Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kampüste kurulan şirketler

Girişimci olmak için üniversite mezunu olmayı beklemek sandığınız kadar iyi bir fikir olmayabilir. Çünkü pek çok başarılı şirket üniversite öğrencisi gençler tarafından kampüs ortamında kuruldu. İşte dünyadan ve Türkiye’den kampüste yaşam bulan şirket örnekleri…

Kampüste yaratılan şirketler 

 

 

Küçük bir sermaye ve birkaç arkadaşın hayat verdiği şirketler, dünya çapında önemli başarılara ulaştılar…
Phil Knight, okul takımında uzun mesafe koşan bir atletti. Önemli bir başarısı yoktu. Buna rağmen kusuru hep ayakkabılarında bulur, kendine toz kondurmazdı. Stanford Üniversitesi’nde master yaptığı yıllarda, Japonya’da ayakkabı üretip Amerika’da satma fikri aklına geldi. İlk işi eski antrenörü Bill Bowerman’ı bu işe ikna etmek oldu. 1964 yılında 2 ortak 500’er dolar koyup ‘‘Blue Ribbon Sports’’u kurdular.
Phil, eski antrenörü Bill’in tasarladığı ayakkabıları, Onisuka Tiger adlı bir Japon firmasına ürettirdi. Bir süre böyle yolarına devam ettiler. 1971’de ise daha çarpıcı bir marka yaratmak akıllarına geldi ve ‘sonraki yıllarda dünya devi olacak “NIKE’’markasına hayat verdiler.
Genç bir üniversite öğrencisine 35 dolar verip, şimdi çok ünlü olan logolarını yaptırdılar. Çok ucuza mal ettikleri, ince bulup da beğenmedikleri logo bugün dünyanın en büyük spor markasına dönüştü.

ABD’DE STAN­FORD 
Stanford Üniversitesi’nde doğan Nike, üniversiteden çıkan tek marka değil. Hewlett Packard, Apple ve Microsoft gibi çok sayıda şirketin temelleri de okul yıllarına dayanıyor. Üniversite döneminde kendi şirketini kuran ünlü isimlerden bir başkası da Stanford’lı olan Google’un yaratıcısı Larry Page. Michigan Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden onur derecesiyle mezun olan Page, 1995’te doktora öğrencisi olarak Standford’a kabul edildi. O yaz, her yeni öğrenci için düzenlenen klasik okul tanıtım gezisinin hayatını değiştireceğinden habersizdi. Page’e okulu, bir önceki yıl Stanford’a kabul edilen Sergey Brin gezdirmişti. Daha sonra iyi arkadaş olan Page ve Brin, o gezideki tanışıklıktan sonra birlikte çalışmaya başladılar. Tüm zamanlarını internet tabanlı arama motorları üzerinde çalışarak geçiren iki arkadaş, bir yıl sonra kendi şirketlerini kurmaya karar verdi. Kuracakları şirkete, okudukları bir matematik kitabında geçen “googol” kelimesinden esinlenerek Google adını verdiler. 3 yıl sonra da bugün 100 milyondan fazla kullanıcıya ulaşan teknoloji devi Google doğdu.

BU ÜNİVER­SİTE­LE­RE DİK­KAT

Türkiye’de ise ABD’deki Stanford’ın yerini Yıldız Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ ve Boğaziçi dolduruyor. Bu 4 üniversite yıllarca adeta girişimci fabrikası gibi çalıştı. Türkiye’nin en önde gelen bilgisayar markalarından Casper, Escort, inşaat devi Limak, dünyaca ünlü moda markası Bvlgari ve ortaklık yapan İntel Şirketler Grubu, hep üniversitede filizlenen fikirlerden doğdu. Limak ve Mesa, ODTÜ’de; GAMA ve STFA İTÜ’de başlayan okul arkadaşlıkları sayesinde hayata geçti. Son dönemde ise üniversitelerden daha çok internet ve bilişim şirketleri çıkıyor. Yonja, yemeksepeti.com, labx ve e-tohum, bunlardan sadece bir kaçı oldu.
Casper gibi birçok teknoloji şirketinin temelleri Yıldız Teknik Üniversitesinde atıldı. Eski bir Yıldız Teknik Üniversiteli olan Dizayn Group Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları “Yıldızlılar, girişimci ruhludur” diyerek üniversitesinin çok fazla girişimci çıkarmasıyla övünüyor.

GİRİŞİM­Cİ RUH­LU YIL­DIZ­LI­LAR 

Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde okurken kendi şirketini kurmaya karar verdiğini söyleyen Mirmahmutoğulları, bitirdiği okulun yetiştirdiği girişimci sayısıyla övünüyor.
Mirmahmutoğulları, iş fikri konusunda suyu olmayan köyünden esinlendiğini söylüyor ve iş kurma macerasını şöyle anlatıyor: “Üniversiteyi bursla okumuş biri olarak, girişimci olma hayalim çevremde abartılı bulunmuştu. Babam bir devlet memuruydu ve benim de kendisi gibi memur olmamı istiyordu. Sıfır sermaye ile iş yapmamın imkansızlığına dair söylemlerle bir şekilde cesaretim kırılmaya çalışılıyordu. Bu tür söylemelere rağmen ‘girişimci olma’ kararlılığımı sürdürdüm. Üniversite yıllarımda iki tez yapmıştım. Biri bir köye su taşıma, diğeri bir binanın ısıtma, soğutma konularını içeriyordu. Ben de Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Alacahan köyümün su ihtiyacını çözen bir proje geliştirdim. Daha ilginç olanı, o günden bu güne her ne yapıyorsak bu iki tez konusunun kapsamı içindedir.”

 

CAS­PER’I NA­SIL KUR­DUK?

Casper’ın da temelleri Yıldız Teknik Üniversitesi’ne dayanıyor. Casper, bu üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümü mezunu 3 genç tarafından kuruldu. Üçüncü ortaklarını kaybeden Altan Aras Fakılı ve Yalçın Yıldırım, bugün yollarına 2 ortak olarak devam ediyorlar. 2010 yılı ilk 6 ayı sonu itibariyle masaüstü bilgisayar pazarının lideri olan Casper’ın kuruluş öyküsünü Altan Aras Fakılı şöyle anlatıyor:
“1991 yılında üniversiteden mezun olduk. 3 genç arkadaş olarak bilgisayar sektöründe kendi markamızı yaratmak hayaliyle yola çıktık. O dönemlerde yurtdışından gelen bilgisayarların fiyatlarını çok yüksek buluyor ve Türkiye’de çok daha uygun fiyatlarda bilgisayar üretebilmenin hayalini kuruyorduk. Öğrencilik yıllarında yaptığımız kişisel birikimlerle 40 metrekarelik bir ofiste Casper’ı kurduk ve işe başladık. İlk günden beri bilgisayar üretimi ve satışına odaklandık. İlk yıllarda amacımız, insan ilişkilerine dayanan ve güven yaratılarak kurulan bir satış kanalı oluşturmak oldu. İl il dolaşarak potansiyel bayileri belirledik ve iş ortaklıkları oluşturmaya başladık. Yıllar geçtikçe bayi ağımız genişledi. Casper ürünleri pazarda konumlanmaya ve daha fazla talep edilmeye başlandı. İlk yıl 200 adet bilgisayar sattık. Ertesi yıl bin adet olan satış rakamımız, bir sonraki yıl 2 bin 500’ü buldu. Ancak hedefimiz 50 bindi. Çok kısa bir sürede bu hedefe ve sonrasında da 100 binlere kadar ulaştık.”

KA­YAK TUR­LA­RI  İŞİ FİK­RİNE DÖ­NÜŞTÜ 

Bugün toplantı turizmi sektörünün ilk 5 şirketinden biri olan Sipahiler Turizm’in kuruluşu da üniversite yıllarına dayanıyor.  Kurucusu Tülin Sipahiler, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Bölümü mezunu. Okul yıllarında kayak tatilleri için Uludağ’a yaptığı turlar bugünkü işinin ana konusunu oluşturdu. Bugün 44 yaşında olan Sipahiler, üniversitede tohumları atılan girişimciliğini şöyle anlatıyor:
“Üniversitenin ikinci yılından itibaren Uludağ’a götürdüğüm kayak grupları ile amatörce bu mesleğe atıldım. O yıllarda Boğaziçi Üniversitesi’nin ara yıl tatillerinde Uludağ’daki otellerin tamamı bizim üniversitenin öğrencilerini ağırlardı. Ben Bursalıyım. Tüm Çocukluğum ve gençliğim Uludağ’da geçti. Uludağ’ı ve kayağı çok seven bir kişi olarak okulun ikinci sınıfında diğer öğrencilerin bu tip turlara olan katılımını fark ettim ve bu turların bir parçası olmaya karar verdim. O zamanki erkek arkadaşım, şu an eşim ve şirket ortağım Kerim de tur programının duyurulması ve uygulanmasında bana ortak oldu. Bir süre sonra mesleğimi yapmak için IBM’e girdim. 4 yıl boyunca pek çok ulusal ve global toplantıya katıldım. Bu dönemde toplantı ve kongre turizminin önemini gördüm. 4 yılın sonunda IBM’den ayrıldım ve  Uludağ’daki turlar döneminden ortağım olan eşim Kerim ile birlikte 1994 yılında Sipahiler’i kurduk.”

EN UY­GUN ZA­MAN ÜNİ­VER­SİTE

Bugüne kadar 55 girişimciye destek olup onları yatırımcılarla buluşturan Etohum’un kurucusu Burak Büyükdemir, üniversite döneminin kendi işini kurmak isteyenler için en uygun zaman olduğunu söylüyor. Büyükdemir, “Yeni mezunlar bir yerde çalışmak üzere kendilerini hazırlıyorlar. Bunun yanlış bir yönü yok. Ancak riskleri daha düşük olan mezunların kendi işlerini kurmakta şüpheye düşmemeleri lazım” diyor.Büyükdemir, üniversitede okurken kendi işini kuran birçok girişimci olduğunu, bunların mezun olduktan sonra kendi işlerinin patronu olduğunu söylüyor. Kendi işini kuracaklara ise mobil internet, oyun ve e-ticareti öneriyor. “Bir kaç sene içinde mobil iş modelleri çok daha önem kazanacak. Şu anda belki ihtiyacını fark etmediğimiz birçok alan fırsat halini alacak” diyen Büyükdemir, şöyle devam ediyor: “Bunun yanı sıra, oyun sektörü hızla büyüyor. Özellikle Türkiye’den oyun sektöründe işleyebilecek iş modelleri ilgi çekecek. E-ticarette dikey alanlar hala boş, sektöre girmek isteyen girişimcilerin bu alanı nasıl etkili bir şekilde kullanılabilecekleri üzerine kafa yormaları gerek.”

PLAN­LI HA­REKET EDİN!

Üniversitenin hemen sonrasında okul arkadaşlarıyla Türkiye’nin en büyük sanal mağazası Gittigidiyor.com’u kuran Serkan Borançılı, eğitim döneminde girişimci olmak isteyenlere planlı hareket etmelerini ve sürdürülebilir olmalarını öneriyor. Borançılı, “Kendi şirketlerini kuracak arkadaşlara çok tavsiyelerimiz olabilir ama en önemlileri basiretli davranmak ve planlı hareket” diyor ve ekliyor: “Bir de hayatın genelinde olsun, iş hayatında olsun, ‘sürdürülebilirlik’ çok önemli. Bizim şirkette en çok kullandığımız yöntem bir akıl birliği oluşturmak. Hemen her kararımızda öyle ya da böyle bir mutabakata varmak. Çok istisnai durumlar hariç, birbirimizi ikna etmeden herhangi bir karar icra etmiyoruz.” Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Oğuz Babüroğlu da üniversitede kurulan şirketlerin başarılı ve sürdürülebilir olması için belirli kriterlerin bir arada olması gerektiğini söylüyor. Bu kriterler arasında ilk sırada işin nasıl geliştirileceği sorusunun cevabını vermek gerekiyor. Ne kadar yatırımla başlanacak? Roller nasıl paylaşılacak? Öz sermaye ve işletme sermayesi nasıl karşılanacak? Bunlar mutlaka yanıtlanması gereken sorular arasında.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND