Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Karantina günlerinde medya okuryazarlığı

Korona salgını nedeniyle televizyon ve sosyal medya kullanımında bir artış söz konusu. Peki bu içerikleri tüketirken ne kadar bilinçli seçim yapıyoruz? Çocukların medya kullanımından nelere dikkat etmek gerek? Sevcan Eray medya okuryazarlığının anlam ve önemini Kigem okurları için yazdı.

MEDYA OKURYAZARLIĞI NEDİR, NEDEN ÖNEMLİDİR?

“Güç bilgiden gelir.” der Francis Bacon. Bilgi de okuryazarlık gerektiriyor. Okuma yazmanın önemi anlaşıldığı için, son yüzyılda dünyada okullar mecburi hale getirildi. Zorunlu eğitim birçok sorunu çözdü, şimdi karşımızda daha gelişmiş bir sorun var. 

Modern zamanda “okur yazar” olmak ise, okuma yazmayı bilmenin ötesinde bir kavram. Okuma bilgisi sayesinde herhangi bir haberi, bilgiyi sadece okuyoruz. Peki okur olarak onu anlamlandırıyor, eleştirebiliyor muyuz? Yazma bilen her sosyal medya kullanıcısı yorum yaparken, yazar olarak mı içerik üretiyor? Ne kadar bilinçli ve sorumlu davranıyor? Yeni iletişim teknolojilerini böylesine etkin kullanırken, onların bizi yönetmesine engel olmak için bilinçli olmak zorundayız. 21. yüzyılın edinilmesi gereken en önemli becerilerinden biri olan Medya Okuryazarı olmak işte bu noktada önem kazanıyor.

Günümüzde iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve artan yeni medya kanallarıyla veri bombardımanına tutuluyoruz. Dijital ve geleneksel medyanın güçlü hegemonik yapısı karşısında sayısız mesaja maruz kalıyoruz. Görsel, işitsel, yazılı ve dijital medya ürünleri hepimizi kuşatmış durumda. Medya çeşitli yöntemlerle, değer yargılarımızı ve tavırlarımızı yeniden şekillendiriyor. Kurguladığı gerçekliği algılama biçimlerimizi etkiliyor, manipüle ediyor. Ekonomik, kültürel, psikolojik durumumuza göre medya mesajlarına verdiğimiz tepkiler de değişiyor.

Artık sadece televizyon izleyicisi değiliz. İnternete cep telefonuyla bağlanan ve sosyal medyayı etkin olarak kullanan bireyleriz. İnternette yer alan bilgilerin doğruluğunu kontrol etmiyoruz. Dahası kaynağını ve güvenilirliğini sorgulamadığımız şeyleri paylaşıyoruz. Bilgiye ulaşmanın çok kolay ve hızlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Sadece bilgilenmiyoruz, değişiyoruz, evriliyoruz. Eskiden bağlı olduğumuz bu dijital teknolojilere bağımlı hale geldik.  Marshall Mc Luhan’ın “küresel köy” kavramında bahsettiği gibi, insanları birbirinden ayıran kültür farkları yok oluyor. Sosyal medya kullanıcısı olarak toplumdaki bu etkileşimin birer üreticisi haline geldik.

                 Günlük yaşantımızı giderek dolduran, saatler boyunca etkisi altında kaldığımız medyanın hayatımızda kapladığı yer oldukça büyük. Dinlediğimiz müzikten, cep telefonuyla yazışmalarımıza, televizyondaki reklamdan, farklı sosyal medya ortamlarını takip etmemize kadar akan medya mesajlarından uzak kalmak mümkün değil. Bununla ilgili Global Digital Raporu’ndaki bazı istatistikler medyayla ne kadar iç içe olduğumuzu gösteriyor.

                 2019 Global Digital Raporu’nda Türkiye

                 We Are Social ve Hootsuite’in ortaklaşa düzenlediği 2019 Yılı Global Digital Raporu internet kullanımı ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile ilgili detaylı bilgiler sunuyor. “82.44 milyon Türk nüfusunun yüzde 72’sini oluşturan 59.36 milyonu internet kullanıcısı. Nüfusun %63’ünü oluşturan 52 milyonu sosyal medya kullanıcısı ve bunların 44 milyonu mobil olarak sosyal medyaya erişebiliyor. Türkiye’de kullanıcıların internette harcadıkları günlük süre ortalama 7 saat 15 dakika. Sosyal medya platformlarında ise günde ortalama 2 saat 46 dakika geçiriyoruz. Türkiye’de en çok zaman geçirilen sosyal  medya platformları;  Youtube %92, İnstagram %84, WhatsApp %83, Facebook %82, Twitter %58.”

Geleneksel medya aracı TV kullanımında durum nasıl?

RTÜK tarafından yapılan Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması’nda, 2006 yılından 2018 yılına kadar geçen sürede, günlük ortalama televizyon izleme oranlarının her geçen yıl düştüğü ortaya çıktı. 2006’da yapılan araştırmada televizyonu günlük ortalama 5 saat 12 dakika izlerken, 2018’de ise bu sürenin günlük ortalama 3 saat 34 dakika olduğu belirlendi. İnsanlar TV’den en çok haber programları ve dizi seyretmeyi tercih ediyorlar. Bu da medya içerisinde yer alan televizyonun haber kaynağı ve eğlence amaçlı olarak en çok kullanıldığını gösteriyor.

Yaş arttıkça televizyon izleme oranı artarken, gençlerde ise televizyonun yerini akıllı telefonlar, tablet ve bilgisayarlar almış durumda. İnternet kullanımının artmasıyla Netflix, Youtube gibi platformlar genç kuşaklar arasında yaygınlaştı.  Televizyona olan ihtiyaç azaldı. Dijital gelişmelerle, yenilenen ve değişen medya araçları karşısında eğitimli ve bilinçli olmak zorunlu hale geldi. Manuel Castells’in de ifade ettiği gibi, “Artık dijitalleşmiş ve ağlarla örülmüş bir toplumda yaşadığımızı reddetmemiz imkânsız.”

Çözüm: Medya Okuryazarlığı

Medya Okuryazarlığı; yazılı, görsel, işitsel ve yeni dijital medya içeriklerine erişme, çözümleme, değerlendirme ve üretimde bulunmak olarak tanımlanıyor. Eskiden okur ve tüketici olarak medya mesajlarıyla karşı karşıya kalıyorduk. Pasif halde sadece haberdar oluyorduk. Günümüzde ise, yazar olarak kendi medya iletilerimizi oluşturuyoruz. Aktif birer üreticiyiz. Özellikle çevrimiçi ve sosyal medya ortamlarında artık herkes üretim yapıyor.

 Medya okuryazarı olmaktaki amaç; siyasi ve ekonomik gücün hegemonyasında değerleri kabul edip bunları aynen yeniden  üretmek değildir. Gerçekle kurguyu ayırt edebilen, bilgiyi sorgulayan, eleştirel düşünebilen ve içerik üretme yeteneğine sahip bireyler yetiştirebilmektir. Tessa Jols ve Elizabeth Thoman’a göre, Medya Okuryazarlığı “Sakın seyretme!” demek değildir. Medya Okuryazarlığı “Dikkatlice seyret, eleştirel düşün!” demektir. Eleştirel bakış açısıyla iletileri çözümleyip değerlendirebilmektir. Üretimde bulunurken yaşadığımız hayatı sorgulayabilmektir.

Medyanın bireyler üzerindeki etkileri hissedildikçe, bu konuda eğitim verilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Medya Okuryazarlığı Eğitimi Seferberliği 1920’lerde İngiltere’de başlatılmıştır. Bugün ABD, İngiltere, Kanada, Almanya, Finlandiya, Fransa gibi birçok ülkede müfredat içerisinde bir ders olarak okutulmaktadır. Ülkemizde ise Medya Okuryazarlığı dersi RTÜK ve MEB işbirliği ile 2007-2008 eğitim-öğretim yılında seçmeli ders olarak hayata geçirilmiştir. Hala ilköğretimde seçmeli ders olarak okutulmaktadır.

Çözüm İçin Neler Yapabiliriz?

Gereksiz bir bilgi yığınının içinde yolumuzu nasıl bulacağız? Maruz kalınan sayısız medya ürünüyle baş etmeyi nasıl öğreneceğiz? Neye göre seçimimizi yapacağız? Medyaya karşı nasıl bir duruş sergilemeliyiz?

Öncelikle bir vatandaş olarak hak ve sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerekiyor. Bu bilinci dijital ortamlara da yansıtmalıyız. Dijital mecralarda da haklarımızı kullanırken taşıdığımız sorumlulukların bilincinde olmalıyız. Etkin, saygılı ve duyarlı birer yurttaş olarak davranmalıyız. Medyadaki bilgi kaynağını ne olursa olsun değerlendirebilmeliyiz.  Eleştirel düşünerek, analiz yapabilmeliyiz. Bilginin ya da mesajın doğruluğunu sorgulayabilmeliyiz.  Onu yerinde kullanan bireyler olmalıyız.

Medya doğru olmayan bilgilerin ve davranışların içselleştirilmesini sağlayabilir. Medyanın kurgusal olduğunu kabul etmeliyiz. Söylem ve içeriklerini kendi ideolojilerine ve ticari kaygılarına göre oluşturduğunu bilmeliyiz. Realty Show’ların aslında ismi gibi gerçek olmadığını, önceden kurgulanmış olduğunu anlayabilmeli insanlar. Yayın organlarının sunduğu her şeyi aynen almak yerine düşünmeli, sorgulayabilmeli. Altta yatan nedenleri çözümleyip değerlendirebilmeli. Survivor’da yalnız olduğu izlenimi yaratılan yarışmacıların arkasında bir çekim ekibinin olduğunu bilerek izlemeli.

                 Artık imaj devrindeyiz. Her şeyi hızlıca öğrenmek istiyoruz. Gizem kalmadı. Bu hız içinde durup, düşünmeye ihtiyacımız var. Bir bilginin gerçek mi sahte mi olduğunu teyit edebilmeliyiz. Veri doğrulama platformlarını kullanmak bir çözüm önerisi olabilir. Fakat bu herkesin yapabileceği pratik bir yol değil. Teyit etmeyi düşünme, eleştirel bakış açısı kazanma öncelikle eğitimle olur.

                 Okullardaki klasik öğretme modeli değişmeli. Derste aktif öğretmen, pasif öğrenci konumlandırmasından çıkmalıyız. Öğretmen öğrencilerle, öğrenciler de kendi içlerinde etkileşim içinde olmalı. Dersin bir parçası olduğunu hissetmeli. Öğrenmeyi ve neden öğrendiğini sorgulayabilmeli. Böylece hayatın içindeki sorunlara gerçekçi çözümler sunulabilir. Bu kazanım da eleştirel medya okuryazarlığı eğitimi ile olur.

                 Medya okuryazarlığı dersi, birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika’da müfredat içerisinde okutuluyor. Bizde ise ilköğretimde seçmeli ders. Bu dersin anaokulundan başlayarak, 12 yıl boyunca zorunlu olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle çocuklar ekran karşısında savunmasızlar. Erken yaşlarda başlayacak bu eğitimle, geleceğin aktif, sorgulayan, düşünen gençlerini yetiştirebiliriz. Eskiden okullarda ebeveynler için okuma-yazma kursları olurdu. Ebeveynler için Medya okuryazarlığı kursları açılabilir. İstihdam edilmeyi bekleyen İletişim Fakültesi mezunu formasyon sahibi kişiler eğitim verebilir. Eğitimin üç sacayağı olan; aile, okul ve öğrenci bilinçli medya kullanıcılarına dönüştürülebilir.

           Teknoloji dünyayı değiştirirken, benliğimizi kaybetmeden bir karar vermeliyiz. Bize sunulanı düşünerek seçip, sorgulayacak mıyız? Medyanın yönettiği, sunulanı sorgusuz kabul eden bireyler mi olacağız? Yani medya okuryazarı mı olacağız, yoksa medyanın kölesi mi?

Yazan: Sevcan Eray
(İletişim danışmanı)

Not: Prof. Dr. Nilüfer Sezer ve Doç. Dr. Nuray Yılmaz Sert’in derlediği “Medya Okuryazarlığı Üzerine” kitabından ve Mutlu Binark – Mine Gencel’in “Eleştirel Medya Okuryazarlığı” kitabından faydalanılmıştır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND