Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kadının karıyer derdi, kadınları gerdi!

Çalışan Kadın Sendromu, ismi üzerinde, çalışan kadınlarda çok sık görülen bir sağlık sorunu.Sendromun nedeni, iş yaşamının getirdiği ruhsal ve bedensel yükler. İş yaşamında ortaya çıkan uyum zorlukları ve güçlükler. Bu sendromun değişmez belirtilerinden biri stres reaksiyonları. İşyeri ne kadar huzurlu olursa olsun, çalışan kadınlarda stres yönetimi bozukluklarına ve strese bağlı hastalıklara daha sık rastlanıyor. Peki çözüm neler?

Çalısan kadın sendromu

Çalışan Kadın Sendromu, ismi üzerinde, çalışan kadınlarda çok sık görülen bir sağlık sorunu.

Sendromun nedeni, iş yaşamının getirdiği ruhsal ve bedensel yükler. İş yaşamında ortaya çıkan uyum zorlukları ve güçlükler. Bu sendromun değişmez belirtilerinden biri stres reaksiyonları. İşyeri ne kadar huzurlu olursa olsun, çalışan kadınlarda stres yönetimi bozukluklarına ve strese bağlı hastalıklara daha sık rastlanıyor.

ÇOK büyük bir keyifle okuduğum, zaman zaman da faydalandığım bir kitabım var: Adı “Modern Zaman Hastalıkları.” Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, hazırladığı bu kitapta son zamanlarda sık sık gündeme getirilen ama ciddi birer sağlık tehdidi olmaktan çok, sık yaşanan bazı sağlık sorunlarından oluşan “üretilmiş -ve moda- sendromlar”dan bahsediyor.

Benim de böyle bir sendromum olsun istedim ve yukarıdaki sendromu icat ettim sanmayın. Böyle bir sendromun varlığından ciddi olarak kuşkulanıyorum. Sırası gelmişken “sendrom” sözcüğüne de -artık çok sık kullanıyoruz- açıklık getirmekte fayda var. “Sendrom” ile “hastalık” aynı şeyler değil. Daha doğrusu sendrom, hastalık ile aynı anlamına gelmiyor.

Sendrom, Latince “Syn” ve “Dromos” kelimelerinden üretilmiş bir sözcük. “Aynı yolda yürümek”, “birlikte, bir arada görülmek, olmak” anlamına gelen bir sözcük. Hepsi birbirinden farklı ama bir araya geldikleri zaman ve koşullar az çok belirli olan durumlar için kullanılıyor.

KADININ STATÜ TUTKUSU

Gelelim yeni sendroma!.. Adı “Çalışan Kadın Sendromu.” Sendroma -ismi üzerinde- çalışan kadınlarda çok sık rastlanıyor. Sendromun nedeni, iş yaşamının getirdiği ruhsal ve bedensel yükler. İş yaşamında ortaya çıkan uyum zorlukları ve güçlükler. Çalışan kadınlar -hele bir de anneyseler- işinin tipine ve yaşına göre değişmekle birlikte bu sendroma kolayca yakalanıyor.

Bu sendromun değişmez belirtilerinden biri stres reaksiyonları. İşyeri ne kadar huzurlu olursa olsun, çalışan kadınlarda stres yönetimi bozukluklarına ve strese bağlı hastalıklara daha sık rastlanıyor. Bir türlü geçmeyen baş ağrılarının, anlamsız çarpıntıların, öksürük, gaz ve yanmaların hatta uyku sorunlarının arkasında iş stresi yatabiliyor. Çalışan kadınlarda “sinirsel kolit” diye bilinen sorunun, reflü ve benzeri mide problemlerinin daha sık görülmesi de bir ölçüde strese bağlanıyor. Bunu önlemek için işyerini huzurlu bir ortam haline getirmek, sosyal ilişkileri güçlendirmek, iş arkadaşlarıyla ilişkileri gözden geçirmek, işyerindeki yarışmacı tutumdan biraz vazgeçip “dikey büyüme yerine yatay gelişmeye önem vermek” gerekiyor. Kısacası “statü tutkusu” çalışan kadın için önemli bir tehdit. Uzak kalmakta fayda var. Sendromun en önemli tetikleyicisinin “statü tutkusu” olduğunu ileri süren ve adını “statü sendromu” olarak değiştirmeyi teklif edenler de var!

KİLO SORUNU HEP VAR

Çalışan kadın sendromunun diğer bir belirtisi de kilo yönetiminde ortaya çıkan güçlükler. Çalışan kadınlar daha kötü besleniyor. Sık sık öğün atlıyor. Çoğu sabah kahvaltılarını ihmal ediyor. Genellikle akşam yemeğini geç saatlerde yiyor. İş toplantıları nedeniyle öğle ve akşam yemeklerinde daha fazla kalori tüketebiliyor. Alkol tüketimi de bazen gereğinden fazla olabiliyor. Bütün bu beslenme yanlışlarına strese bağlı duygusal açlıktan kaynaklanan yeme bozukluklarını ve sürekli oturmaktan kaynaklanan kalori harcama güçlüklerini de eklerseniz sorunun nedeni kolayca anlaşılıyor.

Bu sendroma yakalanan kadınlarda bel ve sırt ağrıları, varis, kemik zayıflaması gibi sorunlara da sık rastlanıyor. Birinci etken “oturmayı bilmemek”. İkincisi “gereğinden fazla oturarak çalışmak ve merdiven yerine asansör kullanmakta ısrar etmek.” Hareketsizlik çalışan kadınlarda -bunu stres de tetikleyebiliyor- toplardamarlarda dolaşım bozukluklarına sık sık rastlanıyor.

BİLGİSAYARLAR BOZUYOR

Zamanının önemli bir kısmını bilgisayar karşısında geçiren kadınlarda görme bozukluklarına da sık rastlanıyor. Uzun süre bilgisayar karşısında kalmak, gözde yorgunluğa, kurumaya ve duyarlılığa neden oluyor. Bilgisayar ekranına takılıp kalmak gözü yeterince kırpmamaya sebep oluyor. Bu durum gözde batma, yanma, kuruma gibi şikayetlere hatta kırma kusurlarına bile neden olabiliyor. Banka, borsa, finans sektöründe çalışan kadınlarda, bilim kadınları ve bilgisayar uzmanlarında bu soruna daha sık rastlanıyor.

Depresyon veya panik bozukluk sık görülüyor

Çalışan kadınlarda duygu-durum bozuklukları, depresyon ve benzeri ruhsal sorunlara yakalanma olasılığı da artıyor. Uyku problemleri sıklaşıyor. Ruhsal gerilim ve gerginlikler yoğunlaşıyor. Kısacası çalışan kadının sağlık sorunlarına biraz daha farklı bakmak, biraz daha farklı yaklaşmak gerekiyor. Çalışan kadının -özellikle çalışan annelerin- daha çok bedensel ve ruhsal desteğe olduğunun dikkate alınması gerekiyor. Hem iş kadını, hem eş, hem de iyi bir anne olmak kadının ruhunu da bedeni de yorabiliyor.

İşyerinde stresle baş etme yolları

Akşam yorgunluklarını engellemek için yağsız et, balık ya da tavuktan oluşan yüksek proteinli bir öğle yemeği yiyin (balık, et, tavuk, salata).

Gün sonunda rahatlamak ve ruh halinizi düzeltmek için karbonhidrat bakımından zengin bir akşam yemeği yiyin (makarna, bakliyat, sebze, salata).

Hazım sisteminizin hareketlenmesi için lifli beslenmeyi deneyin.

İş yükünüzü azaltın. Yapmanız gereken işler arasında bir seçim yapın ve size hangisi daha fazla zevk veriyorsa onu yapın.

“Hayır” demeyi öğrenin. Aşırı stres altında olan insanlar genellikle kendilerini ifade edemezler ve her şeyi yutarak, “Bunu yapmak istemiyorum” veya “Yardıma ihtiyacım var” demek yerine bütün işleri kendi başlarına halletmeye çalışırlar! Böylece kaldırabileceklerinden çok daha fazlasını yüklenirler.

Su için. Masanızda daima su bulundurun ve sık sık, yudum yudum için.

İyi uyuyun. Uykunun sizi dinlendirdiğinden ve beyninizi boşalttığından emin olun.

Öfkenizi dizginlemeyi öğrenin: Spor yaparak, duygularınızı dışa vurarak, biraz da bunlarla dalga geçerek gerginliğinizi azaltın.

Kaslarınızı gevşetin: Gün sonunda vücut derecesinden 1-2 derece yüksek olan küvette 15 dakika yatın.

Elinize sıkabileceğiniz bir şeyler alın: İşyerinizdeki masanızda bir el egzersiz aleti yada tenis topu bulundurun ve gergin olduğunuzda bunu sıkın.

Başkalarına yardımcı olun: Bu başarı duygusunu ve kendine saygıyı aşılar. Ayrıca başkalarının dertlerini görünce kendi sorunlarınızın ne kadar önemsiz olduğunu anlayabilirsiniz.

Dik oturun: Bu nefes almanızı kolaylaştırır.

Nefesinizi tutun, doğru nefes almayı öğrenin: Bu teknik 30 saniyede rahatlamanıza yardımcı olabilir. Derin bir nefes alın ve içinizde tutun. Ellerinizi parmak uçlarınızı birleştirerek itin. 5 saniye bekleyin ve ellerinizi gevşetirken nefesinizi yavaşça bırakın. Rahatlayana kadar bu hareketi 5-6 kez tekrarlayın.

Espri gücünüzü kullanın. Araştırmalar güldüğünüzde stresle savaşan beyin kimyasallarının salgılandığını göstermiştir.

10 dakikalık bir tatil yapın: Sadece gözlerinizi kapatın, derin bir nefes alın ve kendinizi deniz kenarında düşleyin. Güneşin sıcaklığını hissedin. Dalgaları dinleyin. Havadaki deniz kokusunu içinize çekin. Kendinizle stres arasına biraz mesafe koyun. Günde birkaç dakika süreli bir “tatil araları” size çok yardımcı olabilir.

Koklayın: Masanızda bir elma veya limon bulundurmak sinirlerinizi yatıştırabilir.

Sesinizi alçaltın: Eğer çok gürültülü bir ortamda yaşıyor veya çalışıyorsanız kulak tıkacı kullanmayı deneyin. Aldığınız tıkaçların, sesi en az 20 desibel azalttığından emin olun.

Programınızı gevşetin: Yapacağınız hemen hemen bütün işlerin sizin öngördüğünüzden daha uzun süre alabileceğinin farkına varın. Bir işi bitirmek için kendinize yeterli zamanı vererek anksiyetenizi azaltabilirsiniz.

Liste yapın: Stresi yenmek için önceliklerimizi belirlemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Her günün başlangıcında tanımlamanız gereken en önemli işinizi seçin ve onu bitirin. Eğer yapılacaklar listesi yapan biriyseniz bir kerede beşten fazla madde koymayın.

Strateji geliştirin: Bazı kişiler sizi gereksiz yere strese sokuyorsa, kim olurlarsa olsunlar, bir an durup kendinizi onların yerine koyun.

Boş zamanlar üretin: Mutluluk için yeterince bol boş zamana sahip olmak şarttır. Boş zamanları yeterince kuvvetli bir stres giderici olarak kullanabilirsiniz.

Esnek olun: Kolay öfkelenmeyin. Hiddetten ve şiddetten sakının. Kabul edebileceğiniz esneklik sınırlarını olabildiğince geniş tutun.

Ayağınızı yorganınıza göre uzatın: Gelirinizin üzerinde bir yaşam tarzı benimsemek hastalanmanıza neden olabilir. Alabama Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada karşılayamayacakları kadar yüksek düzeyde bir yaşam standardında yaşamaya çalışan ailelerde sağlık problemleri gelişme olasılığının yüksek olduğu bulunmuştur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND