Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Kadın ne istemez! erkek ne istemez!

Bir garip dünyada yaşıyoruz. Erkekler, kadınların ne istediğini sorusunun, kadınlar ise erkeklerin ne istediği sorusunun cevabını yıllardır bulamıyor. Ama kadınlara ve erkeklere dair cevabı bulunmuş sorular da var. Mesela kadın ne istemez, erkek ne istemez gibi..

Toplu taşıma araçlarında derli toplu oturmayan, sakız çiğneyen, askerlik anılarını dilinden düşürmeyen erkeklerden kadınlar pek hoşlanmıyor. Bu ’kara liste’ uzayıp gidiyor. Elbette erkeklerin de şikayet listesi uzun. Onlar da yanda…

Mel Gibson’ın ’Kadınlar Ne İster’ filmini çoğumuz izlemişizdir. Filmin ana karakteri yakışıklı reklamcı Marshall, geçirdiği kaza sonucu kadınların düşüncelerini okuma yeteneği kazanır ve bu özelliğini bir avantaj olarak kullanmaya başlar. Bu yetenek ona bir türlü çözülemeyen kadın dünyasının kapılarını açar. Bu yeteneğe rağmen Marshall bile kadınların dünyasını anlayamamışken günümüz erkekleri nasıl anlasın! Düşündük taşındık, hem erkeklere taktik vermek hem de hemcinslerimizin hislerine tercüman olmak için ’bir kadının erkekte tahammül edemediği haller’i araştırdık. ’Erkek tipolojisi’ tespitimiz ’benim ne kusurum var ki!’ diyen erkeklerin kulağına küpe olsun diyeceğiz ama erkekte küpe sevmeyen kadınlar da varmış. Peki, kadınlar erkeklerde neyi sevmez?

Çoraplarını top yapıp bir köşeye atan erkek: Ayakkabısının rengine göre çorap giyen erkekler parmakla gösterilecek kadar az olsa da çorabını çıkarttıktan sonra köşe vuruşu yapan erkeklerin sayısı bir hayli fazla. Eve geldiğinde çorap değiştirmeyen ve ayaklarını yıkamayan erkek de kadınların ’kokulu’ rüyası. Kimi ayakkabıyı çorapsız giyerek kendince çözüm bulmuş ama bizden söylemesi, kadınlar bundan hoşlanmıyor.

Cak cak sakız çiğneyen erkek: Çiğnedikleri sakızla kadınların ağzına sakız olan erkekler, ’muhteşem’ görüntüleriyle kadınları çileden çıkarıyor. Kabul etmeliyiz ki sakıza eziyet edercesine sakız çiğneyen kadınlar da var. Kadınların bu tarz sakız çiğnemesi daha alışıldık bir durum ama cak cak sakız çiğneyen erkek, pek sempatik bulunmuyor, belirtelim.

Kotun altına sivri burun kundura giyen erkek: Her kadın şık giyinen erkekten hoşlanır. Özellikle erkeğin ayakkabısına dikkat eden kadın sayısı az değil. Kotun altına sivri burun ayakkabı giyen erkek de kadınların gözünde yeteri kadar ’sivri’.

Hesabı göstere göstere ödeyen erkek: Güzel bir yemeğin ardından hesap gelir. Erkek, hesabı ödeyecek olmanın verdiği gururla hesap defterini şöyle genişçe açar ve artistik bir tavırla para ya da kredi kartını defterin arasına koyar. Kadınlar ise bu tavırdan hoşlanmaz.

Askerlik anılarını dilinden düşürmeyen erkek: Askerlik anılarını ısıtıp ısıtıp anlatan erkek kadınların kara listesinde!

Toplu taşıma araçlarında derli toplu oturmayan erkek: Otobüse adım atacak yer bulmanın sevinciyle taşıta binen kadınlar bir de oturacak yer buldular mı değmeyin keyiflerine. Tabii karşılarına ya da yanlarına yaylım yaylım yayılan bir erkek oturmuşsa kaçan keyfi tutana aşk olsun. Çok rahat oturan erkeğe tahammül edemiyoruz beyler.

Feminen giyinen ve takı takan erkek: Kadınlar kendi aralarında bile gardıroplarını paylaşmayı sevmezken şimdilerde yeni ortakları var. Tabii bu kadarla da sınırlı değil. Taşlı kolyeler, küpeler ve çeşitli aksesuarlarla kıyafetlerini renklendiren erkekler de kadınların tepkisini çekiyor.

Göbekli erkek: Erkekler ’göbeksiz erkek balkonsuz eve benzer’ söylemiyle ya da ’Türk kası bunlar’ cümlesiyle göbeğini göstere göstere kendilerini avutadursun kadınlar böyle erkekten de hoşlanmıyor.

Kıyafetini oraya buraya atıp kırıştı diye ütületen erkek: Pantolonda çift çizgi bırakarak ütü yapan kadınlar, erkeklerin sinirini bozsa da kadınlar erkeklerin ütülü kıyafetlerini ’çifter çifter’ oraya buraya atmasından hoşlanmıyor.

Espri yapmaya çalışan erkek: Kadınlar esprili erkeklerden hoşlanır hoşlanmasına ama altını çizmek gerekir ki bu bir yetenek işidir. Bu konuda yetenekli olmayan erkeklerin bu yetenekleri keşfetme çabaları onları dolaylı yoldan amaçlarına ulaştırıyor ve ortaya gerçekten ’komik’ manzaralar çıkıyor.

Yolda kalsa bile adres sormayan erkek: Erkeklerin doğuştan şoför olduğundan şüphemiz yok. Ancak yol bulamadıkları zaman bunu gurur meselesi haline getirip adres sormamazlık etmeseler keşke. Kadınlar ’bu yolu biliyorum ama karıştırmışım’ diye kendisine defalarca tur attıran erkeklerden de hoşlanmıyor.

“Arkasından atlı kovalıyormuş gibi yemek yiyen erkek, yere tüküren erkek, her ortamda küfreden erkek, maç izlerken kendinden geçen erkek, özel günlere önem vermeyen erkek, göğsü meydanda yaka bağır açık gezen erkek” şeklinde listeyi uzatmak mümkün tabii. Ne dersiniz kadınlar, derdinizi yeterince anlatabildik mi?

Erkek ne istemez!
Trafikte araba kullanmayı beceremeyen, 5 dakika deyip 55 dakika bekleten, topuklu ayakkabılarıyla davul çalan kadınlar erkekleri çileden çıkarıyor. Aslında tüm bunlar ne erkek, ne kadın meselesi. ’İnsan’ olarak birbirimize tahammül noktasında ’küçük’ görünen ’büyük’ imtihanlarımız…

İkinci viteste 80 ile gitmeye çalışan kadın: Erkeklerin büyük çoğunluğu kadınların trafikte olmasından hoşnut değildir. Bir de araba kullanmayı yeni öğrenmiş bir kadın trafiğe çıkarsa felaket. Risk almamak için ikinci viteste giden kadın, hiçbir zaman ibrenin 80’e yaklaştığının, arabanın ’yeter artık üçe at’ diye bas bas bağırdığının farkında olmaz. O etrafına gülücükler saçarak trafikte ilerleyedursun, geriye kalanını sanayide mesai yapacak koca düşünsün.

Pantolonda çift çizgi bırakan kadın: İşe geç kalmak üzere olan adam aceleyle giydiği pantolonda iki çizgi görürse ne yapar? Sinirinden patlar. Kısa süre sonra kabahatinin farkına varan kadın ’Sen bir çizgi istedin, ben iki çizgi yaptım, fena mı?’ tarzında bir espriyle olayı geçiştirmeye çalışabilir. Ne denir ki? Çizgisiz işe giden adama Allah sabır versin.

İş dönüşü çok soru soran kadın: Gün içinde yoğun stres altında çalışan erkekler eve dinlenmek için kendilerini atarlar. Velhasılı kelam kapıda onu yüzlerce soru karşılar. Bugün ne yaptın? İşler nasıl gidiyor? Öğlen ne yemek yedin? Hepsi en iyisinden seçilmiş bir ton soru. Erkeğin son cümlesini söyleyelim mi: Yeter be, bir dakika rahat bırak!

Teker büyüklüğünde küpe takan kadın: Kadınların takı merakı erkeği çileden çıkarır. Yolda yürürken bile teker büyüklüğünde küpe takan, avize büyüklüğünde kolyeler kullanan kadın, erkeğin öfkeli bakışlarına maruz kalabilir. İnsanoğlunun kendisine neden bu işkenceyi yaptığını düşünür durur. Not: Cevabı henüz bulunamadı.

Bugün üçüncü diziyi izleyemedim, diyen kadın: Kadınlar bir televizyon eleştirmeni gibi bütün dizileri takip eder. Hangi akşam, hangi kanalda ne var, hepsini bilir. Birini kaçırdılar mı başlarlar şikâyete: Geçen ilk dört bölümü anlatmıştım. Sence bu bölümde neler olur? Erkeğin gözü kumandadadır, aklında ise şu düşünce: Bu hafta maç saatinde güç bende olmalı.

5 dakika deyip 55 dakika bekleten kadın: Erkekler ile kadınlar vakit konusunda anlaşamaz. Kadın beş dakikanın yanına her daim bir beş daha koyar. ’Bir daha seni beklersem iki olsun.’ diyen erkek, her seferinde pazarda, alışveriş merkezinde, WC girişinde, kuaförde, telefon başında, asansör önünde istisnasız hep bekleyen olmuştur.

Altına metal çakılmış topuklu ayakkabı giyen kadın: Bu ayakkabıyı giyen kadınlar, işyerinde gürültü, sokakta görüntü kirliliği yapar.

Eşinin ayaklı takvim olmasını isteyen kadın: Özel günler; tanışma, nişan, nikâh, evlenme, doğum günü diye devam eder. Siz 365’e tamamlayabilirsiniz. Erkeğin tek çözüm yolu var. Ya özel gün mantığını hepten hiçe saymak ya da her güne özel olarak hazırlanmak. İsteyen 365 günün 6 saatini doya doya yaşayabilir.

Kibrit ya da bavul büyüklüğünde çanta taşıyan kadın: İçine sadece cep telefonu giren ya da eskici dükkânı giren çantayı bir kadın neden taşır? Erkek bu durumda ya ’Yanıma şunu alsa mıydım?’ diyen kadını teselli etmeye çalışır ya da bavulu sırtına alıp arkasından mağaza mağaza dolaşır. Özel bir günde temel ihtiyaçlarının sığdığı bir çanta almaya karar verir, daha sonra pahalı olduğu için vazgeçer.

Fabrika bacası gibi tüten kadın: Sigara kimsenin eline yakışmaz. Kadınların eline ise hiç yakışmaz. Sigara öldürür, sigara içen kadın ise adamı öldürür.

Pazar sabahı elektrikli süpürgeyi çalıştıran kadın: Erkek bütün hafta dinlenmenin, kadın temizlik yapmanın hayalini kurar. Pazar sabahı elektrik süpürgesinin sesi bütün apartmanı ayağa kaldırır. Adamın bir uyku keyfi vardı, o da gitti. Kadın bir de bugün beni biraz gezdir diye tutturursa vay haline.

Daktilo gibi not tutan kadın: Ders anlatılırken ortaokul heyecanıyla derse katılmaya çalışan, her soruya cevap vermek için bilmeden parmak kaldıran kişiler pek sevilmez. Hele bir de kadın ise. Ancak erkekler bu konuda temkinli davranır. Çünkü, sınav döneminde eksiksiz not alan kişilere işleri düşecekleri için hoşnutsuzluklarını belli etmezler. Ama bu tür kadınlardan hoşlanmadıkları su götürmez bir gerçektir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND