Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kararlarınızı nasıl alırsınız?

Bazıları ışık hızıyla karar alır. Bazıları ışık hızıyla karar değiştirir. Kimi bir kez karar aldı mı asla geri adım atmaz. Kimi karar alana kadar kılı kırk yarar. Kimi de bir türlü karar alamaz. Peki siz kararlarınızı nasıl alırsınız…

Bazı insanlar karar alırken kılı kırk yarıyorlar. Kimsenin aklına gelmeyecek ayrıntıları, olasılıkları dikkate alıyorlar. “Mükemmel” karara ulaşmak istiyorlar.

Bazıları ise bir türlü karar alamıyorlar: Bir seçim yaptıklarında, diğer seçenekten vazgeçmek onları huzursuz ediyor. Bu insanlar için karar almak adeta bir eziyet!

Bazıları da çok önemli konularda bile fevkalade rahat karar alabiliyorlar. Hiç zorlanmıyorlar.

Siz hangi gruba giriyorsunuz? Karar almak sizin için zor mu yoksa kolay mı?

Bir gün içinde yüzlerce karar alıyoruz. Çoğu anlık ve basit kararlar: Ne giyeceğimiz, ne yiyeceğimiz gibi. Bunlar sonuçlarını bilebildiğimiz, sıradan ve pek fazla risk içermeyen kararlar.

Bazı kararlarımız ise hayatî derecede önemli: Hangi okula gideyim, hangi işe gireyim, kiminle evleneyim gibi… Bunlar hayatımızda uzun süreli etkisi olan, önemli kararlarımız.

“Karar alma” konusu benim özel ilgimi çeken bir konu; çünkü hayatımda yaptığım iki meslek de karar almakla ilgili: Hem araştırma hem de danışmanlık doğru karar almak için para ödenen hizmetlerdir. Kararın olmadığı yerde ne araştırmaya ne danışmanlığa gerek vardır. Bu nedenle daha araştırmacılığa başladığım ilk yıllardan beri, iş yaptığım şirketlerde, yöneticilerin nasıl, neye bakarak karar aldıklarını merak ettim ve kendime hep şu soruyu sordum: İnsan karar alma performansını artırabilir mi? Daha etkin, daha etkili, daha iyi karar almak öğrenilebilecek bir şey midir?

Karar alırken aklımız bir bilgisayar gibi mi çalışıyor yoksa sezgilerimizle ve duygularımızla mı karar alıyoruz? Hem aklımızı hem sezgilerimizi kullanıyorsak, bunlardan hangisi daha üstün? Hangisi daha güvenilir?

Aklımızın kullandığı iki ayrı sistem var: Bunlardan biri mantıksal, diğeri sezgisel.

Karar alırken izlediğimiz mantıksal yolu, bir şema üzerinde açıklayan pek çok yaklaşım var. Bu konuda çeşitli yazarlar birçok model oluşturmuşlar.

Kullandığımız sezgisel yöntem ise elbette bir modele veya bir programa indirgenemiyor; ama son yıllarda fMRI teknolojisi sayesinde nasıl karar aldığımızı daha iyi anlamaya başladık. Sezgisel karar alma konusunda her geçen gün yeni bilgiler öğreniyoruz.

Rasyonel Karar Alma Modeli. Aklımız bu yöntemi izlediğinde aşağıdaki gibi işliyor:

• Problemi tarif etmek: Bir karar almadan önce problemin, sorunun ne olduğunu iyi tarif etmek gerekir. Eğer sorunu iyi tanımlarsak, konu son derece berraklaşır ve doğru kararı almak kolaylaşır. Aksi takdirde hiç etkisi olmayan kararlar alınması tehlikesi vardır.

Genellikle insanın en çok yanıldığı konu, problemi tarif etme konusudur.

Son zamanlarda şirketlerde rastladığım birçok sıkıntı, problemlerin yanlış tarif edilmesiyle ilgili sıkıntılar. Meselâ bir iş yerinde yaşanan verimsizliğin nedeni, iş tanımı yetersizliği veya organizasyon eksikliği gibi nedenlere bağlanırken esas sorun şirketin iş yapma biçiminden kaynaklanabiliyor. Böyle bir şirkette iş tanımları ve organizayson ne kadar iyileştirilirse iyileştirilsin , sorun çözülemiyor.

Genellikle hepimiz sorunun kendisiyle değil belirtileriyle savaşmak gibi bir yanlışa sapıyoruz. Bu konuda en iyi bildiğimiz metafor (benzetme) “bataklık-sivrisinek” örneği olmasına rağmen çoğu kez sorunun kökeniyle değil belirtileriyle uğraşıyoruz.

• Hedefleri saptamak: Çoğu karar birden fazla amacı gerçekleştirmek için alınır. Mesela bir araba alacaksak; yakıt tasarrufu, konfor, dış görünümü gibi birçok amacımızın gerçekleşmesini isteriz. Öncelikle hangi hedefe ulaşak istediğimizi netleştirmemiz gerekir.

• Seçenekleri belirlemek: Bizi elde etmek istediğimiz sonuçlara götürecek değişik seçenekleri dikkate almamız gerekir. Meselâ bizim istediklerimizi gerçekleştirebilecek birden fazla araba markası varsa her birini değerlendirmeye almamız gerekir.

• Her seçeneği elde etmek istediğimiz hedeflere göre değerlendirmek: Değerlendirmeye aldığımız her araba markasını, hedeflediğimiz amaçlar bakımından değerlendirmemiz gerekir.

•Sonuçları ve nelerden vazgeçeceğimizi belirlemek: Değerlendirmeye aldığımız seçenekler gerçekten bizi istediğimiz hedefe ulaştıracak mı? Bu seçeneklerden birinde karar kıldığımız zaman nelerden vazgeçeceğiz? (Trade off) Bu vazgeçtiklerimiz bizi ne kadar rahatsız edecek? Gerçekten söz konusu seçenek bizim için en uygun seçenek midir?

Mükemmeliyetçi insanların karar verirken en zorlandıkları yer burasıdır; çünkü onlar doğaları gereği, mükemmeli ararken, hiç bir şeyden vazgeçmek istemezler. Hepsini, en iyisini isterler. Arzu ederler ki bulacakları çözüm hiç bir unsuru dışlamasın! Oysa bir şeyi seçmek, bir başkasından vazgeçmek demektir; ama mükemmeliyetçiler hiç vazgeçmek istemezler.

•Belirsizlik ve risk: Karar gelecek için alınır. Gelecek ise belirsizdir ve herkesin belirsizliğe, riske karşı hassasiyeti farklıdır. Karar alırken, olayların arzu etmediğimiz bir şekilde gelişmesine karşı ne kadar tahammüllü olduğumuzu, buna ne kadar hazırlıklı olduğumuzu düşünmemiz gerekir.

• Zincir kararlar: Bazen bugün bir karar almak, gelecekte bu karara bağlı başka kararları da almayı gerektirir. Dolayısıyla bugün karar alırken, gelecekte de zincirleme etkisini düşünerek karar almak gerekir.

Rasyonel karar alma modeline göre, akılcı bir insan yukarıdaki aşamalardan geçip, nihaî kararını alır ve bu karar kendisi için en iyi karar olur. (Hammond & Keeney & Raiffa)

Sezgisel Karar Alma Modeli

Bütün kararlarımızı yukarıda anlatılan modele uyarak alacak olsak düşünmekten başka bir iş yapamayan, sürekli hesap-kitap yapan, hiç yaşamayan insanlar oluruz herhâlde.

Allahtan aklımız sayısız değişkenleri bizim yerimize sezgisel olarak değerlendiriyor da her gün defalarca karar alıp uygulamamıza rağmen yorgunluktan perişan olmuyoruz. Yoksa her kararımızı rasyonel bir süreçten geçirecek olsak, bir gün içinde aldığımız kararların yorgunluğuyla akşama kalmaz sürmenaj oluruz.

Dünyaya gelirken on binlerce yıllık genetik mirası da beraberimizde getirdiğimiz için, sezgilerimiz sayesinde kolayca karar alabiliyoruz. Hem de inanılmaz bir hızla.

Hem atalarımızdan aldığımız mirastan hem de kendi deneyimlerimizden oluşturduğumuz sezgilerimiz sayesinde karar alabiliyor ve bu yolla hayatın karmaşık yapısıyla baş edebiliyoruz.

Üstelik sezgilerimizi çok sık kullandığımız için, karmaşık durumları, zor sorunları beynimizde yarattığımız “kısa yollar” (heuristic) kullanarak çözebiliyoruz. (Kahneman & Tversky)

Bu kısa yollar sayesinde, karar anlarında, hiçbir mantık yürütmeden çözüme ulaşıyoruz. Bu kısa yolları kullandıkça, onlara daha fazla güveniyor ve kararlarımızı daha süratli daha etkin alabiliyoruz.

Malcolm Gladwell, birkaç yıl önce yazdığı Blink kitabında, sezgilerimizin ne kadar güçlü ne kadar güvenilir olduğunu anlatmıştı. Hatta mantık yürüterek alınan bilimsel kararların bile şaştığını; buna karşılık sezgisel kararlarımızın daha güvenilir olduğunu sergileyen örnekler vermişti.

Ben de şahsen, sadece mantıksal karar alarak hayatın karmaşık yapısının altından kalkamayacağımızı, sezgisel karar vermeye mutlaka güvenmemiz gerektiğini hatta iş hayatımızda bile sezgilerimizi daha çok kullanmamız gerektiğini savunuyorum.

İnsanın, bir karar almadan önce, sınırsız sayıdaki koşulu ve seçeneği incelemeye, bütün hepsinin fayda-maliyet hesabını yapmaya zamanı yoktur. Bırakın zamanı, çoğumuzun böyle bir hesap yapacak yetkinliği de yoktur.

İnsan doğal olarak deneyimleriyle oluşturduğu kısa yolları kullanır. Sezgisel karar almazsak yaşayamayız. Bu kısa yollar bize hayatı yaşanılır kılar.

Örneğin, şirketimize bir pazarlama yöneticisi arıyorsak, “en iyi” üniversitelerden mezun olmuş kişileri tercih ederiz. Burada kullandığımız kısa yol, “iyi üniversiteden mezun olanlar iyidir” kısa yoludur. “İyi arabayı Almanlar yapar” da buna benzer bir kısa yoldur. Hepimizin oluşturduğu yüzlerce kısa yol var. Her gün bunları kullanarak karar alıyoruz.

Burada çok önemli bir soru gündeme geliyor: Peki, sezgilerimiz her zaman güvenilir midir? Sezgilerimiz ve kendimize has oluşturduğumuz kısa yollar bize her zaman doğru karar aldırır mı?

Bu soruya cevap vermeden önce aşağıdaki masalara bakın ve hangisinin daha uzun olduğunu tahmin edin. Sizce bu masaların enleri ve boyları aynı mı?

Eğer sol taraftaki masanın daha uzun ve dar, sağ taraftakinin ise daha kısa ve geniş olduğunu düşünüyorsanız siz de insanların neredeyse tamamı gibi yanılıyorsunuz; çünkü her iki masanın da boyutları tıpa tıp aynı (Bir kâğıt parçasıyla ekranda test edebilirsiniz.) Masaların boyutları konusunda verdiğimiz karar, kısa yol kullanarak verdiğimiz sezgisel bir karardır; ama yanlış bir karardır.

Sezgilerimiz olmasa halimiz haraptır, düşünmekten yorgun düşeriz; ama sezgilerimiz yukarıdaki örnekte olduğu gibi bizi yanıltabiliyor. Kullandığımız “kısa yollar” bize yanlış karar aldırtabiliyor.

Hayatımızı yönlendirirken en çok başvurduğumuz karar alma yöntemi sezgisel yöntem; ama bu yöntemi kullanırken aklımız o kadar çok “sapma” yapıyor ki, listenin tamamını bilseniz insan olarak ne kadar zavallı bir konumda olduğumuza üzülürsünüz. (Daha önce yazdığım, Dünyada En Adaletli Dağıtılmış Şey Akıldır yazımda bu sapmaların en önemlilerini anlatmaya çalışmıştım.)

Benim özellikle üzerinde durmak istediğim konu, son yıllarda üzerinde birçok çalışma yapılan sezgisel karar alma yöntemiyle rasyonel karar alma yöntemini nasıl birlikte kullanabileceğimiz konusu.

Bence hepimiz, her iki düşünce sisteminin olumlu yönlerini birleştirerek karar alma gücümüzü, performansımızı artırabiliriz.

En doğru karar verme yöntemi, sezgisel ve rasyonel sistemleri doğru yerde, doğru zamanda kullanabilmek ve gerektiğinde her ikisini birden kullanabilmeyi öğrenmektir.

Bazı insanlar daha fazla mantıkla karar alırken bazıları sezgilerinden daha fazla yararlanıyorlar.

Burada bize düşen hangi sistemi hangi durumlarda kullanacağımızın farkında olmak ve her ikisinin de zayıf yönlerini bilerek, güçlü taraflarından yararlanabilmektir.

Mesela ben araştırma yaptığım müşterilerim arasında her iki yöntemi birleştirebilen yöneticilere ve patronlara rastlıyorum: Üzerinde araştırma yapılan konu hakkında bütün verilerin olumlu olduğu durumlarda bile “Burada beni rahatsız eden ama açıklayamadığım bir şeyler var. Ben bu alana yatırım yapmayacağım.” diyerek kararlarını sezgileriyle alabilen patronlar var.

Karar alırken, gerektiğinde uzmanlara danışmak, sistematik davranıp rasyonel yoldan gitmek ama gerektiğinde de hiç korkmadan sezgilerimize güvenmek, iç sesimizi dinlemek durumundayız.

Bence ilköğretim yıllarında bizlere aklımızın nasıl çalıştığını birilerinin öğretmesi lazım. Hangi alanlarda mantığımıza güveneceğimizi; hangi durumlarda sezgilerimize başvurabileceğimizi bilsek ne iyi olurdu değil mi?

Kendimden örnek vereyim: Ben daha yeni yeni bir konu hakkında görüşüm sorulduğunda, “Benim bu konu hakkında görüşüm olumsuz; ama henüz nedenini bilmiyorum.” diyebiliyorum. Keşke benzer cümleleri genç yaşımda da kurabilme hakkım olduğunu bilseydim. Ama o zamanlar her şeyin mantıklı bir açıklamasının olması, bir rasyonele oturması gerektiğini düşünür; sezgisel bir görüş ifade etmenin ise zayıflık işareti olduğunu zannederdim.

Ya da tam tersine kendi mantık silsilemden geçirdiğim bir karar hakkında “en doğru karar budur” ısrarında olamıyorum oysa eskiden görüşlerimi ne kadar keskin ne kadar güçlü ifade ederdim bir bilseniz. O zamanlar benim için bir konu incelenmişse, araştırılmışsa, objektif kriterlere göre değerlendirilmişse başka söze gerek yoktu. Başka söz söyleyecek insana da. Meğerse karar almak dediğimiz şey hiç de öyle tek boyutlu değilmiş.

Keşke hayatımızda aldığımız kararlar, üniversite sınavlarındaki dört cevaptan doğru olanı bulmak kadar kolay olsaydı. Halbuki, hayatın karşımıza çıkardığı her problemin birden fazla doğru cevabı olduğu gibi bir sürü de yanlış cevabı var. Bir markanın reklamını yapmak için onlarca doğru yol olduğu gibi sayısız yanlış yol olabilir. Hiç bir cevabın mutlak doğru olmadığı sorularla karşılaşıyoruz her gün. Ama aklımız sanki tek bir doğru varmış gibi şartlanmış durumda.

Bir düşünsenize, bu durum hayatımızın bütün kararları için geçerli değil mi?

Hem özel hem de iş hayatımızda karşılaştığımız bütün soru(n)lar böyledir. Tek bir doğru yoktur.

Rasyonel karar almayı, problemin tarifinden risklerin hesap edilmesine kadar, hepimizin öğrenmesi ve bu konuda ustalaşması gerekir, ama sadece rasyonel karar alma yöntemini kullanmak yetmez. Mutlaka sezgilerimizden de yararlanmalıyız.

Ne var ki sezgilerimizi de kullanırken çok dikkat etmemiz gerekir çünkü bunlar tehlikeli bir silah gibidirler.

Kendi sezgilerimizin nerede sapma yaptığının farkında olmamız, kendimize yapacağımız en önemli yatırımlardan biri bence.

Her iki yöntemi de kullanarak karar alma becerimizi, yetkinliğimizi kesinlikle geliştirebiliriz.

Karar almak, tıpkı egzersiz yaparak kaslarımızı güçlendirmek gibi gücümüzü arttırabileceğimiz, zamanla daha iyisini yapabileceğimiz üstelik bir kere öğrendikten sonra hem iş hem de özel hayatımızda her zaman yararlanacağımız bir yetkinlik.

Bize verilmiş olan potansiyelden niye daha fazla yararlanmayalım ki? Niye daha iyi kullanarak, yapabileceğimizin en iyisini yapmayalım ki?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND