Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Beyin avcısı nasıl olunur?

Önce Turkcell’in başına Süreyya Ciliv’i getirdi. Şimdi Vodafone’un CEO’sunu bulma görevi de onda… Köşeye sıkışan, acil müdahaleye ihtiyaç duyan şirketler de ilk ondan yardım istiyor…

şerif kaynar, para mı kariyer mi, ceo adayları seçimi, beyin avcısı

10 yıllık hedeflerle ilerleyen, uzun vadeli planlar yapanlar da… Peki binlerce kişinin başına geçecek yönetici nasıl seçiliyor? Şirket-CEO eşleştirmesi nasıl yapılıyor? Türkiye’nin 1 numaralı “beyin avcısı” anlatıyor.
MİLYON dolarlık ciro elde ediyorsunuz ya da milyar dolarlar hedefliyorsunuz… Yeni sektörler, yeni projeler de planlamada. Peki şirketinizi hedefl ediğiniz, hayalini kurduğunuz yerlere kim getirecek?

Elinizde tüm bunları yapabilecek başarılı CEO’nuz varsa şanslısınız. Yoksa da sorun değil. Siz de tüm iş dünyasının yaptığını yapacak, Şerif Kaynar’ın kapısını çalacaksınız. Evet, bugün Türkiye’de CEO koltuğuna oturmuş birçok profesyonelin iş başı yapışında Şerif Kaynar’ın
imzası var. Üst düzey koltukların yarısında oturanları o koltuklara Kaynar’ın yerleştirdiğini rakipleri bile kabul ediyor, hakkını veriyorlar. Türkiye’nin en ünlü beyin avcısının yakın zamandaki “en önemli avı”nı hatırlatalım hemen: Altı ay boş kalan Turkcell’in CEO koltuğu için Süreyya Ciliv’i bulmuş, ikna etmiş ve görevin başına getirmişti. Şimdi sırada Vodafone var… Onun CEO’sunu da Şerif Kaynar bulacak…

Ağzı sıkı sıkıya kapalı. Bu nedenle kafasından kimlerin geçtiğini öğrenemiyoruz. Ama nasıl çalışacağını, adayları ne gibi aşamalardan geçireceğini birer birer anlatıyor Kaynar. “Kilisedeki günah çıkarma bölümü gibidir bu oda. Her şey konuşulur ve burada kalır” dediği odasında…

Kaynar ile CEO’ların dünyasından sıkı dostlarına, listesinde ne gibi yöneticilerin olduğuna kadar pek çok konuyu konuştuk. Son gelişmeden başlamak istiyorum. Önce Turkcell’e CEO buldunuz, şimdi Vodafone için çalışıyorsunuz. Nasıl bir yönetici arıyorsunuz Vodafone’a?

Bizim yaptığımız iş kilit noktadaki yönetici pozisyonlarına doğru adayı bulup önermek. Sanılıyor ki biz bütün dünyayı tarıyoruz ve “Buyurun, işte size CEO” diyoruz. Öyle bir şey yok. Firmalar gelip işini ve cirosunu anlatıyor. Bu işin başına geçecek kişiyi aradığını söylüyor. Biz de o işi en iyi yapabilecek kişilerin araştırmasına giriyoruz. Bu araştırmayı yaparken ilk olarak 70-80 kişilik bir listeye erişiyoruz. Bu 70-80 kişiyi 25’e indirerek karşılıklı görüşmeler yapıyoruz. Sonunda 3-4 kişiyi müşterimizin karşısına CEO adayı olarak çıkarıyoruz. Son kararı biz değil, fi rmanın kendisi veriyor. Vodafone’un CEO koltuğuna oturacak kişi için not aldığınız kriterler neler?

Bununla ilgili çalışma yapılacak. Henüz işin çok erken safhasındayız. Sene sonuna kadar şekillenecek bir proje bu. Üç hafta sonra cevap alacağımız bir proje değil. Karşılıklı görüşmeler sonunda şirket yönetimiyle birlikte tam bir profi çıkaracağız.

Neden size verildi bu görev, kendileri neden bulmadılar?

Hemen söyleyeyim, biz bir kişi bulmayacağız. 4-5 aday bulacağız.Diğer taraftan Vodafone da
şirket içinden adaylar çıkaracak. Karşılaştırmalar yapılacak. Elbette ki bu prosesin ardından Vodafone’un içinden bir CEO çıkması da mümkün..

“SÜREYYA CİLİV BAŞARISINI KANITLADI” Neden siz?

Bunun tek bir cevabı yok. Bir sürü yanıtı var. Dünyanın en önemli üst düzey yönetici bulma şirketlerinden Korn Ferry’nin Türkiye temsilcisiyim. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de
de en büyük özelliğimiz geçmişte yaptığımız işler. Bunların da ne olduğunu piyasadakiler çok iyi biliyor. Reklam ajansları gibi, iyi servis yaptığınız zaman fi rmalar da gelip sizi buluyor. Ben her zaman için şunu söylüyorum, bir yöneticiyi bir işe yerleştirmek tek başına bir başarı
değil. Yöneticiyi yerleştirdikten iki yıl sonra hem müşteri hem de başa geçen yönetici hâlâ “çok iyi oldu” diyorsa ancak o zaman başarıdan söz edilebilir. Biz de yerleştirdiğimiz kişileri takip ediyoruz, ancak başarısını kanıtladıktan sonra kendimizi başarılı görebiliyoruz.

Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv’in göreve başlayışının üstünden neredeyse iki sene geçti. Bu
durumda Ciliv’in performansını nasıl bulduğunuzu sorabiliriz… Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Olumlu. Çünkü aynı grubun şirketleriyle çalışmaya devam ediyoruz. Süreyya Ciliv’in zor
bir ortaklıkta gemiyi çok iyi yürüttüğünü düşünüyorum. Zaten iyi bir CEO. Kaptanın gemisini
güneşli havada, yağmur ve fırtına yokken yürütmesi daha kolay. Ama dünyanın şu anda içinde bulunduğu duruma bakın; petrol 130 doları geçmiş, birçok problem var. Bugün dünyada CEO olmak, fırtınalı bir denizde kaptanlık yapmaya benzer. Böyle bir devirde bence doğru işlere
imza attı. Birçok açıdan bakıldığında kolay bir kaptanlık değil onun yaptığı iş. Çünkü tüm dünyada telekom sektörü bütün sektörler gibi bir değişim içinde. Değişim içindeki süreci yönetmesini şu ana kadar çok başarılı buluyorum.

Doğru adresi bulma yönteminiz ne? Mesela Ciliv’i bir perakende firmasına önerir miydiniz?

Evet, bir yöneticinin başka sektörlerde de çalışması gerekir. Ama ayrımı iyi yapmak önemli.
Perakende sektörüne Süreyya Ciliv’i önermezdim. Çünkü perakende detay isteyen bir sektör. Daha önce perakende sektöründe iş yapmış olması şart. Benzer sektör hızlı tüketim mallarıdır. Belki hızlı tüketim mallarından birini perakendeye sunabiliriz. Ama ileri teknoloji sektöründen birini düşünmeyiz.

Adaylarda olmazsa olmazlar nelerdir?

Birincisi CEO’nun iki ayrı yerde başarı göstermesi şart. Aynı şirket içinde iki iş olabilir. Liderlik
göstermiş olması gerekir. Liderlik nedir? Etrafına doğru ekibi kurmuş, o ekibi heyecanlandırmış, birebir tutkulu bir şekilde çalışmış ve başarılı olmuş kişidir lider. Bu çok az rastlanan bir yetenektir. İsviçre’deki top 50 şirketin başındakilere bakın. 50’si de İsviçreli değil. Milliyet ortadan kalktı artık. Dünyada bir altın arayışı gibi iyi yönetici arayışı var. Çünkü eskiden
paran ve teknolojin oldu mu para kazanabiliyordun. Bugün her sektörde rekabet var. Bu nedenle doğru insanları tepeye oturtanlar kazanıyor. Bizim işimizin de şu anda çok gündemde olmasının nedeni rekabet. Türkiye’de rekabet yeni başladı. Yabancı sermaye geliyor, ortaklıklar yapılıyor, yeni oyuncular çıkıyor. Öyle bir şey oldu ki insan faktörü çok öne geçti. Türkiye’de iyi
yönetici dediğim sayı, en fazla 20 bin. Bu 20 binin içinde de 2 bin tane tepe yönetici var. Yani havuz çok büyük değil. Tüm dünyadaki yönetici sayısı ise 20 milyon. YURT DIŞINA DA CEO…

Beyin avcılığı nasıl bir iş? Ne gibi sorumlulukları var?

Yaptığımız işin özü şu: Bilgiyi iyi kullanmak. Her organizasyon ayrı yaşayan bir mekanizma. Her
başarılı yönetici aynı organizasyonun içinde bazen başarılı oluyor, bazen olamıyor. Hangi yöneticinin nasıl bir organizasyonda başarılı olacağını bulmak bir sanat. Bu bizim
becerimiz. Müşterilere olmayacak adayları sunmamamız lazım. Bir aile şirketine CEO ararken
bütün hayatı boyunca uluslararası şirketlerde çalışmış Batılı birini oraya koyamazsınız. Bu bir risk. Biz CEO bulmamızı isteyen fi rmalardan para kazanıyoruz. Ama iki tarafa karşı sorumluluğumuz var. İnce ayarlı bir iş. Çünkü o insanın bütün geleceğiyle ilgili bir iş yapıyorsunuz. Düşünün ki bir yerde çok mutlu şekilde çalışıyor. Bir başka işe geçmesi için teklif götürüyorsunuz? Böyle bir sorumluluğun altına girmek kolay değil. Siz doktora, avukata
gittiğiniz zaman çok özel konuları konuşursunuz. Bizim işimiz de farklı değil. Bu oda bir kilise adeta. Bulunduğumuz oda içinde, kariyerle ilgili çok enteresan ve bir o kadar da gizli konuşmalar yapılır.Maaş, kariyer planı… Bir alt seviyede daha büyük bir pozisyona geçmek
mi yoksa bir süre ara vermek mi… Bizimki gibi iş yapan fi rmaların olmazsa olmaz, üç tane kriteri olması lazım: Gizlilik, kalite, etik.

Şirketler size “Bize CEO bul” diye ne zaman geliyorlar?

Nasıl ki insanlar doktora bir yeri ağrıyınca gidiyor, fi rmalar da bana zor durumda kalınca geliyor. Ya da işleri çok iyi gidince… Ama işimiz, sadece koltuğu boşalan şirketlere acilen
CEO bulmak değil. Mesela, sürekli büyüyen şirketler, holdinglerle her yıl çalışıyoruz. Çünkü hemen her yıl ya bir fabrika açıyor ya da yeni bir marka çıkarıyor. Veya Türkiye’ye yeni giren
bir fi rmayla çalışmaya başlıyoruz. 10 yıl içinde 30’dan fazla yöneticisini bulduğumuz fi rma bile var. Artık sınırlarımızı da aştık. Yakın zamanda İsrail’de faaliyet gösteren bir şirkete yönetici bulduk. Şimdi Bulgaristan’da bir şirket, Azerbaycan’da ise bir fi nans kuruluşu için çalışıyoruz.

İşi aldınız. Nereden başlıyorsunuz?

Oscar Wilde, “bilgi güçtür” demiş. Önemli olan bilgiye erişebilmek. Meksikalı bir çimento üreticisisiniz. Türkiye’de bir çimento fabrikası aldınız. İspanyolca bilen, çimento sektöründe çalışmış bir yönetici gerekli. Bana geliyorsunuz, önce Korn Ferry’nin bilgi bankasına girerek
aradığım kriterleri yazıyorum. Bu kriterlere uygun dünyadaki tüm yöneticilerin listesine erişiyorum.

ADAYLARA ON-LINE TEST Bu sadece Korn Ferry’e ait bir sistem mi?

Evet. Bu Korn Ferry tarafından Microsoft’la birlikte geliştirilmiş bir sistem. Bu sayede aradığım kriterlere uygun kişilerin listesini 10 saniyede dökebiliyorum. Ama bu listedekilerin
hangisinin doğru kişi olacağını tespit etmek bir sanat ve beceri işi. Bunu anlamam uzun sürmüyor. Beni güçlü yapan da işte bu.

Sonraki aşama… Bir on-line testimiz var. İki profesörün 8-9 sene harcayarak hazırladığı test, adayı tüm yönleriyle tanımamızı sağlıyor. Adaylarımızdan bize 45 dakika ayırmalarını ve
internete bağlanmalarını istiyoruz. “Sizi şirket başka bir yere gönderdi şu kadar maaşla gider misiniz gitmez misiniz” gibi sorularla karar alma süreçlerini, his derecesini, liderlik ölçüsünü öğrenmiş oluyoruz… Mesela bazı adaylar datayı çok fazla analiz etmeden karar alan yapılarıyla öne çıkıyorlar. Bazıları da tüm opsiyonları analiz edip karar veriyorlar. Her ikisinin de önemli olduğu sektörler var. İşte 45 dakikalık test, adayların bu gibi özelliklerini ortaya çıkarıyor. Sonucunu adayların da görüp okuduğu, oldukça etkili sonuçlar veren bir test. Özellikleri ortaya
çıktıktan sonra adayın hangi işte daha iyi olabileceğine karar veriyoruz. Bir de kayıtlarımızda her sektör ve her pozisyon için en iyilerin sahip olması gereken özellikler vardır. Aranılan pozisyon için bu kriterleri döküyoruz. Bu kriterlerle adayın sahip olduğu özellikleri yan yana getiriyoruz. Bu da bir başka aşama…

Bu işte bu kadar başarılı olmanızın sırları ne?

Ben dahil Korn Ferry’de çalışan tüm partnerlerin bu işe girmeden önce edindiği bir endüstri tecrübesi var. Mesela ben 20 sene masanın öbür tarafında çalıştım. Birçok insanı işten
çıkardım, işe aldım. Ukrayna’da, Afrika’da, değişik pek çok ülkede yaşadım. Uzun süreli bir tecrübe var ortada.

Adayları buldunuz. İkna edici silahlarınız neler?

Birinci silahım, bilgi. Ben adaya en güvenilir, en doğru bilgiyi veriyorum. İlk olarak benim o işin ve o kariyerin aday için doğru olduğuna inanmam gerekli. Kendimi adayların yerine koyuyorum. Onlar bazen kör oluyorlar. Körlük kötü bir şey. Bir yerde çok çalışınca insan kör olabiliyor. Eğer bir kişi bir firmada 10 seneden fazla çalışmışsa, iş değiştirince sanki kabuğu çıkarılmış kaplumbağa gibi olacağını zannediyor.

Herkesin hedefinin onu yemek olacağını düşünüyor. Bu nedenle iş değiştirmekten korkuyor. Ya da “Ben genel müdür oldum, bundan sonraki hayatım boyunca da böyle kalacağım” diyor. Ben de diyorum ki “Genel müdür olduktan sonra bir alt pozisyona da inilebilir. Bu kadar
korkmaya gerek yok.”

KAYNAR’IN 300 KİŞİLİK LİSTESİ CEO’ları hangisi daha kolay ikna ediyor? Para mı, kariyer mi?

Hayatta bir gerçek var; para her zaman önemli bir motivasyon aracıdır. Ama bir işten diğerine
geçerken alınacak ücret farkı en fazla yüzde 25’tir. Eğer yüzde 100 artıyorsa, yanlış bir iş var ortada. Benim görüşüm para için motive olmak da yanlış. Daha büyük pencereden bakmak gerekiyor. O şirketin geleceği daha önemli olmalı. Mesela CEO’nun gideceği şirket dört farklı sektörde faaliyet gösteriyor. Bir sektörün başına geçiyor, ama ileride daha büyük bir sektörün başına geçme ihtimali var. Dolayısıyla olayı uzun vadeli düşünmek lazım.

İknada zorlandığınız zamanlar oldu mu?

İnsanla çalışmak en kompleks, en zor iş. Bir kişiyle anlaşma yapıyor, el sıkışıyor, kontrat imzalıyorsunuz… Sonra bir bakıyorsunuz işe başlayacağı gün ortada yok. Bugüne kadar
yaşadığım inanılmaz komik ve zor olaylar var. Mesela… Size çok yeni bir örnek… Avustralya’da çalışan bir Türk’ü buraya getirmek için görüşmeler yaptık. Her konuda anlaştık. Fakat son
dakikada karısı gelmek istemediği için vazgeçti. Tabii zor durumda kaldık. Ama dediğim gibi her zaman hazırda 3-4 adayımız vardır.

Sizin kendinize özel bir listeniz var mı?

Var tabii. Korn Ferry’nin database’i zaten çok güçlü. Ama benim kişisel bir listem var. Türkiye’de tepe yönetici olarak devamlı izlediğim 300-400 kişiden oluşan bir liste.

Peki Şerif Kaynar’ın özel listesine nasıl girilir?

İki ana özelliğin bir arada olması benim için yeterli. İlki kariyer. Yöneticilik kariyerinde yükselen bir grafi ğe sahip olması gerekli. İkincisi ise yönetim tarzı. Yeni tip yöneticiler girebilir benim listeme. Bilgiyi paylaşan, kapısı herkese açık, iyi ekip oluşturan, uyumlu çalışan… Napolyon
tipi, büyük egolu, herkese kızan, bağırıp çağıran yöneticiler ise benim listemde yok.

Her talebe yanıt verebiliyor musunuz?

Zaman darlığı nedeniyle seçici olmak zorundayız tabii ki. Eğer doluysak kabul edemiyoruz. Doğru bir pozisyonu doldurmak 3-4 aylık bir zamanı alıyor çünkü. Bu şirkette ben dahil beş kişiyiz. Bir yönetici en fazla 6-7 tane işle birden uğraşabiliyor. Ofi sin bir kapasitesi var. Tek
seçiciliğimizse şu: İnsanlara değer veren tüm şirketlerle çalışıyoruz.

“EN BAŞARILI CEO’LAR İNGİLİZLER” Hangi şirketler var listenizde?

Çok değişik sektörlerden var. Tahmin edemeyeceğiniz kadar ufak şirketlerle de çalışıyoruz. Fakat onlar uzun vadede insana inanmışlar ve doğru kadroları kurmaya çalışıyor. Türkiye’ye yeni gelen yabancı kuruluşlarla da çalışıyoruz. Köklü ama yeni sektörlere giren şirketlerle
de çalışıyoruz. Ama 10 milyon euro’dan az ciroya sahip müşterimiz olmuyorlar.

En başarılı CEO’lar hangi ülkeden çıkıyor?

Dünyadaki en başarılı CEO’lar İngilizler. Çünkü İngilizler yönetim konseptini çok iyi biliyorlar. Hem Avrupa hem de Amerika’nın iyi tarafını almışlar. Biraz da risk alan yöneticilerdir İngilizler.

Başarılı CEO’ların ortak özellikleri nedir?

Dünyaya ve son trendlere baktığım zaman genellikle başkalarını iyi etkileyebilen insanlar olduklarını görüyorum. Başarı grafi ği, şirketi büyütmesi, kârlılığı yakalayabilmiş olması gibi somut veriler dışında ben şuna çok inanıyorum: Herkesi kendine baktıran, ışık saçan insanlar başarılı yöneticiler olabiliyorlar. Bu kişiler üniversitede de ışık veriyorlar, ilk işlerinde de… Liderlik ruhu her zaman içlerinde mevcut.

En önemli kıstas nedir CEO olabilmek için?

Çok çalışmak, tutkuyla işe sarılmak, akıllı olmak ve doğru kararları vermek lazım. Bütün bunları yapmak yetmeyebiliyor çoğu zaman. Şans faktörü de çok önemli. Bazen öyle şeyler oluyor ki… Uçakta yanınıza birisi oturuyor, kartını veriyor ve kendinizi bambaşka bir kariyere yönelmiş buluyorsunuz. Herkesin yanından şanslar geçiyor. Bu şansları yakalamak, hatta üzerlerine atlamak lazım. Hiç unutmam… İsveç Asea Brown Boveri’nin (İsveç-İsviçre ortaklığında, dünyanın sayılı elektrik fi rmalarından biri) Türkiye genel müdürüydüm. Ukrayna operasyonunun başına geçmem teklif edildi. Ben de bu teklife hemen atladım. Ve ileride bunun çok yararını gördüm. Başarılı olmak için değişik oyunları öğrenmek lazım. Bir yönetici bütün hayatı boyunca perakendede çalışmışsa gitsin biraz da başka sektörde oyun öğrensin.
Hayatta kendinizi geliştirdiğiniz sürece kuvvetlenirsiniz. Ya bir lisan öğreneceksiniz ya başka bir sektörde çalışacaksınız…

Peki ne kadar çok çalışmak lazım?

CEO olmak için biraz da deli olmak lazım aslında. Çünkü özel hayat diye bir şey kalmıyor. Çalışmak için özel hayatından büyük ödün vermek herkesin becerebileceği bir şey değil.
O kadar çalışmanın altında bazen sağlıktan bile taviz verilebiliyor. Bazen de en tepede bırakıp
gidenler oluyor… Turkcell’in eski CEO’su Muzaffer Akpınar neden gitti mesela…

Kendi kararı. Şu anda istese bir grubun CEO’luğunu çok rahat yapabilir. Kariyer hayatında arada sırada, bir iki yıl dinlenmek iyi bir şeydir. Beğenirim bu kararı. Çünkü bu gibi durumlarda iki yıl sonra çok daha kuvvetli olarak iş hayatına dönmek söz konusu olabilir. Siz bilmiyorsunuz
ama Akpınar, üç yıl sonra çok iyi yerlerde karşımıza çıkacak. Dünyadaki en favori CEO’nuz kim
desek…

Jack Welch. CEO koltuğuna oturduğunda 20 milyar dolar hacmi olan General Electric’i 120 milyar dolara taşıdı. 43 yaşında o koltuğa oturdu, 62 yaşında emekli oldu.

Son dönemde efsane olacak bir isim çıktı mı? Daha çok skandallarla gündeme geldiler sanki…

Bizden iyi bir örnek vereyim mesela: Bülend Özaydınlı. Koç Holding’de çok başarılı bir dönem
geçirdi. CEO olduktan sonra holding dikkat çekici bir büyüme gösterdi. Otomotivde büyük adımlar atıldı. Başarısızlık örneği…

Benim eski fi rmam ABB’nin başında bir CEO vardı… ABB’yi ufacık bir şirketken alıp bir dünya devi yaptı. Fakat çok hızlı kararlar aldı ve bazı yanlışlar yaptı. Amerika’da asbest problemi olan büyük bir şirket aldı. O şirket nedeniyle büyük para cezalarına çarptırıldı. Ve sonunda şirketten ayrılmaya mecbur kaldı. Bazen de çok çabuk karar vermek en iyi neticeyi vermiyor. Ben risk
konusunda temkinli gitmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çok hızlı CEO’lardan korkuyorum. Yavaş yavaş büyümeye inanıyorum. CEO’ların maaşları hep merak edilir. Mesela Fortune 100 listesine giren şirketlerin CEO’ları ne kadar maaş alır? Son üç yıldır gelirlerinin sabit kısmı azalıyor, bonus kısmı artıyor. Dediğiniz büyüklükteki şirketlerde CEO gelirleri aylık 500 bin dolarla 10 milyon dolar arasında bir yelpazede seyrediyor.

Kaynak: www.brandmaillive.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND