Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyin avcısı nasıl olunur?

Önce Turkcell’in başına Süreyya Ciliv’i getirdi. Şimdi Vodafone’un CEO’sunu bulma görevi de onda… Köşeye sıkışan, acil müdahaleye ihtiyaç duyan şirketler de ilk ondan yardım istiyor…

10 yıllık hedeflerle ilerleyen, uzun vadeli planlar yapanlar da… Peki binlerce kişinin başına geçecek yönetici nasıl seçiliyor? Şirket-CEO eşleştirmesi nasıl yapılıyor? Türkiye’nin 1 numaralı “beyin avcısı” anlatıyor.
MİLYON dolarlık ciro elde ediyorsunuz ya da milyar dolarlar hedefliyorsunuz… Yeni sektörler, yeni projeler de planlamada. Peki şirketinizi hedefl ediğiniz, hayalini kurduğunuz yerlere kim getirecek?

Elinizde tüm bunları yapabilecek başarılı CEO’nuz varsa şanslısınız. Yoksa da sorun değil. Siz de tüm iş dünyasının yaptığını yapacak, Şerif Kaynar’ın kapısını çalacaksınız. Evet, bugün Türkiye’de CEO koltuğuna oturmuş birçok profesyonelin iş başı yapışında Şerif Kaynar’ın
imzası var. Üst düzey koltukların yarısında oturanları o koltuklara Kaynar’ın yerleştirdiğini rakipleri bile kabul ediyor, hakkını veriyorlar. Türkiye’nin en ünlü beyin avcısının yakın zamandaki “en önemli avı”nı hatırlatalım hemen: Altı ay boş kalan Turkcell’in CEO koltuğu için Süreyya Ciliv’i bulmuş, ikna etmiş ve görevin başına getirmişti. Şimdi sırada Vodafone var… Onun CEO’sunu da Şerif Kaynar bulacak…

Ağzı sıkı sıkıya kapalı. Bu nedenle kafasından kimlerin geçtiğini öğrenemiyoruz. Ama nasıl çalışacağını, adayları ne gibi aşamalardan geçireceğini birer birer anlatıyor Kaynar. “Kilisedeki günah çıkarma bölümü gibidir bu oda. Her şey konuşulur ve burada kalır” dediği odasında…

Kaynar ile CEO’ların dünyasından sıkı dostlarına, listesinde ne gibi yöneticilerin olduğuna kadar pek çok konuyu konuştuk. Son gelişmeden başlamak istiyorum. Önce Turkcell’e CEO buldunuz, şimdi Vodafone için çalışıyorsunuz. Nasıl bir yönetici arıyorsunuz Vodafone’a?

Bizim yaptığımız iş kilit noktadaki yönetici pozisyonlarına doğru adayı bulup önermek. Sanılıyor ki biz bütün dünyayı tarıyoruz ve “Buyurun, işte size CEO” diyoruz. Öyle bir şey yok. Firmalar gelip işini ve cirosunu anlatıyor. Bu işin başına geçecek kişiyi aradığını söylüyor. Biz de o işi en iyi yapabilecek kişilerin araştırmasına giriyoruz. Bu araştırmayı yaparken ilk olarak 70-80 kişilik bir listeye erişiyoruz. Bu 70-80 kişiyi 25’e indirerek karşılıklı görüşmeler yapıyoruz. Sonunda 3-4 kişiyi müşterimizin karşısına CEO adayı olarak çıkarıyoruz. Son kararı biz değil, fi rmanın kendisi veriyor. Vodafone’un CEO koltuğuna oturacak kişi için not aldığınız kriterler neler?

Bununla ilgili çalışma yapılacak. Henüz işin çok erken safhasındayız. Sene sonuna kadar şekillenecek bir proje bu. Üç hafta sonra cevap alacağımız bir proje değil. Karşılıklı görüşmeler sonunda şirket yönetimiyle birlikte tam bir profi çıkaracağız.

Neden size verildi bu görev, kendileri neden bulmadılar?

Hemen söyleyeyim, biz bir kişi bulmayacağız. 4-5 aday bulacağız.Diğer taraftan Vodafone da
şirket içinden adaylar çıkaracak. Karşılaştırmalar yapılacak. Elbette ki bu prosesin ardından Vodafone’un içinden bir CEO çıkması da mümkün..

“SÜREYYA CİLİV BAŞARISINI KANITLADI” Neden siz?

Bunun tek bir cevabı yok. Bir sürü yanıtı var. Dünyanın en önemli üst düzey yönetici bulma şirketlerinden Korn Ferry’nin Türkiye temsilcisiyim. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de
de en büyük özelliğimiz geçmişte yaptığımız işler. Bunların da ne olduğunu piyasadakiler çok iyi biliyor. Reklam ajansları gibi, iyi servis yaptığınız zaman fi rmalar da gelip sizi buluyor. Ben her zaman için şunu söylüyorum, bir yöneticiyi bir işe yerleştirmek tek başına bir başarı
değil. Yöneticiyi yerleştirdikten iki yıl sonra hem müşteri hem de başa geçen yönetici hâlâ “çok iyi oldu” diyorsa ancak o zaman başarıdan söz edilebilir. Biz de yerleştirdiğimiz kişileri takip ediyoruz, ancak başarısını kanıtladıktan sonra kendimizi başarılı görebiliyoruz.

Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv’in göreve başlayışının üstünden neredeyse iki sene geçti. Bu
durumda Ciliv’in performansını nasıl bulduğunuzu sorabiliriz… Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Olumlu. Çünkü aynı grubun şirketleriyle çalışmaya devam ediyoruz. Süreyya Ciliv’in zor
bir ortaklıkta gemiyi çok iyi yürüttüğünü düşünüyorum. Zaten iyi bir CEO. Kaptanın gemisini
güneşli havada, yağmur ve fırtına yokken yürütmesi daha kolay. Ama dünyanın şu anda içinde bulunduğu duruma bakın; petrol 130 doları geçmiş, birçok problem var. Bugün dünyada CEO olmak, fırtınalı bir denizde kaptanlık yapmaya benzer. Böyle bir devirde bence doğru işlere
imza attı. Birçok açıdan bakıldığında kolay bir kaptanlık değil onun yaptığı iş. Çünkü tüm dünyada telekom sektörü bütün sektörler gibi bir değişim içinde. Değişim içindeki süreci yönetmesini şu ana kadar çok başarılı buluyorum.

Doğru adresi bulma yönteminiz ne? Mesela Ciliv’i bir perakende firmasına önerir miydiniz?

Evet, bir yöneticinin başka sektörlerde de çalışması gerekir. Ama ayrımı iyi yapmak önemli.
Perakende sektörüne Süreyya Ciliv’i önermezdim. Çünkü perakende detay isteyen bir sektör. Daha önce perakende sektöründe iş yapmış olması şart. Benzer sektör hızlı tüketim mallarıdır. Belki hızlı tüketim mallarından birini perakendeye sunabiliriz. Ama ileri teknoloji sektöründen birini düşünmeyiz.

Adaylarda olmazsa olmazlar nelerdir?

Birincisi CEO’nun iki ayrı yerde başarı göstermesi şart. Aynı şirket içinde iki iş olabilir. Liderlik
göstermiş olması gerekir. Liderlik nedir? Etrafına doğru ekibi kurmuş, o ekibi heyecanlandırmış, birebir tutkulu bir şekilde çalışmış ve başarılı olmuş kişidir lider. Bu çok az rastlanan bir yetenektir. İsviçre’deki top 50 şirketin başındakilere bakın. 50’si de İsviçreli değil. Milliyet ortadan kalktı artık. Dünyada bir altın arayışı gibi iyi yönetici arayışı var. Çünkü eskiden
paran ve teknolojin oldu mu para kazanabiliyordun. Bugün her sektörde rekabet var. Bu nedenle doğru insanları tepeye oturtanlar kazanıyor. Bizim işimizin de şu anda çok gündemde olmasının nedeni rekabet. Türkiye’de rekabet yeni başladı. Yabancı sermaye geliyor, ortaklıklar yapılıyor, yeni oyuncular çıkıyor. Öyle bir şey oldu ki insan faktörü çok öne geçti. Türkiye’de iyi
yönetici dediğim sayı, en fazla 20 bin. Bu 20 binin içinde de 2 bin tane tepe yönetici var. Yani havuz çok büyük değil. Tüm dünyadaki yönetici sayısı ise 20 milyon. YURT DIŞINA DA CEO…

Beyin avcılığı nasıl bir iş? Ne gibi sorumlulukları var?

Yaptığımız işin özü şu: Bilgiyi iyi kullanmak. Her organizasyon ayrı yaşayan bir mekanizma. Her
başarılı yönetici aynı organizasyonun içinde bazen başarılı oluyor, bazen olamıyor. Hangi yöneticinin nasıl bir organizasyonda başarılı olacağını bulmak bir sanat. Bu bizim
becerimiz. Müşterilere olmayacak adayları sunmamamız lazım. Bir aile şirketine CEO ararken
bütün hayatı boyunca uluslararası şirketlerde çalışmış Batılı birini oraya koyamazsınız. Bu bir risk. Biz CEO bulmamızı isteyen fi rmalardan para kazanıyoruz. Ama iki tarafa karşı sorumluluğumuz var. İnce ayarlı bir iş. Çünkü o insanın bütün geleceğiyle ilgili bir iş yapıyorsunuz. Düşünün ki bir yerde çok mutlu şekilde çalışıyor. Bir başka işe geçmesi için teklif götürüyorsunuz? Böyle bir sorumluluğun altına girmek kolay değil. Siz doktora, avukata
gittiğiniz zaman çok özel konuları konuşursunuz. Bizim işimiz de farklı değil. Bu oda bir kilise adeta. Bulunduğumuz oda içinde, kariyerle ilgili çok enteresan ve bir o kadar da gizli konuşmalar yapılır.Maaş, kariyer planı… Bir alt seviyede daha büyük bir pozisyona geçmek
mi yoksa bir süre ara vermek mi… Bizimki gibi iş yapan fi rmaların olmazsa olmaz, üç tane kriteri olması lazım: Gizlilik, kalite, etik.

Şirketler size “Bize CEO bul” diye ne zaman geliyorlar?

Nasıl ki insanlar doktora bir yeri ağrıyınca gidiyor, fi rmalar da bana zor durumda kalınca geliyor. Ya da işleri çok iyi gidince… Ama işimiz, sadece koltuğu boşalan şirketlere acilen
CEO bulmak değil. Mesela, sürekli büyüyen şirketler, holdinglerle her yıl çalışıyoruz. Çünkü hemen her yıl ya bir fabrika açıyor ya da yeni bir marka çıkarıyor. Veya Türkiye’ye yeni giren
bir fi rmayla çalışmaya başlıyoruz. 10 yıl içinde 30’dan fazla yöneticisini bulduğumuz fi rma bile var. Artık sınırlarımızı da aştık. Yakın zamanda İsrail’de faaliyet gösteren bir şirkete yönetici bulduk. Şimdi Bulgaristan’da bir şirket, Azerbaycan’da ise bir fi nans kuruluşu için çalışıyoruz.

İşi aldınız. Nereden başlıyorsunuz?

Oscar Wilde, “bilgi güçtür” demiş. Önemli olan bilgiye erişebilmek. Meksikalı bir çimento üreticisisiniz. Türkiye’de bir çimento fabrikası aldınız. İspanyolca bilen, çimento sektöründe çalışmış bir yönetici gerekli. Bana geliyorsunuz, önce Korn Ferry’nin bilgi bankasına girerek
aradığım kriterleri yazıyorum. Bu kriterlere uygun dünyadaki tüm yöneticilerin listesine erişiyorum.

ADAYLARA ON-LINE TEST Bu sadece Korn Ferry’e ait bir sistem mi?

Evet. Bu Korn Ferry tarafından Microsoft’la birlikte geliştirilmiş bir sistem. Bu sayede aradığım kriterlere uygun kişilerin listesini 10 saniyede dökebiliyorum. Ama bu listedekilerin
hangisinin doğru kişi olacağını tespit etmek bir sanat ve beceri işi. Bunu anlamam uzun sürmüyor. Beni güçlü yapan da işte bu.

Sonraki aşama… Bir on-line testimiz var. İki profesörün 8-9 sene harcayarak hazırladığı test, adayı tüm yönleriyle tanımamızı sağlıyor. Adaylarımızdan bize 45 dakika ayırmalarını ve
internete bağlanmalarını istiyoruz. “Sizi şirket başka bir yere gönderdi şu kadar maaşla gider misiniz gitmez misiniz” gibi sorularla karar alma süreçlerini, his derecesini, liderlik ölçüsünü öğrenmiş oluyoruz… Mesela bazı adaylar datayı çok fazla analiz etmeden karar alan yapılarıyla öne çıkıyorlar. Bazıları da tüm opsiyonları analiz edip karar veriyorlar. Her ikisinin de önemli olduğu sektörler var. İşte 45 dakikalık test, adayların bu gibi özelliklerini ortaya çıkarıyor. Sonucunu adayların da görüp okuduğu, oldukça etkili sonuçlar veren bir test. Özellikleri ortaya
çıktıktan sonra adayın hangi işte daha iyi olabileceğine karar veriyoruz. Bir de kayıtlarımızda her sektör ve her pozisyon için en iyilerin sahip olması gereken özellikler vardır. Aranılan pozisyon için bu kriterleri döküyoruz. Bu kriterlerle adayın sahip olduğu özellikleri yan yana getiriyoruz. Bu da bir başka aşama…

Bu işte bu kadar başarılı olmanızın sırları ne?

Ben dahil Korn Ferry’de çalışan tüm partnerlerin bu işe girmeden önce edindiği bir endüstri tecrübesi var. Mesela ben 20 sene masanın öbür tarafında çalıştım. Birçok insanı işten
çıkardım, işe aldım. Ukrayna’da, Afrika’da, değişik pek çok ülkede yaşadım. Uzun süreli bir tecrübe var ortada.

Adayları buldunuz. İkna edici silahlarınız neler?

Birinci silahım, bilgi. Ben adaya en güvenilir, en doğru bilgiyi veriyorum. İlk olarak benim o işin ve o kariyerin aday için doğru olduğuna inanmam gerekli. Kendimi adayların yerine koyuyorum. Onlar bazen kör oluyorlar. Körlük kötü bir şey. Bir yerde çok çalışınca insan kör olabiliyor. Eğer bir kişi bir firmada 10 seneden fazla çalışmışsa, iş değiştirince sanki kabuğu çıkarılmış kaplumbağa gibi olacağını zannediyor.

Herkesin hedefinin onu yemek olacağını düşünüyor. Bu nedenle iş değiştirmekten korkuyor. Ya da “Ben genel müdür oldum, bundan sonraki hayatım boyunca da böyle kalacağım” diyor. Ben de diyorum ki “Genel müdür olduktan sonra bir alt pozisyona da inilebilir. Bu kadar
korkmaya gerek yok.”

KAYNAR’IN 300 KİŞİLİK LİSTESİ CEO’ları hangisi daha kolay ikna ediyor? Para mı, kariyer mi?

Hayatta bir gerçek var; para her zaman önemli bir motivasyon aracıdır. Ama bir işten diğerine
geçerken alınacak ücret farkı en fazla yüzde 25’tir. Eğer yüzde 100 artıyorsa, yanlış bir iş var ortada. Benim görüşüm para için motive olmak da yanlış. Daha büyük pencereden bakmak gerekiyor. O şirketin geleceği daha önemli olmalı. Mesela CEO’nun gideceği şirket dört farklı sektörde faaliyet gösteriyor. Bir sektörün başına geçiyor, ama ileride daha büyük bir sektörün başına geçme ihtimali var. Dolayısıyla olayı uzun vadeli düşünmek lazım.

İknada zorlandığınız zamanlar oldu mu?

İnsanla çalışmak en kompleks, en zor iş. Bir kişiyle anlaşma yapıyor, el sıkışıyor, kontrat imzalıyorsunuz… Sonra bir bakıyorsunuz işe başlayacağı gün ortada yok. Bugüne kadar
yaşadığım inanılmaz komik ve zor olaylar var. Mesela… Size çok yeni bir örnek… Avustralya’da çalışan bir Türk’ü buraya getirmek için görüşmeler yaptık. Her konuda anlaştık. Fakat son
dakikada karısı gelmek istemediği için vazgeçti. Tabii zor durumda kaldık. Ama dediğim gibi her zaman hazırda 3-4 adayımız vardır.

Sizin kendinize özel bir listeniz var mı?

Var tabii. Korn Ferry’nin database’i zaten çok güçlü. Ama benim kişisel bir listem var. Türkiye’de tepe yönetici olarak devamlı izlediğim 300-400 kişiden oluşan bir liste.

Peki Şerif Kaynar’ın özel listesine nasıl girilir?

İki ana özelliğin bir arada olması benim için yeterli. İlki kariyer. Yöneticilik kariyerinde yükselen bir grafi ğe sahip olması gerekli. İkincisi ise yönetim tarzı. Yeni tip yöneticiler girebilir benim listeme. Bilgiyi paylaşan, kapısı herkese açık, iyi ekip oluşturan, uyumlu çalışan… Napolyon
tipi, büyük egolu, herkese kızan, bağırıp çağıran yöneticiler ise benim listemde yok.

Her talebe yanıt verebiliyor musunuz?

Zaman darlığı nedeniyle seçici olmak zorundayız tabii ki. Eğer doluysak kabul edemiyoruz. Doğru bir pozisyonu doldurmak 3-4 aylık bir zamanı alıyor çünkü. Bu şirkette ben dahil beş kişiyiz. Bir yönetici en fazla 6-7 tane işle birden uğraşabiliyor. Ofi sin bir kapasitesi var. Tek
seçiciliğimizse şu: İnsanlara değer veren tüm şirketlerle çalışıyoruz.

“EN BAŞARILI CEO’LAR İNGİLİZLER” Hangi şirketler var listenizde?

Çok değişik sektörlerden var. Tahmin edemeyeceğiniz kadar ufak şirketlerle de çalışıyoruz. Fakat onlar uzun vadede insana inanmışlar ve doğru kadroları kurmaya çalışıyor. Türkiye’ye yeni gelen yabancı kuruluşlarla da çalışıyoruz. Köklü ama yeni sektörlere giren şirketlerle
de çalışıyoruz. Ama 10 milyon euro’dan az ciroya sahip müşterimiz olmuyorlar.

En başarılı CEO’lar hangi ülkeden çıkıyor?

Dünyadaki en başarılı CEO’lar İngilizler. Çünkü İngilizler yönetim konseptini çok iyi biliyorlar. Hem Avrupa hem de Amerika’nın iyi tarafını almışlar. Biraz da risk alan yöneticilerdir İngilizler.

Başarılı CEO’ların ortak özellikleri nedir?

Dünyaya ve son trendlere baktığım zaman genellikle başkalarını iyi etkileyebilen insanlar olduklarını görüyorum. Başarı grafi ği, şirketi büyütmesi, kârlılığı yakalayabilmiş olması gibi somut veriler dışında ben şuna çok inanıyorum: Herkesi kendine baktıran, ışık saçan insanlar başarılı yöneticiler olabiliyorlar. Bu kişiler üniversitede de ışık veriyorlar, ilk işlerinde de… Liderlik ruhu her zaman içlerinde mevcut.

En önemli kıstas nedir CEO olabilmek için?

Çok çalışmak, tutkuyla işe sarılmak, akıllı olmak ve doğru kararları vermek lazım. Bütün bunları yapmak yetmeyebiliyor çoğu zaman. Şans faktörü de çok önemli. Bazen öyle şeyler oluyor ki… Uçakta yanınıza birisi oturuyor, kartını veriyor ve kendinizi bambaşka bir kariyere yönelmiş buluyorsunuz. Herkesin yanından şanslar geçiyor. Bu şansları yakalamak, hatta üzerlerine atlamak lazım. Hiç unutmam… İsveç Asea Brown Boveri’nin (İsveç-İsviçre ortaklığında, dünyanın sayılı elektrik fi rmalarından biri) Türkiye genel müdürüydüm. Ukrayna operasyonunun başına geçmem teklif edildi. Ben de bu teklife hemen atladım. Ve ileride bunun çok yararını gördüm. Başarılı olmak için değişik oyunları öğrenmek lazım. Bir yönetici bütün hayatı boyunca perakendede çalışmışsa gitsin biraz da başka sektörde oyun öğrensin.
Hayatta kendinizi geliştirdiğiniz sürece kuvvetlenirsiniz. Ya bir lisan öğreneceksiniz ya başka bir sektörde çalışacaksınız…

Peki ne kadar çok çalışmak lazım?

CEO olmak için biraz da deli olmak lazım aslında. Çünkü özel hayat diye bir şey kalmıyor. Çalışmak için özel hayatından büyük ödün vermek herkesin becerebileceği bir şey değil.
O kadar çalışmanın altında bazen sağlıktan bile taviz verilebiliyor. Bazen de en tepede bırakıp
gidenler oluyor… Turkcell’in eski CEO’su Muzaffer Akpınar neden gitti mesela…

Kendi kararı. Şu anda istese bir grubun CEO’luğunu çok rahat yapabilir. Kariyer hayatında arada sırada, bir iki yıl dinlenmek iyi bir şeydir. Beğenirim bu kararı. Çünkü bu gibi durumlarda iki yıl sonra çok daha kuvvetli olarak iş hayatına dönmek söz konusu olabilir. Siz bilmiyorsunuz
ama Akpınar, üç yıl sonra çok iyi yerlerde karşımıza çıkacak. Dünyadaki en favori CEO’nuz kim
desek…

Jack Welch. CEO koltuğuna oturduğunda 20 milyar dolar hacmi olan General Electric’i 120 milyar dolara taşıdı. 43 yaşında o koltuğa oturdu, 62 yaşında emekli oldu.

Son dönemde efsane olacak bir isim çıktı mı? Daha çok skandallarla gündeme geldiler sanki…

Bizden iyi bir örnek vereyim mesela: Bülend Özaydınlı. Koç Holding’de çok başarılı bir dönem
geçirdi. CEO olduktan sonra holding dikkat çekici bir büyüme gösterdi. Otomotivde büyük adımlar atıldı. Başarısızlık örneği…

Benim eski fi rmam ABB’nin başında bir CEO vardı… ABB’yi ufacık bir şirketken alıp bir dünya devi yaptı. Fakat çok hızlı kararlar aldı ve bazı yanlışlar yaptı. Amerika’da asbest problemi olan büyük bir şirket aldı. O şirket nedeniyle büyük para cezalarına çarptırıldı. Ve sonunda şirketten ayrılmaya mecbur kaldı. Bazen de çok çabuk karar vermek en iyi neticeyi vermiyor. Ben risk
konusunda temkinli gitmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çok hızlı CEO’lardan korkuyorum. Yavaş yavaş büyümeye inanıyorum. CEO’ların maaşları hep merak edilir. Mesela Fortune 100 listesine giren şirketlerin CEO’ları ne kadar maaş alır? Son üç yıldır gelirlerinin sabit kısmı azalıyor, bonus kısmı artıyor. Dediğiniz büyüklükteki şirketlerde CEO gelirleri aylık 500 bin dolarla 10 milyon dolar arasında bir yelpazede seyrediyor.

Kaynak: www.brandmaillive.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND