Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kapı etkisi bizi nasıl etkiliyor?

Bir şey almak için kapıdan içeri girip de niye girdiğini unutmak “kapı etkisi” olarak tanımlanıyor. Psikologlar bunun insan hafızasının güçlü yönlerinin yanı sıra zayıflıklarını da ele verdiğine inanıyor. Peki kapı etkisi nasıl bir mekanizmaya sahip? Ve bu etkiden çıkarılacak dersler nelerdir?

Bir şey almak için kapıdan içeri girip de niye girdiğini unutmak “kapı etkisi” olarak tanımlanıyor. Psikologlar bunun insan hafızasının güçlü yönlerinin yanı sıra zayıflıklarını da ele verdiğine inanıyor. Peki kapı etkisi nasıl bir mekanizmaya sahip? Ve bu etkiden çıkarılacak dersler nelerdir?

Kapıdan girip ne alacağını unutmak

Bir şey almak için kapıdan içeri girip de niye girdiğini unutmak “kapı etkisi” olarak tanımlanıyor. Psikologlar bunun insan hafızasının güçlü yönlerinin yanı sıra zayıflıklarını da ele verdiğine inanıyor.

Herkesin başına gelmiştir. Koşarak kapıdan içeri girip de ne almaya gittiğimizi unuttuğumuz çok olmuştur.

Aynı şekilde buzdolabının kapağını açıp ne alacağımızı hatırlamak için raflara boş boş baktığımız da.

Ya da hararetle söze girmek için bir arkadaşımızın lafını kestiğimiz, sonra da ne diyeceğimizi hatırlamadığımız…

Bunlar sık karşılaşılan örneklerdir. “Kapı etkisi” olarak bilinir ve hafızamızın ne şekilde organize olduğuna dair önemli ipuçları içerir.

Büyük resim

Bunun nedenlerini anladığımızda o geçici unutma anları bizi belki o kadar kızdırmayacaktır.

Hafızanın özelliklerini anlamak için şu kısa hikayeden söz edelim:

Bir kadın bir gün üç inşaat işçisini öğle tatili sırasında görür. Birinciye ne yaptığını sorar. “Tuğla üstüne tuğla koyuyorum” der. Aynı soruyu “Duvar örüyorum” diye cevaplar ikinci işçi. Üçüncüsü ise “Katedral inşa ediyorum” der.

Bu hikayeden çıkarılacak ders iki türlü olabilir: Birincisi, büyük resmi görmek, geniş düşünmek; ikincisi ise her tür işte başarılı olmak için o işi çok katmanlı bir şekilde düşünme ihtiyacı.

Belki üçüncü işçi yaptığı işe en büyük esinle anlatıyor olabilir; ama kimse birinci işçinin anlattığı gibi tuğla üstüne tuğla koymadan katedral inşa edemeyecektir.

Günlük yaşantımızda dikkatimiz bu farklı düzlemler arasında, hedeflerimiz ve heveslerimiz ile plan ve stratejilerimiz, somut eylemlerimiz arasında gider gelir.

Farklı düzlemler

Her şey yolunda gittiğinde, ki genellikle aşina olduğumuz durumlarda böyle olur, dikkatimiz ne istediğimiz üzerinde yoğunlaşır; ona nasıl ulaşacağımız konusunda kafa yormayız pek.

İyi bir şoför vitesi, sinyalleri ve direksiyonu otomatiğe bağlamış gibi, düşünmeden kullanabilir ve dikkati yanındaki kişi ile sohbete yoğunlaşmıştır.

Fakat aşina olmadığımız bir durumda, dikkatimiz yaptığımız iş üzerindedir ve büyük resimden uzaklaşmıştır o an için. Örneğin usta şoförümüz büyük bir kavşağa yaklaştığında konuşmayı keser, aksi halde motordan tuhaf bir ses geldiğini duyarız.

Dikkatimizin bu eylemler zinciri içinde bir aşağı bir yukarı gelip gitmesi, karmaşık davranışlarda bulunmamızı sağlar.

“Kapı etkisi” işte dikkatimizin bu farklı düzlemler arasında gelip gitmesi sırasında meydana gelir ve hafızamızın içinde bulunduğumuz çevreye nasıl bağlı olduğunu yansıtır.

Farz edelim ki anahtarımızı almak için yatak odasına giriyor ve ne alacağımızı unutuyoruz. Psikolojik açıdan olan şudur: Planımız (anahtar), stratejinin uygulanmasında gerekli bir aşama esnasında (yatak odasına gitmek) unutuldu.

Planın kendisi de muhtemelen daha büyük bir planın (evden çıkmaya hazırlanmak) parçasıydı, ki bu da daha büyük başka planların (işe gitmek, işini yitirmemek, üretken ve sorumlu bir yurttaş olmak vs.) parçasıdır.

Hafıza ağı

Her bir aşama bir miktar dikkat gerektirir. Bu karmaşık hiyerarşi basamaklarında inip çıkarken anahtar ihtiyacı bir yerde akla gelir ve plan kuracak kadar bir süre dikkatimiz onun üzerinde yoğunlaşır; ama hemen ardından başka bir şeye kayar (yatak odasına yürümek, ya da elbiseleri kimin yerde bıraktığını ya da işe gidince ne yapacağınızı düşünmek vb).

Hafızamız belli bağlantılarla örülmüş bir ağ gibidir. Onları oluşturan fiziksel ortam olabilir. Örneğin çocukluğumuzun geçtiği evi ziyaret ettiğimizde daha önce unutulmuş anıların hatırlanması bundandır. Hafıza zihinsel ortamda da oluşmuş olabilir – bir şey aklımıza geldiğinde başka bir şeyleri düşünüyor olmamız gibi.

Kapı etkisi, hem fiziksel hem de zihinsel ortamı değiştirdiğimizde, başka bir odaya geçip başka şeyleri düşündüğümüzde meydana gelir. Yapmaya çalıştığımız birçok iş arasında acelece düşünülmüş bu şey, ortam değiştiğinde unutulur.

Bu, karmaşık eylemleri nasıl koordine ettiğimize, tuğlaları doğru bir şekilde üst üste koyarak hayatımızın katedralini nasıl inşa ettiğimize dair ipuçları sunan bir olgudur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND