Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

John seymour ile nlp üzerine bir görüşme!

İngiltere’nin en deneyimli NLP eğitmenlerinden birisi olan Seymour’la röportajı yine bir NLP Trainer olan Belgin Öğrek yaptı.

İngiltere’nin en deneyimli NLP eğitmenlerinden birisi olan Seymour’la röportajı yine bir NLP Trainer olan Belgin Öğrek yaptı. Aynı zamanda TFT düşünce alanı terapisi uygulayıcısı olan Öğrek, Eğitimde NLP uygulamalarına yönelik Türkiye çapında seminerler veriyor. Aşağıda daha önce Kişisel Gelişim dergisinde yayınlanan iki uzman arasındaki NLP söyleşisini okuyacaksınız.
Röportaj Temmuz 2005’te yapılmıştır.

Belgin Öğrek: NLP yolculuğuna nasıl ve ne zaman çıktınız, anlatır mısınız lütfen?

John Seymour: NLP yolculuğuna nasıl ve ne zaman mı çıktım? Uzun zaman önce, ta 80’li yılların başlarında, galiba orta yaş krizine girdiğimde. Bir değişim dönemiydi. Eğitim ve öğretimde bir alt yapım vardı, ve ben farklı bir şeyler yapmak istiyordum. Hangisinin daha iyi ve etkili olduğunu anlamak için farklı psikolojiler, başta insan merkezli psikoloji, psiko-terapiler, karşılıklı danışma (co-counseling), biyoenerji, gibi bir çok farklı şeyleri araştırıyordum. İşte bu sırada NLP ile uğraşan bir hanımla tanıştım. NLP’ yi ilk kez o zaman duydum. Sinir Dili Programlamasından bahsedince, ben de ‘o da nedir?” dedim. Öğrenme ve gelişmeyle ilgili dedi. NLP, öznel deneyiminin nasıl işlediğini inceler. Ve tabii ki önemli, zira NLP dünyanın en iyi psikoterapistlerinin, müşterilerinin değişmelerine yardım ederken nasıl bu kadar etkili olduklarının modellenmesinden ortaya çıkmıştır. İşte NLP bu kalıpları senin ve benim öğrenebileceğimiz şekilde tasvir eder. Bu da bana ilgi çekici geldi. Bu olay, NLP ile karşılaştığım yıl olan 1982”de oldu. 1995’e gelene kadar Amerika’da John Grinder”ın yanında uygulayıcı eğitimi ve usta uygulayıcı eğitimimi tamamlamış, tam zamanlı NLP eğitimi işimi kurmuştum. Demek ki bunu duyup tam zamanlı işi kurmam, bu becerileri aktarmak suretiyle geçimimi kazanıp kazanamayacağımı anlamam üç yılımı almış. İşte böyle karşılaştım.

B.Öğrek: NLP’de becerilerinizi geliştirmenize geçmişte eğitimci olmanızın katkısı oldu mu?

J.Seymour: Oldu galiba, ama ben bunun pek farkında olmadım. Çünkü NLP çok farklıydı, daha geleneksel eğitim yaklaşımlarına tamamen farklı bir yaklaşımdı. Geçmişimle ilgili olarak şu kadarını söyleyeyim: öğrencilerimin aldığı sınav sonuçları okuldaki diğer 30 öğretmenin en iyileri kadar iyi idi. Ama ben yeni bir öğretmendim, çok deneyimim yoktu ve birden dedim ki; ‘John sen demek ki bir şeyleri doğru yapıyordun ki bir sürü iyi sonuç aldın.” Ama o ana kadar neyi doğru yaptığıma dair hiçbir fikrim yoktu. NLP’nin bana öğrettiği şu idi: doğal olarak becerili öğretmenin becerilerini modelleyebilir ve bunları başkalarına aktarabilirsin. Bu, öğretmen eğitiminde önemli olabilirdi. Bana sorarsanız, bu eğitimdeki en büyük sırlardan biriydi. İyi öğretmenler nasıl öğretiyorlar? Öğrencilerini nasıl hevesli hale getiriyor, onları nasıl öğrenmeye sevk ediyorlar? Çoğu kez iyi bir psikoterapist gibi, çok bireysel, çok farklı, öngörülmesi çok zor. Ancak kalıplar uydu. Böylece NLP, seçkin öğretmenlerin nasıl öğretmenlik yaptıklarına dair bana epeyce fikir verdi. Bu da bizi NLP’nin eğitimde nasıl kullanılacağı konusunda ilk kitaplardan birini yazmaya sevk etti.

B.Öğrek:Kaç kitap yazdınız? İlerde başka kitaplar da yazacak mısınız? Ayrıca yazmış olduğunuz kitaplardan bahsedebilir misiniz? Ve ne zaman yazdığınızdan? Kimler için? Ne için?

J.Seymour: Ta ilk başlarda, Joseph O”Connor ve ben, ikimizin bir NLP kitabı yazmaya ilgisi vardı. Bu da bir giriş kitabıydı, zira o zamanlar -sanırım yıl 87 idi- pazarda bir boşluk vardı. Dolayısıyla Joseph ve ben şu soruyu sorduk: “İnsanlar iyi bir NLP giriş kitabından ne bekler?” Biz de elimizden geleni yaptık. Adı ‘Introducing NLP’( ‘NLP’ye Giriş) oldu. Sonuçlara bakarsak, işe yaramıştı. Şu anda 40 dilde ve hala eskisi kadar çok satıyor. Sonra yine Joseph’le birlikte bir eğitim kitabı yazdık, ‘NLP ile Eğitim.’ Sonra yollarımız ayrıldı. Joseph harika bir yazardır, yazmayı da sever. Ben öğretmeyi yazmaya tercih ettim, bu nedenle çoğunlukla NLP kursları açtım. Derken meslektaşım olan Martin ile birlikte, yakın zamanlarda DK işletme yönetimi dizisi için, ” Zirve Performans” üzerine bir kitap yazdık.
Bu kitap, özellikle Çin’de çok başarılı oldu. Zira orada şu anda gelişmekte olan bir pazar var. Birkaç tane daha yazabilirim belki ama benim ilk tercihim gruplarla çalışmak ve öğretmek. Bu nedenle köşeme çekilip birazcık daha vaktim olana kadar, yazma konusunda yakın zamanlı herhangi bir planım yok. Beni ilgilendiren bir takım şeyler var. Birisi, biz insanların kendimizi iyiye doğru dönüştürebileceğimiz, geliştirebileceğimiz, yaşadığımız süre içinde daha çok büyüyebileceğimiz en etkin stratejileri aramaktır. Bu nedenle, dönüşümün düşünce ve davranış kalıpları (memes) üzerine bir kitap olabilir belki. M-E-M-E-S’in anlamı insan kültürlerinde yayılan düşünce ve davranış kalıplarıdır. Bu biraz ihtisas işi ama ilgimi çok çekiyor. Bana göre, hem bireysel hem de toplu olarak daha hızlı öğrenmeye ve değişmeye başlamazsak, bu gezegende çok büyük problemlerimiz olur. Bundan nasıl kurtulacağımız belli değil. Bana öyle geliyor ki sahip olmaya değer bir gelecek konusunda yeni düşünce şekillerine ve bir takım yeni vizyonlara ihtiyacımız var.

B.Öğrek: Peki, NLP eğitimde nasıl kullanılabilir ya da uygulanabilir? Eğitimciler bundan ne elde edeceklerdir?

J.Seymour: Bu oldukça büyük bir soru, o zaman gelin aşama aşama gidelim. NLP eğitimde nasıl işe yarayabilir? Eğitim alanında bir takım mükemmel öğretmenler var. Doğuştan yetenekli öğretmenler var, çocuklara ilham verirler, çocuklar güdülenir ve öğrenirler, hem de başka yerde olduğundan çok daha fazla öğrenirler. Soru şu: Bu nasıl oluyor? Mükemmel öğretmenlerin yaptığı nedir? Öğretmenlik eğitimi dersleri almışlardır, bu kurslar ise her zaman mükemmel öğretmenler yetiştirmiyor. Yetenekli öğretmenlerin fiilen yaptıklarını modellemeyi araştırmak için önemli bir araştırma işi var. Düşünce ve davranış konusunda anahtar beceriyi tespit ederek, yeteneği oluşturucu parçalarına ayırır ve bunları öğretmen eğitimi derslerine sokarsınız. Öğretmenlik mükemmeliyetinin anahtar becerileri hangileri ise onlara odaklanabilirsiniz aslında.

Bu beceriler nelerdir, araştırma gerçekten yapılana kadar, bilemem. Tahmin ederim ki farklı ülkelerde ve farklı kültürlerde farklılıkları olan ortak çekirdek beceriler olacaktır. Bu ülkede Açık Üniversiteye başvurduk, zira bu, buna benzer bir projesi olan en büyük öğretmen eğitimi kurumudur. Bu proje için en yüksek seviyede birtakım yardımlar aldık. Ancak bu beceriler zamanlarının çok çok ilerisindeydi, biz de buradan pay alamadık. Fakat sanırım o zamandan beri şartlar olgunlaştı ve bu beceriler yakında modern eğitime girecektir. Bu ülkede, NLP’nin öğrenmeyi hızlandırdığını gösteren daha esaslı araştırmalara ihtiyacımız var. Şu anda eski öğrencilerimden biri, oldukça küçük NLP girdilerinin ileri eğitimdeki sınav sonuçlarında nasıl bir iyileşme sağladığını göstermek için doktora çalışması yapıyor. Doktora çalışmasını bitirdiğinde, olumlu sonuçlar alırsa -ki öyle görünüyor- NLP ile öğrenme verimliliğini ve sınav sonuçlarını artırabileceğinizi gösteren önemli bir araştırmaya sahip olacağız.

Odak noktası, çalışma becerilerini modellemek ve bu yolla, öğrencilere nasıl öğrenileceğini öğretmektir. Demek ki ümit var. Ayrıca, özellikle öğretmenler için tasarlanmış bir iki tane uygulamalı NLP kitabı olması gerekir diye düşünüyorum. Şu anda buna en yakın olanı, Eric Jensen”in, çok iyi olan ve hızlandırılmış öğrenme metodolojilerini NLP ile birleştiren, eserleridir. Ancak kanaatim odur ki, eğer geleceğe doğru yirmi ya da otuz yıllık bir sıçrama yaparsak, bu beceriler, yahut bunlara çok yakın olanları öğretmen eğitimi derslerinin merkezî bir parçası olacaktır.

Böylece öğretmenlerimiz çok daha iyi olacak ve çocuklarımız çok daha hızlı ve çok daha fazla gelişecek. Ancak değiştirmemiz gereken diğer şey de müfredattır. Sizin ülkenizde nasıl dır bilmiyorum ama öğretmenlerimizin çoğu önceden hazırlanmış bir müfredatla adeta kıpırdayamaz bir haldedirler. Zamanı çoktan geçmiştir ve çok az serbestlik sağlar ki bu durum mesleği öğretmenlik olanlar için oldukça şevk kırıcıdır. Pek yakında bir noktada müfredatın değişmesi gerekir, zira artık şu anla ilgisi kalmamıştır. Bugünün dünyasında yaşayan çoğu çocuklar açısından yeterince uygun değil. Bu nedenler sanırım eğitimde çok büyük bir değişim için sebep var ve NLP de bunda önemli bir rol oynayacak. Zaten işletme eğitimi dünyasında –ki işimizin çoğunu burada yapıyoruz- bu, önemli bir ölçüde meydana geldi.

B.Öğrek:Sizin NLP kurslarınızın yüksek kalitede olduğu biliniyor. Kurslarınızda kaliteyi nasıl devam ettiriyorsunuz?

J.Seymour: Bilmem. O konuda çok düşünüyorum ve elimizden geleni de yapıyoruz. Benim açımdan bu o kadar önemli bir soru ki beni hep büyüler. İşe yarayıp yaramadıklarını anlamak için hep farklı şeyler yapmaya çalışırım. Bir nokta hariç belli bir şeye işaret edebileceğimi sanmıyorum: Kalite kontrolü problemi çözmek bir yana yaklaşamadım bile. Dolayısı ile, bu kursta olduğu gibi, beni sürekli denemeye sevk ediyor. Bunu deneyebilir miyiz, belki bu daha çok işe arar, belki de şu. Kursta öğrencilerden bir şeyler öğreniriz ve yıllar içinde çoğu insan için çoğu zaman işleyecek şekilde NLP becerilerinin nasıl öğretileceğini keşfettik. Ama bu benim için ucu açık bir soru ve belki de bu onun bir parçasıdır. Kaliteyi ancak, sürekli olarak arıyorsanız gerçekten verebilirsiniz. Zaten bulduğunuzu ya da ne olduğunu bildiğinizi sanıyorsanız, o zaman kaliteyi kaçırdınız demektir.

B.Öğrek:İngiltere’de ne zamandan beri NLP kursları düzenleniyor, ve şu anda ne safhadadır?

J.Seymour: İlk kurslar 1980 ya da 1981’de başladığını sanıyorum. Eileen Watkins-Seymour (hiçbir akrabalığım yoktur) ilk Amerikalı NLP eğiticilerini getirme girişiminde bulundu. Sonra 1985’te biz ve bir takım başka büyük organizasyonlar başlattık. İlk beş yılda beş tane büyük eğitim organizasyonu vardı. Fakat başka bir çokları da vardı, bunların çoğu geldi, geçti. Oldukça yüksek bir açılma-kapanma oranı vardı, zira bu düşük maliyetli bir işletmedir ama sürdürülmesi hayli zordur.

Fiili eğitimin her günü için arka planda epeyce çok sayıda iş günü vardır. Ve pazarlama ve satışta da oldukça iyi olmanız gerekir. yoksa yaşayabilmesi için yeterli sayıda insan bulamazsınız. Tahminime göre İngiltere”de elli küsur farklı kuruluş vardır. Çoğunluğu oldukça küçük, birkaçı büyük. Diyeceğim şu ki, 1980’lerde NLP eğitimi sıfırken, bugün ise iş dünyası başta olmak üzere, geniş bir yayılma alanı bulmuş ve önemli bir beceri kaynağı haline gelmiştir. Gidin herhangi bir büyük şirkete, genellikle insan kaynakları bölümünde, birkaç NLP uygulayıcısı ve usta uygulayıcılar bulursunuz. Fakat NLP’nin etkisi bununla kalmamıştır. Bazı tahminlere göre, NLP becerilerinin % 90’ı başka isimler altında yeniden etiketlenerek satılmaktadır. Bu da ana kültürün içine doğru bir yayılmayı temsil etmektedir. “Rapport” (karşılıklı anlayışa dayalı ilgi), “outcome” (arzu edilen sonuçlar) –ki bunlar NLP kelimeleridir- uzmanlık alanına ait kelimelerden bazıları, günümüz dilinin parçası haline gelmiştir. Bu yüzden NLP boyutunun ötesinde bir etkiye sahip olduğunu sanıyorum. Tüm farklı alternatif insan psikolojilerinin arasında, NLP, muhtemelen en büyük ve en faydalı etkiyi yapmıştır. İnanıyorum ki bunun sebebi gerçek insanlara gerçek yaşamlarında tekrar tekrar büyük fark yaratan temel becerilerin faydalı olmasındandır.

B.Öğrek: NLP’de değişim yaşanıyor. Dynamic NLP (Dinamik NLP), New Lines in NLP (NLP’de Yeni Hatlar) gibi yeni adlar veriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

J.Seymour: Hımmm, zor.. ne diyebilirim ki? Pazar güçleri, markalama ve yeniden adlandırmada devamlı denemelere yol açacaktır. Bununla birlikte, bir disiplinin canlı kalması için, devamlı değişim ve gelişim olması gerekir, aksi halde fosilleşecektir. Tarihi bir kalıntı olacaktır. NLP oldukça gayri resmi bir şekilde evrim geçirir, herkes yeni becerileri, modelleri ve kalıpları araştırmada, geliştirmede ve sunmada serbesttir. NLP topluluğu tüm dünyada veya herhangi bir ülkede, en faydalı becerileri ve kalıpları etkin bir şekilde seçer. Bu yüzden bir disiplin ya da çalışma sahası olarak NLP’nin evrimine yol açan becerilerde bir çeşit doğal seleksiyon vardır. Mesela, geçen on yılda, Ken Wilber’in eseri, iyi sonuç verecek şekilde, NLP ile entegre olmaya başladı. Birçok insan Wilber’i bugün yaşayan en etkili filozof/psikolog olarak kabul etmektedir. İnsan gelişiminin evreleri ve türleri konusunda en iyi haritaları verir ki bunlar, NLP’nin dönüşüm becerileri için güçlü bir çerçeve sağlamaktadır.

BELGİN ÖĞREK KİMDİR?
Belgin Öğrek Samsun Anadolu Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi ( Linguistics) Bölümünü bitirdi. Öğrek NLP Practitioner ve Master Practitioner eğitimini İngiltere’de Centre NLP’ de, Trainer eğitimini Bristol’da John Seymour Associates’ te aldı. Ayrıca Thought Field Theraphy TFT ( enerji odaklı değişim) uygulayıcısıdır. 1997 yılından bu yana çok sayıda kurum ve organizasyonlarda İngilizce ve Türkçe dillerinde “Eğiticinin Eğitimi” – “ Beyin Temelli Öğrenme ve iletişim” alanlarında seminerler vermektedir. Uluslar arası beyin sağlığı vakfı DANA Alliance For The Brain tarafından organize edilen “Beyin Haftası” etkinliklerini gerçekleştiren Türkiye’deki ilk ve tek eğitimci üyesidir.

JOHN SEYMOUR KİMDİR?
Dünyacı ünlü NLP (Sinir Dili Programlaması) uzmanlarından birisi olan John Seymour, danışmanlık, eğitmenlik ve yazarlık yapıyor. Seymour, ilk NLP eğitimini 1982’de John Grinder daha sonra Richard Bandler ile yaptı. 1985 yılında ise İngiltere’nin en büyük NLP eğitim merkezlerinden biri olan John Seymour Associates’i bireysel ve organizasyon eğitimleri gerçekleştirmek üzere kurdu.. Seymour halen, ulusal sağlık ve eğitim kurumları dahil olmak üzere pek çok organizasyona danışmanlık yapıyor ve eğitimler veriyor. Pek çok dilde yayınlanan ve hala en çok satanlar arasında olan ‘NLP’ye giriş” ayrıca “ NLP ile Eğitim” kitaplarını Joseph O’Connor , “ NLP ile Zirve performans” kitabını Martin Shervington ile birlikte yazdı. Eğitim alanında iki, Uygulamalı Humanistik psikoloji alanında bir üst lisans diploması var.

John Seymour Associates and NLP Training hakkında daha fazla bilgi için:
Bireyler için kurslar: www.johnseymour-nlp.co.uk

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND