Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

İyi patrona düşmenin yolları

İyi patron; güçlü görüşlere sahip, dinlemesini bilen, çok soru soran, değişmeyen inançlara sahip olmayan, yardım eden ve yardım kabul eden bir profil çiziyor. İyi patrona sahip olmanın ise pek çok avantajı mevcut…

İyi patron dinlemesini bilen, gerektiğinde özür dileyen, net hedefler koyan kişiler olarak tanımlanıyor.

ABD’de yaklaşık 21 milyon patron var. Çalışanların ise yüzde 90’ı hiyerarşik düzeyde en az bir patrona sahip. Bu kesim, ekonominin büyük bölümüne de yön veriyor. Hatta onların aldığı aksiyonlar herkes tarafından takip ediliyor. Son dönemde başarılı işlerin çoğunun “iyi patron”ların eseri olması ise dikkat çekici… Bu durum da “iyi patron” olmayı artık eskisine göre daha önemli bir hale getiriyor.
Provokatif iş kitaplarıyla tanınan ve en çok satanlar listesinde kitapları sürekli liste başı olan Stanford Profesörlerinden Robert Sutton da aynı görüşte. Son kitabı “Good Boss, Bad Boss”da (İyi Patron, Kötü Patron) bu konuya değinen Sutton, günümüz dünyasında iyi patron olmanın başarıyı getirdiğine inanlardan.

Peki bir patronu iyi yapan kriterler neler? Sutton, kitabında bu konuyu derinlemesine incelemiş. Yaptığı araştırmalar ve pek çok çalışandan gelen geri dönüşler ışığında Sutton’a göre iyi patron; güçlü görüşlere sahip, dinlemesini bilen, çok soru soran, değişmeyen inançlara sahip olmayan, yardım eden ve yardım kabul eden bir profil çiziyor.

İyi patrona sahip olmanın ise pek çok avantajı mevcut… 3 bin 122 çalışan arasında 10 yıllık bir süreyi kapsayan araştırmaya göre düşünceli, net hedefler belirleyen, değişiklikleri iyi şekilde entegre edebilen “iyi patrona” sahip kişilerin kalp krizi geçirme riski bile yüzde 20 oranında azalıyor. Bu profildeki iyi patronla 4 yıl birlikte çalışma şansı olan çalışanlarda ise riskin yüzde 39 azalması dikkat çekici.

Gallup’un 2 bin 500 farklı iş kolundan 100 bin çalışan üzerinde yaptığı araştırma ise farklı çarpıcı sonuçlarla dolu. Bu araştırmaya göre iyi patron şirket içindeki çalışanların performansının tırmanmasına neden oluyor. Sutton’a göre insanlar iş değiştirirken aslında organizasyonları terk etmiyor, patronlarını bırakıyorlar. Tüm bu çarpıcı veriler ve örnekler ışığında Sutton’a göre iyi patron olmak için gerekli kriterler ise şöyle sıralanıyor:

1.DENGEYİ SAĞLAYAN KAZANIYOR
İyi yönetici olmanın ilk koşullarından bir tanesi dengeli olmak… Bu konuda Los Angeles Dodgers takımında yöneticilik yapmış efsanevi koçlardan Tommy Lasorda’nın yaklaşımını örnek almak mümkün. Lasorda, “Yönetmek bana göre bir kuşu elde tutmaya benzer. Eğer çok sıkarsanız kuş ölür, çok gevşek bırakırsanız da onu kaybedersiniz” diyerek bu konuda patronlara önemli bir mesaj vermiş durumda. Günümüzde de etkin liderler, bu dengeyi iyi sağlayabilenler arasından çıkıyor. İyi yöneticilerin çoğu, çalışanlarını kimi durumlarda kendi başlarına bırakmanın iyi bir yöntem olduğunu çok iyi biliyor. Günümüzde olduğu gibi pek çok yönetici ise çalışanları yakından izlemenin performansı artırdığına inanıyor. Oysa araştırmalar gösteriyor ki yöneticinin yapılan işi yakından izlemesiyle o işin iyi yapılması arasında hiçbir bağlantı yok. Ayrıca gereksiz ve hiçbir amaca hizmet etmeyen sorular sormak da çalışanların işlerini bölmekten başka bir işe yaramıyor. Sürekli bu tür bir baskı altında olan ve izlenen çalışanların yaratıcılıkları da gözle görülür şekilde azalıyor. 3M’in AR-GE departmanını 10 yıldan fazla yöneten William Coyne, kendi işinin en önemli parçalarından birinin insanları yaptıkları işle baş başa bırakmak, hatta diğer meraklı yöneticilerin ilgisinden de bu kişileri uzak tutmak olduğunu söylüyor. “Bir fidanı ektikten sonra, her hafta nasıl büyüyor diye o fidanın yerini kazmazsınız. Yöneticilik de buna benzer” diye konuşuyor.

Patronların gerekli zamanlarda çalışanlarına önderlik etmesi, onları disipline etmesi ve yol göstermesi de şart. Dünyaca ünlü tiyatro direktörü Frank Hauser, kendi oyunlarıyla ilgili bu konuda çok faydalı bir yaklaşıma sahip. Bu yaklaşımı çalışanlar üzerinde de düşünmek mümkün. Hauser, “Biz oyun olarak adlandırılan çocuğun ebeveyni değiliz. Onun doğumunda klinik nedenlerden dolayı bulunuyoruz. Doktor ya da ebe gibi… İşimiz çoğu zaman tüm olayı dikkatlice izleyip bir zarar gelmesini önlemekten ibaret. Ancak işler ters gittiğinde klinik ve doğru müdahale yapmamız önemli. Hatta çocuğun yaşaması bu müdahalenin başarısıyla doğru orantılı” diye konuşuyor.

2.CESARET AŞILAMAK GEREK
İyi patronlar kendilerini ufak çaplı bir koşunun değil bir maratonun parçası olarak görür ve düşünür. Burada cesaret ve kararlık gibi kavramların önemi büyük. Albert Einstein, “Ben çok akıllı olduğum için değil, sadece başka insanlardan çok daha fazla problemler üzerinde düşündüğüm için bu noktaya geldim” demiş. İyi patronlar da hem kendilerine hem de çalışanlarına cesaret ve kararlılık aşılayan kişilerdir. Sabırlı, önderlik eden bir yapıya sahiptirler. En önemlisi kendilerini ve diğerlerini ileriye doğru gitmek için cesaretlendirirler. Silikon Vadisi’nin parlak yıldızlarından Reactivity’e CEO olarak atanan Glenn Osaka da bu tür liderlerden biriydi. Reactivity ilk başlarda, o yıllardaki her dot.com şirketi gibi, önemli kazançlar elde etti. Ancak 2001 sonrası BT balonu patladıktan sonra gelirlerinde önemli bir düşüş yaşadı. Glenn ve takımı o yıllarda pek çok BT şirketinin aksine vazgeçmedi ve cesaretle durumun üzerine gitti. 2002 yılında şirketi bir bakıma “yeniden başlattılar.” Çalışan sayısını 70 kişiden 13’e indirdi. Çalışanlarını şirketin kurtulması için yeni iş modelleri düşünmeleri doğrultusunda adeta itekledi. Bunun dışında takımını yeni ürünler geliştirmek, doğru insanları işe almak ve müşteri bulmak konusunda da baskı altında tuttu. Glenn Osaka, o anda şirkete para getiren bir yazılım dizaynırının danışmanlık yapmayı bırakmasını sağladı. O kişinin o sırada yaptığı iş para getirse de şirketin hayatta kalması sadece yeni ürün satmakla ilgiliydi. Bu nedenle şirket içindeki hiçbir çalışanın başka konulara odaklanmasına izin vermedi. O dönemin teknolojiden sorumlu başkan yardımcısı, “Bu dönüşüm sırasında şirkette kalan herkes satış işiyle ilgilendi. Hatta herkes direkt müşteriyi arayıp onlara satış yapmak için çalışıyordu. Bu durum pek çok mühendisi oldukça zorladı” diye konuşuyor. Glenn Osaka’nın şirketi cesaretle yönetmesi ise meyvesini çabuk verdi. Reactivity önemli müşteriler elde etti. Cisco tarafından 2007 yılında 135 milyon dolara satın alındı.

3.İNOVASYON İÇİN RAHAT ALAN
İyi liderler, şirket içinde her türlü fikrin tartışılabileceği “rahat alan”lar yaratmayı iyi bilir. Bu tür rahat alanlarda çalışanlar, tam oturtamadıkları, çok uçuk görünen ya da tamamlamaktan korktukları fikirleri gün yüzüne çıkarabilir. En önemlisi bu tür alanlarda bu fikirlerini yargılanmaktan, aşağılanmaktan ve küçük düşmekten korkmadan sergileyebilirler.
İnovasyon konusunda dünyanın önde gelen danışmanlık şirketlerinden İDEO’nun ortaklarından Diego Rodriguez, yaratıcılık isteyen liderlere “Yanlış yapmak için bir yeriniz var mı ve nerede” sorusunu sorduğunu söylüyor. Sonuçta inovatif bir fikir üretmek için pek çok fikrin tartışılması gerekir. Bu fikirlerin içinden işe yarayanların oranı aslında oldukça da düşüktür. Kötü bir patronun elinde bu süreç, fikir üreten kişilerin küçük düşmesi gibi sonuçlar da doğurabilir.

ABD’nin önde gelen hiciv gazetelerinden biri olan The Onion, fikir yaratmak için rahat alana sahip ender örneklerden biri. Gazetenin yazarları hata yapmak için bir yere sahipler. Burada yapılan toplantılar günler sürebiliyor. The Onion, basit bir şekilde haberi hicvederek farklı bir iş çıkarıyor. Şu anda 3 milyon basılı gazete okuyucusuna ve 35 milyon aylık online okuyucuya sahip. Gazetenin editörü Joe Randazzo, her hafta 3 günlük beyin fırtınaları gerçekleştirdiklerini söylüyor. Takım bir odada oturuyor ve sürekli bir başlık ya da manşet üretiyor. İlk gün yaklaşık 600 başlık ortaya çıkıyor. Bunlar en son gün 18’e kadar indiriliyor. Daha sonra bu başlıklar haftalık gazete için hikaye haline dönüştürülüyor. Randazzo, bu beyin fırtınası seanslarının oldukça rahat geçmesini sağlıyor. Bu sayede çalışanlar ortaya fikirler atmaları gerektiğini ve bu fikirlerden dolayı yargılanmayacaklarını biliyorlar. Zaten bu fikirlerin yüzde 95’i de hayat bulmuyor. Randazzo’yu, Washington Post 30 yaşında, herhangi bir patronsal kibire ve üstten bakan yapıya sahip olmayan, alçakgönüllü bir profile sahip yönetici olarak tanımlıyor.

4.DOĞRU KAVGA ETMEK ŞART
Bilge patronlar iyi bir kavgadan da asla kaçınmaz. Hatta bu iyi kavgadan pek çok şey elde etmeyi de bilirler. Pek çok araştırma gösteriyor ki kişiler bir fikir üzerinde tartışıyor hatta kavga ediyorlarsa çok daha yaratıcı ve verimli olabiliyorlar. İyi bir tartışmanın şirketlere büyük başarılar getirdiği zaten başarılı örneklerden de anlaşılıyor. Bu konuda en çarpıcı ve başarılı örneklerden biri hiç kuşkusuz Intel… Şirket, 1968 yılında kurulduğu günden bu yana “yapıcı karşı karşıya gelme” stratejisini benimsemiş durumda. Hatta işe her yeni başlayan kişi meydan okuma konusunda eğitim alıyor. İyi patronlar bu tür meydan okumalar ve kavgalardan yaratıcı fikirler elde etmeyi başarır. Bunun için insanların fikirler üzerinde eşit şekilde tartışabilmelerini sağlamak yeterli. Burada hiyerarşik düzenin fikirleri zedelemesine izin vermemek ise anahtar kural…
Oscar ödüllü direktör Brad Bird, The Incredibles’ı çekmek üzere işe alındığında Pixar’ın yaratıcıları Steve Jobs, Ed Catmull ve John Lasseter ondan Pixar’ın statükosuna meydan okumasını istedi. Pek çok şirket içeriye taze kanı işler kötü gittiğinde alır. Pixar ise Bird’ü Toy Story ile başlayan önemli yapıtlardan sonra işin içine kattı. Çünkü Pixar’ın kurucuları işler aşırı iyi gittiği için endişeye kapıldı. Bird’ün görevi ise bu rehaveti yıkmaktı. Steve Jobs ve arkadaşları Bird’e, “Hiç çekinmeden bizim beynimizdekilere meydan oku ve bizim düşüncelerimizi altüst et” mesajını verdi. Bird, Pixar’ın teknik ekibine gerçek saç, su ve ateş gibi çekim tekniklerini kullanmak istediğini söylediğinde bunun 10 yıl zaman alacağı ve en az 500 milyon dolar maliyet getireceği yanıtını aldı. Bird, tüm bu öngörülere meydan okudu ve yeni bir takım oluşturdu. Bu takımda genel olarak farklı fikirleri nedeniyle dışlanmış kişiler yer aldı. Bird takımıyla birlikte filmi 100 milyon doların altında bir bütçeyle ve başarıyla tamamladı. Bird’ün takımı, filmi yaparken sürekli tezat düştü ve tartıştı. Ancak Bird, iyi bir kavganın büyük bir yaratıcılık doğuracağının farkındaydı. Sonuçta da Oscar ödüllü bir iş ortaya çıktı.

5.VERİMLİ YÖNETİMİN FORMÜLÜ
İşletme-yönetim dünyası uzun yıllardır toplantı yönetiminin öneminden bahsediyor. Bu konuda pek çok makale ve yazı da mevcut… Ancak efektif önlem alan lider ve patron sayısı oldukça az. Yine de iyi patronun toplantıları verimli kıldığı bilinen bir gerçek… ABD’li yiyecek ve içecek şirketi Reily’nin CEO’su David Darragh, etkin toplantının ayakta yapılacağını düşünenlerden. Darragh, haftanın 4 günü kendi odasında 15 dakikalık toplantı yaparak kararların kısa ve etkin bir şekilde alınmasını sağlıyor.

Haftanın bir günü de 90 dakikalık “oturmalı düzen” toplantı yapılarak işler derinlemesine tartışılıyor. Darragh, “Bu 15 dakikalık toplantılar sayesinde istediğimiz sıklıkta toplanabiliyoruz. Pek çok alanda olduğu gibi sık tekrar önemli ve düzgün sonuçlar elde etmemizi sağlıyor. Ayrıca sık sık toplanmak çalışanlar arasındaki ilişkinin de gelişmesini sağlıyor” diye konuşuyor.
Zamanı iyi kullanmak e-mail, mesaj, telefon ve ziyaretçi yönetiminde de kritik bir öneme sahip. Araştırmalar bir kişinin bir işle uğraşırken bölünmesinin ardından ortalama 25 dakika içinde önceki işe yeniden konsantre olabildiğini gösteriyor. Başka bir araştırma da işi yarım kalan kişinin işine yeniden döndüğünde daha hızlı çalıştığını gösteriyor. Bu hızın ise önemli negatif sonuçları olabiliyor. Kişi zamanı az kaldığı için daha hızlı olmaya çalışıyor ve daha stresli ve kafası karışık bir şekilde işini bitiriyor. Bazı bölünmeler ve kesintiler gerekli olabiliyor. Ancak iyi bir liderin ve patronun yapması gereken en önemli şey çalışanlarının gereksiz şeylerle işlerinde kesintiye uğramasını engellemektir. Bu sayede çalışanlar zamanlarını iyi bir şekilde kullanabilirler.

6.ZOR İŞE ÇABUK ÇÖZÜM
Her patron çalışanını mutsuz edecek kararlar vermek zorundadır. Bütçeyi reddetmek, insanları uyarmak, gerekirse işten kovmak gibi tatsız işlerin çoğunu CEO’lar kariyer hayatları boyunca sürekli yapar. İyi liderler ise bu kaçınılmaz aksiyonları vakit kaybetmeden ve efektif bir şekilde yapanlar arasından çıkar. Bu tür zor kararları erteleyen kişiler, başarısız lider olarak tanımlanır.
Bu konuda en ilginç örneklerden biri Southwest Havayolları’nda yaşandı. İK’nın başına Ann Rhoades geçtiğinde oldukça zor bir görevle baş başa kaldı. Şirketin Morris Air ile birleşmesinin ardından yönetici olarak Southwest’e geçen David Neeleman’ın işinden atılması kararını Rhoades verenlerden biriydi. Neeleman’ın sürekli Southwest hakkında şikayet etmesi şirketin üst düzey yönetimini zayıf gösteriyordu. En önemlisi şirketin sıcak ve uzlaşmacı kültürüne de büyük bir tehdit oluşturuyordu. Tüm bunların sonucunda Ann Rhoades, göreve geldikten kısa bir süre sonra şirketin önemli yöneticilerinden birisinin işine son verilmesi kararına imza atanlardan biri oldu. Hatta Neeleman’a bu kararı kendisi bildirdi. Sonuçta patronların ya da yöneticilerin başkalarını incitecek kararları vermeleri kaçınılmazdır. Burada ne yaptığınızla, nasıl yaptığınız arasındaki fark çok önemli. David Neeleman işinden atıldığı zaman Ann Rhoades’in bunu kendisine bildirmesinden memnun değildi. Yine de Rhoades’in bu konuyu ele alma ve kendisine bu haberi verme biçiminden o kadar etkilendi ki Rhoades’i birkaç yıl sonra kendi kurduğu JetBlue Havayolları’nda İK’nın başına hiç tereddüt etmeden getirdi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND