Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kara lastikle başlayan yükselme öyküsü

Küçük denizde büyük balıktı. Bir gün büyük denizlere açılmaya karar verdi. Kara lastik fabrikasını satarak kendi markasını yaratma hayaliyle İstnabul’a geldi. Kızılderili dilinde yükselen anlamına gelen Lescon kelimesini marka adı olarak seçti. İşte Aydın Erbay ve yarattığı markanın kara lastikten Süper Lig’e yükselme öyküsü…

İsmi itibariyle insanlar genelde yabancı bir marka sanıyor ama Lescon şu anda Turkcell Süper Lig’in tek Türk forma sponsoru. Denizli, Diyarbakır ve Manisa’yı giydiren Lescon’un patronu Aydın Erbay, önümüzdeki dönemde Galatasaray ve Milli Takımları giydirmenin de planlarını yapıyor.

Bir kızılderili hikayesinden çıkan Lescon aslında Gaziantep asıllı bir marka. Aydın Erbay’ın Gaziantep’te ’Kara Lastik’ üreten fabrikalarını satarak kendi markasını kurma hayaliyle 1992 yılında İstanbul’a gelmesiyle başlayan öykü yeni mağazalar, yeni sponsorluklar ve yurtdışı atağıyla devam edecek…

Lescon markasını kurmadan önce hangi sektörde faaliyet gösteriyordunuz?

Ben doğma büyüme Gaziantepliyim. İstanbul’a gelmeden önce Gaziantep’te plastik ayakkabı işi yapıyordum. Plastik enjeksiyon, yani köylülerin giydiği ve halk arasında ’Kara Lastik’ diye bilinen plastik ayakkabı üreten bir fabrikam vardı.

İstanbul’a gelme fikri nereden çıktı?

Zamanla yaptığım iş bana hafif gelmeye başladı. Aklımda da sürekli bir marka yaratma fikri vardı.. İnsan vücudu ayaklarının üzerinde duruyor mantığından hareketle işin temelini ayakkabı olarak gördüm. 1992 yılında Gaziantep’teki fabrikalarımı satarak İstanbul’a gelip spor ayakkabı işine girmeye karar verdim.

Fabrikayı kurduğunuzda hemen Lescon markasıyla mı üretim yapmaya başladınız?

1995 yılına kadar ayakkabıları direkt olarak toptancılara satarak çalıştım. Fakat bu şekilde marka olamayacağımı anlayınca önce bir marka yaratmaya karar verdim. Birçok ismi tescile gönderdik. Tescil edilen markalar içinden ‘Lescon’ üzerine yoğunlaştık. Onun üzerine projeler geliştirmeye başladık.

LESCON İSMİNİ BİR KIZILDERİLİ HİKAYESİNDEN BULDUM

Lescon ne demek?

Bir gün dergi okurken okuduğum metinde Kızılderililerin bir hikayesinden bahsediliyordu. Lescon kelimesinin başında ve sonunda başka eklentilerde vardı tabii ama o kelime içinde ki ‘Lescon’ çok ilgimi çekti ve onu kullanmaya karar verdim. Metinde geçen kelime tümüyle “yükselen” anlamına geliyordu. Bu kelimenin hedeflerim olarak beni ve markamı temsil ettiğine inandım.

Üretiminizi Türkiye’de mi yapıyorsunuz?

Hem ayakkabı hem tekstil üretimimizin yarısını Türkiye’de gerçekleştiriyoruz. Diğer yarısını da Uzakdoğu ülkelerinde üretiyoruz. Yurtdışında üretim yapmak hiç tercihim değil aslında. Fakat rekabet ettiğimiz Adidas, Nike gibi markalar üretimlerini oralarda gerçekleştiriyor. Onlarla mücadele etmek ve Türkiye’de altyapısı uygun olmayan bazı ürünlerimiz için Uzakdoğu’da üretmek durumunda kalıyoruz. Örneğin, özel el işçiliği gerektiren üretimlerimizi Uzakdoğu’da yaptırmamız gerekiyor.

Eğer tüm şartlar ülkemde mevcut olursa ben yurtdışında üretim yaptırmam. Hatta bu konuda milliyetçi olduğumu da söyleyebiliriz..

Şu anda kaç takım ile sponsorluk anlaşmanız var?

Şu anda Süper Lig’de Manisaspor, Denizlispor ve Diyarbakırspor ile Bank Asya Birinci Ligi’nde de Bucaspor ve Altay kulüpleriyle sponsorluk anlaşmalarımız bulunuyor. Ayrıca Azerbaycan’da Neftçi Baki ve Bakili futbol takımlarıyla sponsorluk anlaşmalarımız var. Gaziantepspor ile de anlaşmamız vardı fakat yaşadığımız sorunlardan dolayı sponsorluk anlaşmamızı iptal etmek durumunda kaldık. Bu takımlar haricinde 3 ligde de sponsor olduğumuz futbol kulüpleri bulunuyor.

TARAFTARI OLMAYAN KULÜPLE ANLAŞMAM

Sponsorluk anlaşmalarında yeterli geri dönüşleri alamadığınız oluyor mu?

Bazı takımlardan sponsorluk maliyetlerinin karşılığını alamadığımız için sözleşmelerimizi feshettik. İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile bu sebepten ortaklığımızı sona erdirdik. Taraftarı olmayan bir kulüp ile anlaştığın zaman haliyle ürün satışı yapamıyorsun. Belediye takımları dışında taraftarı olmayan takımlarla da anlaşmıyoruz. Örneğin Kasımpaşaspor’a sponsor olmayı hiç düşünmedim, düşünmem de. Bu takımlar başarısız takımlar değiller. Çok kaliteli takımlar. Ama ilk üçe de oynasalar da taraftarı yok. Tüm spor dallarındaki gibi bizim işimizde taraftar olmazsa olmaz.

Türkiye’de ve dünyada spor giyim sektörünün hacmi ne kadar?

Dünyada spor ürünlerinin 650 Milyar dolar cirosu var. Türkiye’de kayıt dışı olmasına rağmen spor giyimin cirosu 1 milyar dolar civarında.

Önümüzdeki yıllar için sponsorluk olarak planlarınız neler? Yurtdışı bir sponsorluk olabilir mi?

Yakın ülkelerle sponsorluk çalışmaları yapıyoruz. Yaptığımız değerlendirmeler neticesinde krizin 2010 yılında da süreceğini öngördüğümüzden 2010 yılı içinde sponsorluk harcamalarımızı minimum seviyelere çekiyoruz. 2011’de ise sponsorluk konusunda bir atak yapmayı düşünüyoruz.

Daha önce Eintracht Frankfurt’un futbol dışı tüm branşlarında sponsor olmuştuk. Şu andaki çalışma prensiplerimiz mağazalaşmak üzerine. Yani yabancı bir ülkede sponsorluk anlaşmaları yapmadan önce o ülkede mağaza konseptimizle var olmayı hedefliyoruz. Artık bir ülkeye girerken ihracat olarak da olsa konsept olarak mağazalarımızla gitmek istiyoruz.

Yurtdışında mağaza açacak mısınız?

Şu anda görüşme halinde olduğumuz bir komşu ülkemiz var. Anlaşma aşamasında olduğumuz için bu ülkeyi açıklayamam. Fakat distribütörlük anlaşmamız o ülkede en az 20 tane konsept mağaza açmak üzerine olacak. Anlaşma yapılıp yeterli mağaza sayısına ulaştığımızda o ülkenin milli takımı ve önde gelen takımlarından birisi ya da birkaçı ile anlaşacağız. Bu çalışmalarımızda sonuca çok yaklaştığımızı söyleyebilirim.

HEDEFİM GALATASARAY VE MİLLİ TAKIMI GİYDİRMEK

Daha önce Galatasaray’a sponsor olmak istediğinizi belirtmiştiniz. Bu hedefinize ne zaman ulaşacaksınız?

Geçtiğimiz yıllarda Galatasaray futbol şubesi hariç tüm branşlarda sponsor olmuştuk. Zaten ben de Galatasaraylıyım ve de Galatasaray kongre üyesiyim. Bu yüzden hayallerimden bir tanesi de günün birinde Lescon’u Galatasaray’a giydirmek. Ama bizim için tüm kulüpler aynı mesafede. Beşiktaş Fenerbahçe, Trabzonspor ve diğer kulüpler ile sponsorluk anlamında çalışmak bizim için çok değerli. Hatta belki bir gün milli takımı giydirmek için de çalışmalarımız olacak.

Sponsorluk anlaşmalarında önümüzde ki yıllar içerisinde ulaşmak istediğiniz en büyük hedefleriniz neler?

2011 yılında sponsorluklarımız için hedefimiz Türkcell Süper Lig’de en çok sponsoru olan markası haline gelmek ve Türkiye’deki tüm kulüplerin (amatör branşlar da dahil olmak üzere) yüzde 50 sini giydirmek istiyoruz.

GÜNÜMÜZDE HERKES TUTTUĞU TAKIMI AÇIKLAYABİLİYOR.

-Tuttuğunuz takımı açıkça söylemekten çekinmiyor musunuz? Sonuçta bir marka sahibisiniz ve müşteri kaybı endişeniz hiç yok mu?

Bugün en güzel şeylerden birisi de herkes takımını açıklayabiliyor ve her alanda rengini belli edebiliyor. Başbakanımız çıkıp Fenerbahçeli olduğunu söyleyebiliyor, bir genel yayın yönetmeni çıkıp taraftarı olduğu takımı açıklamaktan çekinmiyor. Halkımızda bu bilinç oluşmuş durumda. Önceden bu böyle değildi. Artık bazı şeyleri aşmış durumdayız diye düşünüyorum. Artık futbolun, sporun bir dostluk ve heyecan olduğunu algılayabiliyoruz.

YA MARKAMLA İHRACAT YAPARIM YA DA HİÇ YAPMAM

-İhracat yapıyor musunuz?

İhracatımız 1-2 milyon dolar seviyelerinde. Düşük seviyelerde ihracat yapıyoruz. Bu da çok arzu ettiğimiz bir ihracat değil. Mesela Romanya’da bir mağazalar zinciri bizden gelip sadece ayakkabı alıyor. Benim ihracattan beklentim bu değil. Dediğim gibi ben mağazalarımla o ülkelere gitmek istiyorum. Konsept olarak distribütörlük anlaşmalarıyla ihracat yapmak istiyoruz.

-Lescon markasıyla mı ihracat yapmayı düşünüyorsunuz?

Kesinlikle. Benim kadar markasına düşkün bir adam daha yoktur. O nedenle başka bir marka adı altında ihracat yapmam mümkün olamaz. Bana bir çok önemli markadan krampon, ayakkabı üretmem için teklifler geldi. Bunlar Türkiye’de var olan bilinen tanınan markalar. Kendi markam ile üretirim. Bu sebepten ötürü birçok kârdan feragat ettiğimin farkındayım. Ama başarılı olacaksam markam ile başarılı olmak istiyorum.

-Lescon konseptiyle toplam kaç tane mağazanız var?
Şu anda 25 tane mağazamız var. Planlarımıza göre 2010 yılına girerken 50 tane şubeye ulaşacaktık. Fakat kriz bu planlarımızı sekteye uğrattı. İnşallah 2011 sonunda en az 50 tane şubeye ulaşmayı öngörüyor. Konsept mağazalar hariç Türkiye genelinde 600 tane korner bayilerimiz var. Beni heyecanlandıran konsept Lescon mağazaları. Bu yönde büyüyeceğiz. Bunların dışında 5 adette franchise verdiğimiz mağazalarımız var.

TÜRK KULÜPLERİNİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR
– Türk takımlarına sponsor olurken sektörünüzdeki yabancı rakiplerinizden ötürü bir zorluk yaşıyor musunuz?

Türk takımlarının Türk markalarına destek olması gerekiyor. Kulüpler yabancı hayranlığını bir kenara bırakmaları gerekecek. Önceliğim Lescon’un varlığını bir Türk markasın olduğunu anlatmak herkese. Biz bu ülkeye 500-600 kişilik istihdam sağlıyoruz. Bu rakamlar arttıkça istihdam sayısı artacak. Binler iki binleri zorlayacağız belki de. Kulüp yöneticileri bize destek olursa hep birlikte bu ülkeden büyük bir marka büyük bir katma değer yaratabiliriz.

– Destek geliyor mu?

Her zaman değil. Mesela ismini vermek istemediğim bir yönetici, “kim bir lira fazla verirse onunla işi yaparım” dedi. Ama dünya markaları ile mücadele edebilmemiz için bazı konularda duyarlılık bekliyoruz. Mesela Özhan Başkan bu konuda bizim çok büyük destekçimizdi. Onun zamanında yapılan fedakarlıklar ile Galatasaray’a sponsor olmuştuk. Heyecanımı benimle paylaştı ve bu şansı bize vermişti. Ona bu konuda çok şey borçluyuz.

LESCON’UN TÜRK MARKASI OLDUĞU BİLİNMİYOR
– Lescon’un reklam ve tanıtımı ile ilgili sponsorluklar dışında çalışmalarınız var mı?

Aslında sponsorluklarda marka tanıtımında tek başına yeterli olmuyor. Lescon olarak bizim yoğunlaşmamız gereken en önemli husus, Türk markası olduğumuzun farkındalığını vatandaşlarımızda oluşturmak istiyoruz. Hatta forma sponsoru olduğumuz bazı sporcular dahi Türk markası olduğumuzu bilmiyor. Buraya ne zaman futbolcular, antrenörler gelip ziyaret etmeye başladı bu bilinç oluşmaya başladı. Gücümüzü daha iyi algılar oldular. Bizim yabancı bir markanın distribütörü olduğumuzu sananlar da oldu.

Bugün en önemli İngiliz spor giyim markası Umbro’dur. İngiltere liglerine bir bakın alt liglerde çoğu takımda Umbro var. İngiltere milli takımı Umbro giyiyor. Markalarını sahiplendikleri için Umbro’nun bir dünya markası olmasına destek olmuş oluyorlar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND