapılan işin kime göre doğru olduğu bilinmiyor. Her iletişimci farklı iş yapıyor. Şirketlerin ve kamuoyunun halkla ilişkiler mesleğini tanımıyor oluşu da bir diğer problem. Asıl problem iş yeri ve arkadaşlar. Bence iş yeri ve arkadaşlar, hangi meslek olursa olsun, size işinizi sevdirebilir veya nefret ettirebilir. İmkanım olsaydı, tarımla uğraşır, ceviz yetiştirir ve ihraç ederdim. Bu işte kalmamın nedeni henüz kısa bir süre olması. Mesleği en iyi şekilde öğrenmek. Başarılı işlere imza atmak. Daha sonra akademik kariyeri tamamlayıp, akademiye geçmek istiyorum.

Nereye gitsem aynı sorunlar olacak

D.Y (30): Reklam ve satış alanında çalışıyorum. İşimden değil de iş yerimden ve patronlarımın, çalışanların davranışlarından şikayetçiyim. Ödüllendirme ve övgüyü bırakın, hak edilen saygıyı dahi alamıyoruz. Çalışanlar arasında garip bir elektrik var ve sürekli tartışma çıkıyor; bu da ortamı geriyor. Patronlar arasında dahi sürekli sesler yükseliyor, patron sinirlendiği zaman çalışanlarına bağırarak hakaret edebiliyor. Buna benzer nedenlerden çalışanlar sürekli işi bırakıyorlar. Hem müdürlerimize yaranamıyoruz hem de iş tanımımız kesin değil. Dahası kadın çalışanların hepsine sekreter muamelesi yapılıyor. İşimi seviyorum ama iş ortamımı ve birlikte çalıştığım insanları bu şartlar altında sevmem mümkün değil. İmkanım olsa kendi yaratıcılığımı, üretkenliğimi ortaya koyan küçük bir dükkan açardım arkadaşlarımla beraber. Başka bir yere gittiğimde farklı da olsa yine başka sorunlarla karşılaşacağım. İşimi seviyorum ve maaşım her zaman zamanında yatıyor. Tek sorunumuz insanlar arası ilişkiler. Bir işe baş vurma sebepleriniz arasında maaşı ve mevkisi olabilir fakat iş yeri ortamı da çok önemli. Çalışanlarına değer vermeyen ve sözünü tutmayan, sürekli çalışanlarının arkasından iş çeviren ve çalışanlarına saygılı davranmayan iş verenler ne kadar maaş verirlerse versinler o iş yerinde huzur ve kazanç olmuyor pek.

Yazar: Zeynep Mengi
Kaynak:  www.memleket.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND