Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kadınlar bedenleriyle konuşur

“Kadınları anlamıyorum” diyen erkekler arasındaysanız üzülmeyin. Çünkü bu hiç de o kadar zor değil. Kadınların ne söylediği kadar, nasıl söyledikleri de önemlidir. Çünkü kadınlar çoğu zaman bedenleriyle konuşur. İşte kadınların beden dilinin şifreleri…

DİLİN söylemek istemediğini bazen vücut dili söyler. Flört ettiğiniz yahut hoşlandığınız kızın oturuşundan, duruşundan, hareketlerinden, bakışından gerçek hislerini anlayabilirsiniz…

Ve siz genç kızlar, dikkat! İstemeden olumlu olumsuz duygularınızı açık edebilirsiniz…

1-Başını sola eğerek dinliyor

Sabah kahvaltıda ne yediğinizi, bilmem ne hocasının karizmasını nasıl çizdiğinizi, yahut yeni arabanızın 100 km’ye kaç saniyede çıktığını… siz anlatırken o sizi dinlemiyor, içiyor adeta sözlerinizi. Sizi dinlerken, gözlerinizin içine bakarken, başını hafifçe sola eğmesi, söylediklerinize (ama asıl size) çok ilgi duyduğunun işareti. In-ın-ın! vaziyetleri yani!

2-Hareketlerinizi taklit ediyor

Karşısındakiyle ‘yakınlaşmak’ isteyenlerde bazen ‘mimetizm’ denilen bir olay görülür. Farkında olmadan sizin hareketlerinizi taklit eder. Saçınızı kaşırsınız, saçını kaşır. Bacak bacak üstüne atarsınız, bacak bacak üstüne atar. Siz gülersiniz o da güler. Uzmanlar bunun adına yansılama, ikizleme diyorlar. Kendini size yakın hissetmek istediğini gösterir.

3-Kollarını göğsünde birleştiriyor

Sizi dikkatle dinler gibi yapıyor, ama kollarını göğsünde birleştiriyor. Bu kendi içine kapanma hareketi ‘savunmada’ olduğunu, rahat olmadığını gösterir. Aranıza bir ‘bariyer’ koyuyor. Aynı şekilde aranıza çay bardağı, ekmek sepeti filan koyuyorsa da aynı ihtiyacı duyuyor demektir. Ama aranızdaki bardakları filan kaldırıp kenara koyuyorsa, good good!

4-Öne doğru eğiliyor

Bu, kesin, yakınlaşma istediğini gösterir. Karşınızdaki sizinle ve söylediklerinizle ilgileniyorsa, size doğru eğilme eğiliminde olur. Bu (farkında olmadan) kendini öne çıkarma, sizin onu (ve belki de dekoltesini) daha iyi görmenize imkan sağlamak içindir. Aksine, arkasına yaslanıyor, koltukta iyice dipte oturuyorsa, aranıza mesafe koyuyor demektir.

5-Elini çenesine koyuyor

Karşınızdaki düşünceli bir tavır takınıyor, elini çenesine koyuyor ve zaman zaman gözlerini sizden kaçırarak başka yöne bakıyor. Sizi hâlâ ölçüyor biçiyor, size ne değer vereceğine karar vermeye çalışıyor demektir. Ve bu hareketiyle size ‘beni daha ikna edemedin’ mesajı veriyor.. Top sizde. Size ilgi duyabilir, ama ilgisine layık olduğunuzu ispat etmek size düşüyor.

6-Size dokunuyor

Belli belirsiz de olsa eliyle elinize, diziyle dizinize dokunuyor. Bu her zaman hesaplı, bilinçli bir hareket olmayabilir. Yani hemen fantezi yapmaya başlamayın. Ama bu hareketin anlamı çok açıktır: Karşısındakine yakınlaşma arzusu! Mesajı alıp, bu hareketi bilinçli hale dönüştürmek size kalmış! (Dikkat: Dokunmayı seven insanlar vardır, hepsine yeşillenmeyin!)

7-Dikkat, yalan söylüyor!

Yalan söylüyorsa, dikkatinizi dağıtmak için yaptığı bazı bilinçsiz hareketler onu ele verecektir. Konuşurken eliyle ağzını kapatıyorsa, burnuyla, saçlarıyla sürekli oynuyorsa… yani yüzüne ve başına elini ne kadar çok götürüyorsa, yalan söyleme olasılığı o kadar çok. Yine bir şeylerle oynuyorsa da öyle. Çünkü yalancılar ellerini meşgul etmek isterler.

8-Ensesini okşuyor

Sohbet sırasında, karşınızdaki eliyle ensesini yahut önkolunu oynuyorsa, yaşadınız. Bu onun ‘sizin onu okşadığınızı hayal ettiğini gösterir’ diyor psikologlar. Yani bu bilinç altından gelen hareketler boşuna yahut tesadüf değil. Aynı uzmanlar, ilişkide zaten bir yere gelinmişse, bu ‘oto-okşamanın’ karşı tarafa ‘benimle ilgilen’ mesajı olduğunu da söylüyorlar.

9-Göz bebekleri büyüyor

Bakış, kendi başına bir ‘hareket’ sayılmaz. Ama hislerinizi belli edebilir. Göz bebeğinin büyümesi aslında ışıkla ilgili bir mesele. Işık ne kazar azsa, göz bebekleri o kadar büyür. Ama, pırıl pırıl bir ışıkta da göz bebekleri büyüyebilir. Bu da… büyük bir ‘arzu’ işaretidir. Elinize kolunuza hakim olabilirsiniz belki ama, göz bebeklerine hakim olamazsınız!

10-Elinizi sıkışına dikkat!

İki kişi yeni tanıştıklarında, genellikle el sıkışırlar. Çok iyi tanışmayan iki kişi de öyle. Bu, sadece karşılıklı‘merhaba’dan ibaret değildir. Bazen, el sıkışınız duygularınızı ele verir. (Fotoğrafta) Birincisi, alelade bir el sıkma. İkincisi ‘bir şeyler’ söylemekte: Karşınızdaki elini size böyle ‘bırakıyor’ ise, iş tamam demektir. Kendisi, hali tavrı aksini söylese bile…

11-Mucuk mucuk…

Eğer kadın yanağından öperken elini erkeğin ensesine götürüyorsa, bu, ondan hoşlanıyor demektir. Bilinçli veya bilinçsiz, karşısındakinden bir ‘cevap’ beklemektedir. Eğer erkek (elini kadının beline, yahut sırtına koyarak) cevap vermiyorsa, iş yatar. Ayrıca: Kadın erkeğin boynundan öpüyorsa, ona aşıktır. Erkek ayağa kalkmadan, eğilip onu öpüyorsa, kararsızdır.

12-Elini saçlarından geçirmek

Karşınızdakinin saçlarıyla ilişkisi size çok mesaj verebilir. Elini sık sık saçına daldıranlar biraz kendini beğenmiş ama asıl kendine güvensiz insanlardır. Bu hareketi yapıp açık vermemeye özen gösterin. Yine saçınıza gösterdiğiniz özen, ruh halinizi belli eder. Eğer saçınız parlak ve bakımlıysa, bu karşınızdaki erkeğe verdiğiniz önemin işaretidir.

13-Meş, topuz vd

Saçını arkaya yahut kulaklarının arkasına atmak ‘güzelliğini öne çıkarma’ gayretidir. Yüzünü açarak öncelikle kendini kendine beğendirmeye çalışmaktadır. Tedbir, ya da geriye adım, çünkü düşen bir meş, kadını daha tahrik edici yapar. Saçı tepesinde topuz yapmak, erotik bir sunumdur. Ortadan ayrılmış saçlar da beğenilmek isteyen ama güvensiz bir kadına işarettir.

14-Müsaitim ve hazırım

Önce, karşınızdaki kadının ayağına bir göz atın çaktırmadan. Böylece karşınızdakinin ‘boşum ve hazırım’ mesajı verip vermediğini hemen anlarsınız. Normalde iki ayak yere birbirine paralel basar. Ama karşınızdaki kadının bir topuğu, diğer ayağın içine bakıyorsa, bu tipik ‘ilişkiye hazırım’ mesajıdır. Kadın, o anda başka bir erkeğin kolunda olsa bile! Yaaa!

15- Bak yüzüme iyice…

Konuşmanın bir yerinde, karşınızdaki kadın çenesini birleştirdiği iki elinin üstüne koyuyor. Bu ne demek ya? Karşınızdaki kadının size kendini beğendirmeye çalıştığı anlamına geliyor. Bu hareket, yüzün hatlarını öne çıkarır ve size ‘Yüzüme iyice bak, beğeneceksin’ mesajı içerir. Bu, karşısındakiler tarafından beğenilmek isteyen insanların tipik duruşudur.

16- Bazen hiç bir şey demeden…

Ağız ‘beğenme’ safhasında önemli bir yere sahiptir. İşaret parmağını (ruj sürer gibi) dudaklarında gezdiriyorsa, bocalıyor. Sizi dinlerken ağzını sıkı sıkı kapıyorsa, hislerini gizlemeye çalışmaktadır. Ama dudakları sürekli açıksa, iş tamamdır! Alt dudağını ısıran kadın ‘acaba beni beğeniyor mu’ diye düşünmektedir. Üst dudağını ısırıyorsa, kafası daha karışık.

17-Açıkça ‘hadi’ diyor

Kollar da çok önemli. Kadın, elleri omuzlarında, kollarını göğsünün üstünde birleştiriyorsa ‘sarıl bana’ diyor. Ön kollarını çapraz hale getirip, parmaklarını ters birleştiren kadın ise ‘e hadi halvet olalım’ demektedir. Resmen yani! E biz, bir kadınla (bir erkekle) ilk adımları atarken vücut diline çok dikkat etmekte fayda var, derken, bir bildiğimiz var herhalde.

18-Kelebek duruşu

Bir kadın ellerini ensesinde birleştirirse sizi istiyor, özlüyor demektir. Sabırsızdır, bir sonraki adıma geçmenizi beklemektedir. Eğer oturduğu yerde, umursamaz bir tavırda, ellerini başının üstünde birleştirirse, toplumun kurallarından ‘kaçmak’ istemektedir. İyi bir teklif size kalmış! Genelde, bedeni yukarı çeken her hareket, karşıdakinin hoşuna gitmek için yapılır.

19-Bakış var, bakış var…

‘Tavlama’ oyununda bazı aksesuarların da büyük rolü vardır. Mesela güneş gözlüğü. Karşınızdaki kadın (erkek) gözlüklerini öne kaydırıp size dikkatli bir bakış atarsa, bu, size artan bir ilgi gösterdiğinin işaretidir. Aksine, işaret parmağıyla gözlüğü iyice yerine oturtursa, gözlerini (ve size karşı olan iyi kötü duygularını) saklamayı tercih ediyor demektir.

20-‘Fantaaazi’ mesajı

Sizi süzerken, gözlüklerinin sapını erotik bir şekilde ısırıyorsa, aman aman, hava ısınıyor demektir. Bu hareket, bilinçsiz bile olsa, ‘bir başbaşa kalalım, bende ne numaralar var’ mesajını içerir. Gülümseyerek yahut düşünceli bir edayla sizi süzerken, elindeki bardakla yahut önündeki şişeyle oynuyarsa, bu da iyiye işaret, tava gelmiştir. Haydi hayırlı işler!..

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND